Yüksek Duygusal Zeka

Prof. Dr. Münevver Yalçınkaya


Yüksek duygusal zekaya sahip bireylerin gösterdiği belirtiler, aşağıda sıralanmıştır. Duygusal zekası yüksek kişi; Duygularını açıkça ve "........... hissediyorum" diyerek ifade eder. ".........gibi hissediyorum" veya "şöyle hissediyorum ki..." gibi düşünce belirten sözcüklerle duygularını gizlemez.
Duygularını ifade etmekten çekinmez.
"Korku, kızgınlık, suçluluk, mahcubiyet, zorunluluk, hayal kırıklığı, çaresizlik, güçsüzlük, bağımlılık, aldatma, cesaretsizlik" gibi olumsuz duyguların esiri olmaz.
Sözsüz iletişimi de kavrayabilir.
Hayatı boyunca duygularının kendisine yol göstermesine izin verir.
Duygularını sebep, mantık ve gerçeklik ile dengeler.
Görev, suçluluk, güç kullanımı veya zorunluluk gibi nedenlerden ötürü hırstan uzak durur.
Bağımsızdır ve kendine güvenlidir.
Kendi kendisini motive edebilir.
Duygusal olarak esnektir.
İyimserdir. Başarısızlığı içselleştirmez.
Diğer insanların duygularına ilgi gösterir.
Duyguları hakkında konuşurken rahattır.
Korku veya kızgınlık onu hareketsiz bırakmaz.
Birden fazla duyguyu bir arada tanımlayabilir.

DÜŞÜK DUYGUSAL ZEKA BELİRTİLERİ
Düşük duygusal zekaya sahip bireylerin gösterdiği belirtiler, aşağıda sıralanmıştır.
Duygusal zekası düşük kişi;
Duyguları için sorumluluk almaz, aksine diğer kişileri sorumlulukları yüzünden suçlar.
"............hissediyorum" sözcüklerinden oluşan iki kelimeyi bir arada kullanamaz.
Niçin o şekilde hissettiğini açıklayamaz veya bunu başka bir kimseyi suçlamaksızın yapamaz.
Saldırır, suçlar, emreder, eleştirir, araya girer, hor görür, azarlar, öğüt verir, herkesi yargılar.
Duygularınızı ifade ettiğiniz zamanlarda sizi çözümlemeye kalkar.
Cümlelerine sık sık "Sanırım sen....." diye başlar.
Sizin üzerinizde suçluluk duygusu oluşturmak ister.
Bilgiyi saklar veya duyguları hakkında yalan söyler. (Duygusal sahtekarlık)
Duygularını abartır veya asgari düzeyde gösterir.
Olayların gelişip daha sonra da yok olmasına seyirci kalır veya kendisine oranla daha küçük olan şeylere karşı güç kullanarak karşılık verir.
Uyum sıkıntısı ve bilinç eksikliği gösterir.
Kin tutucu ve acımasızdır.
Onunla gerçekten anlaştığınız konuları bile anlatmaz.
Ortalıkta olmaktan huzursuzluk duyar.
Duyguları hakkında konuşmaktansa onları hareketleri ile açığa vurur.
Oyun oynar; kaçamak ve aldatıcı davranır.
Başkalarının duygularına karşı hassas değildir.
Empati kurmaz, sevecen ve hoşgörülü değildir.
Dik kafalıdır ve esnek değildir. Kendini güvende hissetmesi için kurallara ve kalıplara gereksinim duyar.
Duygusallıktan yoksundur; duygusal mahremiyete pek fazla şans tanımaz.
Harekete geçmeden önce duygularınızı göz önüne almaz.
Harekete geçmeden önce kendisinin ileriye dönük duygularını bile hesaba katmaz.
Güven telkin etmez ve savunucudur. Yanlışlarını kabullenmek, pişmanlık duymak veya samimiyetle özür dilemek zoruna gider.
"Ne yapmamı bekliyordunuz ki?", "Başka şansım yoktu." gibi ifadelerle sorumluluktan kaçar.
Kötümserdir ve çoğu zaman dünyanın adaletsiz olduğuna inanır.
Sık sık kendini yetersiz, hayal kırıklığına uğramış, gücenik, hüzünlü ve aldatılmış olarak görür.
Genel olgulara karşı gelmeye kendini mecbur hisseder veya tehlike anında gemiyi terkeden ilk kişi olur.
İnsanlarla haşır neşir olmaktan kaçınır ve onun yerine evcil hayvanlar, bitkiler veya hayali şeylerle kendisine alternatif oluşumlar seçer.
Bir olayın detaylarından ve diğer kişilerin söz konusu olay hakkındaki düşüncelerinden size bahsedebilir ancak kendi duygularını ifade edemez.

Mantıksal gücünü diğerlerini yargılamak ve eleştirmek için kullanır. Bunu yaparken emredici, yargılayıcı ve eleştirel davranır ve hareketlerinin, karşısındaki insanların duygularını nasıl etkilediğinin ayırdında değildir.
Kötü bir dinleyicidir. Sözünüzü keser. Hor görür. İletişim halindeki duyguları görmez. Duygulardan ziyade "gerçekler" üzerine yoğunlaşır

DUYGUSAL ZEKA EĞİTİMLE GELİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
Yıllardır, lider mi doğulur lider mi olunur tartışmaları yapılmaktadır. Bu da konuyu duygusal zekanın doğuştan mı, sonradan mı kazanıldığı tartışmalarına götürmektedir. Örneğin, insanlar empatiye belli bir seviyede sahip olarak mı doğarlar yoksa, hayat deneyimlerinin bir sonucu olarak yaşadıkça mı empatiye ihtiyaç duyarlar? Bunların her ikisi de doğrudur. Yapılan bilimsel çalışmalar, duygusal zeka için genetik yeterliklerin olduğunu göstermektedir. Psikolojik ve gelişimsel araştırmalar, eğitiminin de duygusal zekada genetik kadar önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bir çok kişi tarafından bilinmiyor olsa da, araştırma ve uygulamalar açık olarak duygusal zekanın öğrenilebildiğini ortaya koymaktadır. Bu konuda kesin olan diğer bir konu da, duygusal zekanın yaşla birlikte artmasıdır (Harward Business Review,1998, s.93).

Duygusal zeka kavramını ilk ortaya atanlardan Mayer, duygusal zekayı, duygusal bilgiyi anlamlandırma ve kullanmada psikolojik kapasite olarak görmektedir. Mayer'e göre, bireysel olarak hepimiz duygusal bilgiyi anlamlandırma ve kullanmada farklı kapasitelere sahibiz. Bazılarımız bunu gerçekleştirmede orta, bazılarımız iyi, bazılarımız da uzman olabiliriz. Mayer'e göre, bu kapasitenin bir bölümü doğuştan gelir. Diğer bölümü de yaşam deneyimleriyle öğrendiklerimizdir ve bu bölüm, düşünce gücü, pratik ve deneyimle geliştirilebilir. Salovey, Mayer'in görüşlerini daha genişleterek duygusal zekanın bir bölümü olan birçok becerinin öğrenilebileceğini belirtiyor. Salovey, duygusal zekanın beceriler ve yeterliklerin karışımı olduğuna ve her ikisinin de öğretilebileceği ve öğrenilebileceğine inanmaktadır. Böylece kişi, duygusal olarak eğitilmiş olacaktır

Duygusal zekayı geliştirmek için iki önemli neden vardır. Birincisi, yaşamda daha mutlu olmak; diğeri ise, çevrenizdeki insanların daha mutlu olmasını sağlamak (Hein,1999).
Duygusal zeka becerilerinin yüzde 50'si, doğuştan gelse de, öğrenilebilir becerilerdir. Doğuştan gelen yetenekler ne olursa olsun herkes duygusal becerileri öğrenebilir (Roitman,1999).

Goleman, duygusal zeka uygulamalarının birçoğunun, aile hayatı ve iş için uygun olduğunu vurgulamaktadır. Duygusal zeka öğrenilebiliyorsa, aileler bunu çocuklarına öğretmeyi kendilerine görev bilmelidir. Çocuklarını geliştirme bakımından iki tür aile vardır: Duyguyu ikinci plana atan ve duyguyu yönlendiren. Birinci tür aile, çocuklarının duygularıyla, duygular yoğunlaşıncaya kadar ilgilenir ve sonra da çocuklara duygularının üstesinden gelmesini söyler. Bu senaryoda, çocuklar, duyguları yararsız ve anlamsız bulurlar. Bu durumun sonucu olarak, hem kendilerinin, hem de diğerlerinin duygularını anlayamazlar. İkinci tür aile, çocuklarının kendi duyguları hakkında daha fazla şey öğrenmesini ve kendi duygularıyla büyümesini sağlar. Bu tür aileden gelen çocuklar ise, eğer duygularını kontrol altında tutabilir ve diğerleriyle sınırlarını kurabilirlerse duyguları tam olarak öğrenirler (Roitman,1999).

Dr. Elias, çocukların duygusal zeka becerilerinin geliştirilmesi ve günlük yaşamda duyguların farkında olunması için bir yol öneriyor. Elias'ın aileler için önerdiği yol şöyledir: "Çocuğunuzla birlikte resimli bir kitap okurken, resimdeki kahramana dikkat çekin. Ve çocuğunuza, resimdeki kahramanın ne hissediyor olabileceğini sorun" (Roitman,1999). Dr. Elias, bunun çocukluk çağında, olayla duygular arasındaki bağlantıyı kurmada iyi bir yol olduğunu belirtmektedir. Elias ayrıca ailelere "çocuklarınız sözleriniz kadar davranışlarınızı da öğrenecektir. Bunun için iyi bir model olun" diye önermektedir.

Dr. Fassler ise, çocukların duygusal zekalarını geliştirmek için ailelere öneriler sunmaktadır. "Adım adım çocuklarınıza nasıl kararlar aldığınızı, öncelikleri nasıl belirlediğinizi, problem alanlarına yoğunlaşmanızı, kendi tepkilerini nasıl kontrol edebileceğini, olası durumlardaki olası tepkileri tahmin etmeyi gösterin". Fassler ailelere, çocuğunuzla konuşun ve koyduğunuz kurallarda istikrarlı olun önerisinde de bulunmaktadır (Roitman,1999).

Yapılan bir çok çalışma duygusal zekanın öğrenilebildiğini göstermektedir. Kişi eğer kendi duygusal zekasının çeşitli özelliklerinin farkındaysa şu güçleri artırması daha muhtemeldir: Sezgi, insanlara güvenme ve güvenilir olma, doğruluk ve dürüstlük duygusu, yapıcı memnuniyetsizlik değerlendirmesi, etkili karar alma ve zor durumlarda iyi çözümler bulma yeteneği, etkili liderlik. Kısacası duygulardan kaçmak yerine, duyguların gücü yakalanmalıdır (Cooper, 1997,s.31)
Bir kişinin duygusal zekasının geliştirilmesi, samimi bir istek ve çaba olmadan gerçekleşemez. Kısa bir seminer veya başucu kitabı yardımcı olamayacaktır. Empatiyi doğal bir tepki olarak içselleştirmek, regresyon analizinde ustalaşmaktan çok daha zordur. Ancak bu gerçekleştirilebilir (Harward Business Review,1998, s.93).

Bireylere duygusal zeka becerilerini kazandırmak, uzun bir süreç olabilir. Bunun için, haftalarca zaman harcanabilir, saatlerce uygulamalar yapılabilir, çok fazla sabır ve yönlendirmeye gerek duyulabilir. Bireyin hem kalbine, hem de aklına yapılan bu yolculuk maceraya atılmak gibi olsa da, bir çok organizasyon, kendisi ve çalışanları için, çok olumlu faydaları olan bu deneyimin içine atılmakta sakınca görmemekte ve sonucunda kazanmaktadır (Laabs,1999,s.68).
Sonuç olarak "duygusal zeka eğitimle geliştirilebilir mi" sorusunun cevabı, etkili motivasyon ve çabayla duygusal zekanın bir bölümü olan yeterlikleri geliştirmek ve becerileri kazanmak için pek çok şey yapılabilmektedir.

Günümüzde, duygusal zekaya karşı gittikçe artan bir ilgi görülmektedir. 1990'lı yıllardan beri yapılan birçok çalışmanın sonunda, Daniel Goleman'ın 1995 yılında yazdığı kitap (Duygusal Zeka), tüm dünyada büyük yankı uyandırmış, birçok ülkede en çok satılan kitaplar arasına girmiştir. Bu kitapla birlikte, hayatın tüm alanlarında zeka kavramı yeniden düşünülmeye başlanmış, özellikle de iş hayatında, duygusal zekanın çok önemli yeri olduğu sonucuna varılmıştır. İlerleyen teknoloji ve makineleşme, insan ilişkilerine büyük zarar vermiştir. Zihni yeteneklerin ve teknik becerilerin çok ön plana çıkmasıyla birlikte, duygular arka plana itilmiş, duyguları kullanmak gereksiz olarak algılanmıştır. Bu durum, özellikle de yeni nesil üzerinde oldukça olumsuz etkilere neden olmuştur.
Duygusal zekalarının bir çöküşte olduğu bu yeni neslin, geleceğin çalışanları olarak başarılı ve mutlu olmaları için bu çöküşten kurtulup, ilerleme yolunda adımlar atması gereklidir. Yapılan araştırmalar, iş hayatında, başarılı olmanın yalnızca yüksek zekaya sahip olmakla gerçekleşemeyeceğini göstermektedir. Bunun için çalışanların duygusal zekalarını geliştirmek, iş hayatında bir zorunluluk haline gelmiştir. Özellikle hizmet sektörünün, insanlarla ilişkileri gerektirmesi nedeniyle, duygusal zekaya sahip olmaları gerekmektedir. Çalışanların, kendilerini tanımalarını sağlamak, duygularını yönetebilmeyi öğrenmek, olumsuz duygularıyla başaçıkabilmelerini ve ilişkilerinde mutlu olmalarını sağlamak, iletişim becerileri gibi yeterliklerini geliştirmek için eğitim programları hazırlanmaya başlanmıştır. Ancak duygusal zeka beş günlük bir seminerle sahip olunacak bir yeterlik değildir. Bu, aylar sürecek kararlı, sabırlı ve istikrarlı bir çalışmanın sonucunda gelecek bir yeterliktir. Bu nedenle hazırlanan bu program tasarısının, hizmet sektörü çalışanlarının duygusal zekanın ne olduğunu öğrenmelerini, konuyla ilgili farkındalık kazanmalarını ve duygusal zekalarını geliştirme yönünde bir adım atarak bu konuda istek uyandırmayı amaçladığını söyleyebiliriz. Bu çalışmanın, duygusal zeka eğitimine önem verenlerin ilgisini çekeceği umulmaktadır.

İŞYERİNDE DUYGUSAL ZEKA
Yıllar boyu iş hayatında zihinsel beceriler ön plana çıkarılmış, çalışanlardan duyguları hesaba katmadan mantıklı hareket etmeleri beklenmiştir. İnsanlar işe gittiklerinde gerçek duygularını kapının önünde bırakarak, ne hissettiklerinden bağımsız olarak mı işlerine devam etmeliler?
Çalışanlar duygularını kontrol, hatta baskı altında tutarak daha güvenilir, daha istikrarlı, daha başarılı mı olurlar? Yaptıkları işi en iyi şekilde mi yaparlar? Yoksa duygularını yönetmeyi bilmek, onlara işyerinde daha iyi bir yer mi sağlar?(Hein,1999,www.eqi.org) Araştırmalara göre, duygusal zeka seviyesi, tüm ekonomik grup ve kültürlerde bir çöküş içindedir. Bu çöküş, kendini, özellikle genç nesil arasında göstermektedir. Amerikan işverenlerinin uygulamalı araştırmaları, aşağıda belirtilen bulguları ortaya koymaktadır

İnsanların yüzde 50'sinden fazlası, işi öğrenme ve geliştirme motivasyonu eksikliği çekmektedir.
10 kişiden 4'ü iş arkadaşlarıyla birlikte çalışma becerisine sahip değildir.
Yeni başvuruların yalnız yüzde 19'u iş alışkanlıklarına ilişkin kendini disiplin etme gücüne sahiptir.
Liderlik eğitimlerine harcanan milyarlarca doların getirisi beklenenin çok altında olup, paranın gereksiz harcanması ile karşılaşılmaktadır.

Değişim girişimlerinin yüzde 70'i insanların, liderlik yeteneği, ekip çalışması, inisiyatif alma, değişime ayak uydurabilme gibi çeşitli problemleri yüzünden, beklenen sonuçların elde edilememesine neden olmaktadır.

Gerçekten önemli olan nedir? Duygusal zekayı kullanmanın sonuçları değişik alanlarda çalışanlarla yapılan bir çok araştırma üzerine kuruludur. Çalışma hayatının kuralları değişmektedir. Artık sadece, kişi nasıl akıllı olur ya da hangi becerilere sahip olmalı değil, aynı zamanda birbirleriyle nasıl ilişki kurarlar ve birbirleriyle nasıl anlaşırlar konuları da önem kazanmaktadır. Günümüz çağı çok hızlı bir şekilde değişmektedir. Duygusal zeka burada, kimlerin işlerinde yükseleceğine, kimlerin yükselmeyeceğine hatta çöküşe geçeceğine ve kimlerin gidip, kimlerin kalacağına karar verir (Roitman,1999).

Eğer bir şirkette çalışanlar, görüş ve düşüncelerini birbirlerine rahatça açabiliyorlarsa, birbirlerini eleştirebiliyor ama bundan kimse incinmiyorsa, şirkette işbirliği ve dayanışma duygusu varsa, çalışanlar girişimde bulunabiliyor ve bu yönde destekleniyorsa, yani şirkette "biz" havası varsa işte o zaman o şirket duygusal zeka boyutunda çalışıyor diyebiliriz (Moller, 12 Ağustos 1998).

Duygusal zeka, kendini ve diğer insanları anlamanın bir yoludur. İnsan ilişkileri şirketler için, zihinsel özelliklerden daha fazla hayati öneme sahiptir. Günümüz yönetim anlayışında bireysel üstün özellikler ve başarılar değil, ekiplerin üstünlükleri ve başarıları önem kazanmaktadır (Roitman,1999). Ekipte birlikte çalışabilmenin, başarılı ve verimli olabilmenin yolu da, ekip üyelerinin duygusal zekaya sahip olmalarıyla yakından ilişkilidir.

Goleman (Roitman,1999)'a göre, ortak yaşamın tüm alanlarında duygusal beceriler, IQ'dan iki kere daha fazla yararlıdır. Lider ve yöneticilerin hemen hemen yüzde 90'ı duygusal zeka sayesinde başarılıdır. Çünkü duygusal zeka; ilişkileri sürdürmenin, dinleme, empati kurma ve yapıcı eleştiri sağlamanın sanatıdır.

Modern toplumun salt bilgiden çok, başarılı insan ilişkilerine önem vermeye başladığı görülmektedir. Duygusal zeka, kişinin kendisini, çevresini ve ilişkilerini de geliştirmeyi hedefler.
Goleman (Roitman,1999), kişinin kendi davranışlarından sorumlu olmasından dolayı, önce kişinin kendisinden yola çıkar. Ekip içinde başarının, kişinin "kendiyle ilgili farkındalık"ı ve "kendi duygularını bilme"sine dayandığını iddia etmektedir. Kişi bu farkındalık sayesinde duygularını iyi bir şekilde idare edebilir ve geçmiş hatalardan bir şeyler öğrenebilir. Kişisel farkındalık, çevrenizdekilerin duyguları, amaçları ve farkındalıklarını da etkiler. Şirketlerin uzak amacı, kişilerarası stresi an aza indirmek ve kişilerarası işbirliğini en yüksek seviyeye çıkarmaktır. Duygusal patlamalarını kontrol edemeyen kızgın çalışanlar, modern şirketlerde artık takdir görmemektedir. Farkındalık; kişisel amaçlar ve şirket amaçlarına ulaşmada, kişiyi motive etmede de aynı şekilde yararlıdır.

Yüksek duygusal zekalı çalışanlar, "insanların duygularıyla ilgili empati kurma", davranışını gösterirler. Yüksek duygusal zekalı bireylerin yeteneklerini kullanmaları ile, birbirlerini etkilemeleri olumlu olduğu gibi, bu etkileme bir görevden çok bir zevk haline gelir. Bu da şirket için açık bir yarardır.

Bir asır önce, birçok çalışan, küçük dükkanlarda ve tarlalarda çalışmaktaydı. Şimdi yüzlerce, binlerce çalışan, birbirlerine yabancı olanlar bile, dünyanın her yerinde her gün biraraya geliyorlar ve birlikte çalışıyorlar, geçmiş yüzyıllarda gerekli olmayan kişilerarası ilişki becerilerine ihtiyaç duyuyorlar. Goleman (Roitman,1999), "ilişkileri idare etmenin özü", "kendi duyguları ve diğerlerinin duygularıyla başaçıkabilme"nin sanatını kişilerarası zeka olarak adlandırıyor.
İyi kişilerarası ilişkiler, dinleme becerilerinin gelişimiyle başlar. Çok sık olarak iyi konuşmacılar, iyi bir dinleyici değildir. Dinlemede başarısızlık, "sen önemli değilsin, ama ben önemliyim" mesajını gönderir. Dinleme becerileri olmayan bir çalışan, duygusal zekanın bir yönü olan, çalışma arkadaşlarını anlama ve empati kurmada başarısız olur. Çalışanlar öncelikle, hem birbirlerini açık olarak anlama, hem de duygularını anlamayı başardıklarında, şirketlerin gelişiminde gerekli olan yeteneği yapıcı eleştirilerle sağlamış olurlar (Roitman,1999).

Günümüz insan kaynakları yöneticilerine göre, bir kişinin sahip olduğu zeka düzeyi (IQ), onun işe alınmasını sağlarken, duygusal zekası kişinin terfisini belirlemektedir. Şimdilerde en iyi performans gösterenler listesinin başında, IQ'su ya da teknik becerileri yüksek olanlar değil, iş arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurabilen, ekip çalışmasına yatkın duygusal zekası yüksek kişiler yer almaktadır (Times, Ekim,1995).

İşyerinde duygusal zekanın önemi, yapılan işe göre değişebilir. Örneğin, bir işi yapmak için teknik becerileri olmayan birini çalıştırmak ister misiniz? Birçoğumuz bunu istemez. Peki çok iyi teknik becerilere sahip fakat duygusal zekaya sahip olmayan birini çalıştırır mısınız? Belki evet belki de hayır. Bu sorunun cevabı biraz da, işin doğasına bağlıdır. Bazı işler, diğerlerine göre, yüksek oranda duygusal zekaya ihtiyaç duyar (www.emotionaliq.com).
Rock (www.canadaone.com)'a göre iş yerinde yüksek duygusal zekanın anlamı, açık düşünce+sağlıklı duygular+uygun hareketlerdir. Duygusal zeka, yaşam olaylarının çerçevesini yeniden çizme yeteneğidir. Ve bu, yeni işyerinde, merkezde bulunan yeterliktir. Bu anlayışla duygusal zekanın önemine inanan yeni işyerinde duygusal zeka, IQ'dan her zaman daha önde olacaktır. Kişinin, işi ve geleceği sahip olduğu duygusal zekaya bağlıdır.
İşyerinde yapılan toplantılarda, yüksek bir grup IQ'sunun önemli olduğu düşünülmekteydi ancak görünen odur ki, grup zekasındaki en önemli öğe, ortalama ya da en yüksek IQ değil, duygusal zekadır. Duygusal zekası düşük olan bir katılımcı bile, tüm grubun toplam IQ'sunu düşürebilir.
"Herkesin tek başına 130'luk bir IQ'ya sahip olduğu bir grubun üyeleri bir araya gelince, ortaya nasıl 65'lik bir IQ çıkar?" Ekip üyelerinin toplam zekalarına bakıldığında, verimli bir çalışma olması beklenirken, bilgi ve becerileri paylaşmayan, öne çıkmaya çalışan, tahammülsüz, hiçbir şeyden hoşnut olmayan, işbirliği yapmaktan uzak üyelerin, ekip içi çatışmalarıyla ekip performansı hızla düşer ve başarıyı olumsuz olarak etkiler. Günümüzün hızla değişen, daha açık ve akışkan çalışma tarzı, özellikle problem çözme ve fırsatları yakalamak için başkalarına güvenme ve onlarla ekip oluşturma söz konusu olduğunda, akıl ve duygusal zekanın birleşmesini teşvik etmektedir (Cooper, s.xli).
Hizmet sektörü çalışanlarının amacının, insanlara iyi hizmet vermek olması ve bu işin sürekli insanlarla ilişkiyi gerektirmesi nedeniyle, hizmet sektöründe duygusal zekanın kullanılması ve geliştirilmesine fazlasıyla ihtiyaç duyulmaktadır.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült