Stres Ve Psikolojik Özellikler

Acar Baltaş & Zuhal Baltaş


Hepimiz günlük, basit gözlemlerimizden aynı olaya farklı kişilerin farklı tepki ve yaklaşımlarının olduğunu biliriz. Bu farklılık zihinsel koşullardan, sosyal koşullara kadar uzanan değişkenlerden kaynaklanır.

Bu sebeple stres olgusu incelenirken stres verici durumlar kadar onlarla karşılaşan bireyin psikolojik özelliklerinin de ele alınması ve değerlendirilmesi önem taşır. Stres ve stresin insana etkisi söz konusu olunca olayın iki yönünü de dikkatle incelemek gerekir. Kişiler duygusal yaşantılarındaki duruşlarıyla (mood) "uyaran durumlarını" yorumlar ve tavır koyarlar. Sevdiği bir insanın gelmesini bekleyen kişi kapının sesini duyunca sevinç ve coşku ile sıcak bir karşılama yapar. Öte yandan beklediği kişiye kızgın, onunla ilişkilerinden huzursuz olan bir kimse, karşılamayı her an patlayabilecek olumsuz duygularla yapar.

İHTİYAÇ VE GÜDÜ

Kişinin duygusal yaşantılarındaki duruşunu, ihtiyaçları ve güdüleri (motivation) belirler. Çünkü davranış, yani harekete geçmek, ihtiyaçlardan kaynaklanır ve güdülerle yönlenir. İhtiyaçları karşılayan davranışlar her zaman aynı olmaz. Aynı insan kahvaltı etmek gibi günlük temel bir ihtiyacını karşılarken bile çok farklı güdülere sahiptir.

Bir gün büyük bir istekle zevkli bir sofra hazırlarken, bir başka gün bir bardak çayı zor içebileceğimizi hissederiz. Hepimizin bildiği gibi, kişi aynı olduğu halde temel ihtiyacını karşılama güdüleri çok farklı olabilmektedir. Yapılan her hareketin ardında bu harekete yol açan bir güdü (motiv) vardır. Bu güdüler bireysel ihtiyaçlar ve çevreyi algılayışımız ile biçimlenir.

Tablo 1 İhtiyaçlar Piramidi

 

ALGIDA İHTİYAÇLARIN ROLÜ

Bu ihtiyaçlar hiyerarşisi algıda en temel unsurdur. Kişinin kendisini gerçekleştirmesine kadar uzanan ihtiyaçlarını aşağı basamaklarından başlayarak doyurması gerekmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanmasındaki aksaklık veya gecikmeler, gerçeklerden uzaklaşmaya yol açar. Algı yanılmaları konusunda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Örneğin yemek ihtiyacının tatmin edilmemesinin insan lan nasıl etkilediği araştırılmıştır. Bir gruba yemekten 1 saat sonra, bir gruba 4, diğer gruba 16 saat sonra, projeksiyonla perdeye aksettirilen görüntünün ne olduğu sorulmuştur. Gerçekte perdeye hiçbir şey yansıtılmadı© halde üç grup deneğe de: "Perdede silik olarak görülen resimde masanın üzerinde üç şey var. Masanın etrafındaki kişiler memnun görünüyorlar. Acaba bu insanlar ne yapıyorlar?" diye sorulmuştur. Tok olanlar, aç olanlara kıyasla daha çok yemek ile ilgili bir görüntü algılamışlardır.

İhtiyaçların "olanı farklı algılama" veya "olmayanı algılama" yönündeki etkileri psikolojide pek çok çalışma ile tespit edilmiştir. Bu konudaki bir başka araştırmada perdeye belirgin bir görüntü düşürülmeden "Simdi bir sigara ve bir köfte görüyorsunuz, bunlardan hangisi daha büyük?"diye sorulmuştur. Tok deneklere kıyasla aç deneklerin % 75'i köftenin daha büyük olduğunu söylemiştir.

İnsan dış dünyanın biçimi belli nesnelerini bile, kendi ihtiyaçları yönünde farklı algılamaktadır.

Stresin önemli kaynaklarından biri duygusal yaşantılardır. Duygusal yaşantılar sırasında fizyolojik ihtiyaçların yanına psikolojik ihtiyaçlar da katılır ve böylece algı sırasında insanlar arasındaki büyük bireysel farklılıklar ortaya çıkar. Algının ihtiyaçlara göre şekillenmesi, insanda psikolojik homeostasisi (iç dengeyi) sağlamaya yardımcı temel bir mekanizmadır. Bu sebeple bireyin ihtiyaçlarının güdüleri yönünde doyumu, bir durumun stres verici olarak algılanıp algılanmamasını belirler.

a          b          c

Şekil 6 Eskiden görmüş bulunduğumuz şeyler yeni algılarımızı etkilemektedir. Yukarıdaki resimlerden önce B'yi görmüş olanlar, A resmine baktıkları zaman bir genç kadın görmektedirler, önce C'yi görmüş olanlar ise, A'ya bakınca ihtiyar bir kadın görürler.


Ayrıca algı psikolojisiyle ilgili önemli bir konu da, algının organizasyonudur. Olaylar ve objeler hiçbir zaman "başı ve sonu kendileri ile sınırlı" olarak algılanmamaktadır, insan dış çevreden gelen uyarımları tek tek alır ve onları bir bütünün çeşitli parçalan olarak algılar. Bu bütün her insanın kendine özgü ihtiyaçları, dürtüleri ve geçmiş yaşantılarından oluşur. Algıda organizasyon'u simgeleyen şu kolay deney geçmiş yaşantıların (eskiden görüp yaşamış olduklarımızın) yeni algılarımızı nasıl etkilediğini kolayca göstermektedir.

Özet olarak ihtiyaçlarımızın ve eski yaşantılarımızın beklentilerimizi belirlediğini söyleyebiliriz.

Streste önemli olan, o olayın o kişi için "tehdit edici" olarak algılanıp algılanmamasıdır. "Bireysel farklılıklar" geçmiş yaşantılar, kişilik gibi farklı psikolojik mekanizmaları ifade eder. ihtiyaçlar ve geçmiş yaşantılar genel geçer değil bireye özgüdür. Bu sebeple bireylerce olaylara atfedilen tehdit edici anlamlar da değişir. Bebek ağlaması duyan iki kadından birinin ağlayacak o yaşlarda bir çocuğu varsa, bu iki kadının duydukları sese aynı anlamı vermeleri ve aynı davranışlarda bulunmaları beklenemez.

Stres verici olarak algılanan durumların şiddeti de bireysel farklılıklar gösterir. Örneğin, bir hayvanın yaralanmasından duyulan üzüntü her insan için aynı şiddette olmaz.

DUYGULAR

Olaylara verilen anlamda bireye özgü faktörlerin rol oynadığı yukarıda anlatılmıştır. Olaya verilen anlamın psikolojik olarak en önemli belirleyicisi o olayın yaşattığı duygudur. Stres kuramı içinde duygu, "çevre ile insan arasında uyuma yönelik ilişki türlerinden doğan yaşantı" olarak tanımlanır. Duyguların çevreyle (uyaranlarla ilgili) ve insanla (ihtiyaçlar,güdüler ve psikolojik özellikler ile ilgili) etkileşimleri vardır. Olay karşısında ortaya çıkan duygusal tepkilerin tabiatı ve kalitesi bireyin çevre-insan ilişkisini (uyum çabasını) değerlendirme biçimini yansıtır.

Duyguların gelişim özellikleri

Duyguların tanımlanması ve duygusal yaşantılar hayatın ilk yıllarından beş yaşına kadar hızla artar, 5 ile 11 yaşlar arasında bu artış yavaşlar ve 1116 yaş arasında yine hızlı bir artış gösterir. Çocukluk duygulan ile yetişkinlik duygulan, nitelikleri açısından, kıyaslandığında belirli farklar görülmüştür. Çocukluk duygulan, 1) kısa süreli, 2) yoğun, 3) geçici, 4) aynı duyguda farklı tepkiler ortaya koyan ve 5) zorlanma ile değişebilir niteliktedir.

Ayrıca şekil 7 'de görüldüğü gibi duyguların ortaya çıkma biçimini belirleyen faktörlerden bin de zihinsel faktörler içinde yer alan geçmiş yaşantılara ait anılardır. Bu anılan yapılandıran yani duygu oluşumunu etkileyen başlıca faktörler; a)sağlık koşullan, b)aile ortamı, c)çocuğun yetişmesi, d)aile üyelerinin etkileşimleri, e)anne, babanın görüşleri, f) yetişkinlerın olaylar karşısındaki yol göstericilik tutumudur.

 

Yukarıda duygunun, çevre ile insan arasında uyuma yönelik ilişki türünden doğan bir yaşantı okluğunu söylemiştik. Bu uyumun başanlı olması "duygusal denge"yi gerektirir. Duygusal denge, haz duyulmayan duygu yaşantılarının, haz veren duygularla giderilmesiyle sağlanır. Bu tür bir duygusal denge iki yoldan gerçekleşir.

Bunlardan birincisi hoşa gitmeyen duygularla hoşa giden duyguların yer değiştirmesidir. Bu yer değiştirme belirli bir duruma geçici olarak uyumu sağladığı için sağlıklı bir uyum değildir. Bu yolla sağlanan duygusal denge çoğunlukla çevre baskısı ile olur ve olgunlaşmamış bir kişiliğin ürünüdür.

İkincisi, hoşa gitmeyen duygulan yaratan şartlan farklı bakış açılarından görmeye çalışmaktır. Duygusal dengenin hoşgörü ile sağlanması geniş boyutlar kazanmış, olgunlaşmış bir kişiliğin ürünüdür. Duygusal hoşgörünün gelişmesi insan ilişkilerine rahatlık, kişiliğe esneklik ve derinlik katar.

Zihinsel-bedensel duygu teorisi şekil7'de gösterilmiştir. Duygu bu üç kaynaktan gelen bilginin bütünleşmesi ve bilinç düzeyinde yaşanmasını içerir. "Duygunun hissedilmesi" kişinin bu "fark etme" "uyanma" dönemini saptayıp adlandırmasıdır. Adlandırma, niteliğini (güzel, iyi, rahat, korkunç, engelleyici vb.) zihinsel süreçlerin değerlendirmesinden alır. Bu değerlendirmede de uyaran aynı olmasına rağmen büyük bireysel farklar olur.

Algı bir tehdit algısı ise "değerlendirme" zarar görme, tehdit edilme, mücadele etme duygularını; algı olumlu bir algıysa, rahat, huzur, dengelilik gibi duygulan yaşatır.

Çevreden gelen uyaranların insan organizmasına stres verici olarak ulaşması ve stres tepkilerini başlatan ve genişleten bir özellik kazanması bir taraftan psikolojik, diğer taraftan bedensel mekanizmaların devreye girmeleri ve gösterdikleri faaliyetlere bağlıdır.

 


Tablo2'de uyaranın stres verici olarak değerlendirilmesini ve bundan sonra onunla başaçıkmak için yapıcı veya yıkıcı olabilen psikolojik mekanizmalar ile stres verici duruma karşı organizmada mücadele veya korunmayı sağlayacak bedensel mekanizmalar görülmektedir.
 

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Otoyolda kaza yapan araçların sürücülerinin bu olaya tepkileri birbirlerinden çok farklıdır. Tepkilerin farklılığını olayı algılayıştaki farklar kadar, kişilik vasıflarındaki farklar da etkiler.

Ebeveynler ortak yaşartılan içerisinde çocuklarına karşı, birbirlerine

uyart tepkiler vermeyi kararlaştırsalar bile kişiliklerinden yansıyan üslup farklarının sonucu etkilediği bilinir.

Kişilik insan yapısının, duygusal durumunun, davranış biçimlerinin, ilgilerinin, yeteneklerinin ve diğer psikolojik özelliklerinin en karakteristik ve orijinal bütünüdür.

Kişilik tanımında ruhsal sürekliliği yansıtan benlik ve çeşitli kişiliklere özgü nitelikleri yansıtan karakter kavranılan vardır. Benlik kavramı bireye özgü düşünce duygu ve idealler ile yetenekleri, karakter ise bu niteliklerin eyleme dönüşmesini ve bireysel farklılıklan içerir.

Kişilik özellikleri ile stres arasındaki ilişki, birçok araştırmacı tarafından incelenmiş ve Eysenck kişilik ölçeği (EPI) ile yapılan değerlendirmeler konuya ışık tutmuştur. Bu ölçek kişiliği çeşitli boyutlardaki özellikleri ile değerlendiren bir ölçektir.

 

Eysenck, organizmanın kalıtsal ve çevresel şartlarla belirlenmiş olan aktüel veya potansiyel davranış kalıplarının bütününü kişilik olarak yorumlar. Kişilikteki iki ana boyuttan birincisi nevrotiklik, bunun karşıtı olan dengeliliktir; ikincisi dışa dönüklük ve bunun karşıtı olan içe dönüklüktür. İnsanlar bu boyutlardan sadece birinin bir yönünde değil her iki ana boyut ve karşıtlarını oluşturan çeşitli niteliklerden pay alırlar. Bunlardan biri daha baskındır ve bu sebeple kişiliği belirleme özelliğine sahiptir.

Bunlardan nevrotik davranışı belirleyen temel üç özellik, nevrotik davranışın öğrenilmiş olması, uyumsuz olması ve yoğun bir duygusal yüke sahip olmasıdır. Örneğin, normal bir insan, becerisini gösterirken zorlanacağı bir işle karşılaştığında çeşitli yollar dener. Bu yollar arasında, "daha farklı ve kolay bir işle ilgilenmek", sebep uydurarak bu işle "yüz yüze gelmeyi geciktirmek" veya temelinde bu işten kurtulma isteği yatarak "başka bir işe yönelmek" sayılabilir. Nevrotik bir insan, sınırlarını zorlayan bir işle karşılaştığında, bu rahatsız edici durumdan kaçınmak için daha farklı bir yola başvurur. Bu yol, birden bire ortaya çıkan bir yorgunluk, bir başağnsı, veya işi yapmayı engelleyen başka benzer bir bedensel güçlüktür.

Streslerin somatize* olarak organizmaya malolmasını nevrotiklik boyutunun baskınlığı belirler. Fizik veya psikolojik stres altında çeşitli kişilikler farklı risklere sahiptir.

Gündelik çeşitli streslerde dikkatli bir gözlemci kişilik özelliklerine bağlı değişiklikleri kolayca fark edebilir. Stres verici durumdaki tepkiler kişilik özelliklerine göre korku, kaygı, gerilim veya geri çekilme vb. farklı psikolojik nitelikler olabileceği gibi, terleme, kızarma, kalp atışlarının hızlanması gibi farklı fizyolojik nitelikler de olabilir. Farklı kişiler aynı tepkileri veriyor dahi olsalar bunların şiddetleri birbirlerinden farklıdır

STRESLE BAŞAÇIKMAYI ZORLAŞTIRAN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Kişinin stresi yaşamaması, kişilik donanımları ve elindeki imkanları kullanabilmesi ile ilişkilidir. Bu sebeple kişisel özellikler stresten korunabilme derecesini de belirler. Bunlar kişinin değişimlere uygun olarak kendini programlayabilme yeteneği (esneklik), çevre gelenekleri ve geçmiş tecrübelerinden elde etliklerine bağlıdır.

Görüldüğü gibi yeni koşulları kabullenmek, değişim şartlarını görmeye gayret etmek ve esneklik stresle başaçıkmak konusunda büyük önem taşır. Diğer yandan yukarıda sayılan olumsuz kişilik özelliklerinden biri veya birkaçı insanın uyumunu zorlarsa bu özelliği tanıması ve onunla başaçıkmayı isteyip istemediğine karar vermesi gerekir. Çünkü bu olumsuz özellikler yanlış bir dengeyle de olsa ikincil kazançlar yoluyla ayakta durmayı sağlayabilir.

Davranış kalıplarının kazanılmasında rol alan diğer faktör, kişinin içinde yaşadığı gruptur. Bireyin sağlıklı başaçıkmak konusunda örnek kalıplar edinmesini sağlayan, bu içinde yetiştiği ve yaşadığı çevredir. Çevre hoşgörüye dayalı olmayan, önemli ve sıradan olaylar karşısında suçlayıcı, kahredici ve yaşamın bütününü lanetleyen tutumlar*ortaya koyabilir. Veya çevre kızgınlığını olayla sınırlı tutabilir ve ondan sonra yapılacaklar ve yapılmayacaklar konusunda aydınlanmaya çalışan bir tutum ortaya koyabilir

Kişinin yetemediği, eksikliğini fark ettiği durumlarda, olayın yarattığından daha yoğun bir stres ortaya çıkar. Kaygı, depresyon, korku vb. stres sonucunda ortaya çıkan psikopatolojilerdir. Ama unutmamak gerekir ki, bu patolojiler kişilik özellikleri ile birleşince artabilir veya azalabilir.

Çeşitli çalışmalar uyum sağlamayı zorlaştıran bazı kişilik özelliklerinin tanınmasını sağlamıştır. Streslerle mücadeleyi zorlaştıran bu faktörler şöyle sıralanabilir. Düşmanlık duygulan baskın olan kişiler, kendilerine her konuda bir suçluluk payı çıkaranlar, aşırı duyarlı ve duygusal tepkileri önde olanlar. Öte yandan ben merkezci olarak adlandırılan egoist kişilik özelliği baskın olanlar, olayları ya çok iyi, ya da çok kötü bulanlar ("hep veya hiç" kuralı ile hayata bakanlar); çocuksu diye bilinenler (olgunlaşmamış kişilik özellikleri önde olanlar) ve çevreleri ile etkileşimlerinde ve ilişkilerinde yetersiz kalan {pasif) kişiler streslerle başaçıkmakta başarısız olmaktadırlar

Bu vasıflar ve bunların sebep olduğu davranışlar, stres karşısında insanın uyum sürecini uzatır ve sağlıklı bir dengenin kurulmasını engeller. Dış şartlar sabit değildir ve bunu sabitleştirmek konusunda da elimizden gelen pek bir şey yoktur. Öyleyse şartlan çok yönlü tanımak, değişimlere karşı esnek olmak, kendimiz ve çevremiz için en uygunu yaratmak gerekir.

Stres karşısında kadın ve erkek

Yapılan araştırmalar kadın ve erkeklerin stres tepkilerinde aşikar farklar olduğunu ve bu farkların çocukluk döneminde daha açık olarak gözlendiğini ortaya koymuştur. 1978 yılında Londra'da yayınlanan bir bültende, erkek çocukların çeşitli stresler karşısında kız çocuklardan daha çok saldırganlık gösterdikleri, buna karşılık kız çocukların stres karşısında daha çok kaygı ve çökkünlük gösterdikleri bildirilmiştir.

Orta yaş döneminde, geri çekilme veya bastırma mekanizmaları devreye girerek cinsiyetlere ait bu özelliklerin çarpıcı olarak görülmesini güçleştirmektedir. Özellikle saldırgan tepkiler, araştırmaların yapıldığı ülkelerde uyarandan bağımsızlaşarak farklı boyutlarda gözlenmektedir.

ZEKA VE STRES

Birçok konuda olduğu gibi zeka ve stres arasında da iki yönlü bir ilişki vardır.

"İnsanın düşünme yeteneğinin bütünü" onun zekası olarak ele alınırsa stresten etkilenmek veya strese karşı koyabilmenin, önemli ölçüde yüksek bir zeka ile doğru orantılı olduğu düşünülebilir. Öte yandan yüksek stres ortamı insanların rahat ve doğru karar vermelerini, zihinsel potansiyellerini en üst düzeyde gerçekleştirmelerini engeller. 1970'li yıllarda S.Begab ve arkadaşları bedensel, psikolojik veya sosyal streslerin kişinin zihinsel kapasitesini ve buna bağlı olarak da çevresinin isteklerini başarılı bir şekilde karşılayabilme yeteneğini etkilediğini ortaya koymuşlardır.

Yüksek ve sürekli stres ortamı, zihinsel etkinlikleri üst düzeyde ve verimli bir biçimde sürdürmeye hem doğrudan, hem de duygu ve davranışlarda meydana gelen aksamalar sebebiyle dolaylı olarak engeller.

Keirn, yoğun stres ortamı olarak duygusal bozukluğu olan ve zihnen geri çocukların aile ortamlarını ele almış ve bu açılardan normal çocuklara sahip olan aileler ile kıyaslamıştır. Hasta çocukların ebeveynlerinin kişilik faktörlerindeki patolojik puanlan, hasta olmayan ebeveynlerinkine kıyasla anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Bu aileler problemleri çözümlemek, pratik çözümler bulmak açısından da başarısız olmuşlardır.

Organizmanın stres tepkisi, daha önceki pek çok tanımlamada da belirtildiği gibi, bir uyum belirtisidir. Öte yandan zekanın çok çeşitli tanımlan arasında "yeni durumlara ve uyaranlara uyabilme yeteneği" vardır. Bir başka ifadeyle zeka, yaşanan olaylarda, akıla davranış sürecini organize eden bir sistemdir.

Zeka stresi alteder

Zihinsel değerlendirmeyi yürüten etkinlikleri "yalın" ve "karmaşık zihinsel süreçler" olarak iki alt gruba ayırabiliriz. Yalın zihinsel süreçler tanıma, algı, dikkat, vb.; karmaşık zihinsel süreçler, kıyaslama, yorumlama ve değerlendirmedir.

Bunlardan birincisi anlama, diğeri cevaplama sistemleridir. Her birey kendi potansiyelini geçmiş yaşantılan ile destekler, farklı sonuçlar çıkarır

ve dolayısıyla farklı uyumlar gösterir. Organizmanın bedensel düzeydeki uyumu ne kadar türe özgüyse, psikolojik düzeydeki uyumu o kadar toplumsal düzene ve bireye özgüdür. Kişinin kendisini dış tehdit ve zararlardan korumak ve kurtarmak için göstereceği zihinsel ve davranışsal gayret, potansiyel olarak kendisinde var olan yetilerini kullanabilme becerisine bağlıdır.

Genetikimiz ve geçmiş yaşantılarımız belirlenmiş ve sabittir Ancak var olan potansiyelimizi en üst düzeyde geliştirme ve kullanabilme şansı bize aittir.         

Başarı, stresli ortamlarda zihinsel organizasyonun öncelikle bireysel bütünlüğü, ardından da yakın çevre ilişkilerini koruyucu ve kollayıcı yaklaşımları sağlayabilmesidir. Kısacası stresle karşılaşan kişi önce kendini, sonra da yakın çevresini koruyup kollayabilmelidir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült