Psikoloji Neyle Uğraşır?

Pierre Daco


Yıllar boyu, psikoloji adını alan bu güzel mesleği bir psikolog olarak uygularken, bu psikoloji teriminin ne denli gizemli ve gölgelerle çevrelenmiş olduğunu gördüm. Birçok kez «... fakat gerçekte psikoloji nedir? Neyle uğraşır? Neyi iyileştirir?» diye sorulduğunu işittim. Bazıları psikologun test uygulayan bir beyefendi olduğunu sanırlar. Onu, bir büyücü, bir müneccim ya da bunlara benzer herhangi bir şey olarak görmedikleri zaman bir bilinç yöneticisi olarak tanımlarlar. Çoğu kişinin, psikolojinin erek ve araçlarını biliyor olmasına karşın, bunlardan haberdar olmayan sayısız kişiler vardır. Sıkılganlıkla ilgili sorunlar için bana başvuranlar olduğu kadar nevrozla ilgili konular için de bana başvuranlar olur. Anneler, sorunu bilmedikleri için korkmuş bir vaziyette bana gelip çocuklarının vücutlarıyla çok ilgilendiklerini söylerler. «Henüz o denli genç ki, korkunç bir şey bu!» derler. Ya da kızgın bir baba tarafından kapıdışarı edilmiş, başkaldırmış ergenler içleri dolu bir halde gecenin 11’inde kapımı çalarlar. Bir diğerleri de yalnızca öğrenmek arzusuyla gelirler bana. Bazı kimseler ise, ne olduklarını, ne olabileceklerini ve özlerinde nelerin saklı olduğunu ortaya çıkarmak için gelirler. «Sinirsel çökkünlüğü olanlar, «mide ülserinden» yakınanlar, «cinsel sorunları olanlar» da bana başvuranlar arasındadır. Aile içi geçimsizliklerinden bunalanlar ve aile içi geçimsizlikleri olanlar da yine bizlere başvururlar. Bu durumlarda çoğu kez yetişkin birçok insanın kendilerinin bile yapamayacağı işleri çocuklarından beklediklerini görürüz. Aklı başında annebabalar gördüğüm gibi, bilinçsiz anne babalar da gördüm. Ne yaptığını bilen ergenlere karşın bilinçsiz ergenlere de rastladım. Yücelik kadar adiliğin de bir nedeni olduğunu gördüm. Bir geçit törenindeymiş gibi önümden geçen ve ıstırap çeken sayısız yüzler gördüm.

Tüm bunlar mesleğimin bir bölümünü mü oluşturuyor? Evet, tamamiyle öyle. Kesinlikle bilimsel bir temele sahip olmasına karşın her şeyden önce insana duyulan saygıya ve inanca bağlı bir bilim. ister normal, ister normaldışı olsun. İnsani olan her şey psikolojinin temelini oluşturur. Fakat... psikoloji kavramının halk arasında çok yavaş yaygınlaşması yüzünden, sayısız kişiler bazen de yıllar boyu cesaret edemeyip duraksıyorlar. Ancak, umutsuzluk ya da intihara iki adım kala gelip beni buluyorlar. Sayısız konferanslar verdim. Hemen her zaman insanı derinden duygulandıran yüzlerce mektup aldım. Bu, insanla uğraşan bilim dalının yararına tanık oldum hep. Çoğu kez, insanın kendi kendisine yardımcı olabileceğini sandığı halde bunun yanlış olduğunu gördüm. Peki neden? Çünkü kişi, kendini kendi gözüyle gözlemektedir. Bu gözlemde, onda dokuz oranında gerçekleri saptırma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Jacqueline D, bana başvurduğu zaman ailesinin iflasına ramak kalmıştı. Bu bozuk aile durumu üç yıldan beri devam ediyordu. Üç hafta süren psikolojik bir görüşme sonunda ailenin yapısı yeniden canlandı. Çünkü Jacqueline, insan varlığının derin mekanizmasını anlamıştı artık.

Genç bir adam olan Jean’ın, kendisini nevroza ve saplantılara dek götüren cinsel sorunlar yüzünden ıstırap içinde olmasına ne demeli? Jean üç aylık bir sağaltım döneminden sonra sorunlara tamamen farklı bir açıdan bakmaya başladı. Üç ay içinde normal yolu bulup yeni bir yaşama başlamayı başardı.

Ya, şiddetli kalp ağrılarından yakınan Paul R? Kalbi gerçekten hasta olsa bile tüm kişiliğinin çok daha hasta olduğunu düşünebilmekten çok uzak değil miydi? Şiddetli duygusal bozukluklardan kaynaklanan kalp rahatsızlığı, itilmelerle (rıfulman) ortaya çıkmamış mıydı?

Ya Yvette, ürtikerden, saplantılı fikirlerden, takmaklardan, ekzemadan ve kolitten yakınmıyor muydu? O da diğerleri gibi, ruhsal kişilik yapısının hasta olduğunu ve sorunun psikosomatik tıp dalını ilgilendirdiğini bilmiyordu.

Diğer yandan yaşamlarını tamamen yanlış bir biçimde yorumladıkları iç bilgiler üzerine temellendirmiş olan bir sürü insan yok mudur?

Öyleyse bu durumda kitabımızın ereği, psikolojinin ne olduğunu anlatmak olacaktır. Bunun verimli olacağı kanısındayım. Psikoloji insanla ilgili sayısız gerçekleri içermektedir. Herkesin, bu bilim dalında kendi sorunlarına, endişelerine ve kuşkularına yanıt bulacağına inanıyorum. Birbirinden farklı milyonlarca sorun vardır kuşkusuz. Ancak, bunların hemen hemen tümü, temelde insan ıstırabı konusunda birleşirler. İnsanların en gizli yanı birbirinin aynıdır. Bir Papu’nun derin bilinçdışı hemen hemen biz Avrupalılarınkine benzemektedir. Bu gözlem, insan ayrılıkçılığına yönelik eğilimlerin bulunduğu yaşadığımız devirde, oldukça güven verici gözüküyor değil mi?

Bu kitabın her gün başvurulabilecek temel bir kaynak kitap olacağını ümit ediyorum. Psikoloji bir bilgelik ve denge okuludur. Kitabımın hemen herkesi psikolojiye az çok yakın kılmasını, bu psikoloji kavramını sisler içinde yüzmekten, belirsiz bir kavram olmaktan kurtarmasını istiyorum.

Herhangi bir kimse bu kitaptan elde ettiği bilgilerden daha çoğunu elde etmek >çin bir psikologa başvurduğunda... bunu, sorunun bilincinde olarak yapmış olacaktır.

Psikolojiyi tanımlayalım

Psikoloji terimini yalın bir biçimde ele aldığımızda;

Psukhe = (Ruh) ve Logos = (Bilgi) anlamına geldiğini görürüz.

Böylece genel anlamda psikoloji ruhun ya da zihnin bilimi olacaktır. Fakat bu tanım doyurucu değildir. Çünkü ruhun ya da zihnin çok çeşitli anlamları vardır. Bu terimler kendi katı, kesin anlamlarıyla ele alındıklarında bu ruhbilim, bir fizikötesi bilimden başka birşey olmayacaktır.

Öyle ki, ben, psikolojiyi, «Psikoloji her türden zihinsel görüngülerin incelenmesidir» şeklinde tanımlıyorum. O, bilinçli ve bilinçsiz olguları inceler. Fransız psikolojisinin büyük devi Janet şöyle diyordu. «Psikoloji her şeyle ilgilidir. O, evrensel bir yapıya sahiptir. Her yanda psikolojik olgular vardır.»

Psikoloji :

 — İçsel ya da dışsal tüm insan davranışlarını gözler.

 — Bu davranışların iç ve dış nedenlerini araştırır. Örneğin, sıkılgan bir kimse karşısında psikoloji;

 — Onun, dıştan gözüken davranışlarını inceleyecek (ses, hareket, yürüyüş tarzı, gülme vb. gibi).

 — Sıkılganlığına neden olan dış etmenleri (aile, eğitim, din, özel durumlar gibi) araştıracak.

 — Bilinçli ya da bilinçsiz olan iç etmenleri (yorgunluk, kalıtım,

uyumsuzluklar, yetenekler, heyecanlar, karmaşalar gibi) araştıracak.

 — Kişiyi iyeleştirme amacıyla ruhsal sağaltım yöntemlerinden birini uygulama alanına sokacaktır.

O halde psikoloji insan davranışının, mümkün olan milyonlarca dışavurumları içinde, (bu dışavurumlar ister normal ister normaldışı olsun) bir insan davranış bilimi ve de sanatıdır.

Bundan da anlaşıldığı gibi, psikolojiyi diğer insan bilimlerinden ayırma olanağı yoktur. Çünkü değil mi ki, her tür bilim insan tarafından oluşturulmuş olup eninde sonunda insanoğluna yarar sağlamaktadır.

Psikoloji ve psikiyatri arasındaki fark nedir?

Genellikle psikiyatrinin yalnızca akıl hastalıklarıyla uğraştığı, buna karşın psikolojinin sağlam ya da hasta tüm zihinsel görüngüleri içerdiği düşünülür. Bu durumda psikiyatrın, zihinsel hastalığın belirli bir döneminde sahneye çıktığı söylenebilir. Oysa bu düşünce tamamen yanlıştır. Çünkü herhangi bir durumda zihinsel bir uyumsuzluk olduğu zaman zihinsel bir hastalık da söz konusudur. Bu hastalık 5 dakika sürebileceği gibi 20 yıl da sürebilir. Hafif bir hazımsızlıktan yakman kişi, fiziksel bir hastalığa sahip demektir. Kanser olan bir hasta için de aynı şey söylenebilir. Bunun gibi, küçük bir sıkılgan da psikolojik bir hastadır. Aynı zamanda akıl hastası da olabilir. O halde burada, kesin bir sınır çizmeye olanak sağlamayan hastalıkta bir derece sorunu vardır. Böylece psikoloji ve psikiyatri birer sözcük sorunudur. Ancak, istersek, psikoloji genel bir bilim olarak psikiyatriyi de içine alabilir diyebiliriz.

Psikolojinin, tamamen dengeli insanla olduğu kadar dengesiz insanla da ilgilendiğini yineliyorum. Eğer psikiyatri sözcüğü bayağı anlamını bugüne dek koruduysa bunun nedeni popüler bir fikrin gelişim gösterememesindendir. Bu iki terim arasındaki ayırım oldukça yararsızdır. gunu da belirtelim ki, tamamen dengeli olan birçok Amerikalı düzenli bir biçimde özel psikiyatrlarına danışırlar. Bu terim bizde koruduğu saçma denecek ölçüdeki aşağılayıcı anlamını orada yitirmiştir.

NEDEN PSİKOLOJİ GÜNCEL BİR KONU OLMUŞTUR?

Her şey sıkı sıkıya birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı olan hiçbir şey yoktur. Eğer insanlar değişebilseydi her şey değişebilirdi.

-G. GURDJİEFF

Psikoloji neden bu kadar çok kişiyi ilgilendiriyor? Yanıtı basit : Psikolojinin son derece büyük gelişimi aynı ölçüde büyük bir gereksinime uygun düşmektedir.

Rayından çıkmış günümüz dünyasında bir araştırma yapma gerekliliği ile karşı karşıya bulunmaktayız. Yeni baştan oluşturulacak bir yapı için sağlam bir saha bulmak gerek. Çevremize, kalbimiz sıkışmadan bakamıyoruz. Bitkinlik, çöküntü, bunaltı, aşağılık duyguları, korku, bedeli ne olursa olsun bir üstünlük elde etme istemi vb. gibi hastalıklar yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Cinsellik, eğitim, toplumsal yaşam, insani değerler ve dinlerle ilgili birçok temel değerler işe yaramaz duruma gelmiştir.

Çoğu insanın, olabileceklerinden çok öte, hiçbir şey olmadıklarını görmek ıstırap verici bir şey. İnsanların birbirleriyle olan ilişkileri bozuluyor. Kitle ve yığın, bilinçli bireyin yerini almakta, aylaklık, tembellik olarak kabul edilmektedir. Kendine hakim olma duygusu kaybolmakta, normal olarak kabullenilmesi gereken üstün değerlikli bir eylem olağanüstü olarak nitelendirilmektedir. Giderek çoğu insanda bilinçdışı bir kendinden nefret etme, tiksinme duygusu oluşmakta, oysa gerçek üstünlüğün, onları yenmesini bilmek koşuluyla bu duyguların yaşanmasıyla başladığı bilinmemektedir.

Denge olmadan hiçbir şey olamaz!

Sağlam bir çıkış noktası bulmanın dışında hiçbir çözüm yolu yoktur. Ancak, bir tekinden söz edebiliriz. O da zihinsel ve fiziksel dengedir. Bu denge olmaksızın herhangi bir şeyi eksiksiz olarak gerçekleştirme olanağı yoktur. Onsuz bir bütünlük düşünülemez. Herhangi bir dengesizlik insanın fizyolojik ve psikolojik bütünlüğüyle olan bağlarını çözer ve bunun sonucu olarak da onu insanlığından uzaklaştırır. Her hastalık, her ruhsal yetersizlik ve dengesizlik insanı kendinden ve olanaklarından uzaklaştırır.

Basit bir örnek alalım. Dişi ağrıyan bir insan düşünün. Bu diş ağrısı onun tüm benliğini sarar. Zihni bu ağrı üzerinde yoğunlaşır. Bu ağrının dışında hiçbir şey yoktur onun için. Kişi kendini bu ağrıyla özdeşleştirir; bu ağrının ta kendisi olur. Bu diş ağrıları onu kendinden, işinden, düşüncelerinden uzaklaştırır. Tüm açık görürlülüğü kaybolur.

Ruh hastalıklarının büyük bir kısmı bu diş ağrısına benzer. Kişi, açık görürlüğünün değil de, hastalığının peşisıra gitmektedir. Sıkılganların, saldırganların, bunaltısı olanların yanısıra saplantılara, karmaşalara, gerilimlere sahip kişilerin durumu da aynıdır.

Güzel çağımız

Çağdaş insanların birçoğu uyumsuz durumda. Uyumsuzluktan söz edildiğinde akla çelişki gelir. Çelişki, çekiştirilmeyi, çekiştirilme de bunaltıyı anımsatır. En büyük çelişkilerden biri de, kişinin olduğu ve olmak istediği durum arasındaki çekişmedir. Derinlerde bulunan duygular ve dış davranışlar arasında ortaya çıkan çekişmeler bireyi parçalamaktadır. Böylece, psikolog, on hastasından sekizinin uyumsuzluk gösterdiğini saptar. Bu uyumsuzluk, bireyin çalışma yaşamıyla ya da yaşadığı çağla değil de kendi kendisiyle ilgilidir. Nedeni de, elbette ki içindeki sayısız çatışmalardır.

Çağımız itilmeler(*) çağıdır. Bu itilmeler fiziksel ve ruhsal hastalıklarda etkin olan güçlü etmenler olarak ortaya çıkmaktadır. Giderek içgüdüleri, özellikle de cinsel içgüdüyü aşağılık, iğrenç şeylermiş gibi görmemiz isteniyor. Fakat bu içgüdülerin var olduklarını, itilmeye uğrasalar da uğramasalar da işlevlerini sürdürdüklerini unutmayalım. Öyle ki, eğer bu içgüdüler açık ve seçik olarak görülür ve sağlıklı bir şekilde kabul ya da reddedilirse korkulacak bir şey yok demektir. Fakat çoğu kez ortaya çıkabilecek tüm sonuçlarına karşın aksi bir yol tutulur.

Çoğu kimse erişmek ister. Neye erişecektir? Bu soruya yanıt veremez. Bildiği tek şey birinci olarak erişmek istediğidir. Hangi konuda ve neden birinci olacaktır. Bunları da bilmez. Özellikle üstün olmak istemektedir. Niçin? Çünkü kendini aşağı görmektedir. Aşağılık duygusu hiçbir dönemde, günümüzde olduğu kadar gelişmemiştir.

Bilinçli birey yavaş yavaş kaybolmaktadır. Çağdaş insan, aklının ya da bilinçli düşüncesinin değil de, hastalıklı heyecansallığının ardından gitmektedir. Kullanılan araçlar, çoğu kez duyulmamış bir kabalığa sahiptir. Bazı reklam sloganlarını, bazı gazeteleri görmek, bazı radyo programlarını işitmek, her türlü bilinçli okumayı engelleyen resimli gazete yığınlarına bir göz atmak yeterlidir. Bu zararlı yayınların, çoğu kez bilinçsizlikle ve heyecansallıkla ilgili olduğunu belirtelim. Ancak, dehşete kapılmakta da haklıyız. Kafamızı tıka basa doldurma istemi salgın bir hastalık gibi hükmünü yürütmektedir. Ve ipleri ellerinde tutanlar heyecansallığın gücünü çok iyi bilmektedirler.

İnsan yaşamında bilincin, diğerlerine kıyasla ne denli küçük bir yere sahip olduğunu göreceğiz. Eğer bilinç bir göl büyüklüğünde ise, bilinçdışı bir okyanus büyüklüğündedir. Birçok hastalıkların bilinç ve bilinçdışı katmanları arasındaki çatışmalardan kaynaklandığını da aynı şekilde göreceğiz. Psikolojinin önemli uğraşlarından biri de, insanoğlunun bilinçdışını tanımasına ve onu, bireyin günlük yaşamındaki bilinçli katmanlarla uyumlu duruma getirmeye yardımcı olmaktır. Soruna bu açıdan bakıldığında, bir ormanda yaşayan ilkel bir insan çoğu uygar insandan kıyas edilemiyecek ölçüde daha tamdır.

Bir denge ve bir uyum elde etme zorunluğu vardır. Bir gerçek ve mutluluk bulmak gerekmektedir. Psikoloji bir özgürlük kazandırma ve açık seçik görebilme okuludur. Yanlış anlaşılmış ve yanlış sindirilmiş içgüdüleri açıklığa kavuşturur, içgüdülerin, endişe ve bunaltılara neden olmaksızın normal bir biçimde etkinliğini sürdürmesine olanak sağlar. Yanlış yapılmış eğitimleri, yanlış anlaşılmış dini sorunları

1) Bu terimi «Psikanaliz» ve Psikosomatik hekimlik» adlı bölümlerde gözden geçireceğiz.

açıklığa kavuşturur. Psikoloji bir rahatlama, kendine hakim olma ve dinginlik okuludur. İnsanın kendisini tanımasına olanak sağlar. Tanımak için de öğrenmek gerekir.

KİLİTLENMİŞ İNSAN

Ses dalgalarının varlığından haberi olmayan bir adam düşünelim. Bu adam aynı zamanda verici istasyonlardan ve radyo aygıtından da habersiz olsun. Günlerden bir gün kendisine bir radyo hediye edilir ve «fişi prize soktuğunda müzik sesi işiteceksin» denir. Adam söyleneni yapar ve müzik sesini işitir. Hayranlıkla ağzı açık kalmıştır. Bu müzik sesinin nasıl oluştuğunu ve nereden geldiğini bilmemektedir. Halbuki basit bir hareket bu sesin meydana çıkmasına yetmiştir bile. Bu adamın tüm yaşamı boyunca gerçek nedeni anlayamadığını varsayalım. Tüm bir yaşam boyu aynı müziği, aynı sesleri, aynı sosyal, politik, coğrafi ortamın sesim işitecektir. Fakat diğer yanda yüzlerce verici istasyonun, resim ve müziğin varlığından habersiz olacaktır.

Günlerden bir gün, bir teknisyenin evine geldiğini düşünelim. Adam, büyük bir sevinçle radyosunu gösterir. Teknisyen alıcının üzerine eğilir ve radyonun Paris istasyonuna bağlı kaldığını görür. Aynı zamanda bir kondansatörün varlığını da farketmiştir. Teknisyen etkinliği engellenmiş kondansatörü çözer; birden yüzlerce dil, yüzlerce müzik belirir. Evrensel bir resmigeçit vardır sanki. Şaşkına dönen adam büyük bir üzüntüyle, tüm dünyanın müziğini işittiğini sandığını halbuki hiç denecek kadar az şey işittiğini farkeder.

Milyonlarca kişi bu adama benzemektedir. Yaşamları süresince birkaç fikir ve hep birbirinin eşi olan düşünceler üzerine kapanmış durumdadırlar. Ne çıkış, ne de varış noktasını bilirler. Hatta öz olanaklarının varlığından bile habersiz olarak, cam kavanozlardaki balıklar gibi dönüp dururlar. Ve bu böylece bir teknisyen çıkıp gelinceye dek devam eder.

BİLİNÇLİ VE VERİCİ BİR İNSAN OLMAK

Bilinçli ve verici olmak insanı yetkin bir yaşam biçimine götürebilir. Ancak, yetkin bir gerçekleştirme fizyolojik ve psikolojik koşulların yetkinliğini gerektirir. Yetkin bir yaşam, korkularla, karmaşalarla, tıkabasa dolu, sayısız parçalara bölünmüş bir insanı değil, eksiksiz bir insanı gerekli kılar. Çoğu kişi kendi öz benine erişebilmek için kendinde bazı şeylerin eksik olduğunu duyar. Ruhsal hastalıkların birçoğu da bu eksik olan bazı şeylerden ileri gelmektedir.

Bilinçli bir kimse olmak insan varlığının tam bir uyum içinde olmasını gerektirmektedir. Uyum, uygunluktan, uygunluk da dengeden ileri gelir. Her hastalık, insanı bölüp uyumunu engellediğinden bilinçli olmak olanağını ortadan kaldırır. Uyum olmadan gerçek eylem olamaz (yani eylem ancak uyumlu olduğunda bireyin temel eğilimleriyle ahenk sağlar). Aksi takdirde insan, yaptığı ve olduğu şey arasındaki çelişkiyi anlar ve ıstırap çeker.

Uyum olmadan ne sevgiden ne de dostluktan söz edebiliriz. Sevgi, vermek, vermek de bir şeye sahip olmak anlamına gelir. Bir şeye sahip olmak ise, ruhsal açıdan güçlü olmanın kanıtıdır. Hiçbir gerçek güç, denge olmadan varolamaz. Aksi halde, asla, bir şey vermeden alan sözde sevgiye düşeriz. Çoğu kez hatalı bir eğitim sonucu ortaya çıkar ve sıklıkla hastalık nedeni olarak belirir.

EĞİTİMİN BİRİNCİL GÖREVİ

Eğitimin ana görevini bu kitap boyunca adım adım izleyeceğiz. Bir bölüm tamamen bu konuya ayrılmıştır. İlk eğitimin terbiyeden ibaret olduğunu unutmayalım. Çocuğa bazı reflekslerin zorunlu kılınması söz konusudur. Bu reflekslerin bazıları, iyi ya da kötü, hiçbir zaman yerleşemezler.

İşte aile yapısının dengeliliğini gösteren bir şekil.

Yetkin bir eğitim bu üç unsurun da yetkin olmasını gerekli kılmaktadır. Ancak bu ütopik bir gerçektir. Anne ve baba yetkin olmasalar bile, uygulayacakları eğitim, çocuğun özüyle tam bir uygunluk kurma zorundadır. Bu da ütopik bir düşüncedir. O halde eğitim her zaman bir uzlaşmadır. Giderek birçok annebaba bunu anladığından psikolojiyle ilgilenmeye başlamıştır. Eğitmek, bilgiler aktarmaktan ibaret olmakla birlikte, bir ruh halini de aktarmak anlamına gelir. O halde bu ruh halinin tüm bozuklukları olduğu gibi çocuğa aktarılacaktır. Eğer annebaba ya da eğitici, nesnelerin görünümünü bozan bir merceğe sahip olsaydı bu hatalı görünüm 10’da dokuz oranında çocuğa yansıyacaktı. O halde, yetkin bir eğitimin, eğitimcilerin dengesi üzerine temellendirilmesi gerekmektedir. Birçok yetişkinin, psikolojik hastalıkları, köklerini aile ortamında bulmaktadır. Eğitim bir sevgi görevidir; fakat uyumlu bir denge olmaksızın köklü bir sevgi olamaz. Köklü sevgi, sürekli bir biçimde verebilen kişide vardır. Aksi takdirde sevgi, o andaki heyecansallığa ve içtepiselliğe bağlı kalır. Bir annebaba çöküntü, korku, zayıflık, endişe vb. nedeniyle psikolojik yönden zayıfladığında hemen bu zayıflığını örtmenin yollarını arayacaktır.

Güvenliğe kavuşmak için kime yönelecektir? Tabii ki, sıkı sıkı çocuğuna yapışacaktır. Çünkü bu çocuk onun güvenliğini temsil etmekte ve zayıflığını örtmektedir. Bu türden birçok durumlarda annebaba çocuğuna bir şeyler verdiğini sanır; oysa, almaktan başka bir şey yapmış değildir. Çocuğun görüş alanını genişlettiğini sanır; oysa, bu alanı daraltmaktan başka bir şey yapmış değildir.

Annebabanın kendi öz açıkgörürlüğüne ve öz dengesine yeniden kavuşması gerekir. Bu gereklilik ilkin kendisi için, sonra da çocuğun eğitimi için zorunludur. Eğitimin, çok büyük bir aktarım zinciri olduğunu, her bir halkasının, en az yanılgı payına sahip olması gerektiğini unutmayalım.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült