Sürtüşme ve Çatışmalar

Doğan Cüceloğlu


Kişiler iyi niyetli olur ve birbirleriyle nasıl konuşacaklarını
bilirlerse; aralarında tartışma, çatışma çıkmaz;-- kanısı yaygındır. Aynı
düşünceye bir başka yönden bakılırsa, --Aralarında sürtüşme çıkan
kimseler, iyi niyetli olmayan ya da birbirleriyle nasıl konuşacağını
bilmeyen kimselerdir,-- sonucuyla karşılaşılır. Bu ifadeler, bazı iyi
niyetli özlemleri dile getiriyor olabilir, ama gerçekleri ifade etmez.
Çünkü insanlar bir arada yaşadıkları sürece, ne kadar iyi niyetli ve
anlayışlı olurlarsa olsunlar, aralarında sürtüşmelerin, çatışmaların
çıkması kaçınılmazdır.
Sürtüşmenin çıkmasını önlemek, ancak kızgınlık ve kırgınlık duygularına
aldırmayarak ya da bunları yadsıyarak mümkündür. İç benliğin doğal bir
parçası olan bu duygulara sırt çevirerek, aralarında çatışma çıkmasını
önlemeye çalışan bir çift düşünün: Birbirlerine söyleyemedikleri şeyleri
içlerinde biriktirince, birbirlerine yabancılaşma ve uzaklaşma önce kendi
içlerinde baş gösterir; kendi iç benliklerinin bir parçası olan kızgınlık
duygularını bastırarak, bunları yadsıyarak kendilerine yabancılaşmaya
başlarlar.
Kendine gittikçe yabancılaşan bir kadın ya da erkek bir süre sonra eşine
de yabancılaşır. Bir kimse kişiliğinin önemli yanlarını bastırarak onları
yok varsayarsa, kendi gerçekliğini yitirir ve onunla yakın bir ilişki
kurma olanağı kalmaz. Yakın ilişkilerin, dostlukların doğabilmesi için
kişilerin iç benlikleriyle kendilerini ortaya koyabilmeleri gerekir.
Birlikte iş gören, beraber yaşayan kişilerin aralarında çatışma ve
sürtüşme çıkması doğaldır. Öte yandan günlük gözlemlerden biliriz ki,
tartışmalar sonucu kişiler birbirlerine kırılırlar, hatta ilişkilerini
keserler. İnsanların tartışarak birbirlerini kırdıkları, arkadaşlıklarını
sona erdirdikleri bilindiği için, kızgınlık duygularını açığa vurmaktan ve
bir çatışmaya girmekten kaçınılır; çünkü arkadaş ve yakınlar
gücendirilerek kaybedilmek istenmez.
Yakın ilişki kuran iki birey arasında çatışma çıkması doğaldır. Ne var
ki bu çatışma yüzünden ilişkinin bozulması doğal değildir. İnsanlar
aralarında çıkan duygusal sürtüşmeleri birbirlerini daha iyi anlayabilmek
için bir araç olarak kullanıp dostluklarını pekiştirebilirler.
Burada evlilik ilişkilerine kısaca dokunmak isteriz; çünkü --aynı
yastığa baş koyan-- iki insanın yakın ilişkiler içinde olmasından doğal ne
olabilir? Evlilik ilişkileri üzerine incelemeleriyle ün yapan Amerikalı
psikolog George Bach ve Peter Wyden (1968), karı kocanın aralarında
tartışabiİmelerinin önemli olduğu üzerinde dururlar. Evli çiftler üzerinde
yaptıkları bir araştırmadan elde ettikleri bulguları aşağıda şöyle
özetliyorlar:
--Birbirlerine yaklaşamamaktan yakınarak bize başvuran çiftlerin
dışındaki evliliklerde de birbirinden uzak kalma, birbirine yaklaşamama
sorununun var olduğunu düşünürdük. Bu düşüncemizin doğru olup olmadığını
anlamak için bir araştırına yaptık. İşimiz, sosyal ilişkilerimiz ya da
öğretim görevlerimiz dolayısıyla tanıdığımız kimselere, --mutlu aile--
üzerinde bir araştırma yapmak istediğimizi ve kendilerinin tanıdığı mutlu
aileleri, oldukça ayrıntılı bir biçimde bize anlatarak tanıtmalarını
istedik. Böylece, birçok aile arasından, mutluluk yönünden üst tabakayı
oluşturan bir seçkin zümre elde ettik.
Bu yolla elde edilen 50 çifte sorular sorarak aralarında çıkan duygusal
sürtüşmeleri nasıl çözdüklerini araştırdık. Sorulardan biri şuydu: --Az da
olsa, ara sıra herhalde eşiniz size kızar. Böyle durumlarda eşiniz ne
yapar?-- Daha sonra, --Böyle durumlarda eşinizin içinden ne yapmayı
geçirdiğini düşünürsünüz?-- diye bir soruyla devam ettik.
Bu mutlu karı ve kocalara bu tür sorular ayrı ayrı sorulduğunda, alınan
cevaplar oldukça düşündürücüydü: Hemen hemen hiçbiri karşısındakinin
içinden ne geçtiği hakkında bir fikre sahip değildi. Tipik cevaplardan
biri şöyleydi: --Eşimin canı bir şeye sıkıldığında bana hiçbir şey
söylemez. Bu can sıkıcı şeyi hemen unutur.-- Diğer eşle konuştuğumuzda,
kızgınlığını belirtmemek için kendisiyle çok çetin mücadelelere
giriştiğini belirtiyordu. Kızgınlığını kontrol etmesi gerektiğini
düşünmekteydi, çünkü kızgınlığını belirtirse, eşinin çok kırılıp
kendisinden soğuyacağından korkuyordu.
Bu araştırmamızda üç tip evlilik ortaya çıktı: Kartondan yapılmış evlere
benzeyen evlilikler, oyun oynayan evlilikler ve gerçekten birbirine yakın
olan çiftler. Karton evlere benzettiğimiz evliliği kuranlar en büyük grubu
oluşturuyordu. Bunlar evliliğin daha çok kurumsal ve biçimsel dış
görünüşüyle ilgilenip yetiniyorlardı. Bu çiftlerin arasında gerçek anlamda
insan insana bir yakınlık doğmamıştı; bir arada bulunuşları, --Başkası ne
der?-- kaygısına ve elde ettikleri sosyal prestiji kaybetmeme isteğine
dayanıyordu.
İkinci gruptakilerin sayısı daha azdı ve birbirlerine daha yakın
çiftlerden oluşmaktaydı. Bu çiftler de temelde tüm toplumsai töre ve
gelenekleriyle evlilik oyununa kendilerini kaptırmışlardı. Bu evliliklerin
çoğu, ekonomik avantajları yitirme ve bir değişimin ortaya çıkaracağı
belirsizliklerden korkma nedenleriyle süregelmekteydi. Bu kişiler
birbirlerini korumaları gerektiğini düşünüyorlardı; onlara göre evliliğin
insan yaşamına getireceği hiçbir mutluluk yoktu; ama beraberlikten şikayet
etmek hem kötü bir davranış, hem de karşısındakine bir saygısızlık
olacaktı. Ayrıca bekar kalmanın yalnızlığı daha da berbat bir şeydi.
Son grupta sadece iki çift vardı. Bunlar gerçekten birbirlerine yakın
ilişki kurmuşlardı. Bu gerçek ve yakın ilişkinin sırrını kendilerinden
sorduğumuzda, cevabını bilmediklerini, bu konuda akıllarına söyleyecek
hiçbir şeyin gelmediğini ifade ettiler. Diğer gruptaki çiftlerden farklı
olarak, bu gruptaki çiftlerin aralarında sürekli olarak tartıştıklarını
gözledik. Ancak birbirleriyle çatışmalarının, tartışmalarının çok doğal
bir şey olduğunu kabul etmiş görünüyorlardı.
Sorduğumuz zaman, --Hemen hemen her konuda tartışırız biz, bundan daha
doğal ne var!-- şeklinde cevapladılar. Kızgınlıklarını depolamadan
tartışarak birbirlerine belirtmelerini evliliğin doğal bir parçası olarak
kabul etmeleri, onları diğerlerinden ayırt eden en belirgin özellikti.
Çalışmalarımızı derinleştirdikçe ortaya çıkan sonuç şu oldu:
Birbirlerine kızgınlıklarını, kırgınlıklarını söylemeyen çiftler kibar
değil, fakat --sahte--ydiler. Zamanla biz, yıkıcı ve yapıcı tartışmaları
birbirinden ayırt etmeye başladık ve kızgınlığın öyle denetlenemeyen, bir
sel gibi her şeyi silip süpüren bir şey olmadığını öğrendik.-- (George
Bach ve Peter Wyden, 1968).
Bu bölümde, kişilerin aralarındaki çatışma ve sürtüşmeleri,
ilişkilerinin gelişme ve derinleşmesinde bir araç olarak nasıl
kullanabilecekleri, bu yolda bir fırsat olarak nasıl
değerlendirebilecekleri konusu üzerinde durulacaktır. Asıl konuya geçmeden
önce, çatışma ve sürtüşmeden dolayı dostluğun, arkadaşlığın nasıl
bozulduğuna, insanların birbirlerini nasıl itip uzaklaştırdığına dikkati
çekmek istiyorum.
İki kişi aralarında ortaya çıkan bir sorunu yapıcı bir tutumla ele alır
ve tartışırlarsa, aralarındaki ilişki bir gelişme fırsatı kazanmış olur.
Çocukluktan beri öğrenilen ve ortaya çıkan bir sorunu tartışmak için
kullanılan yıkıcı tutumsa, iki kişinin birbirinden uzaklaşmasına,
ilişkilerinin zayıflayıp kopmasına yol açar.


YIKICI TARTIŞMA
Burada, genellikle yetişirken öğretilen, çocukluktan beri çevrede
görülen, kırgınlık ve kızgınlık belirten davranış biçimleri ele alınacak.
1. Kaçınmak: Bazı kişiler herhangi bir kimseyle çatışmaya girmemek için
bilinçli ya da bilinçsiz, çeşitli kaçma davranışlarında bulunurlar.
Kendilerine sorulduğu zaman canlarının bir şeye sıkıldığını söylemezler.
Kaçınılmaz bir biçimde çatışma çıkmışsa, ya orayı terkederler, ya uyumak
isterler, ya da sanki çok önemli bir uğraşları varmış gibi, başka hiçbir
şeyle ilgilenmeyip sadece yaptıkları işe bakarlar. Başka bir deyişle,
ellerinden geleni yaparak çatışma durumuyla karşılaşmaktan kaçarlar. Bu
davranış içinde olan bir insana hitap etmek güçtür. Çünkü karşımızda
söylenecek söze muhatap olarak bizi dinleyecek, etkileşimde bulunacak bir
kişi yoktur. Böylesine --kaçıcı-- biriyle tartışmaya girmek, eldivenlerini
bile takmak istemeyen bir boksörle maç yapmaya benzer.
2. Hasıraltı etmek: Hasıraltı eden kimse, sadece tartışmaya girmekten
kaçınmakla kalmaz, sanki tartışacak bir konu yokmuş, kendisiyle diğer kişi
arasında bir sürtüşme söz konusu değilmiş gibi davranır. Görünüşte, ona
göre her şey güllük gülüstanlıktır: Bu tutum karşısındakinde hem suçluluk;
hem de kırgınlık duygusu uyandırır. Aralarında bir sorun olduğunu, bu
konuda konuşmak ve bir şeyler yapmak istediğini hisseden kişi, sorunların
karşıdaki tarafından hasıraltı edildiğini görünce, --Ben niçin bu kadar
geçimsizim? Bütün sorunları ben mi yaratıyorum ki, o hiçbir şeyin farkında
değil!-- gibi bir duyguya kapılarak kendini suçlu hisseder. Öte yandan, bu
suçluluk duygusuyla birlikte, kişi --Gerçekte, benim onun yanında değerim
yok. Değerim olsaydı, benim ne demek istediğimi hemen görür ve beraberce
bu soruna eğilmek isterdi!-- biçiminde bir düşünce de geliştirebilir. Bu
düşünce kırgınlık duygusunu da beraberinde getirir.
3. Suçlu hissetirmek: Bir insan karşısındakine açıktan açığa ve doğrudan
kızgınlık ya da kırgınlığını söyleyemiyor, fakat imalı yollarla karşıdaki
kişinin kendini mutsuz ettiğini ifade ediyorsa, kullandığı teknik --suçlu
hissettirme-- yöntemidir. Bu tutum, --karşıdakini suçlu hissettirerek
istediğini yaptır-- biçiminde özetlenebilir.
Örneğin kadın, kocasının ayakkabısıyla eve girmesine sinirleniyor; bu
kızgınlığını açıkça söyleyeceği yerde, --Benim işim gücüm ne ki, aldırma,
sen gir ayakkabınla içeri, nasıl olsa yarın senin hizmetçin temizleyecek
evi yeniden;-- der. Ondan sonra da ekler, --Off, keşke doğmaz olaydım;
bıktım bütün gün evde çalışmaktan.--
Bu tip insanlarda, diğer insanları kullanma eğilimi bulunur. Bir sorunu
çözmek için, fikir ve duygularını açık seçik doğrudan ifade edecek yerde,
yaptırmak istedikleri şeyleri başkalarını suçlu hissettirerek
gerçekleştirmeyi yeğlerler.
4. Konuyu değiştirmek: Çatışma olasılığı belirdiği anda konuyu
değiştirmek, sık kullanılan yöntemlerden biridir. Bu tür eğilimi olan iki
kişinin gerçek anlamda bir ilişki geliştirebilmeleri zordur. Çatışma ve
sürtüşmeden kaçtıkları için sürekli --kibar insan-- maskelerini takarlar
ve bu maskelerin altında yatan gerçek kişilikleriyle hiçbir zaman ilişki
kuramazlar. Böyle bir ilişki içinde olan kişilerin ilişkisine, --beraber
olma oyunu-- olarak bakmak daha doğrudur.
5. Eleştirmek: Bizi sinirlendiren bir sorunu konuşacağımız yerde,
kızgınlığımızı, karşımızdaki kişinin başka davranışlarını eleştirerek dile
getiririz. Bu gibi durumlarda karşımızdaki bizim gerçekten neye
kızdığımızı pek anlayamaz. Yalnız kendisini kırmak, hırpalamak
istediğimizin farkındadır. Ortada bir düşmanlık duygusu vardır, ne var ki,
bu düşmanlığın nereden kaynaklandığı ise pek belirgin değildir.
Örneğin, bir yıl önce yapmış olduğu yüz kızartıcı hareketlerini
karşımızdakine bir anda anımsatıveririz. Karşımızdaki böyle bir olayı
hatırlatmamız için herhalde kendisine kızmış olmamız gerektiğini farkeder,
ama neye kızdığımızı bilemez. Doğrudan kızgınlığımızı belirtecek yerde,
karşımızdakini dolaylı eleştirmeye yöneldiğimiz zaman, bu tür bir
davranış, sağlam temeller üzerine kurulmuş olsa bile, ilişkimizi içerden
kemiren bir kurt gibi zayıflatır ve çökertir.
6. Akıl okuyuculuk: Karşındakini dinleyecek ve söylediklerini onun ifade
ettiği biçimde anlayacak yerde, o kimsenin kişiliğini çözümleyerek, onun
gerçekte ne demek istediğini kendisine öğretir bir biçimde anlatarak ya da
diğer kişiye temelden neyin bozuk olduğunu göstererek bilgiçliğini ve
üstünlüğünü belirtmeye çalışır.
Karşıdaki onu, --Ne olur sigaranı başka odada iç, dumandan rahatsız
oluyorum;-- dediğinde, --akıl okuyucu-- hemen cevabı yapıştırır. --Aslında
sen benden rahatsız oluyorsun, çünkü başarımı kıskanıyorsun! Haydi itiraf
et beni kıskandığını.-- Böyle davranan --akıl okuyucu--, kendi duygu ve
düşüncelerini dinlemek fırsatını da bulamaz; kendisinin ne hissettiği onun
için erişilmez bir noktada kalmıştır. Karşıdakinin aklını okumaya kendini
kaptıran kişi, sadece kendisinin değil, karşısındakinin de duygularını da
algılayamaz. Böyle bir kimseyle konuşan kişi duyulmadığını, dinlenmediğini
hisseder. Kırgınlık ve kızgınlığı daha da artar; bu duygulara bir de,
--temas-- edememekten, karşıdakine ulaşamamaktan doğan --bozulma-- duygusu
eklenmiştir.
7. Tuzak kurmak: Bazı kişiler karşılarındakinden bir davranış yapmasını
isterler. Karşıdaki bu davranışı yapınca, sanki önceden isteyen kendileri
değilmiş gibi, bu davranışı yapana yüklenirler. Örneğin, --Haydi gel
seninle tam dürüst olalım, içimizden geçtiği gibi konuşalım, aklımızdan
geçenleri birbirimizden saklamayalım;-- derler. Fakat karşıdaki bu isteğe
uygun olarak kendi içinden geçenleri dürüstçe paylaşmaya başlayınca, hemen
surat asmaya, kinayeli laf çarptırmaya başlarlar.
8. İma etmek: Bazı kimseler kızdıklarını hiçbir zaman açığa vurarak
belirtmez, ancak ima yoluyla bazı ipuçları verirler. Örneğin, karısının
fazla para harcamasından yakınan adam, bir gün karısını karşısına alıp
şikayetini açık seçik dile getirecek yerde, karısı her alışverişten
gelişte, --O aldığın şey o kadar paraya mı mal oldu!.. Allah Allah!...--
der ve kafasını hemen elinde tuttuğu gazeteye gömer.
Karısı bu durumda kocasının kızgınlığını hisseder, ne var ki bu
kızgınlığın kendine karşı mı, aldığı şeylere karşı mı, yoksa satın alma
davranışına karşı mı olduğunu pek kestiremez. Kocasıyla açık konuşma
olanağını bulamaz. Çünkü kocası kızgınlığını imalı bir yolla belirtmeyi,
açık olmaya yeğlemektedir. Böylece, içinde duygusal bir gerilim biriken ve
bu gerilimin sürekli rahatsızlığını hisseden kadın, elinde olmadan
kocasına karşı hınç duymaya başlar. Kadında gittikçe gelişen bu hınç
duygusunun kocasıyla aralarındaki ilişkiyi ne yönde etkileyeceğini tahmin
etmek herhalde pek zor olmasa gerek!
9. Bardağı taşırmak: --Bardağı taşıran son damla-- ifadesi, bazı
kişilerin davranış türleri için kullanılabilir. Karşısındakine kırılan,
darılan ya da kızan kişi, bu kızgınlığını karşısındakine o anda belli
etmez; fakat bu tür olumsuz duyguları depo etmeye başlar. Karşısındaki ne
zaman onu kızdıracak ya da üzecek bir şey yapsa, kızgınlık ve kırgınlıklar
depolanmaya devam eder. Bir gün, önemsiz bir olay, önceden birikmiş olan
tüm kızgınlık ve kırgınlıkları harekete geçiren, başka bir deyimle,
--bardağı taşıran son damla-- işlevini görür. İşte o anda kişi, içine
attığı bütün sorunları ortaya koyar. Fakat o anda karşıdaki sadece bardağı
taşıran o ufacık olayın farkındadır. Bu kadar büyük bir patlamayı
anlayamaz, kendisine büyük haksızlık yapıldığını düşünür. Böyle bir
düşüncenin etkisiyle her iki taraf birbirine saldırıya geçer ve sorunu
çözmek yerine, birbirlerini hırpalamak, birbirlerini kırmak asıl amaç
olur.
10. Tedirgin etmek: Öyle kimseler vardır ki, kızgınlıklarını,
kırgınlıklarını açıkça ifade etmek yerine, karşısındakinin tedirgin
olacağı davranışlar yaparak onu rahatsız etmeye, ancak bu yolda kendi
duygularını dile getirmeye kalkarlar. Örneğin, kocasına kızan kadın onun
mutfakta pis bulaşık görmeyi sevmediğini bildiğinden, birkaç gün sürekli
bulaşıkları pis olarak ortada bırakmaya başlar. Bir başkası, eşinin yüksek
sesle geğirmeyi sevmediğini bildiği için geğirmeye başlar. Bir diğeri de
yatakta tırnak keserek karşısındakine kızgınlığını ifade etmeye çalışır.
Bu tür davranışlar, duyguların açıkça dile getirilişi değil, düşmanlık
dolu, dolaylı ifadelerdir. Kendisine böyle davranılan eş, 'tedirgin olur'
ve karşısındakini kırmak için elinden geleni ardına koymaz. Böylece
birbirlerine karşı 'ellerinden geleni ardına koymayan', birbirlerini
kırmak için yarışan iki kişi ortaya çıkar. Amaç, insanların birbirlerini
kırmak için etkili yollar aramasıysa, 'tedirgin'etme' yöntemi en uygun
yollardan biridir.
11. Şakaya boğmak: Bazı kişiler kendilerine ciddi bir duygu
yöneltildiğinde, işi hemen şakaya dökmek ve bu yolla ciddi duygulardan
kurtulmak isterler. Özellikle bunlar kızgınlık, kırgınlık ve darılma gibi
ciddi duygular olursa, bu şakaya boğma davranışı daha da belirgin olarak
kendini göstermeye başlar. Okuyuculardan bazıları, --Oh ne güzel, şakacı
bir adam, insana hiç kavga etme fırsatı bile vermez, sürekli neşeli tutar
karşısındakini-- diye düşünebilir.
Bir an için, uzun süre --şakacı biriyle-- birlikte yaşadığınızı düşünün.
Mutlaka işitilmek, mutlaka anlaşılmak ve sizi rahatsız eden sorununuzla
uğraşmak istediğiniz durumlarda, karşınızdaki kişi şakalar yapmakta ve bu
davranışıyla sizin sorununuzu, dolayısıyla sizi, ciddiye almadığını ortaya
koymaktadır. --Şakaya boğucu tip--ler, yakın ve samimi ilişkiler
geliştirmekte zorluk çekerler.
12. --Yaraya-- dokunmak: Herkesin, psikolojik anlamda, son derece
duyarlı olduğu, --yaralı-- yerleri vardır. Buralara dokunduğunuz zaman
karşınızdakiyle aranızdaki ilişkinin bozulma olasılığı yükselir.
İnsanların duyarlı oldukları bu --yaralı-- yerleri görünüşleriyle,
zihinsel güç ve yetenekleriyle, geçmişte yapmış oldukları davranışlarıyla
ya da kişiliklerinin belirli bir yanıyla ilgili olabilir. Kişinin bu
noktalarını ancak ona yakın olan kimseler bilir. Bu yakın kimseler,
kızgınlıklarını, kişiyi bu duyarlı noktalarından yakalayarak belirtiyor ve
öç alıyorlarsa, bu hastalıklı bir ilişkidir ve sürekli hırpalanır.
13. Değişmeye izin vermemek: Değişmeye izin vermeyenler, bir kişiyle
daha önce kurdukları ilişkinin hep öyle kalmasını isterler. Oysa, yaşam
akıp gitmekte, bu akış içinde kişiler yeni yaşantılara sahip olmakta ve
değişmektedirler. Değişmek kişilerin olaylara ve kendilerine yeni
açılardan bakabilmeleri demektir. İnsanın değişen, gelişen yönünü kabul
etmemek, onun en önemli bir niteliğini görmezlikten gelmek demektir.
Değişmeye izin vermeyenler, yıllar önce kendi aralarında konuştukları,
anlaştıkları bir konuda en ufak bir düşünce ve duygu değişikliği bile
istemeyenlerdir. Biliyorsunuz, Nasreddin Hoca'ya yaşı sorulduğunda, --Otuz
sekiz;-- demiş. Çevredeki biri, --Nasıl olur Hoca, on sene önce de sen
otuz sekiz yaşında olduğunu söylemiştin!-- diye hatırlatınca, Hoca, --Ben
erkek adamım, söylediğim sözden geri dönmem!-- diye cevap verir. Kişi
istese de istemese de değişmek zorundadır. Yaşamın değişim getirdiğini
görememek, Hoca'nın hikayesindeki gibi kişiyi sadece gülünç duruma
sokmakla kalmaz, onun ilişkileri yönünden de büyük zorluklar yaratır.
Kadın kocasına, --Ne olur ev işinde bana biraz yardım et. İki çocuğun
bakımı, ev idaresi, işte çalışmak! Artık yetiştiremiyorum, çok
yoruluyorum!-- dediğinde, koca, --Evlenmeden önce ben seninle konuşmuştum,
ben ev işlerinden hoşlanmam ve sana bu konuda yardım edemem. Sen de bunu
kabul etmiştin!-- diye cevap verirse, değişmeye izin vermeme söz
konusudur. Yaşam koşulları değiştiği halde, koca düşünceseni değiştirmez,
karısına yardım elini uzatmaz. Böyle bir tutum sonucu, bu çiftin evlilik
ilişkilerinin nasıl olacağını tahmin etmek herhalde zor olmasa gerek.
14. Yoksun bırakmak: Karşısındakine kızdığı ya da kırıldığı zaman bazı
kimseler bu duygularını olduğu gibi belli edecek yerde, karşısındakinin
ihtiyacı olan bir şeyi vermeyerek ondan öç almaya kalkarlar. Bu verilmeyen
şey ilgi, sevgi, iyi yemek, neşe, cinsiyet, para olabilir. Bu davranış
biçimi iki kişi arasındaki sorunu çözmek yerine, daha derin yaralar açar
ve daha başka sorunlar ortaya çıkarır.
15. Yardımı esirgemek: Karşısındakine kızınca, bu kızgınlığı --Ben sana
gösteririm!-- tutumu içinde halletmeye kalkışabiliriz. Bir gün kişinin
gerçekten yardımımıza gereksinimi olduğunda, bu yardımı ondan esirgeriz.
Yapılacak yardım bazı saldırgan kimselerden onu korumak olabileceği gibi,
yalnızlık duyduğu bir zaman onun yanına gidip arkasını sıvazlamak gibi bir
davranış da olabilir. --Ben sana gösteririm;-- --Bir gün elime düşersin--
tutumu içinde olan iki kişinin, birbirlerine karşı kuşku ve güvensizlik
duyguları geliştireceğini söylemek, herhalde büyük bir kehanet olmaz.
Birbirinden şüphe eden ve birbirine güvenmeyen iki kişinin ilişkisi,
--yakın ilişki-- olmaktan uzaktır.


KIZGINLIĞINIZI NASIL BELİRTİYORSUNUZ?
Kızgın olduğunuz zaman yapabileceğiniz değişik davranışları tartışmış
bulunuyorsunuz. Şimdi her bir davranış biçimini sizin kendinizin nasıl
gösterdiğini düşünerek gözden geçirin.
Gözden geçirmeniz için şöyle bir yoİ öneriyorum: YIKICI TARTIŞMA başlığı
altında yer alan ve aşağıda liste halinde verilen davranış türlerinin her
birini okuduktan sonra, bu davranışı ne kadar sıklıkta yaptığınızı
anımsamaya çalışın. Bazı davranış türlerini hiç yapmadığınız halde,
bazılarını sık sık yapıyor olabilirsiniz. Bu konuda size yardımcı olmak
amacıyla aşağıya harflerle belirtilmiş ifadeler konmuştur.
A : Hiçbir zaman böyle davranmam.
B : Çok ender olarak böyle davrandığım olur.
C : Bazen böyle davranırım.
Ç : Oldukça sık böyle davranırım.
D : Pek sık böyle davranırım.
E : Her zaman böyle davranırım.
Her bir davranış türünün yanına harflerle belirtilmiş ifadelerden birini
koyarak, bu davranışı hangi sıklıkta yaptığınızı belirtebilirsiniz.
( ) 1. Kaçınmak
( ) 2. Hasıraltı etmek
( ) 3. Suçlu hissettirmek
( ) 4. Konuyu değiştirmek
( ) 5. Eleştirmek
( ) 6. Akıl okuyuculuk
( ) 7. Tuzak kurmak
( ) 8. İma etmek
( ) 9. Bardağı taşırmak
( ) 10. Tedirgin etmek
( ) 11. Şakaya boğmak
( ) 12. --Yaraya-- dokunmak
( ) 13. Değişmeye izin vermemek
( ) 14. Yoksun bırakmak
( ) 15. Yardımı esirgemek
1. Sizin yakından tanıdığınız bir kimseye bu bölümü okutun ve sizin
davranışınızı yukarıdaki açıklandığı biçimde değerlendirmesini isteyin.
Sizin ve yakın dostunuzun değerlendirmeleri birbirini tutuyor mu?
2. Bir hafta süreyle, kızgın olduğunuz zaman nasıl davrandığınızı
gözleyin. Kendinizi değiştirmeye zorlamadan, ne yaptığınızı sadece
gözlemeye çalışın.
3. Kızdığınız zaman yaptığınız davranış, karşınızdaki kimseyle
aranızdaki ilişkiyi nasıl etkiliyor? Geliştirip güçlendiriyor mu? Yoksa
zayıflatıyor mu?


YAPICI TARTIŞMA
Yapıcı tartışma, çoğu kimsenin eski alışkanlıklarına ters düşen bir
anlayış ve davranış biçimini içerir. Bu farklı anlayış ve davranışı
başarılı bir biçimde uygulayabilmek için, yapıcı tartışmanın temel
aşamalarını titizlikle uygulamak gerekir. Tartışmanın yapıcılık amacına
ulaşabilmesi için, yapıcı tartışmanın her aşaması gereklidir. Bu
aşamalardan biri atlanırsa, asıl amaç olan yapıcılık yerine, yıkıcılık
ortaya çıkar.
Yapıcı tartışma yöntemi, birçok kez denendikten sonra, alışkanlık haline
getirilebilir. Böyle bir tartışma alışkanlığını elde eden kimse, gerekli
gördüğü zaman bazı aşamaları atlayabilir.
Yapıcı tartışma, sizin için önemli bir kişiye karşı duyduğunuz kızma,
kırılma, rahatsız olma gibi duygularınızı, onunla paylaşarak birbirinizi
daha iyi anlama, birbirinizi daha gerçekçi biçimde tanıma amacıyla
kullanılır. Birbirlerine karşı duydukları kızgınlığı, kırgınlığı ve
rahatsızlığı belirtmeyen kimseler, genellikle iki nedenden ötürü bunu
yapamazlar.
1. Kaybetıne korkusu: Kişi, kırgınlık ve kızgınlık gibi olumsuz
duygularını karşısındakine belirttiği zaman, kendisi için önemli olan bu
kimseyi kaybedeceğinden korkar. Bu korkunun altında şu anlayış yatar:
Birbirleri için önemli olan ve yakın ilişkiler içinde bulunan kimselerin,
birbirlerine kırılma ve kızgınlık gibi olumsuz duygular duymamaları
gerekir. Böyle duyguların varlığı, ilişkinin sonu demek olduğundan, şu,
veya bu nedenle gelişse bile karşıdakine gösterilmemelidir.
2. Kötü insan olma korkusu: Bu korkunun temelinde şöyle bir inanç yatar:
İyi ve olgun bir insan kızmaz ve kırılmaz. Kızan ve kırılan insan kötü ve
zayıf bir insandır.
Bu korkuları temel alan bir anlayış tarzı kızma, darılma gibi olumsuz
duyguları, sanki bunlar gerçek yaşamın bir parçası değilmiş gibi insan
ilişkilerinden çıkarır; bu duyguların bir yana itilmesine, bastırılmasına
ve yadsınmasına, inkar edilmesine yol açar. Oysa olumsuz duygular da,
olumlu duygular gibi, yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Yaşamlarının gerçek
bir parçasını birbirinden saklayan; birbirleriyle bu yanlarını paylaşmayan
iki insan yakın bir ilişki kuramaz. Bu nedenle, olumsuz duyguları yapıcı
bir tartışma içinde paylaşabilmek, yakın ilişkinin doğması için
gereklidir.


NEDEN YAPMACIK GELİYOR?
Toplum yaşamında --yapıcı tartışma--ya pek rastlanmadığından, bu çeşit
bir tartışma yadırganır, hatta biraz yapmacık ve düzmece sayılabilir.
Her şeyden önce --yapıcı tartışma--, bir sözcük grubu olarak insana
çelişkili bir ifade olarak görülüyor. --Tartışmanın da yapıcısı olur mu?--
diyesi geliyor insanın. Şimdiye kadar çevremizde, yetiştiğimiz büyüdüğümüz
ortamda, kişilerin tartışarak uzlaştıklarını, anlaştıklarını ve beraberce
bir şey ürettiklerini görmeye pek alışmadık. Tartışmaların amacı
çoğunlukla karşıdakini yıpratmaya, kırmaya ya da hınç almaya yöneliktir.
Tartışmayı olumlu yönde kullanmaya alışık olmayanların, yapıcı tartışma
kavramından --tuhaflık--, --yapmacılık-- duygusu edinmeleri doğaldır.
Silifke'de ortaokulu bitirdikten sonra, liseye gidebilmek için Ankara'ya
ilk gelişimde, insanların evde masa etrafında çatal bıçak kullanarak yemek
yemeleri bana --tuhaf-- ve --yapmacık-- gelmişti. Doğal olanı, yere açılan
sofra bezinin çevresine bağdaş kurarak oturmak ve bazlamayla dıkımlayarak
yemeği elle yemekti. New York'ta 180 katlı Empire Building'e çıktığımda,
bu binanın --doğal-- olmadığını hissettim. İlk operaya gidişimde yine aynı
--tuhaf-- ve --yapmacık-- duygusundan kurtulamadım. Yabancı dil
öğrenirken, yabancıların konuşma biçimlerini --tuhaf-- bulurdum. Askere
gittiğim zaman ilk devreler askeri giysiler, yürüyüş biçimleri, selam
verişler, bana hep --tuhaf-- ve --yapmacık-- gelmişti. Bir süre sonra bana
tuhaf gelen yönlerin --askerlik düzeni--nin doğal bir parçası olduğunu ve
bunlar bana --tuhaf-- gelmemeye başlayınca askerliği öğrenmiş sayılacağımı
anladım.
Yeni bir yüzme stili, yeni bir konuşma biçimi, yeni bir fikir düzeni ilk
başlarda bana hep --tuhaf-- ve --yapmacık-- gelmiştir. Bu --tuhaflık--
duygusuna kendimi kaptırdığım zaman --yeni--yi deneyemedim. Yeniyi
deneyemediğim zaman da, yaşamıma yeni bir boyut, bir canlılık getiremedim;
ancak --eski--yi sürdürebildim.
Bu yenilik ve tuhaflık duygusundan kurtulmak yeterli değildir; birbiri
için önemli olan iki insan arasında yapıcı tartışmayı gerçekleştirebilmek
her şeyden önce karşılıklı iyi niyete ve güvene ihtiyaç vardır. Birbirinin
iyi niyetinden kuşkulanan iki birey, yapıcı tartışmanın gerektirdiği
karşılıklı güven ortamını oluşturamadıklarında, yapıcı niyetle başlayan
bir tartışma bile kısa süre içinde yıkıcı bir tartışmaya dönüşür.
Yapıcı tartışmanın gerektirdiği karşılıklı iyi niyet ve güven kadar
önemli bir diğer koşul da, kişilerin birbirlerini eşit ilişkiler içinde
görmeleridir. Beşinci Bölüm'de tartıştığımız gibi, eşit ilişkiler içinde
olan kişiler, eşit söz hakları olduğunu kabul ederler. Kişilerin eşit söz
hakkı olduğu görüşü temel alınmazsa, yapıcı tartışma mümkün olamaz; bu
durumda, --üstün-- olduğunu düşünen kişi, diğerine görüş ve düşüncelerini
dikte eder. Kocanın --küçük tanrı--, kadının --saçı uzun aklı kısa-- kabul
edildiği bir aile içinde, karı koca arasında yapıcı tartışmayı düşünmek
bile okura gülünç gelebilir.
Yapıcı tartışmanın aşamalarına geçmeden, şunu da belirtmekte yarar
vardır: Karşılıklı iyi niyet ve güven ortamı içinde, eşit söz hakkı olan
insanlar arasında gerçekleştirilebilen bu tartışma türü, günlük yaşamda
her zaman ve her yerde uygulanamaz; çünkü üzerinde düşünmek ve hazırlanmak
için zaman gerekir. Yapıcı tartışma, kişinin, yaşamındaki --önemli
kişiler--le olan ilişkileri aksadığı zaman uygulanacak bir yöntemdir.
Örnek olarak, eşleri boşanmaya kadar götürebilecek karı koca çatışmaları
ve işten atılmaya yol açabilecek yönetici yönetilen zıtlaşmaları
gösterilebilir.
Bütün --tuhaf-- ve --yapmacık-- görünümüne rağmen yapıcı tartışmayı
deneyeceğinizi umuyorum. Söz konusu olan, iki insanın duyurucu ve mutlu
bir biçimde beraber olmasıysa, herhalde bu --yeni-- tartışma biçimini
denemeye değer. Bu beraberliğin sağlıklı olması, sizin iş hayatınızdaki
başarınızı, çocuklarınızın iyi yetişmesini etkiliyorsa, --yapıcı
tartışma--yı denemekten niçin çekinesiniz?


YAPICI TARTIŞMANIN AŞAMALARI
Birinci aşama: Sorun hakkında düşünmek
Karşınızdaki kişiyle iletişime geçmeden önce, kendi kendinizle iletişime
geçmeniz gerekiyor. Şu anda sizi rahatsız eden içinizdeki duygunun
çözümlemesini yapmaya çalışın. Karşınızdakine gerçekten kızgın mısınız,
yoksa kıskançlığınızı karşınızdakine kızgınlık halinde mi yansıtıyorsunuz?
Savunucu iletişim konusunda incelenen savunma mekanizmalarından birini
kullanıyor olabilir misiniz?
Duyduğunuz olumsuz duygunun niteliğini kesin olarak saptamaya çalışın.
Bunu yapmak için acele etmeden, bir ya da iki dakika bekleyin, içinizde ne
olup bittiğini anlamak amacıyla kendi kendinizi dinleyin, uygun ortam
varsa, bir yere oturup gözlerinizi kapamak size yardımcı olabilir. Ben
kendi üzerimde gözledim; gözlerimi kapatarak gözlemlediğim zaman
duygularımla daha kolay temasa geçebiliyorum. Bu sizin için de geçerli
olabilir.
Duygunuzun niteliği hakkında bir fikir sahibi olduktan sonra, sizi
kızdıran, kıran ya da üzen şeyin ne olduğu konusunda mümkün olduğu kadar
açık seçik teşhis koymaya çalışın; genel ifadeler düzeyinde kalmayın.
Örneğin, --evin içi çok dağınık;-- genel bir ifadedir. Oysa, --Sabah
kahvaltısından kalan kirli tabaklar mutfakta kalmış,-- demek, önceki
ifadeye oranla daha açık seçik, özeldir.
İkinci aşama: Tartışma zamanının saptanması
Yıkıcı tartışmalar çoğu kez iki kişinin tartışmak için uygun bir zaman
seçememesinden kaynaklanır. Çiftlerden birisi karışık bir ruhsal durum
içinde bulunabilir. Ya da rahat rahat konuyu tartışacak zamanı
bulunmayabilir; o anda yapması gereken daha ivedi bir işi olabilir. Bazen
yorgunluk ya da başka tür kişisel bir sorunla kafası meşgul olan birey,
karşısındakini tam anlamıyla dinleyecek durumda olmayabilir. Bu tür
nedenler dolayısıyla, yapıcı tartışma için her iki kişiye uygun bir zaman
ayarlamak gereği vardır. Yoksa iyi niyetlerle yapıcı bir amaçla başlanmış
olunan tartışma, kolaylıkla yıkıcı bir tartışma haline dönüşebilir.
Birinci aşamada belirtilen işlemi yaparak, sizi gerçekten neyin rahatsız
ettiğini açık seçik anladıktan sonra, ilgili kişiyle uygun olan bir zamanı
seçmeyi denemelisiniz. Bu zaman ayarlamasını yaparken, --Beni rahatsız
eden bir konu var, bu konuda seninle konuşmak istiyorum. Bana
ayırabileceğin uygun bir zamanın var mı?-- şeklinde sorarak durumu
karşınızdakine açabilirsiniz.
Üçüncü aşama: Sorununuzun ifadesi
Bu aşama önemlidir: Sizi rahatsız eden duyguyu açık seçik ve yalın
olarak ifade edemiyorsanız, karşınızdaki büyük bir olasılıkla sizi
anlayamaz ve Dokuzuncu Bölümde tartışılan savunucu mekanizmalardan birine
başvurur. Sizi rahatsız eden birçok nokta varsa, tartışmayı yapıcı bir
biçimde devam ettirebilmek için, sizin açınızdan en önemli olan sadece bir
sorunu ele alın. İfadeniz iki yönü içermelidir:
-Sizi rahatsız eden davranışın bir tanımı,
-Bu davranışın sizde uyandırdığı en belirgin duygu.
Aşağıdaki kalıp ifadeyi örnek olarak verebiliriz:
--Beni rahatsız eden şey benimle alay etmendir ve sen bunu yapınca sana
kırıldığımı hissediyorum.--
Böyle yapmakla karşınızdakine açılmış ve duygularınızı olduğu gibi
paylaşmış oluyorsunuz. Kızgınlık içinde davranan insanlar, genellikle, ne
hissettiklerini söylemeden, karşıdakini suçlamaya yönelirler. Karşıdaki
suçlandığını hissedince savunucu bir tutum içine girer ve sizi dinlememeye
başlar. Aklı, size nasıl karşı koyacağıyla meşgul olmaya başlar.
Bu aşamada karşılaşılan önemli bir engel, dil aracılığıyla aşılabilir.
Karşıdakinde --suçlanma!-- izlenimi yaratmamak için, ben dili kullanılır.
Ben dili, kişinin kendini rahatsız eden davranışın tanımını yapan ve bu
davranışın kendisinde nasıl bir duygu uyandırdığını ifade eden söyleyiş
biçimine verilen addır. Yukarıda verilen örnek ifade kalıbı, ben diline
uygun düşer.
Sen dili, --Sen ne kadar kaba bir insansın;-- --Ne kadar akılsızca iş
yapıyorsun;-- --Sende hiç terbiye yok mu?-- gibi ifadelerle karşıdakini
yargılamaya ve suçlamaya yönelen bir dildir. --Sen şusun!,-- --sen
busun!-- gibi ifadeler hep --sen-- kelimesiyle başladığı için, böyle bir
tutum içinde kullanılan dile sen dili adı verilir.
Ben dili ile sen dili arasındaki en önemli fark şudur: Ben dili, konuşan
kişinin kendi iç dünyasındaki duyguları ifade eder ve bu duyguların
ötesinde herhangi bir suçlama ve yargılamaya gitmez. Sen dilindeyse
suçlama ve yargılama ağırlık taşır.
Yapıcı tartışmaya girmek sizin için önemliyse, yargısına güvendiğiniz
bir, yakınınıza, söyleyeceklerinizi önceden dinletip, söylediklerinizin
ben ya da sen dili olarak algılanıp algılanmadığını denetleyebilirsiniz.
Daha önceden denetlemeyi salık verişimizin nedeni, kızgınlık anında hep
sen dilini kullanmaya alışık olmamızdır. Bu alışkanlık o denli bir
parçamız haline gelmiştir ki, kızdığımız zaman farkında olmadan bu dili
kullanıveririz.
Dördüncü aşama: Anlaşılıp anlaşılmadığınızı denetleme
Sizi rahatsız eden davranışı tanımlayıp, bu durumda kendinizi nasıl
hissettiğinizi ifade ettikten sonra, karşınızdaki duyduğunu tekrar
etmelidir. Burada iki evre söz konusudur:
(1) Sizi işiten kişi (eşiniz, arkadaşınız, nişanlınız vb.) sizin
söylediğinizi şöyle tekrar edebilir:
A : --Ben konuşurken sürekli sözümü kesiyorsun. Sözümü kesmen beni
kızdırıyor!--
B : --Sen konuşurken sürekli sözünü kesiyorum. Sözünü kesmem seni
sinirlendiriyor.--
Bu evrede karşınızdakinin konuşmanızı tekrar ederken söylediği sözler
sizi tatmin etmemişse, sizi rahatsız eden konuyu yeniden dile getirin ve
karşınızdaki sizi aynen tekrar edinceye kadar bu işlemi sürdürün.
(2) Tekrar işlemi bittikten sonra, karşınızdaki sizin sorununuzu kendi
anladığı biçimde yeniden söyleyecektir. Burada bir yorum söz konusu
değildir; sadece sizin sorununuzu kendi kelimeleriyle ifade edecektir.
Yukarıdaki örneğe devam edelim:
B, A'nın sözünü aynen tekrar ettikten sonra şöyle der:
--Yani senin konuşmanı bitirmene hiç fırsat vermiyorum; hep ben söze
başlıyorum. Ve bu davranışımdan rahatsız oluyorsun, öfkeleniyorsun.--
İnsanlar birbirlerine kızgın olduğu zaman, yanlış algılamalar kolaylıkla
işin içine girer; bu yanlış algılamaları ortadan kaldırdıktan sonra,
yapıcı bir tartışma temeli kurulabilir. Bu temeli sağlamak için anlaşılıp
anlaşılmadığınızı yukarıda anlatılan biçimde, iki evrede denetlemekte
yarar vardır. Denetleme zamanınızı alacaktır; bu nedenle
sabırsızlanabilirsiniz. Fakat deneyler göstermiştir ki, denetlemeye
verilen zaman israf değildir ve sonunda mutlaka daha kazançlı
çıkılmaktadır. Bu zaman verilmediği takdirde, yapıcı tartışma çoğu kere
amacına ulaşamaz.
Bu aşamada unutulmaması gereken bir başka konu da, karşınızdaki sizin
söylediğinizi önce aynen, daha sonra kendi ifadesiyle tekrar ederken, onun
iyi niyetli bir çaba gösterdiğini unutmamanız ve bu çabasından dolayı
karşınızdaki kişiye teşekkür etmenizdir. Bir başka deyişle, karşınızdaki
sizin söylediğinizi aynen söylemeyi başardığında, hemen arkasından,
--Evet, teşekkür ederim;-- gibi bir ifade kullanabilirsiniz. Tabii bu
teşekkür ifadesi bir gülümseme, dokunma gibi sözsüz olarak da ifade
edilebilir
Beşinci aşama: İsteğinizin ne olduğunu düşünme ve alıştırma yapma
Şu ana kadar, karşınızdakine sizi neyin rahatsız ettiğini ve bu söz
konusu davranışı yaptığı zaman nasıl hissettiğinizi söylediniz. Şimdi
sıra, karşınızdakinden nasıl bir isteğiniz olduğunu söylemeye geldi. Bu
aşamada, basit gibi görünmesine rağmen, dikkate alınacak bazı önemli
yönler vardır. Her şeyden önce karşınızdakinden nasıl bir değişiklik
istiyorsunuz? Bunun iyice bilincine varmış durumda mısınız?
İstemiş olduğunuz son derece basit bir davranış değişikliğinden, kişinin
gerçek benliğini ilgilendiren duygusal yönden çok yüklü, özbenliği tehdit
edici bir davranışa kadar uzanabilir. Kişiden ne istediğinizin gerçekten
farkında mısınız? Bu isteğiniz karşınızdakinin yaşamında nasıl bir
değişiklik yapacak?
Demek ki, bu aşamada iki evre var: Bir tanesi kendi yönünüzden ne
istediğinizin farkında olmak ve bu isteğinizi açık, seçik bir biçimde
söyleyebilecek duruma gelmek: İkincisiyse bu isteğinizin karşınızdakinin
yaşamı ve kişiliği içinde ne anlama gelebileceği hakkında biraz duyarlılık
kazanmak; bir başka deyişle, sizin istediğiniz değişikliğin karşınızdakine
ne ifade ettiğinin iyice farkına varmak!
Ne istediğinizin bilincine varıp, aynı zamanda bunun karşınızdaki için
ne anlama geldiği hakkında bir duyarlılık kazandıktan sonra, şimdi sıra,
bu isteğin karşınızdakine yalın ve açık seçik bir biçimde, sadece üzerinde
tartışılmak istenen soruna dönük olarak ve yine yalnızca o sorunu
belirterek ifade edilmesine gelmiştir. Öneminden dolayı, isterseniz
ifadeyi, bir üçüncü kişinin önünde önceden deneyip, geri-iletim alınız.
Daha önce verilen örneğe devam edersek:
A : --Ben konuşurken sözümü kesmeni istemiyorum. Konuşmana başlamadan
önce bana, --sözün bitti mi?-- diye sormanı istiyorum,--
ifadesi kesin bir dileği ortaya koyar ve öbür insanı büyük sıkıntıya
sokmadan uygulanabilecek bir içeriği vardır.
Altıncı aşama: İsteğinizin anlaşıldığını denetleme
İsteğinizin ne olduğunu ifade ettikten sonra, bu isteğinizin anlaşılıp
anlaşılmadığını denetlemeniz gerekir. Onun için dördüncü aşamayı, başka
bir deyişle, sorununuzun anlaşılıp anlaşılmadığını, denetlemelisiniz.
Karşınızdakinin istediğinizi anlaması, onun bu isteği kabul etmiş olması
anlamına gelmez. Karşınızdaki isteğinizi anlamayı başarmışsa, bu çabayı şu
veya bu biçimde tanımalı ve teşekkür etmelisiniz.
Yedinci aşama: Sorunuzu sorma
Artık bu noktada karşınızdaki sizi neyin kızdırdığını ve bunu
değiştirmesi için ne istediğinizi biliyor. Artık size sorunuzu sorma
kalmıştır. Sorunuz kısaca, --İstediğimi yapacak mısın?-- olabilir. Ya da
bu anlama gelen bir başka soru da sorabilirsiniz.
Sekizinci aşama: Cevaba karar verme
Şimdiye kadar, karşınızdaki size bir cevap verme olanağına sahip
olamadı. Sizin sorunuz üzerine, artık o cevap vermek durumundadır. Nasıl
bir cevap vereceğine karar vermeden önce, karşınızdakinin bir zaman
süresine gereksinmesi olabilir. Sizin isteğinizi olduğu gibi kabul
edebilir, tümden reddedebilir ya da kısmen kabul edebilir. Bakarsınız,
büsbütün yeni bir öneri getirebilir ya da kızabilir, şaşırabilir de...
Ancak önemli olan onun kendini rahat hissedeceği bir karara varmasıdır.
Rahat hissetmeyeceği bir karar verirse, zamanla almış olduğu karardan
farklı davranmaya başlar; o zaman da birbirinize karşılıklı güvenin
sarsılması gibi daha önemli başka türden sorunlar ortaya çıkabilir. Bu
nedenle, karşınızdakinin cevap vermeden önce zaman istemesine itiraz
etmeyiniz, tersine onu teşvik ediniz.
Dokuzuncu aşama: Soruya cevap verme
Bu aşamada her ikinizin de kabul edebileceği bir cevaba ulaşmak
önemlidir. Bu, pazarlığa girip, birinizin isteğini diğerine zorla kabul
ettirmesi demek değildir. Her ikinizin de kabul edebileceği ve rahatsız
olmayacağı bir çözüm bulmak asıl amaçtır.
Sizin sorununuza verilen cevabı tartışırken, her aşamada,
karşınızdakinin söylediğini doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol etmeyi
unutmamanız gerekir. Bir anlaşma noktası bulamıyorsanız, etkileşime bir
süre ara vermek yararlı olur. Daha sonra konuşmayı kaldığınız yerden
sürdürmek üzere bir buluşma zamanı saptamalısınız.
Onuncu aşama: Gözden geçirmek için bir araya gelmek
Belirli bir anlaşmaya vararak dokuz aşamayı da başarabilmişseniz, bu
kararınızı birkaç gün uyguladıktan sonra, ne hissettiğinizi paylaşmak
üzere bir araya gelmelisiniz. Belki de, bu kararı iyi niyetle uygulamak
istediğiniz halde, kararın sizi rahatsız eden yanlarının farkına varmış
olabilirsiniz. Ya da, daha doyurucu başka bir çözüm bulmuş olabilirsiniz.
Geçen zaman içinde ne hissettiğinizi gözden geçirmek için bir araya
gelmeniz, her ikinizi de bir zorlama olmadan memnun edecek bir çözüne
varmanızı daha da garanti altına alır.
Sizin için önemli bir insanla yapıcı tartışmayı gerçekleştirebilmiş
olmanız, bu kişiyle ilişkinize yeni anlamlar getirebilir. Her şeyden önce,
sizi rahatsız eden sorunu her ikinizi de memnun edecek biçimde çözebilmiş
olmanız, önceki gergin duruma oranla, ilişkinizde bir rahatlık ve özgürlük
sağlar. Ayrıca aranızdaki önemli bir sorunu yapıcı bir tutum içinde ele
alabilmiş olmanız, birbirinize karşı duyduğunuz iyi niyet ve güveni
perçinler. Bütün bunların ötesinde de, birbirinize eşit söz hakkı
tanıdığınızı, klasik deyimiyle, birbirinize --karşılıklı saygı--
duyduğunuzu kanıtlar.


BOŞALMAK
Bazı anlar, kızgınlık o dereceye gelmiş olabilir ki, insan o anda sadece
kızgınlığını dile getirmekle ilgilenebilir, çünkü başka hiçbir şeyi
düşünebilecek halde değildir. Bu durumda olan bir insanın yukarıda
anlatılan türden yapıcı tartışma aşamalarını adım adım, soğukkanlılıkla
izlemesini beklemek gerçekçi değildir. Kızgın olan kimse, kızgınlığını
bastırmaya çalışarak yapıcı bir tartışmaya girmek istese bile, bu
davranışın sağlıklı bir tutum olduğu söylenemez. Çünkü, kişinin içindeki
kızgınlık duygusu bastırılamayacak bir şiddete ulaşmış olabilir. Bu
şiddette bir duyguyu bastırmak zordur, ancak bir --nazik kişi-- maskesi
takmakla, kişi kızgınlığın bastırmış gibi görünür. Ne var ki, maske takmış
bir kişinin yapıcı bir tartışmaya girmesi olanaksızdır. Yapıcı tartışma
için kişilerin gerçek olması, maskelerinden kurtulmuş olarak kendi iç
benlikleriyle etkileşimde bulunmaları zorunludur. Maskeli olarak yapıcı
tartışmaya girişmek bir tek sonuç doğurur: Etkileşimde bulunan kişilerin
birbirlerine karşı duydukları güven zayıflar.
Güvensizlik duygusunu geliştirecek bir etkileşimde bulunmak yerine,
içindeki kızgınlığı karşısındakine göstermek daha sağlıklı bir
davranıştır. Kızgınlığın, öfkenin --boşalması--, gerginliği azaltarak,
daha yapıcı bir tartışmaya girme olanağı hazırlar.
Boşalma olayı, etkileşimde bulunan her iki kişi tarafından da bilinirse,
kırıcı ve yıkıcı etkileri önlenebilir. Onun için boşalma durumunda olan
birey, karşısındakine bunun bir boşalma olduğunu, şu ya da bu biçimde
baştan ifade etmeye özen göstermelidir. Bunu bir jestle ya da bir iki
kelimelik bir sözle yapabilir. Uzun zaman birbirlerini tanıyan kişiler,
karşısındakinin hangi duygusal durumda olduğunu hemen anlayabilir; ne var
ki, yakından tanımayan kişiler için bu zor olabilir. Ve bu nedenle de,
mantıklı düşünemeyecek kadar öfkeli ya da gergin olan kimsenin, böyle bir
duygusal durum içinde olduğunu karşısındakine, --Şu anda çok öfkeliyim,--
gibi bir ifadeyle belirtmesi, zor olmasına rağmen, büyük yararlar sağlar.
Bu bir anlamda, eğitim ve benlik disiplini sorunudur; kendini eğitebilmiş
kişi boşalma süresince bile elden geldiğince --ben dili--ni kullanmaya
çabalar. Boşalma süresince suçlayıcı --sen dili--ni kullanmak, sonradan
yapıcı tartışma ortamına girmeyi güçleştirir.


KAYBEDEN YOK YAKLAŞIMI İÇİN AŞAMALAR
Kızgınlık ve engellenme duygusu, farkında olunan ya da olunmayan
çatışmalardan kaynaklanır. Sadece kısa süreli duygusal gerginlikleri
değil, uzun süreli çatışmaları çözmek de, yaşamın önemli bir parçasıdır.
Yukarıda, kızgınlık ve kırgınlık duygularının ifadesinde ve bir çözüme
ulaşmasında gereken basamakları inceledik. Aşağıda, uzun süreli
çatışmaların çözümünü inceleyeceğiz.
Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabilir ve çözümüne iki temel tutum
içinde yaklaşılabilir:
(1) --Ben kazanacağım, o kaybedecek;--
(2) --Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir.--
Birinci yaklaşıma kazanma ve kaybetme, ikinci yaklaşıma kaybeden yok
yaklaşımı adını verelim.
Eğer yaklaşım, --ya kazan ya da kaybet-- tutumu içine yapılıyorsa, iki
kişiden biri mutlaka varılan sonuçtan hoşnut olmayacaktır. Böyle bir tutum
içinde en güçlü olan, en çok ısrar eden, en hileli davranan üste çıkar. Bu
durumda --kazanan--, büyük bir olasılıkla, karşısındakinin saygısını,
güvenini ve iyi niyetini --kaybeder--.
--Ya kazan ya da kaybet-- tutumu bu açıdan incelendiğinde, --karşıdakini
kaybetme pahasına-- tartışmanın kazanıldığı görülür. --Karşıdakini
kaybetmek istemiyorsak, nasıl bir yol izleyeceğiz?-- İzlenecek bir yol
vardır ve buna --kaybeden yok-- yaklaşımı adı verilir.
Kaybeden yok yaklaşımı şu şekilde işler: Bir çatışma konusu ortaya
çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin yapılmasına
olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de yaratıcı bir
biçimde, iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu bulmaya
çalışırlar. Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir biçimde
gözden geçirilerek bu gerçekleştirilebilir. Aşağıda Thomas Gordon'dan
(1970) esinlenerek altı aşamalı bir --kaybeden yok-- yolu öneriyorum.
Birinci aşama: Çatışmayı tanıyın
Sizce sorun nedir? Bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Burada
--ben dili-- kullanmayı ve her ikinizi de memnun edecek bir çözüme ulaşma
tutumu içinde olduğunuzu belirtmeyi ihmal etmeyin.
İkinci aşama: Birçok çözüm yolu ortaya koyun
Beş ya da on dakika gibi belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen
çareleri, iyi ya da kötü, mümkün ya da değil gibi süzgeçlerden geçirmeden,
olduğu gibi ortaya koyun. Bu aşamadaki asıl amaç, sorunla ilgili
olabildiği kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste halinde ifade
edebilecek duruma gelmenizdir. Kişiler kafalarındakini hiçbir süzgece tabi
tutmadan, olduğu gibi dökmelidirler.
Üçüncü aşama: Çözüm yollarını değerlendirin
Bu aşamada her çözüm yolunu değerlendirerek, bu çözüm yollarının her
birinin ne kadar tatmin ettiğini tartışacaksınız. Bu evrede kişilerin
dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri önemlidir. Bir çözüm tarzını
istemediği halde karşısındaki memnun olsun diye kabul etmek, iki kişinin
arasındaki ilişkinin sağlığı bakımından sakıncalıdır.
Dördüncü aşama: En iyi çözümde anlaşın
Şu ana dek bütün seçenekleri gözden geçirmiş bulunuyorsunuz. Şimdi her
ikinizi de en çok tatmin eden çözümde karar kılmanın zamanıdır. Bu karara
ulaştıktan sonra, çözümün ne anlama geldiği bir kez daha her iki kişi
tarafından ifade edilir. Bu çözümü denemeye koyma arzusu her iki tarafça
belirtildikten sonra, sıra bundan sonraki aşamaya gelir.
Beşinci aşama: Çözümü uygulamaya koyun
Bu evrede çözümün ayrıntılarını konuşmaya başlarsınız. Burada
ayrıntılardan kastedilen, çözüm uygulanmaya konduğunda, her iki tarafça ne
gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması gerektiğinin konuşulmasıdır.
Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa, bu planı yapmanın zamanı şimdidir.
Önemli olan, plan yapıldığı zaman her iki tarafın da bu planı aynı biçimde
anlamasıdır. Eğer çözüm bir para miktarını içeriyorsa, paranın miktarını
açık seçik şekilde belirtmenin sırası yine bu aşamadır. Burada üzerinde
durulması gereken nokta, çözümün uygulanmaya geçebilmesi için gerekli
işlemlerin her iki kişi tarafından anlaşılmış olmasıdır.
Altıncı aşama: Çözümü gözden geçirin
Bir çözümün gerçekten uygulanabilir ya da uygulanamaz olduğunu denemeden
anlamak zordur. Çözümü bir süre uyguladıktan sonra, gözden geçirmek üzere
bir araya gelmekte büyük yarar vardır. Böyle bir gözden geçirmeden sonra,
çözüm tarzında bazı değişiklikler önerilebilir. Hatta öyle bir durum
olabilir ki, çözümü her ikiniz de tatmin edici bulmayıp, sorunu yeniden
gözden geçirmek gereğini duyabilirsiniz. Önemli olan, sorunun altında
ezilmek yerine, her ikinizi de hoşnut edecek bir çözüme ulaşıncaya kadar
yaratıcı bir biçimde sorunla uğraşmaktır.


SÖZÜN KISASI
İster aile ilişkileri, ister iş ilişkileri çerçevesinde olsun, uzun süre
birlikte olan iki kişinin aralarında sürtüşme ve çatışmaların çıkması
doğaldır. Doğal olmayan, bu çatışmaların ilişkiyi bozması ve
yıpratmasıdır. Yıkıcı tartışma küçükten beri çevrede görerek
öğrenegeldiğimiz ve çoğu kimselerde köklü bir alışkanlık halinde yerleşmiş
bir davranış biçimidir. Aralarında çıkan sorunları, bireyler bu tür
yaklaşımla ele aldıklarında, elde edilen sonuç genellikle olumsuzdur.
Yapıcı tartışma ve iyi niyet, karşılıklı güven ve eşit söz hakkı ortamında
gerçekleşebilir. Böyle bir ortam uzlaşmaya varabilmek için zorunlu, ne var
ki, yeterli değildir; yapıcı tartışma tutumunu uygulayabilmesi için,
bireyin kendini bilinçli olarak eğitmesi gerekir.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült