Yeme Bozuklukları

Engin Geçtan


ANOREXIA NERVOSA

Anorexia nervosa terimi aslında adlandırdığı sorunun niteliğini yansıtmamaktadır. Çünkü ergenlik ya da genç yetişkinlik dönemindeki kızlarda görülen anorexia nervosanın temel belirtisi iştahsızlık değil, şişmanlamaktan aşırı korkma sonucu zayıflamak için sürekli çaba göstermektir. Bir insanın beden ağırlığını kendi isteğiyle, yaşı ve boyu için normal olan asgari ağırlığın yüzde 85'inin altına indirmesi tanı koymak için yeterlidir.

Son yirmi yıl içinde Hilde Bruch'un yaptığı çalışmalar konunun anlaşılmasına ciddi katkılarda bulunmuştur (1973, 1978). Bruch'a göre, zihnin yiyeceklerle ve beden ağırlığıyla sürekli meşgul tutulması, aslında derinlerde saklı kalmış bir benlik kavramı bozukluğunun gecikmiş bir işaretidir. Anoreksik kişilerin çoğu, güçsüz ve etkisiz olduklarına ilişkin kesin bir inanç taşırlar. Derindeki değersizlik duygularına karşı, kusursuz küçük kız imgesiyle kendilerini korumaya çalışırlar. Beden, benlikten ayrı ve ebeveyne ait bir parça gibi yaşanır. Bu insanların özerklik duyusu öylesine gelişmemiştir ki bedensel işlevlerinin denetimi kendilerinde değilmişçesine yaşarlar. Anorexia nervosa, genellikle ebeveynini sürekli hoşnut etmeye çalışan "iyi" kız çocuklarının, ergenlik dönemine geldiklerinde birden inatçı ve olumsuz tavırlar edinmeleriyle başlar. Belirtilerin ortaya çıkması, Bruch' un dediği gibi, kendini tedavi etmeye ve bedeniyle yaşadığı kopukluktan kurtularak onun denetimini ele geçirmeye yönelik bir girişimdir. Böylece anksiyetelerini beden ağırlığının ve yiyeceklerinin denetimine dönüştürmüş olurlar.

Bruch'a göre anorexia nervosa, bozuk anakız ilişkilerinden ve spesifik olarak, bu ilişkide çocuğunkinden çok, annenin kendi ihtiyaçlarının ön planda olmasından kaynaklanır. Çocuk, anneden kendisine değer veren ve kendi ağırlığını hissedebileceği karşılıkları alamadığında sağlıklı bir benlik duyusu geliştiremez. Kendisini annesinin uzantısı olarak algılar.

Anorexia nervosaya ilişkin çalışmaların çoğu anakız ilişkisi üzerinde yoğunlaşmıştır, ama Bemporad ve Ratey (1985) bazı anoreksik durumların baba-kız ilişkisindeki aksaklıklardan kaynaklanabildiğim gözlemlemişlerdir. Anoreksik kızların babaları, yüzeyde ilgili ve destekleyici görünmekle birlikte, kızları kendilerine gerçekten ihtiyaç duyduğunda onları duygusal yönden yalnız bırakırlar. Üstelik kendi vermediklerini kızlarından bekleme eğilimindedirler. Çoğunlukla mutsuz bir beraberlik yaşayan anne ve baba, birbirlerinde bulamadıklarını kızlarından beklerler. Gabbard (1990) bu durumu self psikolojisi terminolojisiyle açıklayarak, anne ve babanın, kızlarını kendi mirroring ihtiyaçlarını sağlayacak bir selfobje yerine koymaları sonucu çocuğa kendisi olabilme şansını tanımadıklarını dile getirir.

Gabbard (1990) anorexia nervosanın psikodinamiğini aşağıdaki biçimde açıklar: 1) Farklı ve tek olabilmek için umutsuzca çabalamak, 2) ebeveynin beklentileri sonucu oluşan yapay benlik duyusunu reddetmeye çalışmak, 3) gerçek benliğin belirmeye başlaması, 4) bedende somutlaşan içleştirilmiş düşman anne imgesinin reddedilmesi, 5) aşırı isteklere karşı savunma geliştirme, 6) kendisi yerine diğerlerini çaresiz durumda bırakma.

BULIMIA NERVOSA

Bulimia nervosa, yeme krizleri ve bunu izleyen mideyi boşaltma çabalarıyla belirlenir. Beden ağırlığı çoğu kez normale yakındır, ama aşın kilo kaybı olan hastalara da rastlanır. Bruch (1987), anorexia ve bulimianın birbirinden farklı durumlar olduğu görüşündedir. Ona göre, anoreksik kişilerin katı ve disiplinli olmalarına karşılık bulimik kişilerin davranışları impulsif, sorumsuz ve disiplinsizdir. Bruch'un bu görüşü birçok diğer araştırmacı tarafından paylaşılmamaktadır (Garfinkel ve arkadaşları, 1980; Hail ve arkadaşları, 1984). Onların bulgularına göre, anoreksik hastaların en azından yüzde 4050'sinde bulimia da görülmekte ve birçok kişinin yaşamı boyunca bu iki durum birbirinin yerini alabilmektedir. Bu nedenle bulimaerexia terimini kullananlar bile vardır.

Konunun psikodinamik yönlerini inceleyenlerin çoğu, hem çocukta hem de ebeveynde ayrılma ile ilgili yoğun güçlükler yaşandığını saptamışlardır. Anoreksiklerde olduğu gibi, bulimiklerin anneleri de çocuklarını kendi uzantıları olarak yaşayan kişilerdir (Humphrey ve Stem, 1988). Çoğunun gelişim öyküsünde ortak olan yön, çocuğun annesinden kopmasına yardımcı olacak emzik ya da battaniye gibi geçici objelerden yoksun kalmış olmasıdır (Goodsitt, 1983). Bazı araştırmacılar, bu yoksunluk sonucu çocuğun kendi bedenini ayrılığa karşı bir geçiş objesi olarak kullandığı görüşündedirler (Sugarman ve Kurash, 1982). Besin maddesinin alınması anneyle simbiyotik buluşmayı, dışarı atılması ise ondan kopmayı simgelemektedir. Bir başka deyişle, bulimiklerin obje ilişkileri, içleştirme (introjection) ve yansıtma (projection) mekanizmalarında somutlaşmıştır. Besin maddesini alma ve atma, vaktiyle içleştirilmiş kötü ya da saldırgan obje imgesinin önce içleştirilip sonra dışarıya yansıtılmasını simgeler.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült