Sosyal Fobiklerde Bağımlılık Ve Hayır Diyememe

Ahmet Koyuncu


Sosyal fobiklerde bağımlı kişilik özelliklerine çok yaygın olarak rastlandığından, bu bölümde bağımlı kişilik özellikleri ve ‘hayır diyememe’ sorunlarından bahsedilecektir. Genel olarak bakıldığında sosyal fobikler, dünya iyisi insanlardır ve bir karıncayı bile incitmezler. Önemli bir kısmı yardımsever, kibar, anlayışlı ve önemsedikleri kişilere karşı aşın verici insanlardır. Ama kendileri kimseden bir şey isteyemezler. Kendileri nasıl davranıyorsa, aynı davranıştan karşıdakilerden de beklerler. Ama göremeyince kırılıp, incinirler. Neden bu şekilde davrandıktan hakkında bu bölümde bilgiler verilecektir.

Aslında bağımlılık da insan doğasının bir özelliğidir. Bağımlı olarak doğan bir bebek annesi ile tutunmaya çalışır yaşama. Bebek, annesi ile uyumlu ve doyurucu bir ilişkiye girer. Bu bağlanma, bebeğin gelişimini sağlar. Sonuçta bebekler ebeveynleriyle kurduğu ilişkilerin sonucu olarak temel güven duygusunu kazanırlar ya da karşıtı olan güvensizlik geliştirirler.

Ericson’a (1965) göre; temel güven yaşamsal bir kişiliğin ve kimlik duygusunun temelidir. Temel güven duygusu, diğer kişilerle olan olumlu ilişkilerimizde, onlara inanabileceğimiz, güvenebileceğimiz, yardım alabileceğimiz, diğer kişilere bağlanabileceğimiz gibi olumlu duygulan oluşturur. Güvensizlik ise diğer kişilere karşı olumlu duygu ve düşünceler engeller ya da sınırlar. Bu ise bireyin olumsuz ve normal dışı davranışlarının kaynağı olarak kabul edilir. (Akt: Arı, R. 2008)

Bu bağımlılık zaman içerisinde azalır ve özerklik gelişir. İnsan yaşamı bağımlılıktan bağımsızlığa giden bir süreci barındırır, bünyesinde. Ancak bazıları hiç kopamaz ya da kopmayacağı ilişkileri ve kişileri tercih eder hep. Biz bu kişilere bağımlı kişilikler deriz.

Bazı anne baba davranışından, eğitimle ilgili tutumlardan, yaşanan travmatik olaylara kadar birçok faktör bu bağımlı kişiliklerin gelişmesinde etkili olduğu düşünülmektedir. (Akt: Arı, R. 2008)

Çocuğun anneden uzaklaşması ve kopma sürecinin başlaması, gelişimin bir sonucudur.

Çünkü çocuk çevreyi ve dünyayı öğrenmek istemektedir. Bir çocuk, ailesi bu kopma davranışım kaldırabilecek ve destekleyebilecek kadar emin olduğunda, bağımsızlığa daha kolay adım atar. Bu bağımsızlık çabalan aile tarafından desteklenir ve yüreklendirilirse çocuğun kendine daha güvende hisseder. Tersi durumda ise suçluluk duygulan ağır basar ve bağımsızlık çabalan engellenecektir (Akt: Arı R. 2008).

Bazı anneler ise çocuğunu aşın korumak ister. Bu aşın koruyucu anneler ise çocuğun tedirgin büyümesine, sürekli bir bilene danışmalarına yol açabilirler. Bunun sonucu olarak çocuk çevreyi tehlikeli olarak algılar. Bu durum ise çocuğun çevreden uzak durmasına, araştırma güdüsünde azalmasına ve kopmanın gecikmesine yol açar. Bazı hassas kişiler yaşam boyu bu kopmayı hiç gerçekleştiremeyebilirler.

Kişiler kopamazlarsa ve bağımlı özellikleri yaşamlarında önemli bir sorun yaratacak kadar fazlaysa, o zaman bağımlı kişilik bozukluğundan bahsedilir. Yani bu bağımlı özellikler kişinin yaşamını kaplamış ve rahatsızlık verici boyutlara ulaşmıştır.

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞUNUN ÖZELLİKLERİ

DSM IV’e göre bağımlı kişilik bozukluğu tanısı koyabilmek için aşağıdaki 9 maddeden en az 5’i karşılanmalıdır.

1. Diğer insanlardan öğüt ve güvence olmadıkça sıradan kararları vermede zorlanma

Bağımlı kişiler sık sık etrafındakilere danışma ihtiyacı ve onay ihtiyacı duyarlar. Çünkü kendi düşünce ve önerilerinin diğer insanların düşünceleri kadar önemli olmadığına inanırlar. Burada alttan yatan kendine güven azlığıdır ve başkalarının düşüncelerin, seçimlerinin ve tercihlerinin daha iyi olduğuna dair pekişmiş inançtır. Kişi bu inanç nedeniyle onları izlemenin ve üstünlüklerinden yararlanmanın en doğru şey olduğuna inanır. Çünkü kendisi onlar olmaz bir hiçtir ve kendini koruyabilecek donanımlara sahip değildir gibi bir inancı vardır bu tarz pekişmiş inançtan da kimse onu kolay kolay koparamaz. Dikkat edilirse bu inanç zaman içersinde yaşanıla yaşanıla pekişmiş bir inançtır. Ayrıca geçmişte özgüveni o kadar çok bozguna uğramıştır ki; artık yeni bir savaşa enerji bile bulamazlar ve kendilerinden daha zeki, daha üstün olduğunu düşündüğü kişilere bağlanırlar.

Bu konuda sorunlar yaşayan bir bayan yaşadıklarım şöyle anlatmaktadır:

"Kendimi her zaman değersiz hissetmişimdir. Genelde başkalarını kendimden daha yetenekli ve zeki bulurum. Onlar daha üstte ve donanımlı, bense eksiğim ve muhtacım zannediyorum. Ama bir süre sonra bakıyorum ki, o insanların benim gözümde büyüttüğüm kadar değil, boşuna onları gözümde büyüttüğümü anlıyorum.

Bu durum belki de çocukluğumdan geliyor. Annem bizi sürekli komşunun çocukları ile kıyaslardı. O çocuklar mükemmeldi ve hiç bir sorunları yoktu sanki. Onlar hep iyi biz hep kötüydük. Hep onlar bizim önümüzdeydi. Biz hep eleştirirken, onlar ama hep örnek davranışları olan çocuklardı.

Annem bize hiç güvenmedi. Şu an bile bu düşünceye kilitlenmişim. Nedenini bir türlü çözemiyorum. Başkaları hep daha üstün, değerli ve hep önümde..."

2. Kendisi ile ilgili önemli konularda kararlan başkalarına bırakma

Burada kişi nerede oturacağı, nerede okuyacağı, ne iş yapacağı gibi kararlan çoğu zaman başkalarına bırakır. Anne baba başta olmak üzere bir çok yakını onun kararlarında çoğu kez söz sahibidir. Çünkü kendisi ya kararsızdır ya da kendi kararını açıklayacak, kendi kararının arkasında durabilecek kadar kendine güveni yoktur. Başarısız olmaktan ve yanlış yapmaktan korktuğu için danışmadan karar vermez. Ayrıca başkalarının kararlarını kendisininkilerden daha üstte gördüğü için danışır ve uyar. Çoğu zaman başkalarının kendisi adına karar alması bir alışkanlık, bir pekişmiş davranıştır. Bu kişilerin çocukken yaptığı spordan, mesleğine, hatta evleneceği kıza kadar başkaları seçebilir. Onun için neyin uygun olduğunu en iyi başkaları bilir.

Yine bu konuda sorunlar yaşayan birisi yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:

Sık sık başkalarına danışırım. Çünkü kendi fikir ve düşüncelerime hiç güvenemedim. Samimi bir arkadaşım varsa, mutlaka ona anlatır, davranışım için onay alırım. Bu onay beni rahat hissettirir. Çünkü kendi düşünceme nasıl güvenebilirim ki? Ya yanlış bir karar verirsem. Hata yapmaktan o kadar çok korkarım ki, danışmak beni rahatlatır. Kendimi daha iyi hissettirir. Bu nedenle başkalarına bağımlıyım. Onlardan kabul ve onay görmek benim için her şey. ”

3. Reddedilme korkusu ile yanıldıklarına inansa bile insanların düşüncelerine karşı çıkamama

Burada "hayır" diyememe vardır. Karşısındaki kişi kırılır, incinir diye gerçek düşüncelerini dile getiremez. Böylece bir sürü angarya kişinin sırtına biner. Aslında burada kişi gerçekte çatışmanın getireceği rahatsızlıktan ve o kişiyi kaybedip yalnız kalmaktan korkmaktadır.

Bu korku ile kendi mutsuzluğu pahasına, başkalarını mutlu eder. O an için kişi rahatlar, çatışma çözülür. Ama uzun vadede her şey kişinin zararınadır. Bir süre sonra bu kişiler; kişilik duygusunu, kendine güvenini ve saygısını da kaybederler.

En kötüsü, hayır diyemedikleri için çevrelerindeki bazı kişiler tarafından kullanırlar. Bu kişiler, bağımlı kişiyi suiistimal ederler.

Bu konuda sorunlar yaşayan bir hasta, yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:

En büyük sorunum insanlara "hayır” diyememek. Zaten etrafımda az kişi var, hayır diyerek onları da kaçırmak istemiyorum. Kimseye hayır diyemediğim için de, tüm angaryalar bana kalıyor. Sanki arkadaşlığımız bu rüşveti vermezsem bitecekmiş, karşımdakine hayır dediğimde incinecekmiş gibi geliyor. O kişiyi kaybetmektense, bu durumu yeğliyorum. Yalnız kalmak istemiyorum... Beni bırakıp gitmeleri benim için bir felaket.

Sonra “hayır” diyemediğim işi yaparken kendimi yiyip bitiriyorum. Hayır diyemediğim için kendimi zavallı ve aciz görüyorum. Bu özelliğimden nefret bile ediyorum. Çünkü kendi işlerime bile yetişemezken, başkalarının yükü çok ağır geliyor. Ama çaresizim, bu durumu engelleyemiyorum.

Öyküsünü anlatan kişinin ne kadar sıkıntılı ve çaresiz olduğu anlattıklarından çok net olarak anlaşılmaktadır. Farkındaysanız, çocukluk yıllarında pekiştirilmiş bu davranışları, beyin otomatiğe bağlamış. Kişi istemese de, bildiği davranış tekrarlanmaktadır.

4. Kendi başına bir işe başlamada ya da yapmada zorlanma

Bu durum kişinin kendini yetersiz ve alt seviyede görmesinden gelir. Yanlış yapıp reddedilme korkusu ile kendinden daha üstün gördüğü kişilerin onayım mutlaka alır. Hatta yanında kendisine yardım edebilecek birisi varsa, daha kolay yaparlar. O kişiye ayak uydururlar. Çünkü kendi yaptığının değersiz ve önemsiz olduğuna inanmaktadırlar.

5. Diğer insanlara kendini kabul ettirmek için boşa gitmeyen ve küçültücü işleri üstlenme

Bağımlı kişiler kabul edilmek ve dışlanmamak için, etrafındakilerin gözüne girebilecekleri işlere girerler, angarya işleri üstlenirler. Bir kalabalıkta kimsenin üstlenmeyeceği masa temizleme, fotokopi çekme vb. durumlarında adeta kurtarıcıdırlar. Kimsenin üstlenmek istemediği bir görevi, sırf tartışma çıkmasın diye ya da kabul görmek için kabul ederler. aslında amaçlan ne pahasına olursa olsun, dışlanmamak ve oraya tutunmaktır.

6,7,8. maddeler yalnız kalma korkusu ile ilgilidir.

6. Yalnızken kendimi aciz hissetme, rahatsız hissetme ya da yalnızlığı önlemek için çok çaba harcama.

7. Yakın ilişki sonlandığında kendini aciz ve mahvolmuş hissetme.

8. Genellikle terk edilme korkusu içinde olma

Bu kişiler kendi yetersizliklerine inanmış olduklarından yalnız kalamazlar, kalınca çok incinirler. Bir ilişkileri varken, her şey yolunda iken bile her an bitecekmiş gibi tedirgin olurlar. Kimi zaman yalnız kalmamak için en berbat ilişkilere bile tutunabilirler. Başka bir ilişkinin garantisini almadan, zararlarına bile olsa bir ilişkiyi bitiremezler. Eğer korktukları şey başlarına gelirse, yani terk edilirlerse kendilerini aciz ve bitmiş hissederler. Yalnızlık onlar için adeta bir cehennemdir. Hep yalnız kalacaklarını ve yaşamlarında kimse olmayacağını düşünürler. Hatta bağımlı kişilik bozukluğu olan kişilerin önemli bir kısmı ciddi tavizler vererek eski ilişkilerine geri dönerler.

9. Eleştirilme ve reddedilme duyarlılığı, çekingen kişilik bozukluğu ile ortak özelliktir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült