Seçim Ve İnkar

Renata Salecl


Paradoksal bir şekilde, seçmeyi böyle kuvvetle öne çıkaran ideoloji belli bir inkar biçimi gerektirir. Psikanalize göre inkar, bireyin iç çatışmalarıyla baş etmesinde temel bir mekanizmadır. Tüketicilerde inkarın birinci düzeyi, tüketimin sının olmadığı ve herkese açık olduğu görüşüyle bağlantılıdır; ama inkarın ikinci düzeyi fiili tüketim miktarının inkar edilmesini, tüketimi aslında gerçekleşmemiş bir şey olarak algılamayı içerir. Dolayısıyla dizginsiz tüketicide, tüketimin can yakıcı sonuçlar içermediği —yani borcun ödenmesi gerekmediği— gibi bir yanılsama doğar.

Tüketim ve çekidüzen verme çemberlerinden geçen ve seçim ideolojisinin öne çıkardığı kendine hakim olma idealine bir türlü ulaşamıyormuş gibi görünen tüketici çoğu zaman kuşkunun pençesinde kıvranır ve seçeneklerin bolluğu da kolaylıkla pişmanlığa yol açar; dolayısıyla inkar, bu duygulardan uzak durmasına yardımcı olabilir. Bu bağlamda, tüketicilerin kasiyerlere kredi kartlarını verme biçimindeki farklara dikkat çekmek ilginç olabilir. Varlıklı müşteriler kartlarını kayıtsızlıkla tezgahın üstüne fırlatıp, söz konusu harcamanın onlar için ne kadar cüzi, tereddüt etmeye değmeyen bir

şey olduğunu gösterir. Daha dikkatli bir müşteri ise aynı duru duraksayacaktır. Kartını uzatırken bir anlığına geri alacakmış görünür — sanki kartını aynı anda hem veriyor hem vermiyor gibidir. Belirgin bir şekilde değilse de, bir gün o borcu ödemesi gerekeceği bilgisiyle cebelleşiyordun Ama yine de çoğu zaman kartını teslim edecek ve endişelerini bir kenara bırakacaktır.

Finans krizine doğru gidilen yıllardaki tüketimin zeminini, borçla yüzleşmedeki bu gönülsüzlük oluşturuyordu. Şimdi alın, sonra ödeyin. Tüketiciler kredi kartlarım karıp son hesaplaşmayı ertelemeyi öğrenirken, büyük finans kurumlan da geri ödeme zamanının geniş ölçekte hiç gelmeyeceği fantazisine önayak oldular. Tüketicilerin sadece borçlan üzerine binen faizleri ödemeye teşvik edildiği o yıllarda, Fransız psikanalist Octave Mannoni'nin "gayet iyi biliyorum, ama..." adını verdiği bir düşünme şekli gelişti. Çocukların Noel Babanın var olmadığım anladıktan sonra bile onunla ilgili fantaziler kurmaya devam etmesini sağlayan kandırmacaya benzer bir kendini kandırmadır bu. Tüketiciler borçlan olduğunu biliyordur, ama bilinçsizce her şeyin yolunda gideceği, borçların bir şekilde ödeneceği yanılsamasını koruyacak şekilde davranırlar.

Para konusundaki bu gönüllü unutkanlık, birçok insanın ölüm fikriyle başa çıkma şekline benziyor. Ekonomik çöküşün etkileri üzerine bir haber yapan New York Times, emeklilik fonlarında devasa kayıplarla karşı karşıya kalan insanların oturduğu emekli konutlarındaki yüksek bunalım oranlarım incelemişti. Bu konut bölgelerinde bir matem havası vardı. İnsanlar birisi ölmüş gibi davranıyordu. Bu tür yaslı kişilere yardımcı olan psikoterapist Barbara Goldsmith'e göre bu insanlar sahiden bir ölümle başa çıkmaya çalışıyordu: Paraları ölmüştü.

Ölüm ile ekonomik kayıp arasındaki bu örtüşmeyi nasıl açıklayabiliriz? Para biriktirmenin nedeni çoğu zaman kefeni yırtmak veya çocuklarımıza bıraktığımız miras aracılığıyla yaşamaya devam etmektir. (Para muhabbeti devam etsin diye çocuklarımızın bizden kopmasını önleyen vasiyetnameler hazırlarız.) Para, çürümeye kar şı bir güvenlik önlemi —hastalık, maluliyet ve yalnızlığa karşı korunma— olarak algılanır. Ama serbestçe para harcamaktan, ö meydan okumaktan da özel bir keyif alırız. Psikanalitik ifadesi  paranın çoğu zaman anal bir şekilde —bizi hem büyüleyen hem de dehşete düşüren yüce bok olarak— algılanmasının nedeni budur. Har vurup harman savurmanın, kumar oynamanın ve ihtiyacımız olmayan şeyler satın almanın getirdiği o büyük hazzı başka nasıl açıklayabiliriz ki?

Las Vegas'taki kumarhanelerin müdavimi olan orta sınıftan insanların davranışım gözlemleyen Amerikalı psikologlar, yüksek bunalım oranlarına rastlamıştır. Kumar oynayanların çoğu, rasyonel olarak, eninde sonunda kumarhanelerin kazandığını biliyordu ve kendi deneyimlerine dönüp baktıklarında çoğu zaman kaybettiklerini fark etmişlerdi. Birçoğu uzun çalışma saatlerine tabiydi ve ailelerine veya hobilerine ayıracakları zaman pahasına geçimlerini sağlıyordu. Konu harcamalar olduğunda tutumluydular ve birkaç dolar tasarruf etmek için uzaklardaki indirim mağazalarına direksiyon sallamaya razıydılar. Gelgeldim Las Vegas’taki makinelere para atarken gözlerini bile kırpmıyorlardı. Ama sonrasında tutumluluk huylan devam ediyor, tasarruf amacıyla yiyebildiğin kadar ye büfelerinde uzun kuyruklar oluşturuyorlardı. Parayla oynadığımız bu oyunlar (bir tarafta tasarruf, diğer tarafta çılgınca harcama) paraya atfettiğimiz tekinsiz karakteri gösteriyor: Para canlı bir şey değil tabii, ama onu tekrar tekrar öldürmemiz, gücünden bir türlü emin olamadığımızı gösteriyor. Savurganlık, paranın doğurduğu kaygıyı yatıştırıyor adeta. Fakat suçluluk duygusu hemen devreye giriyor ve yeniden takıntılı bir tasarrufa başlıyoruz.

Firmalar da bu esrarlı ihtiyat ve risk oyununun bir parçası. Bir defasında büyük bir şirketin CEO'ları için düzenlenen bir toplantıda konuşma yapmaya çağrılmıştım. Toplantının düzenleyicilerinden konuşmamın iyimser olması yönünde tavsiyeler aldım, zira katılımcılar olumsuz bir şey duymak istemiyordu. Toplantıdaki diğer konuşmacıları dinlerken kendimi bir tarikat üyesi gibi hissettim. CEO'lara gelecekteki kazançlarıyla ilgili, tüm göstergelerin yukarıyı işaret ettiği bir çizelge gösterildi: Gelecek şahane olacaktı. Psikologlar büyük liderlerin kişilik özellikleri hakkında konuşmalar yaptılar ve burada da her bir özellik, kar artışına açılan bir kapıydı. Trans halinde oturan dinleyiciler her konuşmanın ardından, futbol statlarındaki taraftarlar gibi alkışlamaya başlıyordu. İnkar her köşeyi tutmuştu. Şirketin başlan, yaygın iyimserlik havasını bozacak her şeyden kaçınıyordu. Katılımcılar kendi kendilerini pohpohlayan başarı duygusunun tadını çıkarıyordu; geleceğin kar artışı getireceğinden ve rakiplerin başarıyla sollanacağından hiç şüpheleri yok gibi görünüyordu.

Belli ki ilerleme yanılsaması bizim kuşağa çok iyi geliyor, ama sürekli artan olasılıklar içten içe bizi daha da kaygılandırıyor. Kendimizi seçeneklerin daha fazla tatmin getirdiğine ikna etmeye çalıştıkça, aslında bunca seçeneğe sahip olmaktan giderek daha az keyif alıyormuşuz gibi görünüyor.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült