Stres Altındaki Birey

M. Scott Peck

 

On altı yaşımdayken ergenlik dişlerimin dördünü de çektirmiştim. Sonraki beş gün boyunca çenem ağrımakla kalmadı şişip kapandı da. Sert bir şey yiyemiyordum sadece sıvı gıdalar ve bebek maması. Ağzımda devamlı olarak kanın kötü kokulu tadı vardı. O beş günün sonunda ruh halim üç yaşındaki bir çocuğun ruh haline dönmüştü. Tamamen benmerkezci olmuştum. Devamlı şikayet ediyor ve kolayca sinirleniyordum. Devamlı ilgi istiyordum. Bir şey istediğim zamanda ya da istediğim şekilde olmadığında gözlerim doluyor ve üzüntüden ağlamak istiyordum.

Uzun süreli bir ağrı ya da rahatsızlık çeken herkes ne demek istediğimi anlayacaktır. Bu durumdaki herkesin ruh durumu kaçınılmaz olarak gerileyecektir. Psikolojik gelişimimiz tersine döner. Çocuk gibi ve ilkel şekilde davranırız. Rahatsızlığımız stres yaratır. Açıkladığım şey insan organizmasının kronik strese karşı gösterdiği gerileme tepkisidir.

Savaş alanındaki bir askerin hayatında devamlı olarak stres vardır. Her ne kadar ordu Vietnam’daki askerlerin üzerindeki stresi azaltmak için mümkün olan her şeyi yapsa da (eğlendirmek, dinlendirmek, sakinleştirmek...) Barker Görev Gücü birlikleri devamlı stres altındaydı. Evlerinden çok uzaktaydılar. Yemek yetersizdi. Her yer böcek kaynıyordu. Çok sıcaktı ve yataklar rahatsızdı. Sonra devamlı tehlikenin yarattığı stres vardı. Ne zaman saldırıya uğrayacakları belli olmuyordu. Gece nöbeti tutarken hiç beklemedikleri anda saldırıya uğrayabiliyorlar, hiç beklemedikleri yollarda bubi tuzaklarına yakalanıyorlar, gayet temiz görünen bir yolda mayına basıp bacaklarını kaybedebiliyorlardı. Barker Görev Gücü o gün de düşmanla karşılaşmayı beklemiş fakat herhangi bir düşman birliği bulamamıştı. Bu, yaşadıkları stresin artmasına neden oluyordu. Bu Vietnam’da tipik bir durumdu. “Düşman” beklenmedik zaman ve yerde ortaya çıkıyordu.

İnsanlar strese girmenin yanı sıra başka bir tepki daha verirler. Bahsettiğim bir savunma mekanizmasıdır. Hiroşima ve diğer felaketlerden sağ kalanları inceleyen Robert Jay Lifton buna ‘ruhsal şok’ demiştir. Duygularımız bize büyük bir acı verdiğinde duygularımızı uyuşturabiliriz. Kanlı, parçalanmış bir ceset bizi korkutur. Ama böyle cesetleri her gün görürsek bir süre sonra korkmamaya başlarız. Alışırız. Korkumuz körelir. Kanı görmez, kokusunu almaz ya da üzüntü duymayız. Bilinçsiz bir şekilde duygularımız uyuşmuştur.

Bunun bazı avantajları vardır. Kuşkusuz bu yetenek evrim yoluyla bize geçmiştir ve hayatta kalma becerimizi artırır. Normal şartlarda dayanamayacağımız korkunç bir duruma tahammül edebilmemizi sağlar. Ancak bu savunma mekanizmasının sınırları çok belirgin değildir. Eğer çirkin bir ortamda yaşıyorsak çirkinliğe duyarlılığımız azalır. Kendi acılarımıza duyarsızsak başkalarının acılarına da duyarsız davranırız. Eğer bize saygı gösterilmezse başkalarına da saygı duymayız. Eğer çevremizde parçalanmış cesetler görmeye alışırsak öldürmeye de alışırız. Bir kez duyarsız davrandığımızda gerisi gelir. Zalim insanlar haline gelmeden gözlerimizi zalimliğe nasıl kapatabiliriz?

Sanırım Barker Görev Gücü’ndeki askerler bir ay boyunca az miktarda yiyecek, yetersiz uyku, arkadaşlarının ölmesi veya yaralanması gibi olumsuz koşullar altında yaşayınca ilkelleştiler.

Daha önce kötülük ve benseverlik arasındaki ilişkiden bahsetmiş ve insanların benseverlikten olgunlaşarak çıktıklarını söylemiştim. O halde kötülüğün bir tür olgunlaşmamışlık olduğunu söyleyebiliriz. Olgunlaşmamış insanlar olgun insanlara göre kötülüğe daha eğilimlidirler. Çocuklar sadece saf değil bazen de çok zalimdirler. Bir sineğin kanatlarını koparan bir yetişkin sadist ve kötü olarak nitelendirilir. Bunu yapan bir çocuk ise, meraklı olduğu söylenir.

Eğer benseverlik ve kötülükten kurtulursak ve stresli durumlarda ilkelleşiyorsak insanların stresli durumlarda kötülüğe daha yatkın olduklarını söyleyebilir miyiz? Sanırım söyleyebiliriz. Nasıl olur da elli veya beş yüz bireyden oluşan bir grup My-Lai’deki gibi canavarca bir şeyi yapabilir? Yaşadıkları ağır stres nedenlerden biri olabilir.

Yaşadıkları stres nedeniyle kötülüğe daha fazla eğilim kazanmışlardı. Ancak, göreceğimiz gibi, bu nedenlerden sadece biridir.

Kötülük ve stres arasındaki ilişkiyi incelediğimize göre iyilik ve stres arasındaki ilişkiyi de inceleyebiliriz. Bir iyi gün dostu işler kötüye gittiğinde hiç de tanıdığımızı sandığımız kişi gibibdavranmayabilir. Stres iyiliğin testidir. Gerçekten iyi olan insanlar streste olduklarında da dürüstlük, olgunluk ve duyarlılığını korumayı başarabilenlerdir. Soyluluk kötü bir davranış karşısında vakarım korumak, acı karşısında duyarlılığını korumak, acıya tahammül edebilmek ve ayakta kalabilmektir. Daha önce başka bir yerde söylediğim gibi insanın ölçüsü çektiği acıdır.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült