Savunma Mekanizmaları

Jerry M. Burger


“Freud, içimizdeki gerçeklerin çoğunun bilinçli olmadığını, bilinçli olan şeylerin çoğunun da gerçek olmadığını fark etmiştir."

ERICH FROMM

Freud'un beynimizin bilinçaltı kısmında bulunan düşünceleri bu şekilde tanımlaması biraz rahatsız edici olabilir. Klasik psikanalitiğin ele aldığı anne ve babaya duyulan nefret, eşe duyulan saldırganlık, ensest düşünceler, sarsıcı çocukluk anıları ve benzer konular bilinç düzeyine çıkamayacak kadar korkutucudur. Benlik bu malzemeleri bilinçaltına iterek kaygıyı azaltmaya ya da yok etmeye çalışır. Birçok insan Freud'un nevrotik kaygı dediği, kabul edilemez bilinçaltı düşüncelerin bilinç engelini aşarak bilinçlilik düzeyinde ortaya çıktığı bir rahatsızlığı yaşar.

Neyse ki, benliğin bu istenmeyen düşünceler ve arzularla başa çıkabilmek için kullandığı pek çok teknik vardır. Bu tekniklerin hepsine genel olarak savunma mekanizmaları denir. Başlıca savunma mekanizmaları aşağıda açıklanmıştır. Freud, hu kavramların her birine çeşitli çalışmalarında değinmiştir. Ancak bu mekanizmaların çoğunun ayrıntılı açıklaması, Freud'un izinden giden bilim adamları tarafından yapılmıştır. Savunma mekanizmaları üzerinde çalışmalar yapmış psikanalistlerden biri de Sigmund'un kızı Arına Freud'dur.

Bastırma: Freud, bastırmanın, “psikanalizin temel taşı” olduğunu belirtmiştir (1914/1963, s.116). Bastırma, savunma mekanizmalarının en önemlisidir. Bu mekanizma, benliğin, tehdit edici malzemeleri bilinç dışında tutma ve bilince ulaşmasına izin vermeme çabasıdır. Örneğin, babasının annesine saldırdığını gören bir çocuk, daha sonra bu deneyimiyle ilgili bir soru sorulduğunda hiçbir şey görmediğinde ısrar eder. Yalan söylemiyor olabilir, yalnızca bu sahneyi kabul edemeyeceği kadar korkutucu bulmuş ve bunu bilincinde bastırmıştır. Freud'a göre hepimiz bu mekanizmayı kullanırız; çünkü hepimizin bilinç düzeyine getirmek istemeyeceği bilinçaltı anıları vardır. Ancak etkili bir yöntem gibi görünse de bedeli ağır olabilir. Bastırma sürekli ve aktif bir süreç olduğu için, benliğin sürekli olarak enerji harcaması gerekir ve bu çaba benliğimizi başka hiçbir işlev göremeyecek kadar yorgun düşürebilir. Güçlü bir benlik olmadan sağlam bir kişiliğe sahip olmamız da zordur.

Yüceltme: İşlevsellik yeteneğimizi azaltan bastırmanın tersine, yüceltme mekanizmasını kullandıkça daha verimli hale geliriz. Bu yüzden psikanalistler yüceltmeyi gerçek anlamda başarılı tek savunma mekanizması olarak kabul ederler. Yüceltme yöntemiyle, benlik tehdit edici bilinçaltı dürtüleri toplumsal açıdan kabul edilebilir eylemlere yönlendirir. Örneğin, saldırgan altbenlik dürtüleri, hokey ya da futbol gibi oyunlarla yüceltilebilir. Toplumumuzda saldırgan atletler, çoğu zaman kahraman olarak kabul edilir ve ödüllendirilirler. Yüceltme üretkendir; çünkü altbenliğin saldırganlığını dışa vurmasına izin verilir, böylece benlik de bu dürtüleri geride tutmaya çalışarak enerjisini harcamaz. Atlet, saldırgan oyunundan dolayı sevilir ve takdir edilir.

Yer Değiştirme: Yüceltme gibi yer değiştirme de dürtülerimizi tehdit edici olmayan nesnelere yöneltir. Yüceltmeden farklı olarak, yer değiştiren dürtüler güvenli bile olsa ödüllendirilmez. Örneğin, bir kadın kendisine kötü davranıldığından ya da istismar edildiğinden dolayı, bilinçaltında büyük miktarda öfke biriktirebilir. Eğer kendisini istismar eden kişiye karşı bu öfkeyi dışa vurması uygun değilse ya da tehlikeliyse, duygularını iş yerindeki arkadaşlarına ya da çocuklarına yönlendirebilir. Böyle davranmak başka sorunlar yaratsa da, öfke patlamalarını daha az tehdit edici kişilere yönlendirmek, kişinin kabul edilemeyen düşüncelerini bilinç düzeyine çıkarmasına engel olur. Freud, mantıksız korkularımızın ya da fobilerimizin çoğunun, yalnızca simgesel bir yer değiştirme yöntemi olduğunu söylemiştir. Örneğin bir hastası, oğlunun atlardan korktuğunu söylediğinde Freud aslında burada atların, babaya karşı duyulan korkunun yerine geçtiğini belirtmiştir.

İnkar: İnkar ettiğimizde bazı gerçeklerin varlığım reddederiz. Bastırmadan farklı olarak, yaptığımız şey anımsamamak değil, kanıtlar tam tersini söylese de bir şeyin doğru olmadığında ısrar etmektir. Örneğin, karısını çok seven bir adam, ölümünden sonra bile karısının yaşadığını iddia edebilir. Onun için masada yer ayırabilir ve arkadaşlarına, karısının bir akrabasını ziyarete gittiğini söyleyebilir. Bu dul erkek için bu oyunu sürdürmek, karısının öldüğünü kabul etmekten daha kolaydır. İnkar, savunmanın aşırı bir halidir. Ne kadar sık kullanırsak, gerçekle bağımız o kadar azalır ve gerçek anlamda işlev göstermek o kadar zorlaşır. Ancak bazı durumlarda benlik, düşüncelerin bilince ulaşmasına izin vermemek için inkara başvurabilir.

Karşıt Tepki Geliştirme: Karşıt tepki geliştirirken, bilinçaltındaki tehdit edici bir düşünceden kaçmak için bilinçaltı arzularımızın tersi bir yönde davranırız. Sürekli olarak annesini ne kadar çok sevdiğini söyleyen bir genç kız, aslında annesine bilinçaltında duyduğu nefreti maskelemeye çalışıyor olabilir. Pornografiye karşı canını dişine takarak mücadele eden insanlar, aslında bilinçaltında pornografiye karşı ilgi duyuyor olabilirler. Burada yapılan, düşüncenin kabul edilemez olduğuna inanıp benliğin o kavramın ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamasıdır. Annesini bu kadar çok sevdiğini söyleyen bir kadın, annesinden nasıl nefret edebilir?

Akla Bürüme: Benliğin tehdit edici bir malzemeyle başa çıkmasının bir yolu da, bu malzeme bilince ulaşmadan önce onu duygusal içerikten arındırmaktır. Bir şeyi katı bir biçimde zihinsel ve duygudan uzak bir biçimde ele alarak, kabulü zor duyguları bizde bir kaygı yaratmadan bilinç düzeyine çıkarabiliriz. Örneğin emniyet kemeri takmanın önemini akılcı bir düşünme kılıfı altında ele alan bir kadın, kocasının korkunç bir araba kazası geçirdiğini hayal ediyor olabilir. Freud'cu bir terapist, bu kadının bilinçaltında kocasına karşı bir düşmanlık beslediğini düşünebilir.

Yansıtma: Bazen, bir bilinçaltı dürtümüzü kendimiz yerine başka insanlara yakıştırırız. Bu savunma mekanizmasına yansıtma denir. Dürtümüzü başka insanlara yansıtarak, aslında bu düşünceye sahip olanın biz olduğumuz algısından kendimizi kurtarırız. Örneğin, yaşadığı mahalledeki herkesin eşini aldattığını düşünen bir kadın, aslında yan dairede oturan evli bir adama karşı cinsel istek duyuyor olabilir. Dünyanın güvenilmez ve hilekar insanlarla dolu olduğunu düşünen bir adam, aslında bilinçaltında kendisinin güvenilmez ve hilekar olduğunu bilmektedir.

Gelişim Farklılıkları

İnsanların hangi savunma mekanizmalarını kullandığı, sadece tehdidin türüne değil, bireyin yaşına göre de değişir. Araştırmacılar, savunma mekanizmalarının gelişimsel bir kalıp izlediğini bulmuştur (Cramer, 1991; Villant, 1992). Yani, bazı savunma mekanizmaları küçük çocuklarda sık kullanılırken, bazıları da gençlerde ve yetişkinlerde daha sık kullanılır.

Okul öncesi dönemdeki çocuklar, daha büyük çocuklar gibi karmaşık bilişsel becerilere sahip olmadıkları için, kaygılarla başa çıkmak üzere, inkar gibi daha basit savunma mekanizmaları kullanırlar. İnkar, gerçeği görmeyi reddederek ya da hafızayı çarpıtarak (Hayır, öyle olmamıştı), bazı gerçekleri tanımamak anlamına gelir. Tehdit edici olayın varlığını inkar etmek, onunla bağlantılı kaygıyı azaltır. Bazı araştırmalar, küçük çocukların büyük oranda inkar yöntemini kullandığını göstermiştir (Brody, Rozek, & Muten, 1985; Cramer, 1997b; Cramer & Briliant, 2001). Ciddi travma yaşayan ve hayatı tehdit edilen çocukların, duygusal tepkilerle başa çıkabilmek için, olayların hiç yaşanmadığını düşünmekten başka çareleri yoktur. Bir grup araştırmacı anaokulu çocuklarına ağlayan bir çocuk resmi gösterip kendilerini hiç böyle üzgün hissedip hissetmediklerini sormuş ve çocuklardan asla kendilerini üzgün hissetmedikleri yanıtını almışlardır (Glasberg & Aboud, 1982).

Ancak çocuklar olgunlaştıkça, gerçekleri ve duyguları doğrudan reddetmenin etkili olmadığını fark ederler. İlkokulun orta sınıflarında bilişsel becerileri arttıkça, çocuklar gerçeği reddetmenin onu yok etmediğini anlamaya başlar. lnkar yöntemini kullanmalarına neden olan kaygılar ortadan kaybolmadığı için, çocuklar daha gelişmiş savunma yöntemleri kullanmaya başlarlar. Bu yaşlardaki çocuklar kaygılarını ve içsel korkularını hafifletmek için yansıtma yöntemini tercih eder. Yansıtma, kabul edilemez duygu ve düşüncelerini bir başkasına yakıştırarak, yani kaygı yaratıcı malzemeyi benliğin dışına iterek, kişiyi tehdit edici kaygılardan korur. Başka insanlardaki bencil davranışları ve kötü niyetli dürtüleri tanırız ama kendimizinkilerin farkına varmayız.

Basit inkardan daha gelişmiş savunma mekanizmalarına geçiş hipotezini sınamak için araştırmacılar, yaşları altı buçuk ve dokuz buçuk arasında değişen çocuklara farklı zamanlarda TAT testini uygulamış ve sonuçları kodlamıştır (Cramer, 1997b). Şekil 4.3'te gösterildiği gibi, çocukların inkar ve yansıtmayı kullanma eğilimi araştırmacıların beklentileriyle tam olarak örtüşür. Çocukların yaşı büyüdükçe inkarı gittikçe daha az, yansıtmayı ise daha çok kullanmışlardır. Farklı ölçümler kullanarak yapılan araştırmalarda da, farklı yaş gruplarındaki çocukların yanıtları karşılaştırıldığında benzer sonuçlar elde edilmiştir (Smith Rossman, 1986).

Ancak, yansıtmanın da sınırlılıkları vardır. Erkek ve kadınların, erken erişkinliğe ulaşma sürecinde kullandıkları savunma mekanizmaları daha da karmaşıklaşır. İnkar ve yansıtma gibi savunma mekanizmaları yerine özdeşleşmenin kullanılması bazen, duygusal olgunlaşma göstergesi olarak kabul edilir (Cramer, 1998a). Örneğin bir grup araştırmacı, ergenlikteki cinsel kimlik sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan genç erkeklerin, yansıtma ve benzeri ilkel savunma mekanizmalarını, erkekliklerini ve erkek rollerini benimsemiş erkeklere göre daha sık kullandığını belirlemiştir (Mahalik, Cournoyer, DeFranc, Cherry, & Napolitano, 1998). Kısacası, çocukluktan erişkinliğe geçerken benliğin kullandığı araçlar değişiklik gösterebilir ama kendimizi kabul edilebilenin üstünde kaygı düzeyinden koruma gereği her zaman vardır.

Bireysel Farklılıklar

Hepimiz, hatalarını mantıklı göstermek konusunda ustalaşmış insanlar tanımışızdır. Öfkesini sık sık çalışanlarından, garsonlardan, telefon operatörlerinden çıkaran ya da kendi kuşku ve korkularını başkasınınmış gibi anlatan insanları da mutlaka görmüşüzdür. Bu gözlemlerle tutarlı olacak şekilde, araştırmacılar bazı savunma mekanizmalarını daha çok kullandığımızı bulgulamıştır (Bond, 1992; Vaillant; 1992). Bu psikologlar bazen bu tip bireysel kalıplara savunma tarzı adını verir. Ayrıca bazı savunma mekanizmaları diğerlerine göre daha etkili ve olgun olduğu için, bir kişinin savunma tarzını anlamak, bize o insanın genel sağlık ve mutluluğu konusunda ipucu verebilir. Freud savunma mekanizmalarını genellikle nevrotik davranışı açıklamak için kullanmıştır. Ancak, Freud’un savunma mekanizmalarının kullanımını sadece bir hastalık belirtisi olarak görüp görmediği belli değildir. Freud'dan sonraki psikanalitik araştırmacıları, savunma mekanizmalarının bazı durumlarda normal, hatta insanı normalleştirici olabileceğini belirtmiştir (Fenichel, 1945; Vaillant, 1977, 1992). Örneğin, yüceltme (bilinç dışı dürtünün toplumsal olarak kabul edilebilir eyleme dönüştürülmesi), hem kaygıyı giderici hem de kişinin içinde bulunduğu durumu iyileştirici özelliğe sahiptir.

Bir savunma mekanizmasının kişinin uyum sürecine katkıda bulunması ya da bulunmaması, kişinin o mekanizmaya ne sıklıkta başvurduğuna ve kaç yaşında okluğuna bağlıdır. Arına Freud (1965), savunma mekanizmalarının uygun yaşta kullanılmadığı durumlarda uyum sağlamaya katkıda bulunmadıklarını söylemiştir. Önceden belirttiğimiz gibi, çocuklar kaygılarıyla başa çıkabilmek için sıklıkla inkar ve yansıtmayı kullanır. Beş yaşındaki çocuklar hoşa gitmeyen bir şey yaptıklarını reddederek normal yaşamlarını sürdürebilir. Ancak aynı savunma stratejisini kullanan yetişkinler (“Ben asla öyle bir şey demedim”), diğerleriyle iletişim kurmakta ya da kendi davranışlarını anlamlandırmakta gittikçe zorlanmaya başlar.

Neden bazı yetişkinler, etkili olmamasına rağmen inkar gibi olgun olmayan savunma mekanizmalarını kullanmaya devam eder? Freud’a göre yetişkin savunma mekanizmaları, erken çocukluk deneyimleriyle bağlantılıdır. Bu fikri test etmek isteyen bir araştırmacı ekibi (Cramer & Block, 1998), önce üç yaşındaki bir grup çocuğun yaşadığı stres düzeyini ölçmüştür. 20 yıl sonra deneklerle tekrar bağlantı kurmuşlar ve artık 23 yaşında birer yetişkin olan deneklerin kullandığı savunma mekanizmalarını değerlendirmişlerdir. Beklenildiği üzere, yetişkin olarak en sık inkarı kullanan deneklerin, 3 yaşındayken en yüksek stres düzeyine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar erkeklerin, çocuklukta en çok, bu yaşa uygun olan inkar mekanizmasını kullandıklarını tespit etmişlerdir. Erkek çocukları psikolojik stresle başa çıkmak için inkarı kullandığı için, bu çocuklar birer yetişkin olduğunda da bu savunma mekanizmasını kullanmaya devam eder.

Ne yazık ki gerçek dünyada, bir sorunun var olmadığını iddia ederek o sorundan kaçamayız. Araştırmacılar, olgun olmayan savunma mekanizmalarının kullanımının, psikolojik sorunlarla ilişkili olduğunu belirtirler (Cramer, 1999, 2000, 2003; Kwoon; Vaillant, 1992). Bir araştırmada, hayatlarının çok stresli bir döneminde ilk çocuklarının doğumundan birkaç ay önce ve çocuk doğduktan sonraki bir yıl anne babaların kullandığı savunma mekanizmaları incelenmiştir (Ungerer, Waters &Barnett, 1997). Bebeğin gereksinimleri, anne baba olmanın getirdiği maddi ve kişisel yükle bir araya geldiğinde, büyük bir stres ve kaygı kaynağı olabilir. Bu stresle başa çıkamayan çiftlerin, çoğu zaman ilişkilerinden duydukları genel memnuniyet düzeyi de düşüş gösterir. Araştırmacılar, bu gözlemleri destekleyecek şekilde, anne babalıkla ilgili kaygılarla başa çıkmak için inkar ve yansıtma gibi gelişmemiş savunma mekanizmalarını kullanan çiftlerin, eşlerinden daha az memnun olduğunu bulgulamıştır. Öte yandan, yüceltme gibi daha olgun savunma mekanizmalarını kullanan çiftler, bebeğin hayatlarına getirdiği zorluklar ve kaygılara rağmen, ilişkilerinden memnun kalmaya devam eder.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült