REM Uykusu İle Rüyalar Arasındaki İlişki Nedir?

Jacques Montangero


Aserinsky ve Kleitman'ın, paradoksal uykuyu keşfettikten sonra ileri sürdükleri fikir, bu uykunun rüya gördüğümüz bir evre olduğuna ilişkindir. Bu, inandırıcı gözüken bir düşüncedir çünkü beynin yoğun bir faaliyet içinde olmasını açıklar. Chicago'lu iki araşürmacı, daha sonra onların çalışmalarına katılan Dement 1950'lerde şöyle bir sonuca varmışlardır: REM uykusundan uyandırılan insanların %75'i; diğer evrelerde uyandırılanların ise en çok %10'u rüyalarını hatırlamışlardır. Hiç kuşkusuz bu sonucu zihinsel içeriklerin anlatılmasıyla elde etmişlerdir ama onlara göre bu içerikler genel anlamda rüyalardan çok düşüncelerdir. Hatta Dement, yaptığı bir araştırmada REM uykusu dışında hiçbir rüyanın hatırlanmadığı sonucunu çıkarmıştır. Bu dönemde bilim çevreleri ve toplum, bu buluşların pratik ve ekonomik anlamda uygulanabilirliğine bakmaksızın, her yeni ve önemli buluştan çok etkilenmektedir. Sonuçta, sadece REM uykusunda rüya görme düşüncesi kısa sürede yaygınlık kazanmıştır. Dolayısıyla nörofizyoloji elkitaplarında ve eğitiminde rüyanın gecenin bazı evrelerinde ortaya çıktığı ve REM uykusunda beynin özel bir faaliyetinin sonucu olduğu öğretilmiştir.

Bununla birlikte araştırmacılar kısa süre içinde, başka evrelerde de rüya görüldüğünü keşfetmişlerdir. İlk kez Goodenough ve arkadaşları (1959) bu konuya dikkat çekerler. Birkaç yıl sonra, Foulkes (1962) yayımladığı bir araştırmada REM uykusu dışında rüyaların (düşüncelerin değil) hatırlanmasıyla ilgili olarak mantıklı bir sonuca vardığını gösterir. Söz konusu araştırmacı, deneyine başlarken sadece REM uykusunda rüya görüldüğü düşüncesindedir. Uykuda daha ilk dakikadan başlayarak rüya görülüp görülmediğini anlamayı amaçlar. Dolayısıyla iyi bir bilim insanı olarak REM uykusuna daldıktan sonra zihinsel içerikleri (rüya olsun olmasın) bu evreye girişten önceki evredeki (rüya görülmeyen) zihinsel içeriklerle karşılaştırmak ister. Şaşkınlık içinde yaptığı tespite göre REM uykusuna dalmadan kısa süre önce, Evre 2'de uyandırılan denekler gördükleri rüyaları hatırlarlar. Bu denekleri uyku çevriminde, gitgide daha erken uyandırır ve deneğin uykuya daldıktan beş dakika sonra rüya gördüğünü ve bu durumun gece boyunca, derin yavaş uykuda (Evre 3 ve Evre 4) bile ve uyandırılanların yaklaşık %50'sinde görüldüğünü tespit eder. Bu keşif oldukça ses getirir çünkü 1960'larda bütün uyku ve rüya araştırmacıları Psikofizyolojik Uyku Araştırmaları Derneği'nde toplanmıştır. Bu derneğin kurucusu Rechtschaffen bu konuda ayrıntılı bilgilere sahip olmak ister ve Foulkes'le birlikte yeni bir deney yürütür. Sonuçta REM uykusu dışında da rüya görüldüğünü keşfeder.

Dolayısıyla araştırmacıların rüyalarla ilgili sorunu, paradoksal uyku dışında rüya görülüp görülmediğini bilmek değil, daha çok bu iki kategoride yer alan rüyalar arasındaki içerik farklılıklarım tanımlamaktır. Daha sonra, Antrobus (1983) şu tespiti yapmıştır: REM uykusu ile yavaş uyku rüyaları arasında farklılıklar bulunmasının nedeni REM uykusundan sonraki rüya anlatılarının çok uzun olmasıdır. Aynı yıl içinde, Foulkes de aynı sonuçlara varmıştır. Evre 2 ile Evre 4 arasında (yani normal yavaş uykudan derin yavaş uykuya geçişte) rüya görülmesi daha sonra sadece Amerika kıtasında değil birçok Avrupa ülkesinde ve Avustralya'da birçok araştırmacı tarafından doğrulanmıştır. Uyurgezer hastaların anlattıkları rüyalar derin yavaş uykuda düşsel yaratımın varlığını göstermiştir (Oudiette ve ark. 2009). Bu araştırmalardan çıkan sonuca göre gecenin ikinci bölümünde, Evre 2'de rüyaların hatırlanma oranı ortalama olarak %50'dir ve zaman zaman %70'e yaklaşır. Sonuç olarak, gecenin başı ile sonu arasında, aynı evrede görülen rüya anlatıları arasındaki fark rüyaların hatırlanması, anlatılardaki zenginlik ve fanteziler bağlamında aynı uyku çevrimindeki REM uykusu rüyaları ile yavaş uyku rüyaları arasındaki farktan daha çarpıcıdır (Cigogna ve ark., 1998; Kondo ve ark., 1989)Gecenin ikinci bölümünde, anlatım karmaşıklığı, içeriklerin özgünlüğü ve duygular açık seçik biçimde artar.

Bütün bunlara rağmen, uyku nörofizyologlarının çoğu ve hekimler sadece bir evrede rüya görüldüğünü söylemeye devam etmişlerdir. Tersinin kabul edilmesinin engellenmesi için bir yığın bahane ileri sürülmüştür. Derin uykuda hatırlanan rüyalar büyük olasılıkla paradoksal bir evrede görülür. Uykunun birinci çevriminde, özellikle REM uykusunda rüya görülmesi bu düşünceyi çürütmüştür. Öncelikle Hobson’ın ekibi, paradoksal bir evreden sonra, yavaş uykunun ilk birkaç dakikasından itibaren rüyaların hatırlanmasında bir düşüş görüldüğünü öne sürmüştür: REM uykusu rüyaları unutulur. Bir rüyayı ancak bu rüyayı görürken uyandığımızda hatırlarız. Çok fazla duygu yüklü bir rüya bağlamında, daha sonraki gün içinde bir objenin, bir biçimin, bir rengin algılanması kimi zaman unutulan rüyayı hatırlatır. Daha sonra deneklerin iyi niyetleri sınanır. 1996'da, bir tıp fakültesinde düzenlenen bir seminerde 2. ve 4. Evrelerde görülen rüyalardan söz ettim.

Bu fakültede çalışan meslektaşlarım şaşırdılar ve bu keşfin birden fazla laboratuvarda yapılmış olup olmadığını sordular. Yirmi birinci yüzyıl başından itibaren, bu olgu, nihayet yeni bir nörofizyolog kuşağı tarafından kabul edilir (Onlara öncülük eden Hobson'ın ekibidir). Yaklaşık kırk yıl süren bu epistemolojik sansürün nedenleri bu yapıtın sonuçlar bölümünde indirgemecilik konusuyla ilgili olarak ele alınacaktır.

Özet olarak aşağıdaki noktalar üstünde durulabilir:

       Bu evrede uyanıldığında rüya anılarının çok fazla ve anlatılarının çok ayrıntılı olmaları bakımından REM uykusu ile rüyalar arasında birtakım özel ilişkiler vardır ancak bütünüyle farklı fizyolojik durumlarda da rüya görülür. 1960'lı yıllarda keşfedilen bu nokta Oudiette ve arkadaşlarının çalışmalarıyla bir kez daha doğrulanmıştır (Oudiette ve ark., 2012). Bu ekip iki gruba klomipramin REM uykusu evrelerinde büyük bir azalma hatta bunların bütünüyle yok olması amacıyla ve plasebo verirler: klomipramin alan kişilerde, uyandırılma durumlarında rüya anıları daha önceki deneklerinkinden belirgin biçimde farklı değildir.

       Evre 2'de, yani normal yavaş uykuda görülen rüyalarla ilgili olarak bunların REM uykusunda görülen rüyaların yansı kadar olduğu ileri sürülse de bir gece içinde, toplam süresi yaklaşık bir buçuk saat olan REM uykusuna göre Evre 2'de (genellikle en az 4 saatlik süre) daha fazla rüya görülür. ayrıca, bireyin sabah kendiliğinden uyandığında hatırladığı rüyalar üstüne yapılan birçok çalışmaya göre (Cigogna ve ark., 1998, Schulz & Zulley, 1980) REM uykusunda uyanmaların oram sadece %10'dur. Cigogna ve ekibinin araştırmaları, bundan başka, REM uykusundan uyanmalarından sonra gördükleri rüyaları hatırlayan deneklerin oranının %95 olduğunu göstermiştir; Evre 2'deki uyanmalarda ise bu oran %91'dir. Sonuç olarak, hatırladığımız rüyaların çoğu (sabah vakti, uyanmadan hemen önce) REM uykusu dışında görülmüş olabilir.

Öte yandan bir sorunun cevabı verilememiştir. İnsanın uyandığında rüya gördüğünü hatırlamamasının nedeni gerçekten rüya görmemiş olması mıdır yoksa gördüğü rüyayı hatırlayamaması mıdır? Bu bağlamda bir deney daha çok ikinci varsayımı doğrular niteliktedir (Conduit ve ark., 2004). Bu deney sırasında denekler bir ses duyduklarında göz hareketi yapacak şekilde koşullandırılırlar. Uyurken ses duyduklarında da bu işareti yaparlar. Sesi duyduktan kısa süre sonra uyandıklarında ve bir göz hareketi yaptıklarında sesi sadece Evre 2'de, uyandıktan sonra duyduklarını söyleyen deneklerin oranı %65, REM uykusundan uyandıklarında duyduklarım söyleyenlerin oranı ise %100'dür. Bundan şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Denekler, non-REM uyku evreleri sırasında uyandırıldığında uyku esnasında görülen şeyleri daha zor hatırlamaktadırlar.

38. Diğer Nörobiyolojik Verilerle-Hızlı Göz Hareketleri, Bölgesel Aktivasyon-Rüyalar Arasında Kurulan Bağlantılar Nelerdir?

Hızlı göz hareketleri ve rüyaların içerikleri

Aserinsky, REM uykusunda düzensiz ve hızlı göz hareketleri olduğunu keşfettikten sonra bu olgunun, rüyasının görsel içeriklerini denetleyen kişinin bakış hareketlerini yansıtabileceğini düşünmüştür. Daha önce söylediğimiz gibi, Chicago'da aynı laboratuvarda çalışan Dement’ın ilk araştırmalarından biri de bu hipotezle ilgilidir (Dement & Velpert, 1958). Bu deneyin ve dört yıl sonra başka meslektaşlarıyla yaptığı deneyin sonucu hipotezi doğrulanmıştır. Bu araştırmacılara göre, deneyin uyanmadan önceki göz hareketlerinin diğer parametreleri rüyanın sonunun içeriğine denk düşer. Öte yandan, bu sonuçlar, Dement'ın, sözgelimi REM uykusu dışında rüya görülmediği ya da REM uykusunun kısa süreli kesintisinin psikolojik açıdan zararlı etkilerine dair diğer çalışmaları gibi başka araştırmacılar tarafından çürütülmemiştir. Foulkes'in gözlemlemiş olduğu gibi (1996) bu konuya öncülük eden kişilerin çok nadir eleştiri almayan metodolojileri mevcuttur ve Dement hiç tartışmasız, rüya üstüne çalışmaların büyük bir atılım yapmasına destek olan bir öncüdür.

Son zamanlarda Isabelle Arnulf ve ekibi düşsel imgelerin gözlemlenmesine denk düşen hızlı göz hareketleri hipotezini destekleyen sonuçlar elde etmiştir (Arnulf, 2011). Bu bağlamda söz konusu olan düşsel davranış bozukluğu bölümleri sırasında göz hareketlerinin incelenmesidir; REM uykusu esnasında tepki ketleme durumundan yoksun kalan kişiler farklı davranışlar sergilerler: sert hareketler ya da tuhaf eylemler. Sonuçlar, göz hareketleri bu bölümlerde gerçekleştiğinde göz ve baş hareketlerinin koordineli olduklarını ve eylemin amacı gibi gözüken şeye doğru yöneldiklerini göstermiştir. Araştırmadan çıkan sonuca göre bu kişiler kesinlikle rüyalarının imgelerine bakarlar.

Öte yandan düşsel davranış ile eşzamanlı rüyanın içeriği arasında tutarsızlığa dair birçok örnek bulunmaktadır. Ayrıca Arnulf rüya imgelerinin izlenmesiyle hızlı göz hareketlerinin denkliğinin kesin olmadığını kanıtlamak amacıyla en azından yedi tane geçerli gerekçe gösterir; sözgelimi REM uykusu esnasındaki göz hareketleri uyanık durumda görsel faaliyetleri içeren göz hareketlerinden farklıdır; bu durum görsel denetim yapamayan fetüs ve yeni doğanda görülür; hızlı göz hareketlerinin görülmediği rüyaların da (normal ya da derin yavaş uykuda) egemen görsel özellikleri vardır.

Bu sorunla çok daha genel açıdan ilgilenmiş çok sayıda araştırmacı vardır: REM uykularının belli evrelerinde görülen olaylar (sözgelimi sürekli göz hareketleri ya da anında hatırlama olasılıkları) içeriklere ya da özel içerik değişmelerine denk düşer mi? Bu araştırmaların bir dökümünden çıkan sonuca göre farklı evrelerde görülen bu olayların rolü çok zayıftır ve çoğu zaman doğrulanmamıştır (Pivik, 1978) ve yakın zamanda gerçekleştirilen bir deney hiçbir sonucun gözlemlenemeyeceğini göstermiştir (Hodoba ve ark., 2008). Daha genel olarak, yirminci yüzyılın sonundan itibaren rüyalarla ilgilenen nörobiyologlar beyindeki geçici olaylar ile rüya içerikleri arasında hiçbir kesin bağlantı bulunmadığını kabul etmişlerdir.

Bölgesel aktivasyon ve rüyaların belirgin özellikleri

Uyku esnasında prefrontal korteks deaktivasyonunun, rüyaların nörobilişsel teorisinde rolü olduğu kesin gözükmektedir. (Pace-Schott, 2003). Gerçekten de bu bölge kısa süreli hafıza, dikkat yönetimi ve mevcut amaç için belirleyici olmayan fikirlerin ve imgelerin engellenmesi gibi yürütme görevleriyle bağlantılıdır. Yürütme görevlerindeki yetersizlik rüyalarda açıktır ve yukarıda gördüğümüz gibi, bana göre düşsel simgelerin özelliklerinin bilişsel açıklamalarından biridir. Bazı araştırmacılar düşsel tuhaflıklar ile prefrontal bölge ve sensoriel posterior alanlar arasındaki çözülmede bir ilişki olduğunu kesinlikle belirlemişlerdir (Perez-Garci ve ark., 2001).

Bir beyin bölgesinin aktivasyonu, amigdala da dahil olmak üzere limbik ve paralimbik sistemler ile rüyaların özellikleri arasında başka bir paralellik kurulmuştur. Bunun sonucunda içlerinde Hobson'un da bulunduğu çok sayıda nörofizyolog rüyalardaki aşırı duygu durumundan söz etmeye başlamışlardır. Bununla birlikte bu özellik psikolojik araştırmalarla doğrulanmamıştır. Şunu hatırlatalım ki bu araştırmalardan alman sonuçlara göre duygular zayıf bir yoğunluğa sahiptir, REM uykusundaki bazı rüyalarda hiç yoktur ve varsa da çoğu zaman rüyanın sadece tek bölümünde vardır. Ayrıca, gecenin son rüyasında REM uykusundaki kadar duygu bulunur.

Solms ve bazı başka araştırmacıların açıklamış oldukları gibi mezolimbik dopaminerjik sistem ya da "ödül sistemi"nin rüyalarda gerekli bir rol oynadığı düşüncesi yakın zamanda Perogamvros ve Schwartz tarafından geliştirilmiştir (2012). Bu sistem ödül, yenilik, hoşnutsuzluğun giderilmesi ve organizmanın zevk tepkisinin araştırılmasıyla ilişkilidir. Burada, hipokampus ve amigdaladaki birçok bölgeden geçerek ön tavan bölgesinden çıkan ve prefrontal korteksi aktive eden ve yükselen dopaminerjik bir devre söz konusudur. Perogamvros ve Schwartz'a göre bu sistem, rüya görmeye ve rüyaların uyarıcı ve duygusal özelliklerine katkıda bulunur ancak bu bağlamda devreye giren tek sistem değildir. Bu düşünce benim rüya açıklamalarımın iki özelliğiyle uyumludur: birincisi, sıkıntıların uzaklaştırılması ve işlenecek yeni içeriklerin aranması amacıyla görülür; İkincisi, rüyanın kaynağındaki anılarda duygu ya da en azından ilgi vardır. Bununla birlikte bu sistemin aktivasyonunun, rüya içeriklerinin az çok gerekçeli ve duygusal özellikleriyle birlikte değişip değişmediğinin araştırılması gereklidir.

2010'a doğru rüya görme aktivitesi ile beyin aktivasyon formları arasında yeni bir ilişki türü ortaya çıkmıştır. Uyumayan kişilerde gözlemlenen bu form beyin aktivasyonlarının "default modu" ya da "nöronal default netvvork" olarak açıklanır. Bu, araştırmacıların, bilme yetisi, dış veriler bir objenin görsel denetimi, mekanda yönelme, korku veren bir uyarana tepki üstünde değil de bir insan faal olmadığında ve düşünceleri iç içeriklere yöneldiği zamana yoğunlaştığında olup bitenleri öğrenmek için beyin görüntüleme yöntemlerinden yararlanmayı düşündüklerinde keşfedilmiştir; sözgelimi karanlık bir yerde oturulduğunda ve zihne çoğu zaman hatırlama ve önceden düşünme biçiminde kendiliğinden oluşan birtakım düşünceler üşüştüğünde. Nöronal ağ sisteminin devrede olmadığı durum, aynı zamanda başkalarının düşüncelerini kafada canlandırma girişimini de içerebilen bu bilgileri destekler.

Buckker ve arkadaşları (2008) bu formu birbirlerini etkileyen bir altsistemler bütünü olarak açıklarlar: Medial temporal korteksin altsistemi, zihinsel simülasyonların temelindeki anılarla ve çağrışımlarla ilişkilidir. Medial prefrontal alt sistem bu bilgilerin yönetimini ve bilme ile heyecan arasındaki ilişkileri destekler. Pace-Schott (2010) çalışmaları "default modu" ile REM uykusunda beyinsel faaliyetler arasında benzerlikler olduğunu göstermiştir. Horovitz ve arkadaşları (2009) sinir sisteminin devrede olmadığı durumlarda uykunun daha başlangıç evresinde bozulduğunu gözlemlemişlerdir. Domhoffa göre (2011) bir alt sistem ağının devrede olmadığı durum rüyaların nörolojik temelini oluşturabilir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült