Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 2.0?

Cordelia Fine


Erkek ve kadınların eşit olmadığı ama özde birbirinden farklı doğalarım ifade etmede eşit derecede özgür oldukları eşitliğin gözden geçirilmiş bir versiyonu olan Toplumsal Cinsiyet 2.0’ın başarıyla tamamlanmasını kutlamak için şampanya patlatma zamanı mı? Batılı kadınların doğum kontrolü, eşit fırsat sağlayan kanunları ve paradan ziyade kendini gerçekleştirmek için ekonomik özgürlükleri var. Ve yine de kadın ve erkeklerin hayattaki seçimleri ve yollan hala birbirinden ayrılıyor. “Fakat,” diye soruyor Cinsiyet Paradoksu yazan Susan Pinker, “bu, halledilmesi gereken bir problem mi?”1 Erkek ve kadınların benzer hayatlar yaşamaları gerektiğini iddia etmeyi bırakmanın zamanı mı?

Bu kaygıya sıcak bakıyorum. Bazen müteahhit eşim ve ben eğlence olsun diye işleri değiştirmek zorunda olsak nasıl olurdu diye hayal ediyoruz. Kitap yazma fikri, on yaşında Fransız bir mektup arkadaşından gelen mektuplara benzer bir eposta mesaj mı (Sevgili Michael. Nasılsın? Bugün hava çok sıcaktı) atmak için bir saatini harcayan eşimin yüzünün kireç gibi olmasını sağlıyor. Ve eşim bir renovasyon projesinin başında ölümcül bir kaza geçirseydi de projeyi ben tamamlamak zorunda kalsaydım, muhtemelen ambulansta son nefesini bana şöyle bir hatırlatma dikte ederek verecekti: Cordelia: Unutma, “Duvarlaryukarı!”dan önce kanalizasyon sistemi ve elektrik tesisatı! Seviyorum... [gurultu, takırtı.] Eşim gibi insanlar daha çok kitap yazmak ve benim gibi insanlar daha çok ev renove etmek istese daha mutlu ve iyi bir toplum olmayacaktı. Kadınlar belki de erkeklerin egemen olduğu bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik gibi alanlara doğası gereği o kadar yatkın ve ilgili değil çünkü bunlar empati kurma eğilimi gösteren bir beyin için o kadar ödüllendirici meslekler değiller. Ve kadınların çoğunluğu medeniyeti ilerletmekten ziyade yetiştirmek için doğmuşsa, görece az kadının daha prestijli ve hırs gerektiren kariyerlerin gerekliliklerini üstlenmesi ve zirveye yükselmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Erkek ve kadın doğası ortalamada kadın ve erkekleri hem yatay (cinsiyetlerin farklı meslek gruplarında kümelenmesi) hem dikey (tüm meslek gruplarında daha çok sayıda erkeğin üst düzey görevlerde yer alması) ayrıma doğru itiyorsa, mükemmel eşitlik hedefi ile ilgili anlamsız ve engelleyici bir şey varmış gibi görünüyor, kabul ediyorum.

Ancak ellerimizi yukarı kaldırıp yenilgiyi bu kadar çabuk kabul etmeyelim. Toplumsal Cinsiyet 2.0 politika, servet, bilim, teknoloji ve sanatsal başarının esas olarak (beyaz) erkeklerin elinde olduğu statükoyu meşrulaştırıyor. Bunu hiçbir biçimde çalışan kadınların geleneksel olarak yaptıklarının ya da karakterin kadınsı özelliklerinin önemini ve değerini karalamak için yapmıyor. Fakat filozof Neil Levy’nin kadınların baskın olarak doğuştan empati kurmaya, erkeklerin doğuştan sistemleştirmeye yatkın olduğu iddiasının “eşitlik için temel teşkil etmediği ve insanların kendilerini içerilmiş hissetmeleri konusunda tek Nobel Ödülü’nün olmamasının bir tesadüf olmadığı” argümanını gözden geçirmeye değer. Bir çocuk çok sevilen bir oyuncağa sarılıp arkadaşının “oynamak istemediğini” iddia ederse, şüphelenmenin akıllıca olacağını düşünürüm. Aynı şüpheciliğin burada da uygulanmasında fayda var.

Uzun yıllar ofisimi süsleme şerefine erişmiş bir New Yorker karikatüründe bir sıçan, masasında takım elbisesiyle telefonda konuşmaktadır. Arkasındaki duvarda bir kaldıraç ve ışık vardır. Ayağını rahatça uzattığı masada sıçan iş adamı şunları söyler, “O kadar kötü değil. Işık geliyor, çubuğa basıyorum, bana bir çek yolluyorlar. Senden ne haber? İnsanların ödüllendirici buldukları temel psikolojik ilke ödüllendirilmek samimi bir ödülle, statüyle, parayla, yeni bir fırsatla, bir terfiiyle, gürültülü bir alkışla ya da gazetede hoş bir yazıyla olsun olduğunu unutmamak gerek. Önünde sonunda herkes bir yetenek ya da iyi yapılmış bir işin kabul edilişinin eşlik ettiği gururun heyecanım bilir. Çocuk olarak bunu talep ederiz. (Anne bana bak. Bak... BANA) Ve yetişkinler olarak kabul edilme ihtiyacı daha mesafeli olsa da, mevcut olduğu an yine de üstüne atlarız. (Sadece benle ilgili olduğunu düşünmüyorum.) Lokal tenis kulübümde koçluk sabahlarında herkes Simon’a yönelir. Sonsuz icatları ve nezaketiyle öyle bir koçtur ki top parmaklıkların üstünden atlayıp oradan geçen bir otomobilin ön camına uçtuğunda, cidden şevk veren bir şey söyleyebilir.

“İnsanların tercihleri ex-nihilo (hiçten) yaratılmaz: İçinde yaşadıkları toplum tarafından şekillendirilirler,” genel yargısı mesela dikey ayrımın sürmesinin arkasındaki sebepleri düşünmemize uygulanması açısından önemli olabilir. Geçen yüzyılın büyük kazanımlarına rağmen, erkek ve kadınların iş ve ev deneyimleri ya bilinçsiz ya da kasıtlı ayrımcılıktan kaynaklanan sebeplerle aynı değil. Bir grup sıçanı ferah ve yaşanılası bir Skinner kutusu köşesinde iyi yağlanmış bir kaldıracı yukarı çektikleri için daha büyük ve iyi mama kapsülleriyle ödüllendirirsek, onların doğuştan kaldıraç çekmeyle, daha az ayrıcalıklı belki de taciz edilen sıçan grubuna oranla, daha çok ilgilendiğini mi düşüneceğiz? Hak ettikleri terfi ve maaşları alamayan müdürler, üstsüz barları ve kucak dansı kulüplerinde kararlı biçimde müşteri ağı kurmaya çalışan satış görevlileri ve yatırım bankacıları ile soyunma odası kültürüne tahammül eden, şirketlerde çalışan bilim kadınları hala ortadan kaldırılmamış engellerin bulunduğunun kabul edilmesini liyakatiyle hak ediyor.

Buna evdeki engeller de dahil. Kariyerlerini aile hayatına adapte etmemeye karar veren çocuklu kadınlar ek ev işi, ek çocuk bakımı ve kocasının egosu yüzünden tir tir titremenin getirdiği psikolojik baskı şeklini alan bir toplumsal cinsiyet sapma vergisini ödemeyi dört gözle bekleyebilir. Bireysel bir ilişkide ne olup bittiğini kim bilebilir ki? Elbette istisnalar var. Fakat California Üniversitesi’ndeki öğretim üyeleri üzerine bir çalışmadan gelen veriler açıklayıcı. Çocuklu kadın öğretim üyeleri işlerinde haftada elli bir saat çalışırken, ev işlerine ve çocuk bakımına bir diğer elli bir saat ayırdıklarını bildiriyor gerçek bir ikinci vardiya. Bu haftada yüz iki saatlik iş, her gün on dört saatten fazla demek. Buna uyku için sekiz saat, yeme ve temel hijyen için bir saat ekleyin ve hesaplanma göre bu kadınlara bir günde kendilerine ayıracaktan toplamda yirmi altı dakika bırakıyor. Öğretim üyesi babalar, tam tersine, bir haftada sadece otuz iki ödemesi olmayan iş saati koyuyor. Bu çok daha hafif yük onlara sadece haftada ek beş saat daha çalışma şansı tanımakla kalmıyor, kendilerine harcamaları için günde iki saat daha ayırmalarını sağlıyor ne yaptıklarını kim bilir. Öğretim üyesi anneler ise çamaşır yıkamaya, yemek pişirmeye, telaffuz düzeltmeye, kirli suratları yıkamaya ve çocuklarına gece masal okumaya devam ediyor. Her başarılı akademisyen erkeğin arkasında bir kadın var ama her başarılı akademisyen kadının arkasında soyulmamış bir patates ve biraz ilgi bekleyen bir çocuk var. Ve akademik kariyer merdivenlerini tırmanan kadınlar boş zamanlarından da geri kalmıyor. Erkek öğretim üyeleriyle karşılaştırıldığında, evli ve çocuklu olma ihtimalleri çok daha düşük (kadınlar yüzde kırk bir, erkekler yüzde altmış dokuz). Ve çarpıcıdır ki menopoz ertesinde daha çok çocukları olmasını istediklerini söyleme ihtimalleri iki kat fazla. Kısacası, aynı kariyer kadın için erkeğe oranla daha büyük fedakarlıklar gerektiriyor. Yani ailesine olduğu kadar, kendisine günde birkaç dakikadan fazla ayırmak isteyen kadın bir akademisyen akademik merdivenden daha esnek ama çıkmaz sokak, ikinci sınıf bir araştırma pozisyonuna düşüyorsa, talepkar bir akademik kariyerle daha az ilgili olduğundan mı, yoksa gün yirmi dört saatten ibaret olduğundan mı?

Benzer şekilde, toplumlarımız yatay ayrımın doğallığı konusunda şaşırtıcı derecede kötü bir sınav verir. Becerebiliyorsanız erkeklerin işten değil aile ve arkadaşlardan mutluluk bulmayı beklediği bir toplum hayal edin. Eşit sayıda kadın ve erkeğin bilgisayar mühendisliği bölümünün sınıflarında, kendilerine maddi açıdan güvenli bir gelecek sağlamaya kararlı, dikkatle oturmuş olduklarını düşünün. Bu toplum, geleceğin feminist fantezisi değil, Ermenistan’dan bahsediyorum. 1980 ve 1990’larda ülkedeki en büyük bilgisayar mühendisliği bölümünde kadın yüzdesi yetmiş beşin altına düşmedi. Bugün, erkekler arasındaki popülerliğinin giderek artması sayesinde (kadınlar arasında popülerliğinin azalmasından ziyade), Ermeni kadınları bilgisayar mühendisliği ana dallarının yaklaşık yansını teşkil etmeye devam ediyor. Ve söylenen o ki sayıları diğer birçok eski Sovyet Cumhuriyetinde yüksek gibi görünüyor. Amerika’daki yüzde on beşle kıyaslanırsa. California Politeknik Devlet Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği profesörü olan Hasmik Gharibyan, aradaki uçurumları iki ülke arasındaki ciddi kültürel farklılıklara dayandırıyor. Ermenistan’da “kişinin sevdiği işe sahip olmasına kültürel vurgu yok.” Genç

Ermeniler, her mülakatında, “Ermeniler için mutluluk kaynağının, işlerinden ziyade, hiç şüphesiz aile ve arkadaşlar olduğunu vurguladı." Bunun yerine kadınlar ve erkekler için benzer şekilde “iyi bir hayat ve maddi istikrar temin edecek bir meslek sahibi olma yönünde kararlılık var.”

Ermeni kadınlarının bilgisayar mühendisliğindeki güçlü temsili oldukça şaşırtıcı olan genel örüntüye sadece bir örnek: Zengin, ileri sanayi toplumlarında mesleki ilgide toplumsal cinsiyet ayrımı gelişmekte olan toplumlara ya da geçiş toplumlarına oranla daha az değil, daha fazla. Mesela, yakın zamanda kırk dört ülkede yapılmış bir anket, gelişmekte olan ülkeler ve geçiş ülkelerinde maddi refah arttıkça, kadınların potansiyel olarak geliri daha yüksek kariyerler sağlayan mühendislik, matematik ve doğa bilimlerinde diploma almaktan vazgeçtiğini buldu. Onun yerine beşeri bilimler, sosyal bilimler ve sağlık gibi daha kadına has alanlarda diploma almayı tercih ediyorlarmış. Fakat müreffeh ülkelerde diploma seçimlerinde cinsiyet ayrımını tetikleyen ekonomik refah değil, ergenlik dönemindeki erkek ve kız çocuklarının matematik ve bilime karşı tutumlarındaki farklılık. Zengin ülkelerde erkek ve kız çocuklarının bilim ve matematiğe ilgisindeki fark büyüdükçe, cinsiyet ayrımı artıyor. Anketin yazarları Maria Charles ve Karen Bradley, Batılı bireysel seçim ve kendini ifade kültürel vurgusuyla birlikte yeterli maddi güvenlik temelli (çoğu zaman) bir bireşimin eğitimde kendini gerçekleştirmenin kültürel açıdan meşru bir hedef olması anlamına geldiğini iddia ediyor. Bu durum özellikle partnerinin esas ekmek parası kazanan rolünü üstleneceğini akılcı biçimde düşünebilecek insanlar için geçerli yani heteroseksüel kadınlar. (Aslında eril bir ekmek parası kazanan lüksünün yokluğunda lezbiyenlerin mesleki karar alma süreçlerinin heteroseksüel erkeklerinkine oldukça benzemesi ilginç.)

Susan Pinker, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve İsveç gibi ülkelerde mesleki cinsiyet ayrımının kadınların maddi kaygıların, aile baskısının, hatta hükümet kontrolünün zorlamasının ötesinde, gerçek tercihlerini yansıttığı yönünde yorumladı. Fakat gördüğümüz üzere mesleki ilgiler, dıştan etkinin sızamadığı kafanın içerisinde güvenle korunamaz. Genç insanların matematiğe, bilime ve diğer eril uğraşlara ilgisini kolayca değiştirebilen kültürel işaretleri görmüştük. Charles ve Bradley’nin iddia ettiği üzere, erkekler ve kadınlar birinci öncelik olarak para peşinde koşmayı bıraktıkları an, “hakiki ‘benliklerini’ gerçekleştirme ve ifade etme peşine düşebilirler.” Fakat siz, ben ve Charles ile Bradley’nin farkında olduğu üzere, o benliğin tutkuları ile toplumsal cinsiyet inançları arasındaki sınır ve içinde geliştiği ve işlev gördüğü kültür yapısı geçirgendir. Bekleyeceğinizin tersine, toplumsal cinsiyet açısından daha eşitlikçi ülkelerdeki insanlar, iş genelde savundukları toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına gelince sık sık daha az eşitlikçi olur. Charles ve Bradley, gelişmiş Batı’da “cinsiyetlendirilmiş benliklerimize kapıldığımızı” iddia eder ve bu benliklerin nasıl cinsiyetlendirildiğine burada bir nebze olsun şahit olduk. Kadınlar ve erkekler hakkındaki kültürel gerçeklikler ve inançlar mevcut eşitsizliklerde, reklamlarda, sohbetlerde, zihinlerde, beklentilerde ya da başkalarının davranışlarında temsil edilen ya da çevre tarafından zihinlerimize uyarlanan benlik algımızı, ilgilerimizi ve davranışımızı değiştirir. Bu laboratuvar deneyleri kontrollü ve titiz biçimde gerçek dünyada vuku bulan çok daha dağınık etkileri simüle etmek üzere tasarlanmıştır. Sosyokültürel bir ortam, sadece sosyal psikoloji laboratuarlarında mevcut, zekice planlanmış bir şey değildir. Bakmayın siz de tam şu an içindesiniz.

Birçok araştırmacı, toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının sürekli damlamasının zaman içerisinde gerçekten artacağını iddia etti. Mesela, kadın ilgi alanlarını toplumsal cinsiyete hazırlamanın kadınsılaştırıcı etkisini gözlemleyen Steele ve Ambady, “kültürümüzün kalıp yargıları ve bunun üzerine bir kişinin spesifik alanlara uzun vadeli tutumunu tanımlamasına yardım eden, onlarla ilgili kimlikleri tekrar tekrar hazırlama durumunu yaratıp yaratmadığını” soruyor. Benzer şekilde, sosyolog Cecilia Ridgeway ve Shelley Correll şunu iddia ediyor:

Toplumsal cinsiyet hakkındaki kültürel inanışlar, başka açılardan birbirine benzeyen erkek ve kadınların davranış ve değerlendirmelerini, makul ama sistematik biçimde farklılaştıran terazideki ağırlık gibi hareket eder. Erkek ve kadınların herhangi bir durumdaki sonuçlan hakkındaki toplumsal cinsiyet inanışlarının taraf tutma etkisi küçük olabilse de, bireysel hayatlar çoklu, tekrar eden, toplumsal ilişkisel bağlamlarda yaşanır... Küçük taraf tutma etkileri, bunun dışında birbirine

benzeyen erkekler ve kadınlar için birbirinden son derece farklı davranışsal yollar ve toplumsal sonuçlara yol açacak şekilde kariyer ve ömürlerde toplanır. O zaman bu cinsiyetlendirilmiş yollar ve sonuçlar zihni kurcalayan toplumsal dünyanın bir parçası olur bizzat benlik hissinin, sosyal algının ve bir kez daha cinsiyetlendirilmiş toplumsal dünyanın parçası olacak davranışın sonsuz kez cinsiyetlendirilmesi.

Fakat bu fark edilmeden gerçekleşir.


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült