Zeka Ve Öğrenme

İrfan Erdoğan


Ne yaparsak yapalım, öğrenmenin gerçekleşebilmesi zekaya bağlıdır. Dolayısıyla zekanın ne olduğu bilinmelidir. Zeka ve zekanın adeta fışkırdığı depo olan beyin konusunda bilinenlere yeni bilgiler eklenmektedir.

ZEKA

Yakın zamanlara kadar geçerli zeka paradigması insanları çok zeki, orta düzeyde zeki ve az zeki şeklinde sınıflamaktaydı. Okullarda da öğrenciler büyük ölçüde bu şekilde sınıflanmaktaydı.

Günümüzde hakim olan yaklaşıma göre ise bireylerin belli yönlerde üstün, belli açılardan yetersiz olabileceğine inanılmaktadır. Bireyler topyekûn yeterli ya da yetersiz olarak etiketlenmemektedir. Artık bireyin matematik, dil, ritim, içedönüklük, duygu gibi münferit boyutlara göre ne ölçüde yeterli olduğu söz konusu edilmektedir. Bireylerin üstün ve yetersiz oldukları yönler saptanmakta ve öğrenim hayatlarını buna göre şekillendirmeleri önerilmektedir.

Bu durumda eski zeka teorisinin kalıntısı olan düşünce kalıplarıyla kendimizi bilinen İki temel boyuttaki (sözel ve sayısal) üstünlüğümüze veya eksikliğimize dayalı olarak asla sınırlandırmamak, zekanın sekiz boyutunu göz önünde bulundurarak tanımalıyız. Uzmanların yardımıyla veya kendi kendimize saptadığımız zeka boyutlarımıza göre çalışmalarımıza ve öğrenme etkinliklerimize yön vermeliyiz.

Örneğin, sözel dil zeka alanı yüksek olan bir kişi öğrenmek İçin ses kayıt cihazlarını kullanmayı, mantıksal matematiksel zeka alanı yüksek olan kişiler sınıflandırmalar yapmayı, görsel uzaysal zeka alanı yüksek olanlar zihinde canlandırma yapmayı ve zihin haritaları oluşturmayı, sosyal zeka alanı yüksek çıkanlar da eşli çalışmayı tercih edebilirler.

Zeka konusundaki yeni görüşe göre zekanın diğer özellikleri aşağıda gösterilmektedir.

Zekanın özellikleri

• Her insan kendi zekasını geliştirme potansiyeline sahiptir.

• Zeka sadece gelişmekle kalmaz, aynı zamanda başkalarına da öğretilebilir.

• Zekanın, insanın içinde yaşadığı fiziksel, sosyal ve kültürel çevresini algılamasını, anlamasını ve kontrol etmesini sağlayan birçok yönü vardır.

• Zeka çok yönlülük göstermesine rağmen kendi içinde bir bütündür.

• Her İnsan, çeşitli zeka alanlarının tümüne sahiptir.

• Birey zeka alanlarının her birini yeterli bir düzeyde geliştirebilir.

• Zekanın boyutları genellikle bir arada ve belli bir uyum içinde çalışır.

• Bireyin bir alandaki zeka potansiyeli farklı özellikler gösterebilir. Örneğin, sözel yönü gelişmiş bir kişi okumayı çok iyi beceremeyebilir, ancak çok iyi bir kelime dağarcığına sahip olabilir. Aynı şekilde kinestetik zekası iyi olan bir kişi iyi futbol oynayamayabilir, ancak iyi bir tiyatrocu olabilir.

ÖĞRENME TİPİ

"Geleceğin cahili okuyamayan kişi olmayacaktır. Nasıl öğreneceğini bilmeyen kişi olacaktır."

- Alvin Toffler

1960 yılında Rita Dunn tarafından geliştirilen bir teoriyle birlikte bireylerin farklı öğrenme stillerine sahip oldukları ileri sürülmektedir. Tıpkı kan grubu gibi öğrenme stillerinin de bilinmesi gerekir. Öğrenme stili yaşam boyu değişmeyen ama fark edildiği zaman yaşamı değiştiren bir şeydir. Öğrenme stilleri, her bir öğrencinin yeni ve zor bir bilgiyi öğrenmeye hazırlanırken, öğrenirken ve hatırlarken kullandığı farklı ve kendine özgü yollardır. Öğrenme stili doğuştan sahip olunan karakteristik bir özelliktir.

Görsel, işitsel ve kinestetik olmak üzere üç öğrenme stili[1] (tarzı) vardır.

Görseller

Özel yaşantılarında genellikle düzenli ve titizdir. Karışıklıktan ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Dağınık bir masada çalışmazlar. Masayı önce kendilerine göre düzenlerler, daha sonra çalışmaya başlarlar. Çantaları, dolapları her zaman düzenlidir. Yazmayı sevmeseler bile defterlerini düzenli ve itinalı kullanırlar. Öğretmenlerin örnek gösterdiği öğrencilerdir genellikle.

Düz anlatım yönteminden yeterince yararlanamazlar. Tam olarak anlamaları için dersin mutlaka görsel malzemeler ile desteklenmesi gerekir. Harita, poster, şema, grafik gibi görsel araçlarla kolay öğrenir ve bu araçlarla öğrendiklerini kolay hatırlarlar. Öğrendikleri konuları gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar.

Kendi kendilerine kurallar belirlerler. Örneğin başlıkları kırmızı, alt başlığı sarı yazmaya karar vermişken yanlışlıkla lacivert yapmışlarsa o sayfayı yırtıp yeniden başlarlar. Sözlü talimatları izlemekte zorlanırlar ve talimatların tahtaya yazılmasını isterler. Gördüklerini belleklerine görüntü olarak kaydedip hatırlarlar. Hatırlamak istedikleri telefon numarasını numaranın yazıldığı yerdeki görüntüsü ile hatırlarlar. Küçük yaşlarda bile gözle okuma konusunda becerilidirler.

İşitseller

Küçük yaşta kendi kendilerine konuşurlar. Ses ve müziğe duyarlıdırlar. Sohbet etmeyi, birileri ile çalışmayı severler. Ahenkli ve güzel konuşurlar. Yabancı dilde konuşma ve dinlemede başarılıdırlar. Okuma ve yazmada başarılı değildirler.

İlkokul 1 ve 2. sınıflarda kendi kendine konuştukları için aslında işittiklerini daha iyi anlama özelliğine sahip oldukları halde öğretmenin söylediklerini kaçırırlar. Gözle okuma anında hiçbir şey anlamayabilirler. Bu nedenle en azından kendi kulaklarıyla duyabilecekleri şekilde sesli okumalarına fırsat verilmelidir. İşittiklerini daha İyi anlarlar. Daha çok konuşarak, tartışarak öğrenirler. Bilgi alırken dinlemeyi okumaya tercih ederler. Olay ve kavramları birinin anlatması ile daha iyi anlarlar. Grup ve ikili çalışmalarda konuşma ve dinleme olduğu için daha iyi öğrenirler. Hatırlamak istediklerini birisi kendisine söylüyormuş veya anlatıyormuş veya işitiyormuş gibi hissederek hatırlarlar. Sınıfta yapılan gürültüden rahatsız olurlar.

İşitseller için çalışılan/öğrenmenin gerçekleştiği ortamın çok sessiz olması önemlidir.

İşitseller konuşmayı severler. Eğer konuşma fırsatı bulamazlarsa yanındakilerle konuşurlar.

Kinestetikler/Dokunsallar

Oldukça hareketlidirler. Sınıfta yerlerinde duramazlar. Tahtayı silmek, pencereyi açmak, tebeşir getirmek, kapıyı örtmek hep onların istediği şeylerdir. Uzun süre otururlarsa derste ne olup bittiğini anlamazlar. Hareketlilikleri uygun bir şekilde yönlendirilmezse sınıfta problem çıkarırlar. Anlatım yönteminden en az yararlanan onlardır. Dersin görsel malzemelerle zenginleştirilmesi de onların pek işine yaramaz.

Öğrenebilmeleri için mutlaka ellerini kullanacakları, yaparak yaşayarak öğrenme dediğimiz öğrenme tekniklerinin uygulanması gerekir. Sınıf yerine okul bahçesi veya laboratuvarda dokunarak, ellerini kullanarak, olayların içinde yaşayarak çok daha iyi öğrenirler.

Grinder'in araştırmasına göre toplumun üçte ikisi bu üç özelliğin ikisine, bazen de üçüne de sahiptir. Ancak üçte biri bu üç özellikten sadece birine sahiptir ki bu gruba girenler toplumda, okulda evde zorlanmaktadır. Ve bunlar arasında özellikle kinestetik olanlar önemli sorun yaşamaktadırlar. Ya az zeki oldukları düşünülmekte ya da hiperaktif oldukları söylenmektedir {Boydak, 2001).

Kinestetik öğrenci, kas belleğine sahiptir. Kinestetik öğrenci dokunarak ve hissederek iyi öğrenir.

Öğrenme tipolojisi bizim özelliğimizdir. Bu özelliğimizi tanıdıktan sonra bir şey öğrenmeye çalışırsak ona uygun bir şekilde davranmalıyız. Örneğin, görsel bir kişiysek renkli kalemlerle, şemalarla çalışmalıyız. Düzenli, kalabalık olmayan bir mekanda çalışmamız, dersi dinlerken notlar almamız daha iyi öğrenmemizi sağlar. İşitsel isek dinlemeye önem vermeliyiz, gürültüsüz bir çalışma ortamını tercih etmemiz, üzerinde çalıştığımız konuyu yüksek sesle okumamız, hatta mümkünse başka biri ile çalışmamız gerekir. Kinestetik bir kişiysek öğreneceğimiz konunun daha fazla içine girmeliyiz, hissetmeliyiz, dokunmalıyız. Anlatılanları kendi ifadelerimize dönüştürerek kısa notlar almamız, öğrendiğimiz konuyu bilgilerimizle ilişkilendirmemiz, konunun yaşamla ilişkisini kurmamız yoluyla daha iyi öğreniriz.

İdeal eğitimde hedef, okuldaki her öğrenci için bir öğrenme türü profili çıkarılıp buna uygun öğrenme ortamları ve yaşantıları sunulmasıdır. Çocukların kendi öğrenme türlerini öğretmenin öğrenme türüne uydurmasını beklemek anlamsız ve verimsiz bir beklentidir. Öğretmenler her çocuğun farklı kişilikler, zeka örüntülerine sahip olduğunu kabul etmelidir. Öğretmenler derslerini çok çeşitli öğretme stratejileri, etkinlikleri ve yaşantıları ile zenginleştirmelidirler. Öğretmenler sınıfı soğuk havasından kurtarıp şirinleştirmelidirler. Anlatılan konu ne kadar ilgi çekici olursa olsun, öğrenciler ne kadar dikkatli dinlerlerse dinlesinler ve öğretmen bilgiyi ne kadar sıralı ve yavaş anlatırsa anlatsın; eğer öğrencinin öğrenme stiline uygun bir ders anlatımı yoksa öğrenme sınırlı kalmaktadır.


[1] Bu konuda daha detaylı bilgi için Alp Boydak'ın Öğrenme Stilleri (Beyaz Yayınlan) adlı kitabına başvurabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült