Şizofreniden Ne Öğrenebiliriz?

Silvano Arieti


Şizofreni gibi ciddi bir akıl hastalığından gerçekten bir şey öğrenebilir miyiz? Evet, hem de çok. Bu olumlu cevap hastalığın kendisi hakkında öğreneceklerimiz; tıbbi veya psikiyatrik bir konunun bilgisi anlamına gelmez. Şizofreniden genel olarak insan yaşamı ve insanın kötü durumları hakkında bir şeyler öğrenebiliriz. Başka hiçbir hastalık, hiçbir anormallik insan doğasını bu kadar derinlemesine araştırmamıza izin vermez. Şizofreni bilgisi, gözlerimizin ve anlayışımızın önüne gerçek ve yanılsamanın büyük problemlerini, acayiplik ve yaratıcılığı, büyüklük ve kendini küçümsemeyi, yalnızlık ve toplu yaşama yetisini, fedakarlık, kronik şüphecilik ve mutlak sadakati, hareketsizlik ve hareket özgürlüğünü, yansıtma ve kendini suçlama yetisini, aşka ve nefrete teslimiyeti ve tüm bu duygulara aldırmazlığı kapsayan insan halinin bir panoramasını serer. Şizofrenik panorama karşımıza yaşamı bilimsel bir metodolojiyle anlama ve tecrübe etme olasılığının yanında gerçekliği ve gerçek olmayanı sürrealist bir görüntüyle birleştiren bir akıl çerçevesi olarak çıkar.

Tüm bu büyüleyici gizemine ve henüz bilinmeyen potansiyeline rağmen, şizofreni dünyası hiçbir bireye insani kötü durumlardan kaçınılan, bir yer veya gerçekliğe ve bilgeliğe ulaştırabilecek bir yol veya kişinin ruhani amaçlarını güçlendirebileceği bir yöntem olarak tavsiye edilmemelidir. Bu söylenenler gerçekçidir. Son zamanlarda şizofreniyi, aynen on dokuzuncu yüzyılda bazı roman ve operalarda tüberkülozlu hastanın idealize edildiği gibi romantik bir şekilde idealize eden bazı kişilerin bu gerçekliğe karşı koyması dışında burada da bundan bahsedilmemelidir. Bence bu tip bir romantikliğin kimseye, en azından insan topluluğunun tekrar bir parçası haline gelen hastaya yaran yoktur. Yine de bu bölümde bilgilerimiz ve şizofreni anlayışımız sayesinde daha da iyi açıklanacak üç konudan bahsedeceğiz.

Hastanın Mesajı

Finli psikiyatrist Siirala şizofrenleri kimsenin dinlemediği bir kurban ve bir kahin olarak görür. Terapist ise hastasının kehanetlerini topluma açıklama görevine sahip bir kişidir. Bu kehanetler kuşaklardan beri sürdürdüğümüz ve fark edilmemesi için gömdüğümüz kötü hareketlere, ortak hastalığımıza yönelik akli zorlamalardan ibarettir. Siirala şizofreninin çok görülen, sağlıklı olarak nitelendirilen insanlar tarafından paylaşılan~bir hastalıktan doğduğuna inanır. Diğer bir deyişle, Siirala'ya göre, en azından kökünde, şizofreni sosyal bir hastalıktır.

Siirala neden şizofreni kahin olarak adlandırmıştır? Emin değilim ama bana öyle geliyor ki pek çok şizofren ve Old Testament’in kahinleri arasında bazı benzerlikler bulabiliriz (şüphesiz özdeşim değil). İncil’in kahinleri kötülüklere ve çevremizi saran düşmanlığa karşı aşın duyarlıydılar. Bunlar aynı zamanda toplumun kötülüğe karşı gösterdiği duygusuzluğa karşı da aşın duyarlıydılar. Pek çok paranoid şizofren dünyanın düşmanlıklarını bulmalarına ve sezmelerine yardımcı olan normal insanlardan farklı bir psikolojik radarları varmış gibi düşünür ve davranırlar. Onlar daha fazla kötülüğü inkar etmek istememektedirler. Diğerlerinin yaptıklarını ortaya çıkarmak arzusundadırlar.

Bu özellikleri olumlu değerler olarak mı yoksa hastalığın ortaya çıkması olarak mı değerlendirmeliyiz? Bir paranoidin sanrıları mı yoksa kahinin kehaneti mi olup olmadığını tartışmak rüyanın mantıksızlığı mı yoksa ‘gerçek gerçekliği'ni temsil ettiğini tartışmak gibidir. Rüya bir deneyim gibi gerçektir ve Freud’dan öğrendiğimiz gibi uyanık olduğumuzda kolayca duyulamayan bir mesajı ortaya çıkarır. Ama gerçeği çarpıtılmış bir şekilde iletir. Dünyada düşmanlığın varlığına rağmen paranoidin bunu anlayışı anormal ve aşırı derecede çarpıtılmıştır. Düşmanlık, şizofreninin karmaşık ve uzak nedenlerinden olmasına karşın, pek çok başka psikolojik faktör bunun hastalığın aktif bir nedeni haline dönüşmesine neden olmaktadır.

Söylemeye çalıştığım hastanın dünyayı yanlış yorumlaması veya anormal karşılık vermesinin gerçek olduğudur. Yine de sadece durumunun olumsuz taraflarını görmemeliyiz. Onu derinlemesine anlamaya çalıştığımızda, normalliğin (veya normallik dediğimiz şeyin) pek de sağlıklı olmayan akıl mekanizmalar ve tavırlar gerektirdiğini fark edebiliriz. Bazen bizden istenen duygusuzluk veya incitici ve zararlı çevreye karşı aldırmazlık olabilir. Kendimizi bunları inkar ederek, saklayarak, bunlara duyarsızlaşarak veya bunlara uyacak ve bunları mantıklı kılacak binlerce yol bularak koruruz. Sessiz bir çoğunluk haline geliriz. Böylesine savunmasız ve duyarlı olan hasta bize duygusuzluğumuzla savaşmayı öğretebilir. Uyum sağlamak için harcadığımız bunca enerjinin karşılığında hak ettiğimiz en iyi şekilde ayakta durabilir ve yaşamaya devam ederiz ama kişiliğimizin bir bölümünün fakirleşmesine neden olan yüksek bir ücret öderiz. Her gün daha da sıkılaşan bir uymacılığın tutsağı haline gelebiliriz.

Paranoid şizofren toplumu bir Darwin ormanı olarak tecrübe ettiğinde, hatırlamamız gereken bu analojiyi hastanın değil, ters şekilde Darwin’in kendisinin yapmış olduğudur. Toplumu Malthus’un eserlerinde okuduktan sonra, Darwin, Galapagos Adaları’nda ormanı toplumun bir reprodüksiyonu olarak görmüştür. Eşitsizlik, rekabet, mücadele ve güç iki ortamda da önde gelmektedir. Olası şizofren veya şizofren hiçbir ormana en uyan kişi değildir. Hastalandığında bir kahin değil, çoğu zaman kazanan ve güçsüze ağıt yakan güçlerin hatırlatıcısıdır. Önemli bir sestir ancak önemine rağmen çoğu zaman sesi çok zayıf, çok güçsüz, duyulmak için gereken güçten yoksundur. Hastayı önemseyen herhangi biri, bu sesi duymaya çalışmalıdır. Aynı zamanda hastanın mesajını bozan bulgularından kaçması için hastaya yardımcı olmalıdır. Filozoflar, ayrılıkçılar, devrimciler de aynen şizofren gibi adaptasyondan mahrumdurlar ama belirgin yaratıcılıklarıyla bunu telafi ederler. Bir iki belirgin örnek dışında, şizofren onların yararlandığı yaratıcı eğilimleri kullanamaz. Onun kendine özgü sesini duymak ve mesajını dünyaya iletmek istiyorsak, hastalığı yüzünden ortaya çıkan engelleri aşmalıyız.

Mesajı bozukluk tarafından çarpıtılmadan önce şizofreni belirtmek istediği değerler, gerçek sözler nedir? Bu, insanların esas değeridir. Şizofren isteklerine egemen olmak istemektedir. Tamamen kendisi olmak ister ama başaramaz. Her yerde egemen kişiler bulur ama kendi içinde değil. Onlara düşmanca fikirler yakıştırır ve kendisi de büyük ölçüde düşmanlık besler.

Onun terapisti veya arkadaşı veya akrabasıysak, onun mesajını kabul etmeye ve iletmeye istekli olmalıyız. Bu mesaj, gelecek kuşaklara ve büyüme çağındaki yeni yetişkinlere belki de yardımcı olabilir. Aynı zamanda hastanın kendisine de yardımcı olmaya çalışmalıyız. Eğer o da bizi kendine benzeyen, kendi değerlerini paylaşan insanlar olarak düşünürse biz de ona yardımcı olabilecek ve ona kendi mesajımızı iletecek duruma gelebiliriz. Onu rahatsız eden gerçek veya fantastik güçlerin bizi de rahatsız ettiğini hissettiğinde, bizimle güvensizlik duymadan ilişki kurmaya başlayacaktır. Genel bir açıdan onun düşmanlık algılamalarını kabul ederek, daha sonra bu düşmanlığın sanrısal çarpıtmalarını sona erdirecek veya kesecek duruma gelebiliriz. En sonunda, hastanın esas amacı kötülükle savaşmak değil. sevgi ve bir şeyler yapmayı aramak haline gelebilir.

Bu bölümde aydınlatmak istediğimiz noktalardan biri de şizofrenlere yardım ederek, kendimize de yardımcı olabileceğimizdir. Örtülü düşmanlığa karşı daha az vurdumduymaz, görmek istemediklerimize karşı daha az kör, çok tuhaf ve abartılı bir şekilde olsa bile muhalif bir sesi anlamaya daha eğilimli hale geliriz. Çok mantıksız, gösterişsiz veya uysal kaynaklardan geldiği için genellikle görmezlikten gelme eğiliminde olduğumuz sözleri daha iyi dinleyebilir hale gelebiliriz.

Şizofreni ve Toplum

Şizofreni bilgisinden yararlanabileceğimiz ikinci yol birinciyle ilgili olmasına rağmen, yönlendirilmesi çok farklıdır. Kuşaktan kuşağa geçen kalıtımsal yatkınlığın geçmesini önlemek için yapabileceğimiz çok az şey olduğu sonucuna varmıştık. Bunun yerine bu bozukluğun karmaşık nedenleri arasında bulunan doğrudan veya dolaylı faktörleri önlemek için çok şey yapabileceğimizi söylemiştik. Ama çevresel faktörleri engellemek çoğu zaman toplumu geliştirmek ve medeniyeti ilerletmek anlamına gelir. Bu, pek çok insanın iyi ebeveynler olmasına engel olan eşitsizliklerle ve ayrımlarla savaşmak demektir. Bu, mutsuz evlilikleri ve büyümüş veya çekirdek aileleri önlemek anlamına gelir. Bu, iyi komşu ilişkilerini geliştirmek, sağlıklı insan ilişkilerini ilerletmek, okullarda iyi bir psikolojik gözetim sağlamak, rehberlik ve psikoterapi sunmak anlamına gelir. Bu insanların acı çekmeleriyle savaşmak için bir tane daha hem de çok önemli nedenimiz olduğunu öğrendiğimiz anlamına gelir. İnsanların acı çekmesi biyolojik veya çevresel faktörler yüzünden yatkınlığa sahip insanlar arasında yeterince sıklıkla akıl hastalıklarına yol açar. Şizofrenik semptomatolojiyi temelde topluma karşı bir protesto olarak görenler, diğerlerine toplumun şimdiye kadar uyguladığı, benim isteksizce ve üstünkörü bahsettiğim bazı önlemleri göstermekte yardım edebilirler.

Bugün bilgi düzeyimizin yardım etmeye yeterli olmadığı ve yeni çıkışlardan yoksun ciddi olarak rahatsız olan hastaların çekirdeğini düşünmek, insanların herhangi bir kesimine karşı daha insancıl ve hoşgörülü bir tavır takınmamız için teşvik edici olabilir.

Şizofreni ve Yaratıcılık

Bu son bölümde; şizofrenlerin aksine biz normal denen insanların uymacılığın tutsağı olarak kalma eğilimi gösterdiğimizi belirttik. İlk bölümde de gerçekliğin tutsağı olarak kalma eğilimimizi belirtmiştik. Şizofren böyle değildir, o hem gerçeklik hem de uymacılık kaçağıdır. Yine de şizofren gerçeklikten ve uymacılıktan kaçan tek insan değildir. Buldukları dünyadan tatmin olmayan diğer insanlar da vardır. Bu yüzden bu dünyayı daha güzel, daha rahat, daha güvenli, daha tahmin edilebilir ve sanat, bilim, edebiyat, felsefe çalışmalarını daha iyi anlaşılabilir hale getirerek değiştirmek isterler. Onlar yaratıcı insanlardır. Garip olan bu yaratıcı insanların da belli bir noktaya kadar dünyayı olağan yollarla yorumlamaktan ve tecrübe etmekten, şizofrenlerin kullandığı aynı akıl mekanizmalarına başvurarak kaçmalarıdır. Ancak belli bir noktada şizofrenler ve yaratıcı insanlar çok sert şekilde ayrılırlar. Şizofren kendi sapkın düşünce yollarıyla sarılmıştır ve sanrısal veya tutarsız hale gelir. Yaratıcı insan ilkel ve sapkın akıl işlemlerini normal olanlarla uyumlu hale getirmeyi becerir; sonuç bir yaratıcılık ürünü veya hareketidir.

Örneğin 4. Bölüm'de tanımlanan Von Domarus'un akıl mekanizma şizofrenler tarafından bazı sanrıları sürdürmek ve yaratıcı kişiler tarafından yaratıcılık işlemini yürütmek için, bu işlemin sadece belirli bir aşamasında kullanılmaktadır. Aynı şizofrenler gibi yaratıcı kişiler de görünürde ilgisiz olan şeyler arasında ilgi kurarlar. Örneğin Newton yere düşen elmayla ay arasında bir benzerlik görmüştü. Bu benzerliği başka hiç kimse görmemişti. Ortalama bir insan bu tip bir benzerliği gördüğünde, bunu görmezlikten gelecektir. Bunun yerine Newton elmanın yere düşmesine neden olanla ayı yörüngesinde tutan arasında bir benzerlik kurmuştu. Önceleri sadece bir analoji olan şey sonunda yerçekimi kuvvetinin keşfi haline gelmiştir.

Benzer şekilde, şizofrenik sanrılarda görülen metomorfoz Şiirsel yaratıcılıkta metafor haline gelir. Nesne geçici olarak ortak bir hüküm veya ayırt edici niteliği yüzünden başka bir nesneyle özdeşleştirilmektedir. Örneğin, bir kadın gül olarak tarif edilmektedir. Çünkü bu çiçek ve kadının en az ortak bir özelliği vardır; bu da güzellikleridir. Kimi zaman şair rüya gören birinin hayali kadar geniş bir kapasiteye veya bir şizofrenin özdeşimler cümbüşü yetisine sahiptir. Şair, metaforları yaparken tahmin edilemeyen görüntüleri kullanır. Örneğin Fransız şair Victor Hugo, yıldızları çok sayıda ve bazı insanlara inanılmaz gelen şekillere; elmaslara, mücevherlere altın bulutlara, altın çakıllara, lambalara, ışıklı tapınaklara, ebedi yazın çiçeklerine, gümüşlü zambaklara, gecenin gözlerine, alacakaranlığın belirsiz gözlerine, gökyüzünün amberlerine, büyük bir tavandaki deliklere, gökyüzünde uçan anlara, Adem'in kandamlalarına ve hatta devekuşunun kuyruğundaki renkli noktalara benzetmekte, bunlarla kıyaslamaktadır.

Yaratıcı kişinin ilkel düşünüşünü yüksek bilişsel işlemlerle nasıl normalleştirip yaratıcılığın çeşitli alanlarında nasıl yenilikler meydana getirdiğini göstermek bu kitabın amaçlan dışındadır." Ama bu noktada iki şeyi belirtmek önemlidir:

1) Şizofrenin ilkel akıl işlemlerini araştırmak bize yaratıcı kişinin yaratıcılık işlemini anlamamızda yardımcı olabilir, ve

2) Şizofren kişinin ruhunda zenginlik kaynakları bulunmaktadır. Eğer yeterince iyileşirse, bunları normal akıl mekanizmalarıyla kullanma potansiyeline ve bir yenilikçi olma olanağına sahiptir.

Son Sözler

Anlaşılması çok güç birini daha iyi anlamayı ve insanlarla bütün ilişkilerini koparmak istemesine rağmen onunla ilişki kurmayı öğrenebileceğimiz, bu yazı boyunca umarım gösterilebilmiştir. Umarım, şizofreni tarafından takılan maskelerin altında, bizimkilere benzer duygulara ve beklentilere sahip, bizimki gibi acı çekme yetisi olan've acı çektiğini gösteremediği için gerçekten acı çeken, neşeyi tecrübe edecek hale getirilebilecek bir kişi olduğunu fark etmişizdir.

Modem psikiyatri biliminin ve gönüllerimizin karşılaştığı yer, şizofren için yardımın bulunduğu ve daha ileri amaçlar için umutların beslendiği, harekete geçirildiği gerçekleştirildiği yerdir.

Bu işlemin detaylı açıklaması için Bkz. S. Aneti, Crealivily: The Magic Synlhesis (New York: Basic Books, 1976).

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült