Varoluş Matrisi İçinde Büyürüz

Doğan Cüceloğlu


Bir nazlı kuşa benzer
Çocuk dediğin.
Ev isler ekmek ister
Öpülmek okşanmak ister.
CAHİT KÜLEBÝ


Çocuk doğduğu Zaman, birileri anne, bir başkası baba olur. Nine, dede, dayı, teyze, hala, amca olanlar da vardır. Çocuk, bir ilişkiler ağı içine doğar. Her bir ilişkinin çocuktan beklentileri vardır ve her bir ilişki, içinde bulunulan duruma göre, çocuğu değişik derecelerde etkileme potansiyeline sahiptir.
Babası hırçın ve geçimsiz olan küçük Yalçın'm annesi yumuşak ve sevecen olabilir. Yalçın, babasından alamadığı sevgiyi annesinden aldığıyla bir derece telafi edebilir.
Annesi gergin ve karamsar olan küçük Zehra'nın babası kızına düşkün ve hoşgörülü olduğu için, Zehra annesinden aldığı olumsuz mesajları, babasından aldığı olumlu mesajlarla dengelemiş olabilir.
Annesi ve babası işe kendini vermiş olan küçük Ali'nin büyükbabası ve büyükannesi onun en yakını olmuş ve onu büyütmüş olabilir.
Yukarıda verdiğim örneklerden şu anlaşılmasın: Anne yoksa,

-1-

baba annenin eksikliğini giderir; baba yoksa, anne onun eksikliğini giderir. Her ikisi de yok ise büyükbaba ile büyükanne, anne ve babanın yokluğunu giderir. Bunu demek istemiyorum. Tabii ki, annenin, babanın farklı farklı etkileri vardır ve çocuğun, sağlıklı ve dengeli gelişebilmek için hem anneye hem babaya gereksinimi vardır.
Söylemek istediğim, çocuğun yaşamında var olan eksikliklerin, olumsuzlukların etkilerinin törpülenerek azaltılmasıyla ilgili.
Evet, çocuk karmaşık bir ilişkiler ağı içine doğar ve ilişki içinde olduğu her bir insan, onu değişik yönlerden, değişik derecelerde etkiler.
Şimdiye kadar sözünü ettiğim bütün bu etkileşimleri, Varoluş Matrisi diyebileceğimiz bir tablo içinde toplayabiliriz. Yalçın'ın annesi ile Zehra'nın babasının, Ali'nin büyükbabası ile büyükannesinin bütün etkileşimleri bu Matris içinde yer alır.
Bu Matris'te soldaki sütunu varoluşun beş boyutu oluşturur. Diğer iki sütun, bireyin can adını verdiğimiz iç dünyasını ve sosyal yüz adım verdiğimiz dış dünyasını temsil eder.
Bu Matris'te yer alan her bir göze bir numara verdim. Bu numaraların anlamı şudur:
Biriyle karşılaşıyorum ve o kişi bana, "Doğan'cığım nasılsın? Nerelerdeydin, seni özledim!" diyor. Bu ifadede benim özüm, iç dünyam, can'ım umursanmış, kaale alınmış oluyor. Bu nedenle bu ifade 1 numaralı göze bir örnek teşkil eder.
Varoluş Matrisi'ndeki 2 numaralı gözde ise, bireyin dış dünyası, sosyal rolleri, sosyal yüzü önemsenmiş oluyor. Karşılaştığım kişi benimle, "Sayın Profesör, nasılsınız? Saygılarımı sunarım efendim!" gibi bir tavır içinde konuştuğunda benim özümü değil, benim titrimi umursamış, kaale almış oluyor.
Can'm olduğu gibi kabul edilmesi, Varoluş Matrisi'nin 3 numaralı gözüne örnektir. "Benim kızım biraz alıngandır; onun alınganlığının da kendine özgü bir tadı, bir havası var," ifadesinde kişi, kızını olduğu gibi, hiçbir değişiklik beklentisi olmadan kabul etmektedir.

-2-


İç Dünya Dış Dünya
CAN SOSYAL YÜZ

1
"Doğan'cığım nasılsın? Nerelerdeydin, seni özledim! 2
"Sayın Profesör, nasılsınız? Saygılar sunarım efendim!"
3
"Onun alınganlığının da kendine özgü bir tadı, bir havası var." 4
"Güleryüzlü olmanı istiyorum."
5
"Sensiz bir hayat düşünemiyorum." 6
"Senin paran olmadan biz nasıl geçiniriz?"
7
"Benim kızım her işin üstesinden gelir." 8
"Benim kızım çok söz dinler, hep benim dediğimi yapar; babasının sözünden dışarı çıkmaz."
9
"Aslan oğlum benim; seni çok özledim; gel birbirimize sarılalım ve seni bir koklayayım!" 1O
"Benim oğlum öğretmeninden hep aferin alır; karnesinde hiç kırık yoktur; sınıfın birincisidir."


1-2 UMURSANMAK
3-4 KABUL EDİLMEK
5-6 DEĞERLİ OLMAK
7-8 YETERLİ OLMAK: GÜÇLÜ VE GÜVENİLİR OLMAK
9-10 SEVİLMEYE LAYIK OLMAK


Matris'in 4 numaralı gözünde ise, "Asık suratlı olma, güler yüzlü olmanı istiyorum. Hah, bak ne güzel oldu; hep böyle gül," ifadesinde olduğu gibi görünüşe önem verilmektedir.
Sevgilisine, "Sensiz bir hayat düşünemiyorum," diyen kişi, sevgilisinin özüne hitap etmektedir ve bu ifade Varoluş Matrisi' nin 5 numaralı gözüne örnektir.
Öte yandan, "Senin paran olmadan biz nasıl geçineceğiz?" cümlesi, Varoluş Matrisi'nin 6 numaralı gözünü ifade etmektedir. Kişinin, parasının ötesinde bir değeri yoktur.
"Benim kızım her işin üstesinden gelir," dediğiniz zaman çocuğunun yapabilecek gücü olduğunu ve sizin ona güvendiğinizi

-3-

ifade etmiş olursunuz. Bu ifade Varoluş Matris'inin 7 numaralı gözüne bir örnek teşkil etmektedir.
Öte yandan, "Benim kızım çok söz dinler; hep benim dediğimi yapar; babasının sözünden dışarı çıkmaz," ifadesi çocuğun özüne değil, onun sosyal yüzüne olan güveni belirtmektedir ve Matris'in 8 numaralı gözüne bir örnek teşkil etmektedir.
Varoluş Matrisi'nin 9 numaralı gözü 'can'ın sevildiğini, özlendiğini ifade eder. Akşam işten evine dönen baba, karşısında dört yaşındaki oğlunu gördüğü zaman, "Aslan oğlum benim; seni çok özledim; gel birbirimize sarılalım ve seni bir koklayayım!" dediğinde, çocuk sevildiğini anlar.
Öte yandan, "Benim oğlum öğretmeninden hep aferin alır; karnesinde hiç kırık yoktur; sınıfın birincisidir," diyen baba, oğlunun özünü değil, onun başarısını sevmektedir. Bu ifade Varoluş Matrisi'nin 10 numaralı gözüne örnektir.
Çocuğun can'ını besleyen iletişimler, onu geliştirir; yüz'ünü besleyen iletişimler kalıplar.
Bu bölümü, başında sözünü ettiğimiz Yalçın, Zehra ve Ali gibi her bir çocuğun geçmişinde, milyarlarca etkileşim vardır. Bu etkileşimlerden bazıları çocuk için önemli olan anne, baba, öğretmen, amca, nine, dede gibi kişilerledir. Bu tür etkileşimlerin ağırlığı, gelişigüzel, sokaktaki sıradan insanlarla olan etkileşimlerden daha fazladır.
Tüm bu etkileşimlerin sonunda çocuk, kendiyle ilgili bir imge, bir imaj geliştirir. Kişinin geliştirmiş olduğu bu özbenlik imgesi, o kişinin yaşamına yön veren en önemli etkendir.
Sağlıklı bir ortamda varoluşunu gerçekleştirmiş ve can'ı, varoluşun beş boyutunda sürekli beslenmiş birinin özbenlik imgesi sağlıklı ve güçlü olacaktır. Bu kişi, yaşamındaki her durumu sağlıklı bir özbenlik imgesiyle algılayacak ve olayları aşağıdaki zemin doğrultusunda anlamlandıracaktır:
Ben varım, ben doğalım (bende herhangi bir bozukluk yok), ben değerliyim (ben ailem, okulum, toplumum ve yaşamımdaki insanlar için önemliyim, vazgeçilmezim), kafama koyduğum işi enimle sonumla ya-

-4-

pacak güçteyim ve bu konuda kendime güvenirim, sevilmeye layık biriyim.
Sağlıksız bir ortamda varoluşunu gerçekleştirmiş ve ttnt'ı, varoluşun beş boyutunda beslenmemiş birinin özbenlik imgesi sağlıksız ve zayıf olacaktır. Bu kişi de yaşamındaki her durumu sağlıksız bir özbenlik imgesiyle algılayacak ve olayları aşağıdaki zemin doğrultusunda anlamlandıracaktır:
Ben var gibi gözüküyorum, ama aslında ben bir maskeyim, özüm yok. Benim özümde bir bozukluk olduğuna inanıyorum. Şu anda burada olmasam, yokluğumu kimse fark etmez, çünkü ben değersizim (ailem, okulum, toplumum ve yaşamımdaki insanlar için önemsizim). Beceriksizim, elimden hiçbir iş gelmez; gücüm ve güvenim yok. Sevilmeye layık değilim; birinin işine yarıyorsam beni severmiş gibi yapar, ama daha sonra benimle ilişkisini keser.
Kişinin hangi özbenlik bilinci içinde olayları algıladığı, o kişinin yaşamında yer alan en önemli değişkeni ifade eder. Kişinin tüm algılama ve yorumlan, olaylara verdiği anlam, yani teknik dille ifade edilirse tüm fenomenolojisi, özbenliğinin bir sonucudur. Sıfır, nasıl matematikteki bütün sayıların anlamını belirliyorsa, özbenlik bilinci de bireyin yaşamında yer alan tüm olayların anlamını belirler.
Buraya kadar oluşturduğumuz kavramsal alt yapıyı kullanarak günlük yaşamda yer alan etkileşimleri ve iletişimi artık irdeleyebiliriz. Bu irdelemeyi gelecek bölümde inceleyeceğimiz İletişim Matrisi'ni kullanarak yapabiliriz.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült