İlgi ve Sevgi Eksikliği Güvensizlik Yaratır

Prof. Dr. Özcan Köknel


İnsanlar bedensel gereksinimleri olan beslenme ve korunmayı sağladıktan sonra sevgi gereksinimine doyum aramaya başlarlar. Sevgi olmadıkça insanlar arası bağlantı, ilişki, iletişim, etkileşim kurulamaz. Sevgiden yoksun bir ortamda insanın kendisine ve başkalarına güven ve saygı duyması sağlanamaz. İnsanın yaşamı bir görev saymasına, çalışmasına, kendini gerçekleştirmesine, yaratıcı olmasına ancak sevgiyle ulaşılır. Tek cümleyle, sevgi olmadan «insan» olunmaz.
Sevgi soya*, ve tanımı zor bir kavramdır. İnsanın kendisine, başkalarına, canlı varlıklara, nesnelere, duygu ve düşüncelere karşı duyduğu güçlü bir bağlılık, ilgi ve yakınlık; bunların insanın ruhsal yaşantısında bıraktığı güzel, hoş, iyi, tatlı bir duygulanım durumudur sevgi. Bu duygulanım durumu insana dirlik, düzenlik, neşe ve sevinç verir. Kısaca, sevgi insanı mutlu eder. Sevgi gereksinimi yaşam boyu sürer. İnsanlar yaşam boyu bu gereksinime doyum aramak için çalışıp çabalar.

«BENİ DEĞİL, BİRBİRLERİNİ SEVMİYOR İNSANLAR»
Çeşitli ruhsal yakınmaları olan genç bir hekim, sevgisizliği şöyle anlatıyor: «İnsanları, yaşamı sevmiyorum. Beni yaşama bağlayacak, insanları sevdirecek bağlantılar arıyorum. Bulamadan, bulamıyorum... Her geçen gün insanlardan ve toplumdan daha çok uzaklaşıyorum. Bunlardan uzaklaştıkça sevgisizliğim artıyor. Sevgisizliğim arttıkça insanlardan ve toplumdan nefret ediyorum... Yaşadığım her gün sinsi sinsi gelişen bir tümör gibi beynimi kaplıyor. Duygularımı, düşüncelerimi yiyip bitiriyor... İnsanları neden sevmiyorum? Bu sorunun cevabını çok araştırdım. İnsanlar beni sevmiyor. Beni değil, birbirlerini sevmiyor insanlar. Çoğu insan elindeki olanağı ve yetkiyi kendi çıkarma kullanıyor. Başkalarını aşağılamaktan, onların onurunu kırmaktan haz duyuyor... Sevgisizlik yüzünden, mesleğim olan hekimliği bile yapamıyorum. Duygularım, düşüncelerim, yaşamla barışık olmama yetmiyor. Kendimi çok fazla dinliyorum. Sürekli kendimle hesaplaşıyorum. Buna karşın kendimi anlamıyorum, tanımıyorum. Kim olduğumu, ne istediğimi bilmiyorum. Türlü gelgitler arasında direnme ve savaşma gücümü yitirdim, ölümü, kendi isteğimle gerçekleşecek ölümü çok düşündüm.
«Bütün bunların nedeni sevgisizlik. Başkalarının karşısında kendimi aşağılanmış, değersiz, düş kırıklığına uğramış görüyorum. Onların gözlerine, yüzüne bakamıyorum. Göz göze, yüz yüze gelmekten çekmiyorum. Onlarla ilgili duygularımı, düşüncelerimi anlayacaklarından korkuyorum. Bu tür duygu ve düşünceler taşıdığım için utanıyorum.»

AŞAĞILIK YA DA ÜSTÜNLÜK DUYGUSUNUN NEDENİ
Sevgi eksikliği insanlarda güvensizlik yaratır. Başkalarına ilgi göstermeyen, onları sevmeyen insanlar, kendilerinin başkaları tarafından ilgi görmediklerini, sevilmediklerini sanırlar. Kendilerinin göstermedikleri ilgi ve sevgiyi bulamayınca da, bunu ya kendilerindeki eksikliğe ya da başkalarının anlayışsızlığına, hatta kötülüğüne bağlarlar.
Böyle insanlar kendilerini aşırı ölçüde önemserler. Beden yapılarını ideal, yüzlerini çok güzel, akıllarını işlek, zekâlarını parlak, eğitimlerini yüksek, giyimlerini modaya uygun, ekonomik durumlarını çok iyi, toplumsal rollerini etkin bulurlar. Başkalarını çirkin, aptal; bilgisiz, fakir, yetkisiz, yeteneksiz görürler. Bu nedenle üstünlük duygusuna kapılırlar, insanın kendisini başkalarından üstün görmesi aşağılık duygusundan kaynaklanan olumsuz savunma düzenlerinden biridir.
Ya da kendini aşağı ve eksik gören insan, bunu beden yapısına, boyuna, kilosuna, aklına, zekâsına, eğitimine, giyimine, ekonomik durumuna, toplumsal rolüne bağlar. Bu nedenle kendisini başkalarının karşısında çirkin, aptal, bilgisiz, pasaklı, fakir, yetkisiz, yeteneksiz olarak değerlendirir ve aşağılık duygusuna kapılır. Kendisine önem vermez, başkalarını ise aşırı ölçüde önemser.
özetle, ilgi ve sevgi eksikliğine bağlı olarak gelişen aşağılık ya da üstünlük duygulan insanın kendisine ve başkalarına karşı güvensiz olmasına yol açar.
Otuz yaşında bir öğretmen güvensizliğini şöyle anlatıyordu: «Yoksul bir ailenin üçüncü çocuğu olarak köyde dünyaya geldim. Babam köyün çobanıydı. Benimle hiç ilgilenmezdi. İlgilenecek zamanı da yoktu. Annem bizlere bakmaktan, evde ve tarlada çalışmaktan perişan olmuştu. Yüzünü akşamdan akşama görürdük. Başarılı bir ilkokul öğrencisi oldum... öğretmen okulunu kazandım. Okul döneminde belirli bir siyasi görüşü benimsedim. Karşıt görüşlü olanlarla sürekli çatışma ve sürtüşme içine düştüm. Evde ilgi ve sevgi, okulda anlayış ve hoşgörü bulamadım. Kendimi hep başkalarından daha aşağı, eksik ve yetersiz gördüm. Bu yüzden ne aklıma ve zekâma, ne de bilgime ve eğitimime güvenebildim. Bu durum beni meslek yaşamımda olumsuz biçimde etkiledi. Çekingen ve sıkılgan bir insan oldum. Başkalarının, hatta öğrencilerin karşısında bile bildiklerimi, düşündüklerimi açıklamaktan, anlatmaktan korku duymaya başladım. Hele kadınların, kızların karşısında kızarıp bozarmaktan, utanmaktan tek kelime söyleyemez oldum. Sürekli heyecan içindeyim. Başım ağrıyor, kaslarım geriliyor, ellerim titriyor, kalbim çarpıyor, yüzüm kızarıyor, her tarafım ter içinde kalıyor. Nedensiz endişeler, korkular peşimi bırakmıyor. Başkalarının karşısında böyle sıkılıp utanacağıma ölsem daha iyi diyorum.»

«BÖYLE SIKILIP UTANACAĞIMA ÖLSEM DAHA İYİ»
İnsanın güven duygusu kazanması, çocukluk ve gençlik çağında anne-baba ve toplumsal ortamdan gördüğü ilgi ve sevgiye bağlıdır. Çocukluk ve gençlik çağında yeterince ilgi ve sevgi görmeyen insanlarda aşağılık ya da üstünlük duygusuna bağlı güvensizlik duygusu gelişir. Güvensizlik duygusu insanın kendisini ve başkalarını gerçekdışı ve olumsuz olarak değerlendirmesine neden olur.

ÖNCE GÜVEN, SONRA SAYGINLIK
İnsanın yaşamını sürdürmesi, yaşamın getirdiği zorlanmaları doğal kabul etmesi, bunlarla başetme yollarını arayıp bulması, kendisine ve başkalarına güven duymasıyla gerçekleşebilir. İnsanın başkalarıyla ilişki kurması, çalışması, iş ve meslek sahibi olması, para kazanması, ürün vermesi, yaratıcı olması bir yandan güven içinde yaşamak, öte yandan saygınlık kazanmak için yapılan davranışlar olarak kabul edilebilir.
Güven gereksinimine doyum bulan insanın kendisine ve başkalarına saygısı artar, kendisini ve toplumu geliştirmek, böylece saygınlık kazanmak için çalışıp çabalar. Toplumdaki durumunu iyi olarak değerlendirmek, yerini doldurmak, rolünde başarılı olmak ister, insanın kendisine ve başkalarına beslediği saygı azalır ya da insan saygınlığımı yitirirse, başkalarıyla göz göze, yüz yüze gelmek istemezi çekinir, utanır.

«İNSANLARLA İLİŞKİ KURAMADIKTAN SONRA YAŞAMAK NEYE YARAR?»
Yirmi sekiz yaşında, evli, bir çocuk sahibi, sekreter olarak çalışan genç bir kadın bu durumu şöyle anlatıyor: «Aile ve iş sorunları yüzünden kendime olan saygımı yitirdim. Başkalarıyla birlikte olmaktan çekmiyorum. Onların karşısında ağzıma bir bardak su götüremiyorum. Çatal bıçak kullanamıyorum. Sigara yakamıyorum. Çalıştığım yerde yemek çıkmasına karşın ben yiyemiyorum. Ya da herkes yemeğini bitirdikten sonra bir köşeye çekilip, başımı önüme eğip, elim ayağım titreyerek karnımı doyurmaya çalışıyorum. Bu durumdan çok sıkılıp utanıyorum. Başkalarıyla birlikte olmak zorunda kalınca bir iki kadeh içki içiyorum, böylece biraz rahatlıyorum. Bu çekingenlik, sıkılganlık, utangaçlık beni Öldürecek... Bu durumdan kurtulmak için insanların olmadığı dağlara, ormanlara kaçmak geliyor içimden... İnsanlarla ilişki kuramadıktan sonra yaşamak neye yarar? Benim ne işim var bu dünyada? Yaşamak neye yarar? Kendimi öldürmek bile geçiyor aklımdan.»
Yirmi dört yaşında genç bir mühendis de çekingenliğini şöyle anlatıyor: «Başkalarının yanında çok çabuk heyecanlanıyorum. Kendime güvenimi, saygımı yitiriyorum. Soğukkanlı davranamıyorum. Elim ayağım birbirine dolaşıyor. Kızarıyorum, terliyorum. Bu durum aşağılık duygusundan mı kaynaklanıyor, aşağılık duygusu mu bu durumu yaratıyor bilemiyorum.»

KENDİNİ ÖNEMLİ VE YETERLİ BULMAMA RUHSAL ZORLANMA YARATIR
Ruhsal kaynaklı zararlı etkenler arasında çekingenlik, sıkılganlık, utangaçlık, durumluk kaygı düzeyinin yüksekliğinden kaynaklanan önemli bir zorlanma nedenidir. Çoğu insan başkalarıyla göz göze, yüz yüze gelmekten çekinir. Utanır, yüzü kızarır, elleri titrer, terler, özellikle gençlik çağında daha sık görülen çekingenliğin, utangaçlığın çeşitli nedenleri olabilir. Daha önce belirttiğim ve örneklerle anlattığım gibi, bu nedenler arasında ilgi ve sevgi yoksunluğu; insanın kendisine ve başkalarına güven duymaması; kendisini ve başkalarını gereğinden fazla önemsemesi; kendisine ve başkalarına saygısını yitirmesi; başkaları tarafından anlaşılmamaktan ve reddedilmekten korkması; günlük yaşamın getirdiği zorlamaları doğal kabul etmemesi ilk sırada yer alır. Bunlar kaygı düzeyini yükseltir. Bu kaygı insanın kendini değerli, yeterli biri olarak görmemesinin hem nedeni, hem sonucudur.
Çekingenlik ve utangaçlık kişiliğin öznel duygu ve düşünceleriyle bunların baskı ve denetim altında tutulması için gösterilen çabadan kaynaklanır. Başkalarının kendisini nasıl değerlendirdiklerini düşünen insan, bu düşünceyle öznel duygu ve düşünceleri arasında çatışır. Bu çatışmanın yarattığı durumluk kaygıdan kurtulmak için çekingen, sıkılgan, utangaç bir davranışı benimser ya da kimi zaman bu davranışlarla birlikte olan yüz kızarması, el titremesi, terleme, kalp çarpıntısı, solunum güçlüğü gibi belirtilerle zorlayıcı ortamdan kaçar.

GENÇLERİN BAŞ SORUNU: SIKILGANLIK
Gönçlerle ilgili olarak yaptığımız araştırmalarda, gençlerin % 70'inin kendilerini çekingen, sıkılgan ve utangaç'
olarak değerlendirdiklerini ve erkek-kız arasında anlamlı bir fark olmadığını gördük. Gençlerin çoğunluğu «karş cinsle göz göze, yüz yüze konuşmanın» ve «başkalarının karşısında konuşmanın» en çok utandıkları durum olduğu nu söylediler.
Genç bir adam sıkılganlığını şöyle anlatıyordu: «Yirmi dört yaşındayım. Yüksek öğrenim yaptım, meslek edindim, ama hâlâ başkalarının yanında konuşmaktan çekini yorum. Hata yapacağımı sanıyorum. Hata yapsam ne olu bilemiyorum.Bu çocukluktan kalan kötü bir alışkanlık. Derse kalktığım zaman da sıkılıp utanırdım. Yüzüm kızarır, elim ayağım titrer, konuşmam bozulurdu. Çoğu kez bu nedenle bildiğimi bile söyleyemezdim. Çalışırdım, çok çalışırdım. Ancak çalıştığım ölçüde başarılı olamazdım. Çekingenliğimi, utangaçlığımı yenmek için çok çalışıp çabaladım, olmadı. Bu durum çalıştığım yerde başarımı engelliyor. Hata yaparım diye bildiklerimi arkadaşlarıma bile söyleyemiyorum...»

«KIZLARA CİNSEL İSTEĞİMİ BELLİ ETMEMEK İÇİN ÇEKİNGEN DAVRANIYORUM»
«Bu yüzden kız arkadaş da edinemedim. Kızlarla birlikte olmak istiyorum. Ama yanlarına yaklaşınca yüzüm kızarıyor, sesim titriyor. Oysa oldukça yakışıklı sayılırım. Peşimde koşan kızlar bile var;. Onlar bana yaklaşıyor. Ben utanıp kaçıyorum. Kendimce utangaçlığımın nedenlerini araştırdım. Bazı nedenler buldum. Fiziğimin üstünlüğünü becerilerimin, yeteneğimin de üstünlüğü olarak kabul etmişim. Becerimde, yeteneğimde bir eksiklik olabileceğini düşünmemişim. Hata yapmamak için çekingenliğe sığınmışım. Bu durum temelde güçsüzlük, güvensizlik yaratmış. Yakışıklı olmam karşı cinsle ilişkilerimi de olumsuz biçimde etkilemiş. Çocukluk ve ilk gençlik çağlarımda kızlardan uzak büyümüştüm. Gençlik çağında kızlarla bira-raya geldiğimde onlara aşırı cinsel istek duyduğumu fark ettim. Bu duygumun onlar tarafından anlaşılacağından utanıp onlardan kaçmaya başladım, öte yandan kendimi üstün ve yakışıklı gördüğüm için kızların peşimden koşmalarını bekledim. Benimle konuşmayı reddederler korkusuyla onlara yaklaşamadım...»
Çekingenlik, sıkılganlık ve utangaçlık, engellenen, denetim altında tutulan duygulanım durumlarının ve düşüncelerin yarattığı bir davranış biçimi olarak da ortaya çıkar. Konuştuğu kıza cinsel istek duyan erkek", bu duygusunu denetim altına alabilmek için kızlarla konuşmaktan çekinir. Kızlarla konuşurken yüzü kızaran genç, bundan sıkılıp utanır ve kızlarla birlikte bulunmaktan kaçar. Kızgınlık duyguları olan insan, başkalarıyla konuşurken bu duyguları bastırmak, denetim altında tutmak, dışarıya yansıtmamak ister. Bu durum yüzünü kızartır. Yüz kızarması nedeniyle de sıkılıp utanır.

KENDİNİ ORTAYA KOYMAKTAN KAÇINMA
Çekingenlik, sıkılganlık ve utangaçlık günlük yaşamdan kaynaklanan toplumsal kaynaklı zararlı etkenlerden, zorlanmalardan kaçıp kurtulmak için kullanılan savunma düzeni olarak da ortaya çıkar. Beceriksizliği, bilgisizliği, yeteneksizliği yüzünden karşılaştığı engelleri aşamayan, sorunları çözemeyen insan kendisini ortaya koymaktan kaçınır. Toplumsal ilişkileri azaltmak, sınırlamak için kendini sürekli engeller, denetim altında tutar. Davranışlarına ket vurur. Bilgisizliği yüzünden başkalarının yanında kolay ve rahat konuşamayan insan, bu durumu çekingenliğine, sıkılganlığına bağlar. Böyle olduğuna inanır, başkalarının da buna inanmasını ister. Kendisini becerikli, üstün yetenekli olarak değerlendiren insan ise, gerçek değerinin ortaya çıkmasından çekinir. Gerçekte yetersiz olan kişiliğini örtmek için geliştirdiği, kendince üstün kişiliğini korumak için sıkılgan, utangaç bir davranış biçimini benimser. Kendince üstün kişiliğini örselemekten koruyup, yetersiz kişiliğinin ortaya çıkmasını önlemeye çalışır. Kendilerine ve başkalarına karşı hoşgörülü olmayanlar da, kızgınlıklarını belli etmemek için çekingen davranabilirler.

Çekingenlik ve utangaçlıkla zorlanma arasında şu bağlantılar olabilir:

• Başkalarıyla iletişimi bozar. Toplumsal kaynaklı zararlı etkenlere yol açar.
• Duygu Ve düşüncelerin açıklanmasını engeller. Çatışmaları artırır.
• Doğru olmayan, eksik, hatalı toplumsal değerlendirmelere neden olur. Bu tür değerlendirmeler zorlanmayı kolaylaştırır.
• Başkalarının yaptığı doğru, olumlu değerlendirmeleri görmezden gelme alışkanlığını getirir.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült