Psikanaliz Kuramı

Ahmet Polatlı


İnsan davranışlarını ortaya çıkaran nedenlerin neler olduğu tarih boyunca insanların ilgisini çekmiş, birçok araştırmanın yapılmasına yol açmıştır. 20. yüzyıla kadar özellikle ruhsal davranışlar mantıklı bir nedene bağlanamamış, yeterli açıklamaları yapılamamıştı. Ruhsal davranış bozuklukları bu zamana kadar beyindeki yapısal bir bozukluğa, yozlaşmaya (dejenerasyona), sinir zayıflamasına ya da doğaüstü güçlere bağlanma eğilimindeydi. 19. yüzyılın son yılında ve 20. yüzyılın başlarında öne sürülen psikanalitik kuram, normal ve normal dışı davranışları anlamamıza büyük yardımı olan modeller sunmuştur. Bu kurama sonraki yıllarda değişikliklere uğramış, bazı eklemeler yapılmış ve geliştirilmiştir.
Sigmund Freud tarafından öne sürülen psikanalitik kuram, bize hem normal, hem de anormal zihinsel süreçlerin işleyişiyle ve bunların somut yansımaları olan davranışlarla ilgili bilgiler verir. Bu kuramın da çıkış noktası olarak aldığı ilk varsayım, daha önce Spinoza tarafından tanımlandığı belirtilen nedensellik varsayımıdır. Ruhsal nedensellik varsayımına göre, hiçbir davranışımız nedensiz, rastgele ya da şansa bağlı değildir. Her davranışımızın altında yatan bir neden vardır. Bu neden her zaman insanın dışında ya da çevresinde değildir, insan davranışlarının nedenleri kimi zaman onun iç dünyasıyla ilgilidir.

Freud'e göre, kişiliğin güdüsü ve kişinin en büyük yoksunluğu sevgidir. İnsan bilinçli davranışlardan çok bilinç dışı güçlerle hareket etmektedir. Çoğu kez kendisi de bu bilinç-dışı davranışlarının kökenine inemez. Ancak, insanın bilinçdışı davranışları derinlemesine analiz edilirse (psikanaliz) altında sevgi arayışı yatmaktadır. İnsanın herhangi bir nedenle tatmin edemediği sevgi (aşk) yoksunluğu onu bunalımlara ve anormal davranışlara itmektedir.
Haz ilkesi: Organizmanın acı ya da ağrıdan kaçarak haz aramasını gösterir. Haz ilkesi doğuştan vardır. Amacı doyuma ulaşmak ve haz sağlamaktır. Amacının gerçekleşmesini "burada ve şimdi ilkesi"ne göre ister. Engellenmeye dayanamaz. Çocukluk yıllarında etkindir.büyüme ve olgunlaşmayla etkinliği azalır, fakat tümüyle ortadan kalkmaz ve yaşam boyu sürer .

Gerçeklik ilkesi: Organizmanın gereksinmelerinin dış gerçeklere göre ertelenmesini ya da doyurulmasını sağlar. Doğuştan yoktur. Benliğin gelişmesiyle etkinlik göstermeye başlar, benliğin gelişmesine ve olgunlaşmasına koşut olarak etkinliği artar. Zamanla, haz ilkesinin etkinliği azalırken, gerçeklik ilkesinin etkinliği artar .

Haz ve gerçeklik ilkelerinin etkinlikleri:
Birincil süreç düşünme biçimi: İsteklerin ve gereksinmelerin doyumunu, içgüdüsel boşalmayı amaçlayan mantık öncesi düşünme biçimidir. Haz ilkesiyle birlikte çalışır.
İkincil süreç düşünme biçimi: Benliğin olgunlaşması, toplumsal yaşam ve öğrenme süreciyle birincil süreç düşünme biçiminden ayrışarak gelişen mantıklı düşünme biçimidir. Gerçeklik ilkesiyle birlikte çalışır.

Freud, zihinsel süreçlerin salt bilinç kavramıyla açıklanamayacağına inanıyordu. 1870'li yıllarda Paris'te hipnoz oturumlarındaki gözlemlerinden, daha sonraki yıllarda hipnoz uygulamalarından, hastalarla ilgili çalışmalarından ve deneyimlerinden yola çıkarak bilinçdışı ve bastırma kavramlarını öne sürdü. Bu iki yeni kavram psikanalitik kuramın iki temel taşını oluşturdu.
Freud'un iki temel varsayımından birincisi bölmesel varsayım, ikincisi yapısal varsayımdır.

A- Bölmesel Varsayım (Zihinsel Nitelikler)
Freud, 1900 yılında ruhsal aygıtı oluşturduğunu düşündüğü üç yapıyı bu varsayımıyla öne sürmüştür. Buna göre, ruhsal aygıt bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı alanlarından oluşur. Bilinç ve bilinçöncesi kavramları Freud'dan Önce de biliniyordu. Bu yapılar beyinde anatomik bir yapıyı göstermediği gibi beynin belli alanlarına da lokalize edilemez. Sonraki yıllarda Freud bölmesel terimi yerine zihinsel nitelikler terimini, kullanmıştır.

Bu üç yapı zihinsel süreçlerin niteliklerini gösterir:
Bilinç:
İnsan yaşamının her döneminde; her anında iç ve dış enerji değişiklikleriyle karşılaşır. Bunlardan ancak bazıları uyaran niteliği taşır ve algılanır. Burada seçici dikkat ve bireysel nitelikler önemlidir. Seçilen uyaran algılandıktan sonra uygun tepki verilir. Organizmanın iç ve dış dünyada olan bitenlerin farkında olabilmesi, seçebilmesi, algılayabilmesi, ayırdedebilmesi ve uygun yanıt verebilmesi için gerekli olan uyanıklık durumuna bilinçlilik denir. Bilinç alanındaki İçerikler gerçeklik ilkesine ve ikincil süreç düşünme biçimine uyar.

Bilinçöncesi:
Zihinsel süreçlerin bu niteliği doğuştan yoktur ve çocukluk döneminde gelişir. Bilinç alanında olmayan, fakat istemli çabayla bilinç alanına getirilebilen istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, anı, olay gibi içerikler bilinçöncesi nitelik taşır. Bilinçöncesi içerikler hem bilince, hem de bilinçdışına ulaşabilir. Bu içerikler gerçeklik ilkesine ve ikincil süreç düşünme biçimine uyar. Bilinçöncesi, hangi içeriklerin tutulup hangilerinin bilinçdışına bastırılacağını saptayan bir süzgeç ya da otosansür düzeneği gibi işlev görür.

Bilinçdışı:
Bilinçli duruma geldiklerinde bireyde anksiyete yaratacak potansiyele sahip olan istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, anı, olay gibi içeriklerin itilerek tutuldukları alandır. Bu içerikler doyuma ulaşmak için sürekli olarak bilinç alanına çıkmak ister. Bunlar istemli çabayla bilince getirilemez, bunun için Özel tekniklerin kullanılması gerekir. Bilinçdışı İçerikler haz ilkesine ve birincil süreç düşünme biçimine uyar.

Bu üç nitelik biribirinden kesin sınırlarla ayrılamaz, aralarında sürekli ve dinamik bir etkileşim vardır.




B- Yapısal Varsayım
Freud ilk varsayımı olan bölmesel varsayım üzerinde çalışmalar ve
yeniden değerlendirmeler yaparak geliştirdi, yeni kavramlar Öne sürdü.

Bölmesel varsayım
O'na göre bölmesel varsayımın yapılan zihinsel içerikleri ve süreçleri açıklamak için yetersizdi. Ruhsal aygıtla ilgili görüşlerini yeniden düzenleyerek 1923'te ikinci varsayımı olan yapısal varsayımı öne sürdü.

Buna göre ruhsal aygıt üç soyut yapıdan oluşmaktadır:
Üstbenlik (Süperego)
Benlik (Ego)
Altbenlik (id)

Bu zihinsel yapılar biribirleriyle ilişkili zihinsel içeriklerden ve süreçlerden oluşmaktadır. Anatomik ya da somut yapılar değillerdir, beynin işlevleri olarak kabul edilirler. Ruhsal aygıtın üç yapısı arasında sürekli ve dinamik bir etkileşim vardır.

Altbenlik (İd):
Ruhsal aygıtın doğuştan gelen ve en eski yapısıdır. Bir yaşına kadar ruhsal aygıt salt altbenlikten oluşur. Dış dünya ile ilişkisi olmayan bu yapı, organizmanın güç kaynağıdır; içgüdüsel dürtülerin ruhsal temsilcilerini kapsar. Altbenlik içerikleri sürekli boşalma ve doyum arar, tümüyle bilincdışıdır. Bunlar haz ilkesine ve birincil süreç düşünme biçimine uyar. burada ve şimdi ilkesi geçerlidir.

Benlik (Ego):
Ruhsal aygıtın organizmayı bir davranışa yönelten yapısıdır. Yaşamın birinci yılından başlayarak dış dünyanın etkisiyle, altbenlikten bir parça özel bir yapı kazanarak ayrışır ve benliği oluşturur. Bir-iki yaşları arasında ruhsal aygıt altbenlik ve benlikten oluşur. Benlik gelişmesi bebeğin kendisi ve kendisi olmayanı ayırması, motor gelişmesi, dürtüler üzerinde egemenlik kurması, gerçeklik ilkesinin gelişmesi, ikincil süreç düşünme biçiminin gelişmesi gibi etkenlerle ilgilidir.
Benlik ruhsal aygıtın "uyum yapıcı" yapısıdır. Daha ayrıntılı söylemek gerekirse, ruhsal aygıtın algılayıcı, açıklayıcı, uyum yapıcı ve uygulayıcı yapısıdır. Benlik bu işlevlerini yerine getirirken altbenlik ve üstbenlikle ilişki kurar. (Sabuncuoğlu, 2001,125)

Benliğin işlevleri şöyle sıralanabilir:
1. İç uyaranların algılanması,
2. Dış uyaranların algılanması ve dış dünyayla ilişkilerin sürdürülmesi,
3. İç uyaranlarla dış uyaranlar arasında bir düzenleme yapılması ve bunların çevre koşullarına uydurulması,
4. Doyumun sağlanmasına ve fiziksel çevrenin değiştirilmesine yönelik eylemlere geçilmesi.

Benlik temel olarak hem altbenlik isteklerini, hem üstbenlik yasaklarını, hem de çevre koşullarını dikkate alarak uyumsal bir davranış ortaya koymaya çalışır. Bunu yaparken kimi zaman altbenlikle, kimi zaman da üstbenlikle işbirliği yapar. Bu işbirliğini belirleyen etkenler benlik gücü ve olgunluğuyla. üstbenlik gücüdür.

Üstbenlik (Süperego):
Bebeklerin dış dünyaya yönelik ilgileri salt gereksinmelerinin doyumuyla ilgilidir. Bebeklerde haz ilkesi egemen olduğundan gereksinmelerini gideren, doyum ve haz sağlayan nesneler "iyi", bunları sağlamayan nesneler "kötü" olarak nitelendirilir. Anal dönemde tuvalet eğitimiyle birlikte anne-baba çocuğa iyi-kötü, doğru-yanlış ve daha sonra ayıp ya da günah kavramlarını vermeye başlar. Ancak bu yaşlardaki çocuklarda soyut düşünme yetisi henüz gelişmediğinden, çocuğun zihninde bunlar salt onaylanan-onaylanmayan ya da ödüllendirilen-cezalandırılan biçiminde somut olarak algılanır. Bu kavramlar üstbenliğin çekirdeğini oluşturur ve "ilkel üstbenlik" olarak adlandırılır.

Üstbenliğin en önemli gelişme dönemi ödipal karmaşanın çözümlendiği dönemdir, beş-altı yaşlarıdır. Ödipal karmaşanın çözümündeki temel özellik, çocuğun kendi cinsiyetinden anne-babasıyla özdeşim yapmasıdır. Özdeşimle, çocuk kendi cinsiyetiyle ilgili davranış kalıplarını, toplumun değer yargılarını öğrenir (Burada anne-babanm aile içinde toplumun temsilcileri oldukları akılda tutulmalıdır). Bunlar Üstbenliğin özelliklerini oluşturur. Üstbenlik gelişimi daha sonraki yıllarda da sürer. gençlik döneminin sonunda, katı olan üstbenlik özellikleri yeniden gözden geçirilir, yeni düzenlemeler (rötüşler) yapılır ve son biçimini alır.
Üstbenlik ruhsal aygıtın dizginleyici, suçlayıcı, yargılayıcı, cezalandırıcı yapısıdır. Günlük yasamdaki karşılığı '"vicdan", belirtisi ise "suçluluk duygusu"dur. Bir sözümüzün ya da davranışımızın ardından vicdanımızın sızladığım söylediğimiz durumlarda ruhsal aygıtta olan şey, Üstbenliğin benliği cezalandırmasıdır. Üstbenliğin insanın uyumsal davranışlarda bulunmasında Önemli bir rolü vardır.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült