Psikolojik Tipler

Calvin Hall & Vernon Nordby


1921'de Jung, psikolojik tipler üzerindeki çalışmasını yayımladı. Önsözünde şöyle diyordu: "Bu kitap hemen hemen yirmi yıllık çalışmanın ürünü. Uygulamalı psikoloji alanında düşüncelerimin yavaş yavaş oluşmasının sonucu, bir psikiyatrın sinir hastalıklarının tedavisinde edindiği sayısız izlenimler ve yaşantılardan, her türlü toplum düzeyindeki kadın ve erkekler ile yapılan görüşmelerden, kendi dost ve düşmanlarımla olan kişisel ilişkilerimden ve kendi psikolojik özelliğimin eleştirisinden doğup biçimini bulmuştur" (Cilt 6, s. xi).

Jung'un "Psikolojik Tipler" adlı yapıtında başardığı iş, iki bakımdan önemliydi: Birtakım temel psikolojik süreçleri teşhis ve tarif ediyor, bireysel bir karakteri oluşturmak için de bu süreçlerin nasıl türlü şekillerde bir araya geldiğini anlatıyordu. Birtakım genel evrensel yasaları ve süreçleri, belli bir kişinin eşsiz özelliklerim ve davranışını anlatan bir bireysel psikolojiye dönüştürmek üzere işe başlamıştı. Bu Jung'un dediğine göre, pek pratik bir psikoloji demekti: "İnsanların psişelerinin ne kadar birbirinden ayrı olduğunu keşfetmek yaşamımın en büyük yaşantılarından biri olmuştur" (Cilt 10, s. 137).

İlkin temel davranışları ile işlevleri, sonra da bu davranış ve işlevlerin türlü oranlardaki bir araya gelişlerinden doğan tipleri tarif ederek soyut kavramların bireysel durumlara nasıl uygulandığını göstereceğiz. Tipten anlaşılan, özellikleri ille de aynı olmayıp sadece benzer olan kimselerin ait olduğu sınıflardır. Aynı sınıf içinde bile iki birey kalıbı apayrı değildir.


Jung'un temel dışadönük ve içedönük davranışlar arasındaki bilinen ayrımı, sınıflandırma sisteminin boyutlarından biridir. Bu anahtar deyimlerin tam anlamını anlayabilmek için iki başka sözcük arasında bir ayrım yapmak gerekir; yani öznel ile nesnel arasında. Nesnel, kişinin dışında olup, onu çevreleyen dünyadır; insanlar ve şeyler, örf ve adetler, siyasal, ekonomik, sosyal kurumlar, fiziksel koşullar dünyasıdır. Öznel psişenin "iç ve özel" dünyasıdır. Dıştakilerce doğrudan gözlemlenemeyeceğinden özeldir. Doğrusu, öylesine özeldir ki, bilinçli zihin doğrudan doğruya ulaşamaz ona. Bu bilinçdışı psişik öğelere ulaşabilmek için bir psikoterapistin yardımı ya da bir kimsenin düşlerinin analizi gerektir.

Dışadönüklükte psişik enerji (libido) nesnel dış dünyanın görüntülerine kanalize olur, algılar, düşünceler, nesneler, insanlar ve hayvanlarla başka dış durumlar ve koşullar hakkındaki duyguları yöneltir. İçedönüklükte libido öznel psişik yapılara ve süreçlere doğru akar. Dışadönüklük nesnel bir davranıştır, içedönüklük ise öznel bir davranış.

Bu iki davranıştan biri ancak aynı anda bir kimsede bulunabilir; birbirlerine karşı hoşgörülü davransalar da aynı anda bilinçte birlikte var olamazlar. Bir kimse zaman zaman dışadönük, zaman zaman içedönük olabilir. Bununla birlikte, davranışlardan biri, genelde bir kimsenin yaşamında üstün gelir. Nesnel yönelim baskınsa, o kişiye dışadönük, öznel yönelim üste çıkıyorsa, o kimseye içedönük deriz.

İçedönük kendi içi dünyasını araştırır ve analiz eder; bakışlarını içine çevirir, kendisini konu eder ve kendi iç sorunları ile uğraşır. Başkalarına sanki bulunduğu yerde değilmiş, sosyal değilmiş gibi görünür. Dışadönük insanlarla ve nesnelerle olan etkileşimleriyle uğraşır. Daha etkin ve cana yakın, çevresindeki şeylere ilgi duyuyor görünür.

Bir davranışın ötekine oranla üstünlüğü bir derece sorunudur. Bir kimse daha az dışadönük, daha çok içedönük olabilir, tamamıyla biri ya da diğeri değildir. "Bir davranış biçimine dışadönük diyebilmek için dışadönüklük mekanizmasının üstün olması gerekir" (Cilt 6, s. 575).

Ayrıca bilinçdışında, bilinçte ifadesini bulan davranışa karşıt bir durum olduğundan bu ayrımın bulanık bir görüntüsü vardır. Bilinçli dışadönük bilinçdışında içedönüktür, bilinçli içedönük ise bilinçdışında dışadönüktür. Bu, bilinçdışının psişede oynadığı telafi rolünün bir örneğidir.

Unutulmamalıdır ki, bir davranış, bilinçdışı olduğunda başka, bilinçli olduğunda başka özelliklere sahiptir. Bilinçli bir dışadönük ya da içedönük, içedönüklüğünü veya dışadönüklüğünü doğrudan doğruya bilinçli davranışı ile ifade eder. Bu davranışın dışadönük veya içedönük olarak başkalarınca hemen farkına varılır. İçine kapanmış, dış dünyadan soyutlanmış ve kendini koparmış bir kimseyi hepimiz tanırız. Kendi düşünceleri içinde kaybolmuş gibi görünür. Telafi edici bilinçdışı davranış kendini açıkça ifade edemez, çünkü kendini bastırmıştır. Ancak bir kimse kendisine uymayan hareketlerde, ya da garip hareketlerde bulunacak olursa, davranışı dolaylı olarak etkiler. Dışadönük bir kimse birden keyifsiz, ters, asosyal davranmaya başladığında "Derdi ne?" diye sorarız. Yanıt "bilinçdışıdır". Bastırılmış içedönüklüğün pençesine düşmüştür geçici olarak.

Bilinçdışı süreçler bilincinkiler kadar iyi gelişmiş ve ayrışmış değildir, dolayısıyla bastırılmış davranışın etkisinin, davranışı daha ilkel ve kaba yapma eğilimi vardır. Bunun aşırı bir örneği durup dururken deli dolu hareketler yapmaya başlayan içedönüktür. Ayrıca Jung'un düşlerin telafi kuramına göre, dışadönük kişinin düş yaşamı içedönüktür, içedönükse uyuyunca dışadönük olur.

Jung'un tipolojisindeki davranışlar için aynı önemi olan bir şey de psikolojik işlevlerdir, dört işlev vardır: Düşünce, duygu, duyum ve sezgi. Düşünce genel bir kavrama, bir sorunun çözümüne ulaşmak için fikirlerin arasında bağlantılar kurmaktan ibarettir. Nesneleri anlamaya çalışan bir zihin işlevidir.

Duygu değer biçen bir işlevdir: Bir fikri hoş, ya da hoş olmayan bir duygu uyandırışına göre, onu ya kabul, ya da reddeder.

Düşünce ile duygu, ikisi de, yargı eylemine başvurulmasını gerektirdiğinden, rasyonel (akli) işlevlerdir. Düşünmede, insan iki ya da daha çok fikir arasında gerçek bir bağıntı olup olmadığı konusunda yargılara vardır. Duymada ise insan, bir fikrin hoş mu, itici mi, güzel mi, çirkin mi, coşku verici mi, tatsız mı olduğu konusunda yargıda bulunur.

Duyum, görme, ses, koku, tad, dokunma ve vücudun içinden kaynaklanan duyular gibi duyu organlarının uyarısının yol açtığı her türlü bilinçli yaşantıyı içerir. Sezgi, düşünce veya duygu sonucu üretilmekten çok doğrudan verilen bir duygu gibidir. Burada yargı gerekmemektedir. Sezgisi olan kişi nereden geldiğini, ya da nasıl kaynaklandığını bilmediği için, sezgi, duyumdan ayrılır. "Durup dururken" çıkar ortaya. Uyarı kaynağına işaretle duyumun nedeni daima saptanabilir. "Dişim ağrıyor", "Bir balina görüyorum". Ama bir kimse bir şeyin yapılacağını sezerse, o içine doğarsa, sonradan kendisine onu nasıl bildiği sorulursa, "İçime öyle geldi" der, ya da "Biliyorum işte" der. Sezgiye bazen altıncı duygu derler, ya da duyum dışı algılama denir.

Duyum ile sezgi, akıl gerektirmediğinden, irrasyonel (akıldışı) işlevlerdir. Bireyi etkileyen uyarıların akışından oluşan zihin durumlarıdır. Bu akışta, yön veya niyetlilik yoktur; düşünce ve duygu gibi bir amacı yoktur. Kişinin algıladığı mevcut bulunan uyarılara bağlıdır. Kişinin içinde duydukları ise bilinmeyen uyarılardan kaynaklanmaktadır. Jung'un, irrasyonel (akıldışı) sözcüğünden anladığı akla aykırı olan değildir. Duyum ile sezginin akıl ile ilgisi yoktur, akıl ve yargıdışıdırlar.

Jung, dört işlevi özlü bir şekilde şöyle tanımlanmıştır: "Bu dört işlev tipi, bilincin yaşantıya yönelimini gerçekleştiren belli araçlardır. Duyum bize bir şeyin var olduğunu; düşünme onun ne olduğunu; duygu bir şeyin hoş olup olmadığını, sezgi ise onun nerden gelip nereye gittiğini söyler" (İnsan ve Simgeleri, 1964, s. 61).

İşlevlerin özellikleri, dışadönüklükle ya da içedönüklükle var oluşuna göre sekiz olası birlikteliği ayrı ayrı ele almak gerekir.

Davranış ve İşlevlerin Birlikteliği

Dışadönük düşünme duyu organlarının uyarısıyla beyne sağlanan bilgiyi kullanır. Düşünce sürecini harekete getiren nesne dış dünyada var olan bir şeydir. Bir tohum nasıl filizlenir ve bitki büyür, ya da su belli ısı derecesine ısıtıldığında neden buhara dönüşür, ya da bir dil nasıl öğrenilir, bunları açıklamaya çalışır kişi. Jung, bunu tek düşünme tipi sanan çok kişi vardır, der. Oysa durum böyle değildir. İçedönük düşünme diye birşey vardır, öznel düşünmedir bu. Sırf dış dünyadan kaynaklanan düşünceler üzerinde düşüneceğine, kişi, iç zihin dünyası hakkında da düşünür. İçedönük düşünen kişi fikirle fikir için ilgilenir. Fikirlerini doğrulayacak gerçekler bulmak için dış dünyada araştırmalar yapar. Bilimde buna tümevarıma karşıt olan tümdengelim denir, bu düşünce biçiminde fikirler veya varsayımlar ya da kavramlar, olaylara dayanan bilgilerden doğar, onlara dayanır. Ya da kişi, dış dünya ile ilgileri olup olmadığına aldırmaksızın, fikirleri üzerinde arpacı kumruları gibi düşünür.

Dışadönük düşünen daha pragmatik ya da pratiktir. Sorun çözümleyicidir.

Dışadönük duygusal tip dış ya da nesnel ölçütler tarafından yönetilir. Geleneksel olarak yerleşmiş estetik standartlara uyup uymamasına göre bir şeyin güzel ya da çirkin olduğunu duyar. Dolayısıyla dışadönük duyma, gelenekçi ve tutucudur. İçedönük özellikler de arketiplerden doğan ilksel imgeler tarafından uyarılır. Bu imgeler hem düşünce, hem de duyma olduğundan, içedönük düşünmede düşünce ağır basar, içedönük duymada ise duyma ağır basar. İçedönük duyma özgün, alışılagelmişin dışında, yaratıcı, bazen de alışılagelmişin dışına çıktığından garip olmaya eğilim gösterir.

Dışadönük duyma, duyulan, kişinin karşısına çıkan nesnel gerçeğin niteliği tarafından belirlenir; içedönük duyumda ise duyular belli bir andaki öznel gerçek tarafından belirlenir. Durumların birinde algılar nesneleri doğrudan temsil ederler; dış dünyadaki gerçeklerdir bunlar. Öteki durumda, algılar psişik durumların büyük etkisi altında kalır; psişe içinde bir yerden çıkar gibidirler.

Dışadönük sezgi her bir nesne durumun olanaklarını keşfetmeye çalışır ve dış nesnelerde sürekli yeni olanaklar arar. İçedönük sezgi zihin algılarında özellikle de arketiplerden doğan imgelerde olanaklar arar. Dışadönük sezgi nesneden nesneye, içedönük sezgi imgeden imgeye hareket eder.

Şimdi bu davranış ve işlev birlikteliklerinin bireyin davranış biçimlerinde kendilerini nasıl ifade ettiğine bakalım. Sekiz insan tipinden oluşan Jung'un tipolojisini bireysel ifade belirler. Türlü tiplerden bazı tipik örnekleri çizeceğiz, ancak Jung'un dediği gibi her tipteki özelliklerin derece derece bulunduğu unutulmamalıdır.

 Dışadönük Düşünen Tip

Bu insan tipi nesnel düşünceyi yaşamının tek kaygısı yapar. Enerjisini nesnel dünya hakkında elinden geldiğince bir şeyler öğrenmeye harcayan bilim adamıdır bu. Amaçları, doğal olguları anlamak, doğa yasalarını ortaya çıkarmak, kuramsal formüller yapmaktır. En gelişmiş dışadönük düşünen tip bir Darwin, ya da bir Einstein'dır. Dışadönük düşünen tip yaradılışının duyma yanını bastırmaya eğilim gösterir, başkalarına kişiliksiz, hatta soğuk ve kendini beğenmiş gibi görünürler.

Baskı aşırı ise, duygu karakterini dolaylı, bazen de anormal yollarla etkileme yolları arar. Otokratik, bağnaz, boş gururlu, boş inançlı ve eleştiri kabul etmez bir tip olur. Duygudan yoksun olan düşünme niteliği kısırlaşır ve yoksullaşır. Bunun tipik örneği "deli bilim adamı "dır; zaman zaman psikopat bir canavar olan Dr. Jekyll'dir.

 İçedönük Düşünen Tip

Bu tip, düşünmede içe doğru yönelir. Bunun örneğini, kendi varlığının gerçeğini aramaya çalışan filozofta, ya da varoluşçu psikologda görürüz. Aşırı durumlarda araştırmalarının sonucunun gerçekle pek ilgisi yoktur. Bir de bakarsınız gerçekle tamamıyla bağlarını koparır ve şizofren olur. Dışadönük eşinin karakter özelliklerinin çoğunu kendisinde görebiliriz. Aynı nedenden de, yani, bilinçdışına bastırılan duygulara karşı kendisini korumak zorundadır. Kişilere değer vermediğinden, onu coşkusuz, bulunduğu yerden başka bir yerde sanırız. Kendi düşüncelerine dalabilmek için kendi başına bırakılmak ister. Düşüncelerinin başkalarınca kabul edilip edilmemesi onu pek ilgilendirmez; ancak kendi gibi düşünen tek tük çömezi olabilir.

İnatçı, dik kafalı, başkalarının düşüncelerine kulak asmayan, küstah, kendini beğenmiş, burnu bir karış havada olmaya eğilimlidir. Bu tipin aşırısında, düşünce bastırılmış, duygu işlevinden gelen anormal ve Don Kişot'ça etkilere daha açık duruma gelir.

 Dışadönük Duygu Tipi

Bu tip, Jung'a göre kadınlarda daha sık görülür; bunlar düşünceyi duygunun buyruğu altına verir. Bu tür kimseler durum değiştikçe duyguları da değiştiğinden kaprisli olmaya eğilimlidir. Durumdaki en küçük bir değişiklik duygularında bir değişiklik yaratır. Çok konuşkan, coşkusal, dikkati kendine çekici ve huysuzdur. İnsanlara sıkı bağlarla bağlanırlar, ancak bu bağlar geçicidir, sevgi, yerini çabucak nefrete bırakır. Duyguları oldukça alışılagelmiş türdendir, bütün son modaları izlemeye hazırdır. Düşünce işlevi iyice bastırılmış durumdaysa dışadönük duyan tipindeki düşünme süreçleri ilkel ve gelişmemiştir.

 İçedönük Duygusal Tip

Bu tipe de daha çok kadınlarda rastlanır. Coşkularını sergileyen dışadönük kardeşlerinin tersine, içedönük duygusal tipler duygularını dünyadan gizlerler. Bunlar susmayı yeğler, erişilmez kişiler olur, çevresine değer vermez görünürler, anlaşılmaz derin kişilerdir. Bir melankoli, bıkkınlık havaları vardır. Ama iç uyumlu, huzurlu ve kendi kendine yetinir bir havada da olabilirler. Başkalarına gizemli, karizmatik bir havaya bürünmüş gibi görünürler. "Durgun sular derin akar" denilen kişilerdendir. Aslında akraba dost herkesi şaşırtan, bazen coşku kargaşaları halinde ortaya çıkan çok derin ve yoğun duygulara sahip olurlar.

 Dışadönük Duyumsal Tip

Çoğu erkek olan bu tip insanlar dış dünya hakkında gerçekleri toplamaya meraklıdırlar. Bunlar gerçekçi, pratik ve duygularına yenilmeyen kişilerdir; ancak, nesnelerin anlamı onları ilgilendirmez pek. Uzun boylu üzerinde kafa yormaksızın dünyayı olduğu gibi kabul ederler. Ama aynı zamanda duyum hazlarına düşkün, zevk peşinde koşan, heyecan arayan kimseler de olabilirler. Duygu dünyaları sığdır. Yaşamdan türetebildikleri duyumlar için yaşarlar yalnızca. Aşırı gidenler şehvet düşkünü, ya da iddialı estetler olabilir. Duyumlarına yönelik olduğundan, sapıklıklar, zorlamalı şeyler gibi her türlü alışkanlık edinmeye hazırdırlar.

 İçedönük Duyumsal Tip

Bütün içedönükler gibi, içedönük duyumsal tip kendisini kendi psişik duyularına gömerek dış nesnelerden uzak durur. İç duyumları ile karşılaştığında dünya ona bayağı görünür, hiç de ilginç gelmez. Kendisini sanattan başka bir şeyle ifade etmekte güçlük çeker, ama ürettikleri anlamsızdır çoğu kez. Başkalarına sakin, edilgen ve kendine hakim gibi görünürse de düşünce ve duyguda kusurlu olduğundan aslında hiç de ilginç değildir.

 Dışadönük Sezgisel Tip

Genelde kadın olan bu tiplerde genelde kararsızlık ve istikrarsızlık vardır; dış dünyada yeni olanaklar peşinde bir durumdan ötekine atlarlar. Eskilerini tam ele geçirmeden hep yeni dünya ararlar. Düşünme işlevleri bozuk olduğundan sezgileri izinden uzun süre gidemezler, yeni sezgilere atlarlar. Yeni girişimler ve amaçların tanıtılmasında eşsiz hizmet verebilirler, ancak uzun süre ilgilerini yöneltemezler onlara. Günlük etkinlikler sıkar onları, yaşamlarını besleyen şey yeniliktir. Bir sezgiler dizisinde yaşamlarını boşa harcarlar. Vaat ettiği olanaklar için büyük gayretle yeni ilişkiler kurarlarsa da güvenilir dost değillerdir. Dolayısıyla sürekli ilgi göstermediklerinden istemeyerek insanları incitirler. Birçok hobiye girişirler ama çok geçmeden sıkılırlar, bir işte dikiş tutturmaları zordur.

İçedönük Sezgisel Tip

Bu tipin örneği sanatçıdır, ama aralarında hayalciler, peygamberler, vizyonerler ve huysuz kimseler de vardır. İçedönük sezgisel kişiye arkadaşları çoğunluk bir muamma olarak bakar. Kendi ise kendini anlaşılmamış bir dahi olarak görür. Dış gerçekle ya da alışılagelmiş şeylerle teması olmadığından başkalarıyla, hatta kendi tipinden kişilerle bile etkin bir biçimde iletişim kuramaz. Anlamını bilmediği, bir ilksel imgeler dünyasında tek başınadır. Dışadönük eşi gibi yeni olanaklar peşinde bir imgeden ötekine atlar, ne var ki sezgilerinin hiçbirini gerçek bir şekilde geliştiremez. Herhangi bir imaj üzerinde uzun boylu durmadığından, içedönük düşüncenin yaptığı gibi psişik süreçlerin anlaşılmasına derin bir katkıda bulunamaz. Başkalarının üzerine dayanıp geliştireceği parlak sezgileri olabilir.

Sekiz karakter tipini çizdik. Gene okurumuza anımsatalım, her tip için seçilen örnekler aşırı durumları göstermektedir. Aşırı durumdan anlaşılan bilinçli davranışın alabildiğine gelişmiş olduğu bilinçdışındaki bastırılmış, eşininse gerçekte gelişmeden kalmış olduğu durumdur. Böylece bilinçli davranış aşırı duruma gelmekte, çünkü bilinçdışındaki karşılığı normal vakalardaki gibi herhangi bir direniş, ya da dengeleyici etki göstermemektedir. Bu karakter tarifleri karakterlerden çok karikatür gibidir.

Bir kimsenin hem dışadönük, hem de içedönük olup, türlü oranlarda bütün işlevlerini kullanması daha tipik bir durumdur. Ancak genelde bir kimse daha çok dışadönük, ya da içedönük olur. Bu iki davranışın tam bir denge oluşturduğu seyrek görülür. Bir kimse aynı zamanda dört işlevden daha çok bir işlevi kullanmaya eğilimlidir. Jung, bu işlere ana işlev demektedir. Buna ek olarak bir de yardımcı işlev vardır. Yardımcı işlev ana işleve hizmet eder; kendi başına bağımsız değildir. Dolayısıyla ana işleve karşı duramaz. Düşünme ve duyma, her ikisi de akli işlevler olduğundan birbirlerine karşı çıkma eğilimi gösterirler. Biri ötekine yardımcı durumda olamaz. Aynı şey uyum ve sezginin akıldışı işlevleri için de söz konusudur. Duyum veya sezgi düşünce veya duygu için yardımcı işlev olabilir, bunun tersi de geçerlidir. Örneğin bir kimsenin ana işlevinin düşünme olduğunu varsayalım. Bu kimse duyu organlarından elde ettiği bilgiyi düşünmeye yardımcı olarak kullanabilir. Sezgi de üzerinde düşünülebilecek önseziler sağlayarak yardımcı işlev görebilir. Nitekim birçok büyük adam düşünce ile sezgiden birlikte yararlanır. Duyu ile sezgi için de aynı durum geçerlidir. Düşünme ile sezgi daha çok bir bilim adamında, ya da filozofta, duygu ile sezgi ise büyük sanatçılarda söz konusudur. İdealde, bir kimsede iki davranışın da gelişmiş olması ve eşit derecede gelişmiş bir şekilde işlemesi, eşit bir şekilde kullanılacak durumda olması beklenir, ama gerçekte işler böyle yürümez. Psişe bir bütün olarak uyum ve denge için nice çaba gösterirse göstersin, türlü parçaları arasında daima haksızlıklar olacaktır.

Her bireyin kendine özgü davranışları ve işlevleri vardır; bunlar bilinçte bulunmasalar dahi bilinçdışındadırlar ve davranışları oradan etkilerler. Bilinçdışında olan şeyin bireyleştirilemeyeceğini söylemişti Jung, yani gelişmemiş, ya da ilkel durumda kalacaktı. Bastırılmışlıktan başkaldırıldığında, kişinin davranışını tedirgin etmekte, hatta anormal ve sapık davranışlara yol açmaktadır. Bu anlamda gelişmeden kalmış bilinçdışı işlevler bilinç için potansiyel tehlikelerdir.

Bir bireyin karakterinin değerlendirilmesi, davranışların ve işlevlerin her birinin ayrışmış bilinçli bir durumda olmasına ya da ayrışmamış bilinçdışında bulunmasına göre yapılır. Doğru bir değerlendirme bir kimse üzerinde yapılacak uzun gözlemler ve derin analizler sonucu olur. Genelde bu tür bilgi uzun vadeli psikanaliz ile elde edilir. Değerlendirme sürelerini kısaltmak için davranış ve işlevlerin bilinçli ifadesinin şiddetini ölçmeye yönelik testler yapılmıştır. Bu testlerde, kişinin beğenileri, ilgi alanları ve alışık olduğu davranış biçimleri konusunda sorular, ya da seçenekler listesi kişiye sunulmaktadır. Örneğin partiye gideceğine evde oturup kitap okumayı tercih ettiğini söylerse, bu beğeni onun daha çok içedönük olduğunu gösterir. Bir sürü yaşantı duymak istediğini söylerse, onun duyumu yeğlediği ortaya çıkar.

Pratik Düşünceler

Bir kimsenin davranış ve işlev kalıbını belirleyen nedir? Jung'a göre bu, çocuğun yaşamında ortaya çıkan yaradılıştan gelen öğelere dayanır. Bu yaradılıştan olan kalıp, anne baba ve başka sosyal etkiler tarafından değiştirilmeye tabidir. Aynı aileden olan çocuklar nasıl ana babalarının tiplerinden ayrı başka tipler olabiliyorsa, çocuk üzerindeki aile baskıları da çocuğun yönelimini büyük çapta etkileyebilir; örneğin içedönük duygusal tip bir anne, dışadönük sezgisel tip kızını kendi tipine dönüştürmek isteyebilir. Ya da dışadönük düşünen tip bir baba içedönük duyumsal tip oğlunu kendi gibi yapabilir. Bireyin yaradılıştaki yapısını zorla değiştirmeye yönelen her şeyin zararlı olduğu kanısına uygun olarak Jung, bütün anne baba etkinliklerinin etkin olması durumunda, çocuğun daha sonraki yaşamında nörotik olması beklenir çoğu zaman. Jung, anne babanın rolünün, çocuğun iç yapısı doğrultusunda gelişme hakkına saygı göstermek ve bunun için her fırsatı tanımak olduğu kanısındadır. Ana baba arasında yer alan çoğu çatışmanın nedeni karakter tiplerinin uyuşmamasındandır.

Jung, aynı zamanda tarihin belli bir döneminde belli bir karakter tipi öteki karakter tiplerine yeğlenmekte demektedir. Özellikle düşünce ve duyum tipleri olmak üzere yazarların dışadönük tipleri tuttuğunu ve içedönük tipleri hor gördüğünü sandığı XX. yüzyılın ilk yarısı süresince Jung'a göre içedönükler toplumun horgörü yükü altındaydı. Acaba içedönükler, "sağlıklı", dışadönüğün toplumca kabul edilmiş stereotipine uymak için libidolarının yolunu değiştirmeleri mi gerekecekti? Böyle yaptıkları takdirde kişiyi daha tedirgin edecek iç çatışmalarına uğratacak sahte bir rol oynamış olurlardı. Öte yandan, sosyal eleştiri karşısında içedönüklüklerine tutunup kalacak olsalardı, kendilerini sürekli çatışma içinde bulacaklardı; gene de kişinin yaradılışına bağlı kalması zihin sağlığı için daha iyi bir yoldu.

Kişinin zihin sağlığı için önemli olan başka bir şey de aşık olduğu ve evlendiği kişinin tipidir. Karşıt tiplerin aynı tiplerden daha iyi ya da kötü geçinecekleri söylenemez genellikle. Birleşmenin tamamlayıcı bir öğe olup olmaması birçok şeye bağlıdır. İçedönük duygusal tiple evlenen dışadönük düşünen tip, kişiliğinin savsaklanmış, ya da bastırılmış yanını ifade eden biriyle yaşamaktan (vekaleten) bir tatmin duyar. Birlikte iyi bir çift oluştururlar. Ancak dışadönük düşünen tip eş, içedönüklüğü ve duyguyu reddediyorsa, eşin davranışlarındaki bu özelliklerin ifadesi sürekli sinir kaynağı olacaktır. Örneğin iletişim kurmayan içedönük duygusal bir tip ile heyecan arayan dışadönük bir duyumsal tip arasındaki bir evliliğin, ya da kararsız dışadönük sezgisel bir kişiyle ağırbaşlı dışadönük düşünen kişi arasındaki bir bağın olası sonuçlarım düşünün. Biri ötekinin zayıf yanını telafi etmeye yanaşmadığı sürece birbirlerinin sinirine dokunacağı kesindir. Bir kimse, evlendikten sonra eşinin karakterini değiştireceğine inanıyorsa, Jung'a göre, boşuna uğraşmamalıdır.

Aynı tiplerin uyumlu olacağına dair bir garanti de yoktur. Bilinçli olarak uyumlu bir ilişkinin gerçekleşmesi için aynı davranışlar, ilgi alanları, değerlere sahiptirler. Ancak başka bir tehlike söz konusu burada, birbirlerinin baskın davranışlarını ve işlevlerini öyle pekiştirirler ki, öteki davranışın ve işlevin bastırılma oranı artar. Böyle olduğu takdirde bastırılmış davranış ve işlevler daha güçlü olur, patlayıcı ve yıkıcı şekilde belirme olasılığı artar. Kişiler birbirlerinde çok benzer yan gördüğünde de birbirlerinin sinirine dokunabilirler.

Jung'a göre uyum bireyin kendi içinde gerçekleştirilmelidir, başka bir kişi ile tamamlayıcı bir bağ kurmaya çalışma sonucu değil. İki davranış ve dört işlev türü arasında enerjiyi eşit şekilde dağıtacak tam bir psişik uyum gerçekleştirmek olanaksızsa da, tüm davranış ve işlevleri elden geldiğince tam olarak bireyleştirerek aralarından birini ağırlıklı bir şekilde bastırmadan eşitsizlikler asgariye indirilebilir. Sık geçen bir Jung deyimi olan tek yanlılığın ancak zararlı, bazen de feci sonuçları olabilir. En iyi dostluklar ve evlilikler her iki kişiliğin tam davranış ve işlevlerinin gelişmiş olduğu iki tam bireyleşmiş kişi arasında olur.

Tiplerin her birinde belli bir nevroz, ya da psikoz tipi oluşma eğilimi vardır. Dışadönük duygusal tip histeriye, içedönük duygusal tip belirtileri yorgunluk, bitkinlik, dermansızlık olan nevrasteniye eğilimlidir. Duyumsal tipler fobilere, zorlamalara ve saplantılara eğilimlidir. Bu patolojik durumlar, ağır bastırmalardan ve genelde aşırı çevre baskılarından doğar.

Bir meslek seçerken kişinin karakterini düşünmesine yarar vardır. İçedönük bir kimse otomobil satıcısı olamaz, dışadönükse muhasebecilik yapamaz. Duyumsal tip iyi bir polis ya da itfaiyeci olabilir, ama iyi bir öğretmen, ya da rahip olamaz. Sezgisel bir tip iyi bir tamirci olabilir, ya da arıza bulmada üstüne olmaz, ancak her gün aynı işi yapan bir fabrika işçisi olamaz. Duygusal tipler sürekli soyut düşünme isteyen işlerden, düşünen tiplerse coşku gerektiren uğraşlardan uzak durmalıdır. Yazık ki, sosyal baskılar, egosantriklik ve başka birçok etki sonucu bir insan kendi karakter tipine ters düşen bir mesleği seçebiliyor. Bunun sonucu mutsuzluk, tatminsizlik, coşkusal rahatsızlığın kurbanı oluyor. İlkin dengesi pahasına bu mesleği sürdürmeye devam ederse, kötü sonuçlanacak psikolojik bir hastalığa tutulabilmektedir. Socrates'in "kendini tanı" ünlü öğüdü tüm insanlık için önemli bir mesajdır.

Sonuç olarak, Jung'un bu tipolojisi, insanları sekiz olsun seksen olsun, sınıfa sokmaya çalışıyor diye büyük eleştiri almıştır. Onların dediklerine göre her birey eşsizdir, belli bir sınıfın üyesi değildir. Bu eleştiriler Jung'un savını yanlış anlamışlardır. Bireyin psişesinin eşsizliği onun için besbelli bir şeydir. Tipolojinin rolü, birbirinden ayrı davranan insanların seçtikleri türlü yolları nitelemeye yarayan bir sistem sunmaktı. Davranış ve işlevler herkeste vardır ya, ayrı ayrı oranlarda ve türlü türlü bilinçdışı düzeylerdedir. Bunlardan bazıları diğerlerine oranla daha çok bireyleşmiştir. Her şeyden önce bireysel ayrılıkları anlatan bir sistemdir, yoksa insanları sekiz tipten birine sokma sistemi değildir.

Özet

Jung’un tipolojisi içedönük ve dışadönük diye iki davranış ile sekiz karakter tipi meydana getiren düşünme, duyma, duyu ile algılama ve sezgi gibi dört işlevden ibarettir. Davranış ve işlevlerdeki derece değişiklikleri ne derece bilinçli bir şekilde değişmiş ne derece bilinçdışı gelişmeden kalmış olması bireyler arasında çok geniş ayrılıklar oluşturabilmektedir.

Kaynakça

Jung, C. G. Collected Works. Princeton, N. J.: Princeton University Press.

Yol. 5. Symbols of Transformation.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült