Türkçede Birey Üzerine Bazı Düşünceler

Sibel A. Arkonaç


Psikolojinin bugüne kadar ilgilenmediği soru, öznel bir yaşantı olarak, birey için onu diğer bireylerden farklı kılanın, tekil olmasının ne olduğu sorusudur. Öznel yaşantının birey için ne mana ifade ettiğini anlamak, bulunduğu ortamın onun için ne mana ifade ettiğini anlamaktan geçiyor ise, bu amaca bireyin bu manayı ifadede ve tanımlamada kullandığı kavramların, dil yapısındaki oyunlarını incelemekle ulaşabiliriz.

Öznel yaşantının bireydeki ifadesinin ve bireyin bu yaşantısı ile ilgili diğer insanlara yaptığı tanımlamaların taşıdığı anlamlar, bireyin içinde bulunduğu kültürün kullandığı gündelik dilin yapısındaki oyunlar vasıtasıyla aktarılır.

Yukarıdaki bölümlerden birinde verilen bir örneği burada tekrarlamak yerinde olacaktır. Ayrılık karşısında hissettiğimiz hüzün, ayrıştırılamaz, bütün bir duygu halidir. Hazin bir hal içindeyizdir ve hissedilen acıya gönülden bir 'ah' in gelişi eşlik eder. Bu 'ah', duygu halinin tarifi değil ifadesidir. Bu duygu halinin tarifini('içim yanıyor'), diğer insanlara bu duygumuzu ilan ederken 'melali anlamayan nesle aşina değiliz'(Ahmet Haşim) yaparız.

Özel (private) yaşantının ifadesi ile bunun genele açık (public) tanımı arasında herhangi bir kopukluk yoktur çünkü her ikisi de o dilin yapısındaki aynı dilbilgisini kullanmaktadır. Kısacası aralarında, epistemolojik olarak herhangi bir kopukluk yoktur.

Örneğimize geri dönecek olursak, kişinin hüzün karşısında ne hissettiği, bunun onun için ne anlam taşıdığının anlaşılmasıyla öğrenilebilir. Bu kişi duyduğu hüznün anlamını, öznel yaşantısının anlamını, hem ifade ederken hem de diğer insanlara bu duygusunu tanımlarken aynı dilde aktarmaktadır. Bu aktarma, konuştuğu dilin dilbilgisi kuralları içerisinde, kendini ifade eden zamirlerle olmaktadır. Zamirleri nasıl kullanacağını belirleyen dilbilgisidir ama dilbilgisinin nasıl kullanılacağını düzenleyenler, o dilin konuşulduğu kültürün mahalli ve normatif kurallarıdır. Dilin işaretleyicileri olan zamirlerin dil yapısı içinde nasıl kullanıldığı bu sebeple önem kazanmaktadır. Dil bilgisinde zamirler her dilde olmakla birlikte ve ortak bir takım özellikler taşımakla birlikte, bunların kullanılışı dilden dile farklılaşmaktadır. Çünkü dilbilgisinin nasıl kullanılacağını düzenleyen, kültürdeki mahalli ve normatif kurallardır. Dil yapısının incelenmesi ile o kültürdeki insanların yaşantılarının, mahalli ve normatif kurallara göre, söylemsel üretimlerine ulaşmak mümkün olabilir. Sözgelimi, söylemsel psikolojinin bu yöntemini Türkçe'de kullanıyor isek, elde edeceklerimiz Harre'nin aynı yöntemle İngilizce'de elde edeceklerinden farklılaşacaktır. Elde edeceğimiz farklı bilgi ne olabilir? Sözgelimi, öznenin kendisinden bahsederken kullandığı zamir yapısındaki dil oyunları ve bunun neticesinde kişisel tekilliğinin ne olduğuna dair duyguları olacaktır. Bu ise bu iki farklı toplum arasında bireyin bir özne olarak yaşantısı ve öznelliği hakkında bize bilgi vereceği kadar,her bir kültürün kendi içinde, öznedeki dönüşümler hakkında da bize bilgi verecektir. Bu da o kültürdeki dönüşümleri aydınlatacaktır.

Bireyin bir özne olarak, diğer öznelerden ve nesnelerden ayrı ve biricik tanımlandığı Latince kökenli dillerde (bkz Psikolojinin Bireye Bakışı) özneyi tanımlayan zamir, cümlenin kuruluşunda her zaman en baştadır. Türkçe'de ise zamir genelde hep gizlidir, nadiren, cümle başına gelir. Bu gizliliğin gündelik hayattaki dil oyununa yansıması bireyin kendisini bir özne olarak açık bir şekilde ortaya koymayışıdır. Kişi gündelik yaşantısında öznel yaşantısını ifade ederken, kendisini, özne olarak, nesneden doğru anlatır. Kültürün normatif kurallarına göre, birinci tekil şahıs zamirini bu şekilde kullanması gerekmektedir. Kişinin kendisini ifade eden tekilliği ön plana çıkmamalıdır. Nitekim ayrılık karşısında duyulan hüzün, Türkçe'de her zaman, nesnenin öznede bıraktığı boşluktur. Bu boşluk, ona tesir etmiştir ('Felaketim olur ağlardım' Atilla İlhan, Üçüncü Şahsa Dair adlı şiirinden). Özne, kullandığı zamir yapısı içinde, nesnenin kendinde bıraktığı bu tesiri anlatmaktadır. Öznenin bu boşluktan nasıl etkilendiği ise Türkçe'ye yenilerde girmektedir. Sözgelimi, Türkçe'de aşk nesnesini anlatan şiirlerden aşkın özneyi nasıl etkilediğini veya özne için aşkı anlatan şiirlere geçiş henüz başlamıştır.

Kültürün normatif ve mahalli kuralları sembolik süreçlerin işleyişini belirlemektedir. Bu kurallardaki dönüşümler dilin yapısını ve bu dilin içinde oynanan oyunu da dönüştürmektedir. Sözgelimi, İngilizce'de üçüncü tekil şahıs zamiri kadın ('she') ve erkek ('he') olarak ayrılmıştır. Yakın zamanlara kadar İngilizce metinlerde ve konuşmalarda üçüncü tekil şahıs genellikle, eğer özellikle bir kadından bahsedilmiyor ise, erkek işaretleyici zamiri (he) ile ifade edilirdi. Dolayısıyla özne hep erkek olurdu. Ama post modernizmin ve feminist hareketlerin bir neticesi olarak, üçüncü tekil şahıs zamirleri olan 'he' ve 'she' artık İngilizce metin ve konuşmalarda birlikte geçmektedir. Böylelikle normatif ve mahalli kurallarda değişen cinsiyet ayırımcılığı düşüncesi öncelikle genele açık tanımlayıcı konuşmada ortadan kalkmış olmaktadır. Bireyin öznel yaşantısındaki ayırımcı ifade ise değişen normatif kurallar karşısında ya susmakta ya da biçim değiştirmektedir.

Batı kültüründe özne, bir diğer özne ile ilişkisini onun özne oluşundan değil, nesne oluşundan doğru kurar. Bir başka ifade ile birey zihninin tekilliği, bir diğer bireyin tekilliğinden soyutlanmıştır, karşısındaki birey her zaman bir nesne konumundadır. Nesnenin varlığının kanıtı, öznenin kendinden gelir. Dolayısıyla gerçek insanlar arası ilişkilerin farkına, öznenin diğer özne ile ilişkisinden varılmamaktadır (bkz psikodinamik yaklaşım). Bunun batı kültüründe mahalli ve normatif kurallar içerisindeki yeri açıklanacak olursa, sözgelimi kadın, işçi sınıfı, beyaz ırktan olmayan, kendinden olmayan, doğulu olan, her şey nesne konumundaki ötekidir. Özneden farklı olandır. Yine post modernizmin etkisi ile sözel ve/veya sözel olmayan metinlerde kullanılan öznenin diğer özneyi keşfettiği görülmektedir. Deyim yerinde ise, batı özne olarak, her zaman nesne konumunda öteki olarak gördüğü doğuyu bir özne olarak fark etmeye başlamıştır. Batı kültüründe öznenin diğer özneyi fark edişi 'ben' (şelf) kavramını ve bu kavramın içeriğini, dil yapısındaki ifade ve tanımlarında değiştirmeye başlamıştır (Gergen, 1992). Bunun, psikoloji bilimine yansıyan yönlerinden biri, sözgelimi, terapi modellerinde kullanılan ben-öteki ilişkisine alternatif bir açıklama olarak ara öznellik (intersubjectivity) kavramının girmiş olmasıdır. Terapi ortamını; danışmanın yaşantısından soyutlanmış, danışanın tekil özne olarak yaşantısını aktardığı yer olarak tarif eden modeller yerine terapi ortamını danışanı ile danışmanı arasında karşılıklı tekrar tekrar inşa edilen (özne-özne ilişkisi) ortam şeklinde tanımlayan yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır (McNamee ve Gergen, 1996).

Öznenin yaşadığı değişimler açısından Türkçe'nin farklı bir konumu vardır. Birinci teldi şahıs olarak dilbilgisinde zamirin genellikle gizli olduğu ve öznenin de kendisini gizli zamir yapısı içinde ötekinden/nesneden doğru anlattığını ve bunun normatif kurallar tarafından düzenlendiği daha önce belirtilmişti. Türkiye'nin kendisine has modernleşme sürecinin (Göle, 1998) kültürde yol açtığı dönüşümler neticesinde, insanlar gündelik yaşantılarında giderek daha yaygın bir biçimde bilgiyi sekülerleştirmeye başlamıştır. Gündelik yaşantıda kullanılan sekülerleşmiş bilgi, bireyin gündelik yaşantısında kendisini bir özne olarak diğerinden ayırt ederek fark etmesine yol açmaktadır. Bunu Türkçe'nin kullanılmasında ortaya çıkan değişikliklerle takip etmek mümkündür.

Türkçe'nin sadeleştirilmesi söylemi, hem akademik çevrelerde hem sivil kurumlarda eski tabir edilen kelimelerin daha Türkçe olanlarla yer değiştirmesine odaklanmıştır. Fakat giderek bu söyleme yer değiştirilen kelimelerle birlikte dilbilgisi ve telaffuz hatalarının artması konusu da dahil olmaya başlamıştır. Burada konumuz icabı esas dikkat, dilbilgisi kurallarından ziyade, kültürün gündelik yaşantısında değişen mahalli ve normatif kurallar icabı, özellikle birinci teldi şahıs zamirinin nasıl kullanıldığındaki değişikliklere verilmelidir.

Kadın kendini, nesne olarak erkeğin dünyasından doğru tarif etmemekte, özne olarak kendi dünyasından doğru tarif etmektedir. Toplum yapısı içinde, özellikle yetişkin kadın kuşakta, kadının arka planda işleyen gizli gücünün (Arkonaç ve Paker, 1998) bir anlamda, genç kuşakta belirgin bir özne kimliği içinde modernitenin etkisiyle dönüşüme uğrayarak açığa çıktığı düşünülebilir.

Öznenin Türkçede yaşadığı bu dönüşüm kendi başına yaşadığı bir şey değildir. Bu dönüşüm, kültürün zaman boyutu içinde sosyoekonomik ve sosyolojik boyutlarda geçirdiği dönüşümlerin var olan mahalli ve normatif kuralları etkilemesi ve bunun da gündelik yaşantıda dili dönüştürmesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla dilin incelenmesi burada sadece yöntemsel bir amaç taşır.

Türkçe'de özne kimdir?, Modernizasyon teşebbüsleri öncesi bu soru, batılı anlamda seküler olmayan bir bilgi sistemi içinde cevabını bulmaktaydı. Bu kültürün insan modeli, felsefi olarak düşünsel zeminde şekilleşmemiş dini bir kaynağa sahipti. Sosyal tarih içinde bu kaynak, 150200 senelik modernleşme çabalan içinde insan ile ilgili ithal edilen bilginin insan modeli ile etkileşti. Bu etkileşimin neticesi olan yeni insan modeli, yeni özneyi sosyal, siyasal, kültürel yeni teşebbüslere, değişen devlet anlayışına kısacası yeni düşünme kalıplarına soktu. Bugün bu kültürün insan modelinin, felsefi olarak düşünsel zeminde seküler forma girmemiş olan bu kaynağını tam olarak bilmiyoruz çünkü ilgili bilgiye ulaşmada, kültürel olarak, akademik olarak birtakım engellerin yaşanması neticesinde, bir zafiyet çekmekteyiz. Bu zafiyet yine aynı sebeplerle bugünün insannmodeli için de çekilmektedir. Disiplinler arası çalışmanın akademide eksik olması, bilgi sosyolojisinin Türkiye ile ilgili bilgilerinin henüz yeşermeye başlıyor olması (Aslan, 1992), felsefede, bu coğrafyanın felsefesinden ziyade batı felsefesinin ön planda olması, psikolojinin de bireyi evrensel kabul ettiği bilgi modelinden doğru incelemesi sebebi ile, bu ülke insanının o yine insan için anlayabileceğimiz kavramlarına ulaşma çabalarımız büyük ölçülerde aksamaktadır.

Bütün bunların farkına varmak ve adını koymak, üzerinde hep birlikte çalışmaya başlamanın belki de ilk adımlarını oluşturacaktır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült