Zihinsel Enerji Tasarrufu Ve Beyin

Nadir Bencan


Şimdi, refleksler konusunu toparlayabiliriz. Refleksler, uyaranlara, merkezi sinir sisteminin katılmasıyla, fakat bilincin aracılığı olmaksızın verilen cevaplardır. Duyular refleks davranışa eşlik eder ya da sonradan gelirler. Bilinçli davranışlara oranla çok daha hızlı tepki oluştururlar. Temel olarak organizmayı korumaya ve en temel ihtiyaçlarını sağlamaya yöneliktirler. Öğrenilmemişlerdir, kalıtımla gelirler. Bir türün bütün bireylerinde aynıdırlar.

Şartlı refleksler, bir doğal refleks üzerine kurulabilirler. Kurulmaları ve yerleştirilmeleri zaman alır. Kullanılmadığında sönebilir ve yeniden hatırlanabilirler. Bazı canlılar kendi türlerindeki diğer bireylere göre daha zeki olur ve daha kolay şartlı refleks geliştirebilirler. Türler arasında da farklar vardır. Bir tür “A” konusunda bir şartlı refleksi bir ortamda daha çabuk geliştirirken, başka bir türün bireyleri aynı ortamda aynı refleksi çok zor geliştirebilirler. Ama bu ikinci tür, “B" konusunda bir şartlı refleksi aynı ortamda daha çabuk geliştirebilir. Bu, oluşturulmak istenen şartlı refleksin, o türün bireyleri için ne kadar “ilgi çekici” olduğuna ve deney sırasındaki şartların, o türün bireyleri için ne anlama geldiğine bağlıdır. Eğer insan kokusu bir kutup ayısı için derhal kaçılması gereken çok pis bir koku özelliği taşıyorsa, bir insanın bir kutup ayısını herhangi bir şartlı refleks deneyine sokup başarılı sonuç alması mümkün değildir.

Bu duruma göre, şartlı refleks, “kazanılmış refleks"dir. Öğrendiklerimizin pekiştirilmesinden ibarettir. Bir köpekteki sahibini tanıma, adını bilme, belli komutlara uyma, yemek seçme gibi davranışlar, kazanılmış reflekslerdir. Sahibini bir defa tanıyıp görüntüsünü, kokusunu vb. kafasına yerleştirince, artık her gördüğünde “bu da kim?" diye araştırmaya girmeyecek, otomatik olarak kuyruğunu sallamaya başlayabilecektir.

Prof. Ayhan Songar, Temel Psikiyatri isimli eserinde bu konuyu şöyle özetlemektedir:

“Organizmanın çevresi o kadar kompleks ve o derece sürekli bir akım halindedir ki, bir bütün olarak organizma, çevre ile dengesini ancak mütekabil bir akım ile sağlayabilir. Bundan dolayı, beyin hemisferlerinin (yarıkürelerinin) en genel ve en temel faaliyeti, reaksiyon uyaran stimulusları (uyaranları), yani işaretleri, organizmanın fonksiyonlarına (doğal reflekslere) bağlamaktır. Sayıları sonsuz olan bu işaretlere karşı kurulan şartlı refleks faaliyetinin sonucu olarak organizmada, yeni davranış şekilleri ortaya çıkar."

“Hayvanda realiteyi işaretlendiren bir tek sistem vardır. Bu sistem, reseptörleri(duyu organları) doğrudan doğruya etkileyen ve kortekste belirli izler bırakan stimuluslardan(uyartılar) kurulur ve birinci işaretleme sistemi adını alır.

“İnsanda ise, konuşma (dil) sayesinde kelimeler, doğal işaretlerin yerini alır ve işaretlerin işaretlerinden kurulu bir ikinci işaretleme sistemi kurulur. Bu sayede genelleme ve soyutlama mümkün olabilmekte ve kelime halindeki uyaranlar asıl objenin yerini almaktadır."

Aslında, "genelleme”nin tüm canlılarda şartlı refleksin genel özelliği olduğunu artık biliyoruz. Dil, yani objelere basit simgeler verip onların iletişimde daha kolay ifadesini sağlama da, ileride göreceğimiz gibi gene evrenseldir. Her canlı, ses, ko ku veya davranış biçiminde, ihtiyacı oranında bu yola başvurur.

Başlangıçta hayvan davranışının özel bir alanını belirtmek için ortaya atılan şartlı refleks kavramı, sonuçta, genel olarak öğrenme ve davranışı ifade eder hale gelmiştir. Hatta Pavlov okulu, bilinç ve hafıza da dahil olmak üzere tüm korteks faaliyetlerini şartlı refleks olarak görmektedir. Böylece, şartlı refleks kavramı, artık aşılma aşamasına gelmiştir. Çünkü bu kadar genel bir kavram, olayların anlaşılmasını kolaylaştırmaz, zorlaştırır.

“Kazanılmış refleks”diyerek, süreklilik gösteren sorunlara verilen hızlandırılmış örgütlü tepkilerimizi, bilincin süreksiz sorunlara verdiği geçici tepkilerden ayırabiliriz.

“Kazanılmış refleks”nedir? Genler yavruya, hayatını sürdürebilmesi için gerekli en temel davranışları refleks olarak getirmiştir. Bunlar, bireyin hayatı boyunca sürekli olarak ve her koşulda değişmeden karşısına çıkacak sorunlara verilecek tepkilerdir. Ancak, bununla yetinilmemiştir. Birey, geçici ve değişken sorunlarla da karşı karşıya kalacaktır. Ve bu tür sorunlar için de, bireyin kendisinin yeni refleksler oluşturabilmesi için açık kapı bırakılmıştır. Birey, geçici sorunlar için hafıza ve bilinç aracılığı ile geçici tepkiler vermektedir (bilinçli davranış). Ama bu sorunlar sürekli olmaya başlayınca, hemen o açık kapıyı kullanmakta ve verdiği tepkileri refleksleştirmektedir. Süreklilik gösteren sorunlarda; hareket alanında piramidal hareketten ekstra piramidal harekete, davranış organizasyonunda münferit davranıştan şartlı reflekse (kazanılmış refleks), düşünce alanında ise kavramadan fark etmeye (çok sayıda figürden tek bir figür elde etme) yönelerek, enerji ve zaman israfını önleme yoluna gidilir. Bu suretle, çevreye en iyi uyum için enerjiyi bilince, yani süreksiz sorunların çözümüne ayırmak mümkün olur. Bu açıdan türlerin hiçbirinin diğerine üstünlüğünden söz edilemez. Hepsi de, her an değişen çevre şartlarına bu üç yolla uyum sağlayıp, milyonlarca yıldır kendilerine yeterli bir yaşam sürdüre gelmektedirler.

“İradeli ve şuurlu hareketler, beyinde belli bir bölgeye yerleşmiş ve piramidal sistem denen sinir hücrelerinden gönderilirler. Bu hücreler beynin en fazla enerji sarfeden ve çok farklılaşmış, iri, büyük ve asil hücreleridir. İnce hareketler yaptırırlar ve çok mahirdirler. Ama çabuk yorulurlar. Bir hareketin ilk defa icrası ve öğrenilmesi bu sistemle olur. Hareket otomatik hale geldiği zaman işi ekstra piramidal sistem üstlenir. Şuur dışı ve otomatik olarak çalışan bu sistem, kasların gerginliğini de ayarlamakla görevlidir. Kolay kolay yorulmaz. Metabolizması ve enerji sarfı da çok düşüktür." (Ayhan Songar, Sibernetik)

Benzer şekilde, yeni bir sorun ortaya çıktığında, “fark etme" türü doğal algı, yani eldeki figür yeterli olmazsa, olayı “kavramamız" gerekir. Yeni figürler araştırılır. Sorun azçok süreklilik gösteriyorsa, elde edilen çok sayıda figür tek bir yeni figür olarak birleştirilmeye çalışılır. “Kavrama", “kavram oluşturmaya" dönüşür. Yeni figür, diğer ilgili figürleri de fon olarak barındırmaktadır. Bütün kavrama olayı, artık bir “fark etme" olayına indirgenmiştir. Sonuç olarak beyin, her şekilde, daha az zihinsel enerji harcamak ve yeni sorunlar için hazır bekleyecek şekilde, rutin sorunları otomatiğe bağlamak eğilimindedir. Bu, beyni ve siniri olan her canlı için böyledir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült