İlişkilerde Güç Oyunları

Brenda Schaeffer


Kendimizi bir başka kişi ya da olaya bağlı kıldığımızda, hayatın doğal akışım engellemiş oluruz. Ahengi sağlayabilmenin yolu, gerektiğinde işleri oluruna bırakmaktır. “Kendini bulmak için, önce kaybetmelisin. ” Gerçek güç ve gerçek saygıya ulaşmak, ancak kişiliğin aç kısımlarından kurtulmakla mümkün olur.

- Karen Casey ve Martha Vanceburg Yeni Bir Günün Vaadi.

Güç

Bağımlı ve sağlıksız ilişkinin en çok rastlanan özelliği, bireyin eşi üzerinde hatalı bir kontrol hissi duymasını sağlayan, güç oyunlarıdır. Bu oyunlar, iki kişiyi eşit olmayan koşullarda bir arada tutmak gibi, beceri isteyen davranışlarıdır. İlişkilerimizi bunlardan arındırmanın ya da güç oyunlarına dayalı ilişkilerden sakınmanın ilk koşulu, bunları tanımaktır.

Güç sözcüğü farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Sevgi ve karşılıklı bağlılık bağlamındaki gücün kaynağı, kişinin kendine olan sevgisinden, kendi gücünden gelir, çevresindekiler üzerinde kurduğu kontrolden değil.

Güç oyunlarının ardındaki masal şudur: ortada ikimize yetecek kadar güç yok, ona ancak birimiz sahip olabiliriz. Bu masal, gücü elinde bulunduran insanların kontrole sahip oldukları ve istedikleri her şeye kavuşacakları inancına dayanmaktadır. Bu kontrole sahip olunmadıkça, hayat anlamsız ve belirsizdir. Oysa ki hiçbirimiz belirsizlikten hoşlanmayız. Kontrol için verilen mücadele, savaşlarda da görüldüğü gibi, son derece şiddetlidir. Kişi çoğu zaman neyi kontrol etmek istediğini dahi bilmez. Daha da ileri giderek şunu söyleyebiliriz ki, güç oyununun oyuncuları bunlara “kontrolcüler” de diyebiliriz sahip oldukları kişisel gücün başkaları tarafından onlara verilebileceği ya da ellerinden alınabileceği gibi, hatalı bir inanış içindedirler. Acaba bu inanç nereden kaynaklanmaktadır?

Güç Oyunlarının Başlangıcı

Güç için verdiğimiz savaş, biz yaklaşık iki yaşlarındayken, anne babalarımızın dünyanın merkezinin artık biz olmadığımızı söylemeleri ve “büyüklerle” rekabetin gerekli hale gelmesiyle başlar. İşbirliği yapmazsak ya cezalandırılır ya da dışlanırız. Bu durumdaki çocuğun üç seçeneği vardır: karşı koyabilir, olduğu gibi kabul edebilir, ya da işbirliği yapar.

Karşı koyan, “Hayır, senin istediğini yapmak istemiyorum ve bana zorla hiçbir şey yaptıramazsın.” der ve kendi yolunda gidebilmek için mücadele eder. Hepimiz, söz dinlemeyip ve hırçınlık nöbetleri geçirmek suretiyle anne babalarını etkisiz hale getirip, onları diledikleri gibi idare eden çocuklar görmüşüzdür.

Her şeyi olduğu gibi kabullenenler, çoğu zaman onları etkisiz kılacak derecede kontrol ve baskı altında tutan anne babalara sahip çocuklardır. Kendilerini yok olmuş hissederler, özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Bu çocuklar davranışları ve seçme özgürlükleri yönlendirileceği yerde bastırılmış olduğundan, hem üzüntü hem de korku içindedirler. Çözüm olarak kendilerini ortama uydurup, öfkelerini gizlerler.

İşbirliğine heveslendirilen ve diğer insanların da gereksinimleri olduğunu anlamaya yönlendirilen çocuklar için ise, büyüme süreci zevklidir. Sağlıklı sevginin temeli olan gücü paylaşmak ve vermek, onlar için hayatın normal bir yanıdır.

Gerçekte ne bizim onları, ne de onların bizi emirler, tehditler, minik rüşvetler ya da cezalar yoluyla etkisiz kılmalarına gerek yoktur. Hem anne babalar, hem de çocuklar kendi alanlarında güçlü olabilirler, ve bu gücü paylaşmak yoluyla aralarında iletişim, destek ve sevgi köprüleri kurabilirler. Doğal gelişim bunu gerektirir.

Çocuklar ikiüç yaş arası isyankar bir dönemden geçerler. Karşılaştığım herkes, çevresindekileri kontrol etme mücadelesinde zorluklarla karşılaşmış, bazıları bu dönemi, aldıkları ufak duygusal yaralarla atlatabilmiştir. Yetişkin güç oyuncularının davranış temelleri çocukluğa uzanır. Çocuklara bu zor dönemlerinde yardımcı olabilmenin değişik yolları vardır, en başta gücün bir başkası pahasına elde edilmesi gereken bir şey olmadığı öğretilmelidir.

Ben mutfakta bulaşıkları yıkarken, üç yaşındaki kızım Heidi geldi ve benden kendisine bir masal okumamı istedi. Oyuncaklarıyla evi feci bir şekilde dağıtmıştı ve benim o akşam tamamlamam gereken dünya kadar işim vardı. Ya ona kitap okuyacaktım ya da etrafı toplayacaktım, her ikisini birden yapacak vaktim yoktu.

Tam “Git dağınıklığını topla, sonra kitap okuruz.” diyecektim ki bir emir vermek üzere olduğumu fark ettim. Bunun yerine “Heidi, yalnız bir iş yapacak vaktim var, ya oyuncaklarını toplayacağım ya da sana kitap okuyacağım. Hangisini yapmalıyım?” diye sordum.

Ona bir tercih şansı vermiştim ve bu onu şaşırtmıştı. Hayal kırıklığına uğramasına veya hırçınlık yapmasına neden kalmamıştı, çünkü tercih onundu. Ve o, bir koşu gidip eşyalarını toplayıp yanıma geldi, ben de istediği masalı okudum.

Öyle görünüyor ki çocukluğun verdiği, her şeye gücünün yetebileceği düşüncesinden bu gücü paylaşmaya geçiş, hem çocukluğumuz, hem gençliğimiz, hem de yetişkinliğimizde bizi zorlayan bir süreçtir. Gücün kullanımında yaşanan karışıklıklar, sağlıksız ve huzursuz ilişkilerde kendini açıkça gösterir. Yetişkinlerin ilişkilerini baltalayan bu güç oyunlarının belli başlıları nelerdir?

1)  Öğüt verir, fakat kabul etmez.

2)  Yardım ve sevgi istemekte zorlanır.

3)  Emir vericidir; çevresindekilerden beklenti ve talepleri çoktur.

4)  Karşısındakinin gücünü ve kendine olan sevgisini azaltmaya çalışır.

5)  Yargılayıcıdır, karşısındakinin başarısını engeller, hata arar, cezalandırır.

6)  Karşısındakinden taleplerde bulunur, ama ona istediklerini vermez.

7)  Söz verir ama tutmaz; insanların ona güvenmesini sağlar, sonra onlara ihanet eder.

8)  Aşırı koruma ve ilgi gösterir.

9)  Taraflardan biri diğerinden üstünmüş havası yaratan, himayekar, yukarıdan bakar bir tutum izler; adeta korku salar.

10) Karşısındaki adına kararlar verir; bu yolla onun sorun çözme yeteneğini azaltır.

11) İzlediği tutumla karşısındakini “asla kazanamayacağı" bir duruma sokar.

12) Karşısındakini değiştirmeye çalışır (ama kendisi değişikliğe kapalıdır)

13) Karşısındakine en hassas olduğu an saldırır.

14) Bağımlılık karşıtı bir tutum sergiler, "Sana ihtiyacım yok.” mesajı verir.

15) Kabadayıvari davranışları vardır; rüşvete ve tehdide başvurur.

16) Serttir, esirgeyicidir ve kendi haklılığından emindir.

17) Karşılarındakini sözle ve hareketle taciz eder.

18) Kavgacıdır ve bunu kararlı olmasına bağlar.

19) Daima kazanmak veya haklı çıkmak ihtiyacı içindedir.

20) Kendi bildiği yolda gitmekte inat eder.

21) Hatalarını kabul etmek ve özür dilemekte zorlanır.

22) Sorulara dolaylı, kaçamak yanıtlar verir.

23) Yukarıda sıralanan davranışların her birini savunur.

Kendini güçlü hissedebilmek için, karşısındakini ezip kontrol edebilmelidir. Aslında böyle bir kişinin bilinç altı şöyle söylemektedir: “Güçsüz olmaktan korkuyorum, kendimi güçlü hissedebilmek için birilerini kontrolüm altında bulundurmalıyım.” Bu hatalı inanışa göre, kişisel gücümüz bir başkasının elindedir ve ancak o kişiyi kontrolümüz altında tuttuğumuz sürece gücümüz ve güvenliğimiz sağlanmış olur.

Güç oyuncusunun karşısındaki, sanki kurtarılmayı veya cezalandırılmayı bekleyen bir kurban gibidir. Bu tür melodramvari oyunların özü kişisel güçler değil, bağımlılıklardır. Bunlar son derece sağlıksızdır ve mutsuzluklara yol açarlar.

Bilinçaltımızı ve bastırılmış korkularımızı maskelediği için, bu oyunlardan kurtulmak kolay olmamaktadır. Bir başkası üzerinde kontrol kurmaya çalışanlarla ilgili yaptığım her incelemede, bu kişinin, çok korkutucu ve tehlikeli bir düşünüş olan, ‘kontrolünü kaybetmeyi kendini kaybetmek’ olarak yorumlamasına yol açan, yaralayıcı bir deneyim ya da hayali bir tehditle karşılaşmış olduğunu gördüm. Ya da kişiye anne babası üzerinde aşırı bir güç kullanma izni verilmişse, bu durumda “Ben senden daha güçlüyüm ve istediğimi yaparım.” düşüncesi gelişmiş olabilir.

“Ayrıca” diyordu bir güç oyuncusu, “bu gücü hissetmek çok güzel, neden bundan vazgeçeyim ki?”. Anlamadıkları şey, bunların dengesiz ve sağlıksız durumlar olup hatalı inanışlardan kaynaklandığıydı. Başkalarını kontrol altına almaya çalışanlar, dikkatlerini kendilerinden daha kötü durumda olan birine yöneltmiş olduklarından, kendi korkuları, güvensizlikleri ve şüpheleriyle uğraşmaktan kaçınmış olurlar. Unutmayın ki hem güç oyuncuları hem de kurbanları bu oyunun aktörleridirler. Kurbanın da kendine sağladığı faydalar vardır. İşbirliği etmek suretiyle diğer kişiyi yakınında tutmayı sağlar.

Güç oyunlarını, çocukluğumuzda kendimizi korumak için biçimlendirdiğimizden, bunlar son derece yerleşik davranışlardır ve bunlardan kurtulmaya karşı müthiş bir direniş gösteririz.

Bu kişiler nadiren yardım veya değişiklik isteğinde bulunurlar. Bunun nedeni, kendilerini başkalarından üstün hissetmelerinin yanı sıra, genel olarak bir aldanış ve reddediş halinde bulunmalarıdır. Yaralayıcı bir olayla karşılaştıklarında eşinin kendisini terk etmekle tehdit etmesi gibi terapiye ya da başka bir değişime baş vururlar. Bu durumda bile asıl amaçları, isyan eden eş üzerindeki kontrollerini geri kazanmak olabilir. Bu aşamadaki eş, artık bir kurbanı oynamak istememektedir. Kimi zaman eş kızgındır ve hakim duruma geçmek için rekabete başlar. Onları motive eden güvensizlikleri keşfedilmedikçe, taraflardan hiçbiri bu oyunu bırakmaya yanaşmayacaktır.

Bağımlı sevginin son ve en önemli özelliği, eşlerden birinin diğeri üzerinde bir kontrol hissi kazanmasıyla başlayan güç oyunlarının varlığıdır. Karşısındakini idare etme ve kontrol altında tutma eğilimli davranışlar, eşlerden birini diğerinden daha üstün veya güçlü kılmayı hedeflerler. Gücü hissedebilmek için kişi karşısındakini yener, etkisiz hale getirir. Yenilme korkusu, bu gücün paylaşımını engeller, artık uğraşacak daha güçsüz biri vardır ve bu sayede kişi kendi korkuları, güvensizlikleri ve şüphelerini arka plana atabilir. Bu oyununun oyuncuları, kontrollerini kaybetmeyi, “kimliklerini kaybetmek” olarak yorumlarlar. Güç kaynaklarının sınırlı olduğunu varsayan bu masala göre, kişisel kudretimiz bir başkası olmadan ortaya çıkamaz.

Depresyon tedavisinde olan Pete'in kontrolü elinde tutmak isteyen tarafı, kendine aşağıdaki mektubu yazmıştır:

“Sen daima kendine yeterli olmayı bilmiş, kuvvetli bir kişiydin; ama şimdi tüm bunları sana kontrolünü kaybettirecek birine devretmeye kalkışıyorsun. İstediğin gerçekten bu mu? Her zaman seni korumaya çalıştım. Sana nasıl sıkı sıkıya yapışıp, başkalarının yakınına gelmesini engellediğimi unuttun mu yoksa? Senin herkesten uzak, tam kontrollü bir şekilde kalabilmeni sağladım. Sen, sana yardım etmek isteyenlerin hepsinden daha üstün ve daha akıllısın. Onlara ihtiyacın yok, çünkü kendin her şeyi yapabilecek güçtesin. Bu sistem yıllardır güzelce işlemedi mi?

Şimdi yenilgiyi kabullenmen ya da yardım istemen beni şaşırtıyor. Sürücü koltuğunda oturan sen olabilirsin. Güçlü olan, kontrole sahip olandır; senin olmak istediğin yer bu olmalıdır. Sorunlarının çoğu, başkalarının senin önüne geçmeye ve seni engellemeye çalışmasından kaynaklanıyor. Onları kendinden uzak tuttuğunda göreceksin ki her şey yoluna girecek.”

Pete, ayrıca onun kontrolcü benliğinin, beni aldatmak için başvuracağı yöntemleri de şöyle sıraladı:

1.  Acılarıma aldırmaz bir tutum izlerim.

2.  Konuşmalarda ben hakim olurum.

3.  Onun bana acımasını sağlarım.

4.  İşler zora girince savunmaya geçerim.

5.  Onu asıl suçluların diğerleri olduğuna ikna ederim.

6.  Seasları ciddiyetten uzak tutmaya çalışırım.

7.  Zeka gösterileri yaparını.

8.  Esnek bir görünüm çizerim.

9.  Yardımcı bir tutum izlerim.

10.  Onun zayıf noktalarını bulup, bunlardan faydalanırım.

11.  Acılarını paylaşırım.

12.  Duygusal açıdan ona yakınlaşmaya çalışırım.

13.  Onu, kendinden şüpheye düşürürüm.

14.  Onun güdülerini öğrenmeye çalışırım.

15.  Konuyla ilgili konuşmaları bir an önce yaparım.

Bu yöntemler, Pete’in kontrol gereksinimini karşılamasına yarayacaktı. Terapinin yardımıyla kişisel gücünün, başkalarından gelmediğini öğrendi. Kişisel gücümüzün kaynağı bizdedir; bir başkasını kontrolümüz altına almaya gerek yoktur. Ancak kendimize güvenerek, güce ve kontrole olan bu gereksinimden kurtulabiliriz.

Seçenekler

Güç oyunlarının ilişkimizi baltaladığını anladıktan sonra, üç seçeneğimiz vardır.

İlkinde, kendi gücümüzü kullanma hakkından vazgeçip, uyumlu bir davranışla, adeta bir kurban gibi, karşı koymaz hatta işbirliği ederiz. Bu kolay, fakat bağımlı bir davranış tarzıdır. Elbette bunu yapan birinin hayatını tam anlamıyla yaşadığı söylenemez, fakat maalesef çoğu insan bu şekilde yaşar. Bu kişiler sonunda eşlerinin kaçınmayı çalıştığı utanç, suçluluk, yetersizlik ve korku gibi hislerle yaşamaya mahkûm olurlar..

İkincisinde, bir güç arayışındayken, ona rakip bir bağımlı ilişki tuzağına düşebiliriz. Bu durumda, bağımlı olmayan iki kişi sürekli bir çekişme halinde ve birbirlerini yenmek üzere bir takım yaratıcı ve yıkıcı güç oyunu taktiklerinin yardımıyla gücü ele geçirmek için rekabet halindedirler. Maalesef ilişkilerin çoğu birinci ve ikinci seçenekler arasında gidip gelmektedirler.

Halbuki seçenekler bu kadar değildir. Üçüncü ve çok daha güzel bir seçenek, bireyler arası güç eşitliğine inanan, olumlu bakış açısıdır. Burada kişi şöyle söyler: “Her ikimiz de iyi ve güçlüyüz. Yalnızca, bazı davranışların bana doğru gelmiyor.”

Bu tutumu bir kez benimsedikten sonra, artık iş güç oyunlarının eşleri nasıl cezalandırdığını anlayıp, yeni bir bireysel güç ve değer anlayışı geliştirmeye gelir.

Eğer bu oyunlardan arınmak istiyorsak, aşağıdakileri yapmalıyız:

1)  Güç oyunlarının varlığını kabul etmeliyiz.

2)  En çok oynadığımız oyunların listesini yapmalıyız.

3)  Kişiliğimize ait işaretleri tanımlamalıyız: zihnimiz karışmış, tuzağa düşmüş, suçlu, rahatsız, korkutulmuş hissetmek; kendimizden şüphe etmek; insanları aşırıya varan şekillerde terslemek; savunmada olmak; suçu başkalarına atmak; eşinden uzak durmaya çalışmak; kaçamak cevaplar vermek.

4)  Güç oyunlarını destekleyen olumsuz düşünceleri bulup, onları değiştirmeye çalışmalıyız.

5)  Fazla içiçe olmayı bırakmalı, araya biraz mesafe koymalıyız; eşitliğe inanmalıyız.

Kazanmanın tek yolu, içsel bir süreç olan kendi kendimizle yaşamayı öğrenmekle olur. Güvenimiz yerinde olduğu sürece, kazanmak için bir başkasına gereksinimimiz yoktur.

Amaç: Karşılıklı Saygı

Eşlerden biri bir güç arayışı davranışı içinde olduğunda, onun sözsel meydan okumalarına ne kadar az cevap verirseniz o kadar iyidir. Savunma ya da uzlaşma, sizi doğruca bağımlı davranışlara götürecektir. Güç yarışından uzak durmanın en etkili yöntemi kısa, tek kelimelik cevaplar vermektir. Veya durumunuzu bildirmek yoluna da gidebilirsiniz: “Sen EYLEM yaptığın zaman, ben DUYGU hissediyorum.” Yaptığınız bu açıklamayla eşit bireysel güç durumunu vurgulamış oluyorsunuz. Açıklamanızı, duyulma olasılığı en fazla olduğunda yapmaya özen gösterin, sinirliyken ya da bir tartışma anında yapmayın. Aşağıdaki örnek, tarafların eşit bireysel gücü ilkesine inanan, daha sağlıklı bir ilişkiye doğru ilerleyen bir çifte aittir:

Jennifer ve Brad’in iyi sayılabilecek bir ilişkileri vardı. Ama Brad’in bir tutkusu vardı, kurtarıcı rolü oynamak ve insanlara tavsiyelerde bulunmak başkaları üzerinde güç sahibi olmasını sağlayıcı roller. Brad’in, Jennifer’in asalak dediği, pek çok “kurbanı” vardı ve bunların hepsi onun zamanını ve enerjisini alıyordu. Bıad şikayet etmekle birlikte, onlara hayır demeyi de beceremiyordu.

Jennifer kendini ihmal edilmiş hissetmesine rağmen, yıllarca bir şey söylemeyip, durumun düzeleceğini umdu. Ona ailesi tarafından öğretilen, bir şey söylememek ve kötü hissetmekti. Kendi ailesinde bir güç paylaşımı görmediğinden, Brad’e karşı gelmekten ve muhtemelen onu kızdırıp kendinden uzaklaştırmaktan son derece korkuyordu.

Nihayet cesaretini toplayıp, hislerini dürüstçe açıkladı. Brad’e, artık onun arkadaşlarınınkiler uğruna kendi gereksinimlerini ertelemek istemediğini söyledi. Ona önceden planladıkları hafta sonu seyahatlerini, Brad bir arkadaşının taşınmasına yardım etmek ‘ için iptal ettiğinde, kendini önemsiz, incinmiş ve kızgın hissettiğini anlattı. Bu davranış tarzının, yani ailesindeki diğer fertlerin ihtiyaçlarına öncelik tanımanın, çocukluktan beri süregeldiğini fark ediyordu.

Brad ilk önceleri anlayışla dinledi, ardından saldırıya geçip, Jennifer’i, kendisini acındırmalarla bazı davranışlara yöneltip ilişkilerinin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçladı. Dengesini yeniden düzenlemek için, Jennifer’ı eleştirmeye, ona sevgi göstermemeye ve bundan böyle evliliklerinin nasıl olacağına dair konuşmalar yapmaya başladı.

Jennifer ya buna razı olup dayanacak, ya da bu evliliğe son verecekti. Neyse ki, Brad’in bu tür incitici davranışlarının, onun kontrolünü kaybetme ve acı çekme korkularından kaynaklandığını anlayabilmişti. Jennifer bir kurban olmak istemiyordu, gerekli mesafeyi koyup, eleştirileri kişisel almamayı başardı.

Uygun bir zaman olduğunda, Jennifer Brad’e davranışlarından nasıl etkilendiğini anlattı. Her ikisinin de, düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını eşit bir biçimde ve ağır bir karşılık ödeme korkusu olmadan aktarabilecekleri, sağlıklı bir evlilik beklentisini açıkladı. Bu ideal ortamın sağlanabileceğine inanıyor, eğer başaramazlarsa bu ilişkiyi sürdürüp sürdürmemek konusunda bir daha düşünmek istiyordu.

Şu an birlikte daha güçlü ve daha özgür bir ilişki için çabalıyorlar. Bu elbette kolay olmadı, ancak karşılıklı saygı ile kontrolcü, bağımlı bir ilişkiden, her ikisini de destekleyici ve aynı zamanda özgürlüklerini koruyucu bir ilişkiye doğru ilerleme yoluna girmeyi başardılar. Oynadıkları güç oyunlarının sayısı azaldı ve bu onların hem birey hem de çift olarak kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı oldu.

İnsanlar kontrol etme güdülerinden bir kez kurtuldular mı, karşılarındakinden istediklerini ve ihtiyaçlarını hiç tahmin edemeyecekleri kadar kolay alabilirler. Bunun nedeni, kişinin gücünün yine kendinde gizli olduğunu anlaması ve ona ulaşmayı başarması, ya da başkaları üzerinde kontrol kurmaya çalışmanın bir yanılsama olduğunu fark etmesi ve esnek olmayı öğrenmesi olabilir. Bir fırtınada ancak rüzgarla eğilen ağaç kurtulup, büyüyebilir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült