Psikanaliz Ve Düşler

Charles Brenner


Düşlerin incelenmesinin psikanalizde özel bir yeri vardır. Yarım asır önce Türlerin Kökeni’nin "Origin of Species” biyolojide olduğu kadar Düşlerin Yorumu da “The Interpretation of Dreams” psikolojide o kadar devrimci olmuştur. PBI’de Brill'in “Interpretation of Dreams”in çevirisi için yazdığı önsözde Freud şunları yazmıştı:“Bugünkü değerlendirmemde bile bu kitap, yapma tahlilinde bulunduğum buluşların en değerlilerini taşır. Bu tür bir içgörü insanın önüne ancak bir kere çıkar”. Ayrıca, düşleri anlamadaki başarısı, zorunlu olarak tıp meslektaşları tarafından tamamen dışarıda bırakılmış olarak çalıştığı bu yüzyılın ilk yıllarında ona son derece yardımcı olmuştu. Bu zor zamanlarda hastaların yakındığı nevrozun nasıl tedavi edildiğini anlamaya ve öğrenmeye çalışıyordu. Mektuplarından bildiğimiz gibi (Freud, 1945) çoğu zaman cesaretini ve umudunu yitirmişti. Her ne kadar umudu kırıldıysa da düşler hakkında yaptığı buluşlardan cesaret kazanmıştı. Bu alanda yere tam bastığını bildi ve bu bilgi ona daha ilerlemesi için gereken güveni verdi (Freud, 1933).

Freud, kuşkusuz, düşler üzerindeki çalışmalarına çok değer vermekte haklıydı. Normal ruhsal olayların başka hiçbirinde zihnin bilinçdışı süreçleri bu kadar açık belirtilmez ve incelemeye bu kadar elverişli olamaz. Düşler zihnin bilinçdışına ulaşan yoludur. Bir psikanalist için bu bile düşlerin bütün değerini ve önemini kapsayamaz. Düşlerin incelenmesi sade yalın olarak genel bilinçdışı süreçleri ve içeriği anlamamıza yol açmaz. Özellikle bastırılmış ya da başka bir yolla bilinçten uzaklaştırılmış ve egonun savunucu mekanizmalarıyla serbest bırakılmış konulara yönelir. Nevroz ve belki de psikozları ortaya çıkartan patojenik süreçte rol oynayan id’in bilince çıkması yasaklanan bu kısmıdır. Böylece düşlerin bu özelliği, onların incelenmesinin psikanalizindeki özel yerinin diğer önemli nedenlerinden biridir.

Düşlerin psikanalitik açıklaması şöyle yapılabilir. Uykudaki öznel yaşantı ve uyandıktan sonra düş dediğimiz şey uyku sırasında bilinçdışı zihinsel işleyişin bir sonucudur. Bazen bu etkinlik niteliği ya da yoğunluğuyla uykuyu tehdit edebilir. Uyku sırasında uyuyanın anımsadığı ya da anımsayamadığı bilinçli yaşantıya “görülen düş” diyoruz. içindeki çeşitli unsurlara da “görülen düş içeriği” diyoruz. Uyuyanı uyandırılmayla tehdit eden bilinçdışı düşünce ve isteklere “gizli düş içeriği”, gizli düşün, görülen düş haline geçmesini sağlayan zihinsel işlemlere de “düş işlemi” diyoruz.

Bu ayrımları bellekte tutmak son derece önemlidir. Psikanalitik düş kuramındaki karışıklığın ve yanlış anlamanın kaynağı bu ayrımı yapmamaktadır. Kesin konuşmak gerekirse “düş” sözcüğü (psikanalitik terminolojide) yalnızca gizli düş içeriği, düş işlemi ve görülen düşün birer parçasını oluşturduğu bütün bir olayı göstermek için kullanılmalıdır. Uygulamada ise psikanalitik yazılarda “düş” genellikle görülen düşü kastetmek için kullanılır.

Eğer okuyucu psikanalitik yazıları iyi tanıyorsa bunun yapılması çoğu kez karışıklığa yol açmaz. Örneğin, “Hasta şöyle bir düş görmüştü" cümlesiyle başlayıp, görülen düş anlatılırsa psikanalitik yazıları bilen bir okuyucunun kafasında “düş" sözcüğünün “görülen düş” yerine kullanıldığında kuşku olmaz. Ancak düş kuramını tam olarak bilmeyen bir okuyucu psikanalitik yazılarda düş sözcüğünün belirlenmemiş olduğunu görürse kendi kendine yazarın ne demek istediğini sorması gerekir. Uygulamada, yazılarda ve tartışmalarda görülen ve burada açıklanması uygun olan diğer bir terim de “düşün anlamı" sözüdür. Düşün anlamı yalnızca gizli düş içeriğini gösterir. Şimdi tartışmamızda yanlış anlama olasılığını ortadan kaldırmak için terminolojimizde kesin olacağız.

Bir düşün üç parçasını tanımladıktan sonra düş görmeyi başlattığını sandığımız kısmın, yani gizli düş içeriğinin tartışmasına geçelim. Gizli düş içeriği üç ana gruba ayrılabilir. Birincisi çok açıktır. Gecenin duyusal izlenimlerini içine alır. Bu tür izlenimler sürekli olarak uyuyanın duygu organlarını etkiler ve bazıları bazen düşü başlatmakta rol oynar. Bu gibi durumlarda düşün gizli içeriğinin bir parçasını oluştururlar. Bu tür duyumların örneklerini hepimiz tanırız. Saatin çalması, susama, çişin ya da abdestin gelmesi, incinme, hastalığa bağlı acı ya da bedenin herhangi bir yerinin rahatsız edici durumu, rahatsız edici soğuk ya da sıcak, gizli düş içeriğinin bir parçası olabilir. Buna bağlı iki gerçeği akılda tutmak gerekir. Birincisi geceye ait birçok duyusal uyarıcının uykuya bir düşü ortaya çıkaracak kadar bile etki etmemesidir. Tam tersine duyu organlarımızdan gelen uyarıcıların çoğu uyku sırasında sezilebilir bir etki bırakmazlar. Uyanıkken oldukça kuvvetli olarak tanımlayacağımız duyumlar için bile bu doğrudur. Duyma süreçleri gayet normal olduğu halde şiddetli gök gürültüsü ve şimşekli fırtına süresince uykusu bozulmadan ve düş görmeden uyuyan insanlar vardır. İkinci bir gerçek de rahatsız edici duyusal izlenimin düş ortaya çıkartmadan doğrudan doğruya insanı uyandırmasıdır. Bunu özellikle hasta bir çocuğa olan anababanın uykusunda olduğu gibi “tek gözü açık” ya da “tilki' uykusu” uyunan durumlarda açıkça görebiliriz. Bu gibi durumlarda şiddeti ne kadar az olursa olsun çocuktan gelen en ufak rahatsız edici ses kişiyi uyandırır.

Düş görenin düş sırasında da bilinçdışı olarak süregelen günlük yaşantı, uğraşlar ve dertleri ile ilgili fikirleri ve düşünceleri, gizli düş içeriğinin ikinci grubunu oluşturur. Uyku sırasında etkileyici duyusal uyarıcılar gibi süregiden bu etkinlik de uyuyanı uyandırma eğilimindedir. Eğer uyuyan birey uyanma yerine düş görürse bu düşünce ve fikirler gizli düş içeriğinin bu parçasını oluştururlar. Bunun sayılamayacak kadar çok örnekleri vardır. Genellikle egonun açık olduğu çok çeşitli ilgi ve anıları ve bunlarla birlikte olan korku ya da umut, gurur ya da yenilgi, ilgilenme ya da iğrenme gibi duyguları içine alır. Bunlar bir gece önceki eğlenceyle ilgili düşünceler, bitmemiş bir iş üzerinde durma, gelecekte olacak mutlu bir olayı bekleme ya da uyuyanın yaşamıyla ilgili tahmin edebileceğiniz herhangi bir olay olabilir.

Üçüncü grup, uyanırken ego savunmalarıyla, hiç olmazsa ilkel biçimleriyle bilince çıkmaları ya da dolaysız doyumları yasaklanan bir ya da birkaç id dürtüsünden oluşur. Bu Freud’un ruhsal aygıtın yapısal varsayımını anlattığı monografda id'in “bastırılmış” dediği kısmıdır (Freud, 1923). Ancak Freud daha sonra diğer psikanalistlerce de genellikle benimsenen bilinçdışına bastırmanın bilince sokulmayan id dürtülerine karşı egonun kullandığı tek savunma olmadığı görüşünü benimsemiştir. Oysa ki “bastırılmış” deyimi id'in bu bölümünü belirtmekte bugün de kullanılmaktadır. Bu anlayışla herhangi bir gizli düş içeriğinin üçüncü grubunun id'in bastırılmış kısmından gelen dürtüler olduğunu söyleyebiliriz. Egonun id'e karşı savunmalarının en önemli etkileri çocuğun yaşamında preödipal ve ödipal dönemde ortaya çıkanlar olduğundan bu ilk yıllardaki id dürtüleri bastırılmış kısmın temel içeriğidir. Böylece gizli düş içeriğidir. Böylece gizli düş içeriğinin bastırılmış bölümünden gelen yön genellikle çocukça ya da bebeksidir (infantil). Yani ilk çocukluk dönemlerine uygun ve oradan gelen bir istektir.

Görüldüğü gibi bu bölüm, o anlık duyum ve ilgilerden ibaret olan gizli düş içeriğinin ilk iki grubunun tam karşıtıdır. Doğaldır ki çocuklukta, o anlık ve çocukça yaşantılar üstüste gelebilir. Ancak daha geç çocukluk dönemi ve yetişkinlerdeki düşler gözönüne alınırsa gizli içeriğin biri anlık, diğeri geçmişte olmak üzere iki kaynağı vardır.

Doğal olarak gizli düş içeriğinin bu üç bölümünden hangisinin daha önemli olduğunu ve her üçünün de her düşün gizli içeriğinde bulunup bulunmadığını öğrenmek isteriz. İlk soruyu Freud (1933) hiç kuşkusuz bastırılmışken gelen bölümün gizli düş içeriği için şart olduğunu söyleyerek açıklamıştır. Freud, düş görmek için gerekli ruhsal enerjiye bu bölümün büyük bir katkısı olduğuna ve bu katkı olmadan düş görülemeyeceğine inanmıştı. Freud'un dediği gibi, ne kadar şiddetli olursa olsun geceleyin duyusal bir uyarıcı, baskı altına alınmış bir iki istekten yardım almadan düşü ortaya çıkartmaz. Aynı şey uyuyanın ilgi ve dikkatini ne derece çekerse çeksin yaşamın dertleri için de geçerlidir.

İkinci soruya gelince, birinci soruya verdiğimiz cevaptan anlaşılacağı gibi bastırılmış kısımdan gelen bir ya da daha fazla dürtü her düşün gizli içeriği için gereklidir. Her düşün hiç olmazsa bazılarının gizli içeriğinde günlük yaşam kaygılarının bir parçasının bulunduğu açıktır. Diğer yönden geceye ait duyumlar bazı düşlerde çok göze çarpıcı rol oynadıkları halde her düşün gizli içeriğinde var olduklarını gösterememekteyiz.

Şimdi de gizli düş içeriğiyle görülen düş arasındaki ilişkiye ya da özellikle görülen düşün içeriği ya da unsurlarına değinmek istiyoruz. Düşüne göre bu ilişki çok sade ya da çok karmaşık olabilirse de değişmez kalan bir unsur vardır. Gizli içerik bilinçdışındayken buna karşın görülen düş bilinçlidir. İkisi arasında olabilecek en yalın ilişki gizli içeriğin bilinçli de olabilmesidir.

Bunun uyku süresinde duyusal uyarıcılar yönünden zaman zaman olması olağandır. Örneğin, bireye sabahleyin uyandıktan sonra, gece uyurken evin önünden gerçekten itfaiyenin geçtiği söylenebilir ve o da düşünde alarm düdükleri işittiğini anımsayabilir. Ancak bu tür bir yaşantıya gerçek düşten çok uyanık algılamayla, düş arası bir yaşantı olarak bakma eğilimindeyiz. Hatta uyuyanın düdükleri işitince bir an uyandığından kuşkulanabiliriz. Ancak bu bizim yönümüzden bir sayıltı olmaktan öte gitmez.

Kuşku götürmez şekilde düş olan olayların açıklanması şimdiki amacımıza daha uygun olacaktır. Bunlardan gizli ve görülen içerik arasındaki en sade ilişkiyi erken çocukluk düşlerinde buluyoruz. Önce bu gibi düşlerde günlük ilgilerle çocuksu ilgileri ayırt etmemize gerek yoktur, çünkü ikisi de aynı şeydir. Ayrıca henüz id'in bastırılmış ve diğer bölümleri arasında kesin bir ayırım yoktur; çünkü çok zayıf olan çocuğun egosu henüz id'in herhangi bir dürtüsüne karşı sürekli savunmalar geliştirme düzeyine gelmemiştir.

Annesi yeni bir bebekle hastaneden dönmüş, iki yaşında bir çocuğun düşünü örnek alalım. Annesi döndükten sonra bir sabah çocuk görülen içeriği şöyle olan bir düşten söz etti: “Bebeğin gittiğini gördüm.” Bu düşün gizli içeriği nedir? Genellikle bu sade düş görenin çağrışımlarıyla, yani psikanalitik yöntemin kullanılmasıyla saptayabileceğimiz bir şeydir. Doğal olarak iki yaşındaki bir çocuk bu tür bir görevi anlayamaz ve yapamaz. Ancak bu olguda çocuğun yeni bebeğe karşı bilinen saldırgan ve reddeden davranış ve tutumunu, düşün görülen içeriğine olan çağrışımları yerine koyabiliriz. Bunu yaptığımız zaman düşün gizli içeriğinin yeni bebeğe karşı duyulan saldırgan bir dürtü ve onu ortadan kaldırmaya ya da yok etmeye yönelik bir istek olduğuna karar verebiliriz. Örneğimizdeki düşün gizli içeriğiyle görülen içeriği arasındaki ilişki nedir? Görülen içerik, gizli içerikten aşağıdaki biçimlerden biri gibi değişmektedir. İlkönce, daha önce de değindiğimiz gibi birincisi bilinçli, ikincisi ise bilinçdışıdır. İkinci olarak görülen içerik görsel bir görüntü, halbuki gizli içerik dürtü ya da istek gibi bir şeydir. Son olarak görülen içerik gizli istek ya da dürtüyü doyum halinde temsil eden bir görüntüdür. Sonuç olarak bu örnekteki düş işlemi istek doyurucu tasarımın ve onun görsel biçimde temsilinin ortaya çıkışı ya da seçilişinden olmuştur. Bildiğimiz kadarı ile erken çocukluk dönemindeki bütün düşlerin gizli ve görülen içeriğindeki ilişki budur. Aynı zamanda daha sonraki çocukluk döneminde ve yetişkinlikteki düşlerde bu ilişkideki temel örüntü izlenir. Bu daha karmaşık düş örüntüleri kısa süre sonra tartışacağımız öğelerle daha karmaşık ve ayrıntılı bir duruma gelir.

llkönce, düş görme sürecinin temelde id dürtülerinin hayalde doyurulması olduğunu gösterelim. Şimdi uyuyanın rahatsız edici bilinçdışı zihni etkinliklerle uyandırılacağı yerde düşün uykuyu nasıl sürdürdüğünü daha iyi anlayabiliriz. Gizli düş içeriğinin bir bölümünü oluşturan id'den gelen rahatsız edici istek ya da dürtü, hayalde doyurulur ve böylece hemen şimdiliğinin bir kısmını ve dolayısıyla uyuyanı uyandırma gücünü yitirir.

Görülen düşün istek doyurucu olması gizli içeriğinden dolayıdır. Gizli içerik, düşü başlattığı gibi onu yürüten ruhsal enerjinin de temel kaynağıdır. Gizli içerikte rol oynayan id sade doyuma erişme için baskı yapar. içgüdüsel dürtülerin türevi olan id için bu doğaldır.

Düşte, hayal yoluyla bir dereceye kadar doyum sağlanabilir; çünkü uykudan dolayı uygun eylemlerle tam doyumu sağlamak olanaksızdır. Eylem olmadığı için görüntü onun yerine kullanılır. Aynı fikri ruhsal enerji yönünden şöyle açıklayabiliriz. Gizli içerikteki id unsurlarına yapılan enerji yatırımı ruhsal aygıtı düş işlemini sürdürmesi için harekete geçirir ve görülen düşteki görüntüsel isteğin doyurulması yoluyla bu enerjinin bir bölümü boşaltılır.

Bu noktada çocuklar ve yetişkinlerin birçok düşlerinin görülen içeriğinin ilk bakışta ya da sonraları pek istek doyurma biçiminde olmadığını dikkate almak zorundayız. Tam karşıtı bazı düşlerin görülen içeriği üzücü ya da korkutucu olabilir. Bu nokta geçen elli yıldır Freud’un “her düş istek doyurucudur” fikrini çürütmek için birçok kez kullanılmıştır. Kuramımızla, belirgin gerçekler arasındaki görünümdeki çelişki nasıl çözülebilir?

Sorumuzun cevabı çok yalındır. Daha önce söylediğimiz gibi erken çocukluktaki düşlerdeki gizli içerik, düş işlemi yoluyla gizli içeriği oluşturan dürtü ya da dileğin, doyum hayali olan görülen düşü ortaya çıkartır. Bu hayal, düş gören tarafından duyusal izlenimler biçiminde algılanır. Gizli ve görülen içerik arasındaki belirgin ilişki yaşamın sonraki dönemlerinde de bazen bulunabilir. Bu düşler çocukların yalın düşlerine benzer. Ancak genellikle yaşamın daha ileri dönemlerindeki düşlerin görülen içeriği doyum sağlayan hayalinin gizlenmiş ve çarpıtılmış, genel olarak görsel ya da bir seri görsel imgeye dayanan yaşantılardır. Genellikle gizleme ve çarpıtma o kadar yaygın olabilir ki görülen düşün doyum sağlayan yönü tanınmaz hale gelir. Hepimizin bildiği gibi bazen görülen düş görünüşte birbiriyle hiç ilişkisi olmayan, hiçbir anlam belirtmeyen, hiçbir biçimde bir isteğin doyumunu temsil etmeyen parçalardan oluşur. Bazen de gizleme ve çarpıtma o kadar ileri gidebilir ki görülen düş, doyum sağlayan hayalden umacağımız gibi zevk verici olma yerine korkutucu olup hoşa gitmeyebilir.

İleri çocukluk ve yetişkinlikteki görülen düşün çok belirgin özelliklerinden olan gizleme ve çarpıtmayı yaratan düş işlemidir.

Düş işleminde rol oynayan süreçleri ve bunların gizli içeriğini artık görülen düşte tanınmayacak hale getirmeyi nasıl sağladıklarını anlamak isteriz.

Freud düş işlemiyle ilgili iki temel, bir de yardımcı etken olduğunu göstermeyi başarmıştır. Düş işleminin ilk temel etkeni, gizli içeriğin daha önce çevrilmemiş kısımlarının birincil süreç diline çevrilmesi ve bundan sonra gizli içerik unsurlarının doyum sağlayan hayaller olarak yoğunlaştırılmasıdır. İkinci temel etken egonun savunucu işlemlerinden oluşur. Bu savunucu, Freud'un istenmeyen yazıların bastırılmaması için geniş yetkisi olan sansüre benzettiği işlemler, çeviri sürecinde ve hayallerin oluşmasında da çok etkindir. Üçüncü yardımcı etken ise Freud’un ikincil geliştirme (secondary elaboration) dediği etkendir.

Şimdi her bir etkeni tek tek inceleyelim. Öncelikle daha önce sözünü ettiğimiz gibi düş işlemi, gizli içeriğin başlangıçta ikincil sürece göre belirtilmiş olan bölümlerinin birincil süreç düşüncesine çevrilmesidir. Bunlar genellikle günlük yaşamın ilgi meraklarından oluşur. Ayrıca Freud'un belirttiği gibi bu çeviri belirli bir biçimde olur. Çeviri sonucunun yoğurulabilir (plastic) görsel hayaller şeklinde belirtilebilmesi için bir çabanın olduğunu söyler. Plastik temsil için olan bu çaba, görülen düş içeriğinin temelde bu tür hayallerden oluşmasıyla bağdaşır. Bu çeşit plastik temsile benzer bir çaba ise bilinçli olarak uyanık, normal yaşamımızda görülebilir. Örneğin, sinema oyunu, çizgi filmleri gibi...

Düş işlemindeki çeviri sürecini kuşkusuz etkileyen diğer bir etken ise gizli düşün halen birincil süreç dilinde olan kısmıyla, yani bastırılmış istek dürtülerle ilgili anılar ve hayallerdir. Diğer bir deyişle, düş işlemi, günlük yaşam dertlerini, bastırılmış düşüncelerle bağlantısı ve ilgili olan olaylarla mümkün olduğu kadar yakın ilişkisi olan hayallere çevirme eğilimindedir. Aynı zamanda düş işlemi, bastırılmış dürtüyle bağıntılı birçok doyum hayallerinden ancak günlük yaşam uğraşlarına en kolayca çevrilebilecekleri seçer. Bütün bu çapraşık sözlerle şunu anlatmak istiyoruz. Düş işlemi, gizli içeriğin çevrilmesi gereken kısımlarının mümkün olduğu kadar yaklaşık olarak birincil süreç dilimine çevrilmesini etkiler ve aynı zamanda yine gizli içeriğin bir parçası olan bastırılmış dürtünün doyumunu temsil eden bir hayal yaratır ya da seçer. Bir önceki paragrafta dediğimiz gibi bütün bunlar görsel temsile dayanarak yapılır. Buna ek olarak sözünü ettiğimiz yoğunlaştırma süreci, bir hayalin aynı anda birçok gizli düş unsurunu birden temsil etmesini olası kılar. Bu Freud’un yoğunlaştırma (condensation) dediği süreçtir. Çoğu durumda görülen düş, gizli düş içeriğini oluşturan düşünce, duyu ve isteklerin yoğunlaştırılmış şeklidir.

Ego savunmalarının düş işlemindeki rolünü tartışmaya başlamadan önce şu soruyu sormamız gereklidir. Düş işleminin şimdiye kadar anlattığımız kısmı, görülen düş özellikleri olarak sözünü ettiğimiz gizleme ve çarpıtmalarda rol oynuyor mu? Eğer oynuyorsa bunun derecesi nedir?

Günlük uğraş ve dertleri birincil süreç dilinde belirtmenin konunun ileri derecede çarpıtılmasıyla sonuçlanacağını anlamak zor değildir. Ancak okuyucu yine de bu ruhsal işlemin, düşün anlaşılmaz biçimine girmesini niçin etkilediğini sorabilir. Karikatür çizen, charade ([1]) oynayan bir insan, birincil süreç dilinde olmasına rağmen bu hayallerin anlamını anlayabilir. Aslında bunların anlamı, yapandan başka kimselerce de anlaşılır. Aynı biçimde birincil süreç dilinde yansıtılan fikirler diğer durumlarda da anlaşılabilir.

Bu sorunun cevabının bir kısmı aşağıda verilmiştir. Espri, karikatür ve hatta charade oyununun yapımında özel bir koşul vardır. O da anlaşılır olmasıdır. Eğer “iyi iseler” dinleyiciye bir anlam iletmeleri gerekir. Oysa görülen düş böyle bir koşulla sınırlanmamıştır. O yalnızca bir isteğin hayalde doyumuna ya da diğer bir deyişle gizli içeriğe bağlı olan ruhsal enerjinin, uyuyanı uyandırmayacak oranda boşaltılmasına yönelmiş bir sürecin sonucudur. Bu yüzden görülen düşün o an uyuyana anlamlı gelmemesi pek şaşırtıcı değildir.

Ancak düş işleminde katkısı olan, daha önce sözünü ettiğimiz temel etkenlerin ikincisi, gizli düş içeriğini saklamada ve görülen düşü anlaşılmaz hale sokmada çok daha önemli bir rol oynar. Okuyucunun anımsayacağı gibi bu ikinci etken ego savunmalarının işleyişidir. Bu arada, Freud'un bu etkeni ilk kez belirlemesinin, “ego ve savunma” terimlerini içine alan ruhsal aygıt üzerindeki yapısal varsayımı ortaya atmasından çok önce olduğunu belirtelim. Bu nedenle bu etkeni isimlendirmesi gerekmişti. Seçtiği kelime daha önce de söylediğimiz gibi çok uygun ve açıklayıcı bir terim olan “düş sansürü” idi. Görülen düşün ortaya çıkmasında rol oynayan ego savunma işlemlerini açıkça anlayabilmek için öncelikle bu savunmaların gizli düş içeriğinin değişik bölümlerini değişik derecede etkilediklerini anlamamız gerekir. Gizli içeriğin gecenin duyumlarından oluşan bölümü genellikle egonun savunucu işlemlerine bağımlı değildir. Yalnız, egonun bütün bu duyumları uyku isteği sonucunda yok saymaya çabalayabileceğini düşünebiliriz. Ancak uyuyanın gece duyumlarına karşı olan bu tutumunun, her zaman kullanılan anlamda bir ego savunması olup olmadığından emin değiliz. Bu yüzden rahatlıkla tartışmamızı amaçları dışında bırakabiliriz.

Gece duyumlarının tam karşıtı ego savunmaları, gizli içeriğin bastırılmış istek ve dürtülerden oluşan bölümüne dolaysız olarak karşı çıkarlar. Bu karşı gelmenin uzun süreli ve oldukça değişmez olduğunu ve bu yüzden “bastırılmış kısım”dan söz ettiğimizi açıkça bilmekteyiz. O halde, ego savunmalarının gizli düş içeriğinin bu bölümünün bilince görülen düş olarak çıkmasına karşı geldiğini kolayca anlayabiliriz; çünkü ego savunmaları uyanıkken de bu bölümün bilinçli olmasına sürekli karşıdırlar. Ego savunmalarının gizli düş içeriğinin bu bölümüne karşı gelmesi, görülen düşün anlaşılmaz olması ve istek doyurucu hayal olarak tanınmamasının başlıca nedenidir.

Gizli düş içeriğinin geriye kalan bölümü, yani günlük yaşamımızın uğraşları, ego savunmaları yönünden şimdiye kadar sözünü ettiğimiz iki grubun ortasında yer alır. Günlük yaşam uğraşlarının birçoğu, belki uykuyu rahatsız etmeleri dışında egonun karşı koyması ile karşılaşmaz. Hatta bazıları ego için hoşa giden, istenen şeylerdir. Ancak bunalım ve suçluluk duygusu doğuran kaynaklar olarak egonun hoşuna gitmeyen günlük uğraşları da vardır. Böylece uyku sırasında ego savunmaları haz vermeyen bu kaynakların bilince girmesine engel olmaya çalışır. Şimdi sözünü etmekte olduğumuz gizli düş unsurlarını ele alırsak egonun onlara bilinçdışı karşı gelme kuvvetinin, bunalım ya da suçluluğun yoğunluğuyla, yani onlarla ilgili huzursuzlukla orantılı olduğuna inanıyoruz. Böylece görüyoruz ki ego savunmaları, gizli düş içeriğinin bilinçdışının bastırılmış kısmıyla ilgili bölümlerine kuvvetli olarak ve yine gizli içeriğin bir parçası olan günlük uğraşlarla ilgili bölümlere ise yerine göre kuvvetli ya da zayıf olarak karşı gelmektedir; fakat yine de gizli içerik dediğimiz düşünceler, istekler ve duyumlar bilince çıkmayı başarır ve görülen düş olarak ortaya çıkar. Ego bunu önleyemez ama düş işlemini etkileyerek görülen düşün tanınmayacak şekilde değişmesine ve bunun sonucunda anlaşılmaz olmasına neden olur. Böylece görülen düşün anlaşılmaz olması yalnız birincil süreç dilinde olmasına bağlı değildir. Anlaşılmaz olmanın temel nedeni egonun savunma mekanizmalarıdır.

Freud (1933) görülen düşe “uzlaşma oluşumu” demişti. Bununla görülen düş unsurlarının, gizli düşün karşı gelen kuvvetleriyle ego savunmaları arasında bir uzlaşma olduğunu kastetmiştir. Aynı şekilde nevrotik belirtiler bastırılmışlıkla ego savunmaları arasında bir uzlaşmadır. Bu noktada bir örnek vermek herhalde yararlı olur. Düşü görenin bir kadın, bastırılmış kısımla ilgili gizli düş içeriğinin ödipal döneme ait bir istek olan babayla cinsel ilişkide bulunma olduğunu varsayalım. Bu görülen düşte, düşü görenle babasının kavga ettiği biçiminde ve bununla birlikte duygusal yönden de cinsel bir heyecan halinde temsil edilebilir. Ancak, eğer ego savunmaları ödipal isteğin bu şekilde gizlenmemiş olarak yansıtılmasına karşı geliyorsa cinsel heyecanın bilinçli olması önlenebilir. Bunun sonucunda, görülen rüya cinsel heyecan duygusu olmadan babayla kavga etme biçiminde olabilir. Eğer bu hala ilk tasarıma, egonun bunalım ya da suçluluk duymadan katlanamayacağı kadar yakınsa baba hayali ortaya çıkmaz. Onun yerine başka biriyle, örneğin kendi oğluyla kavga etme görüntüsü olabilir. Eğer kavga etme görüntüsü ilk tasarıma hala yakınsa başka bir fiziksel hareketle, örneğin dans etmekle yer değiştirebilir. Böylece görülen düş, düşü görenle oğlunun dans etmesi şeklinde olur. Bu bile egoyu tehdit edebilir.

O zaman şimdi anlattığımız görülen düş yerine, yabancı bir kadınla kendi oğlunu cilalı bir zemin üzerinde görme geçebilir.

Bu bir seri örneği vb. diyerek bitirmemiz gerekir; çünkü gizli düş unsurlarının gizlenmesi için olan olasılıklar sonsuzdur. Doğal olarak aslında gizli düşün görülen düşe ne kadar yaklaşık olduğunu, yani gizli düşün, düş işlemi tarafından ne kadar gizlenmiş olduğunu, savunmalarla gizli düş unsurlarının kuvveti arasındaki denge saptar. Geçen paragrafta verilen örnekte görülen düşlerin her birinin uygun zamanlarda ortaya çıkacak birer olasılık olduğunu okuyucunun anlaması gerekir. Yoksa örnek, belirli bir düşte ilkönce görülen içerik A'nın denendiği, ego buna katlanamadığı için B'nin onun yerini aldığı, B olmazsa da C'nin ortaya çıktığı kanısını vermemelidir. Tam tersi savunmalarla gizli içerik kuvvetlerinin dengesine bağlı olarak ya A ya B ya da C görülen düşü oluşturacaktır.

Öngörülebileceği gibi örneğimiz, savunmalarla gizli içerik arasında olabilecek bütün uzlaşmaları kapsamamaktadır. Bütün bu olasılıkları içine alabilecek bir liste yapmaya yanaşmak bu bölümün amacı dışında kalmaktadır. Ancak bazı tipik ve önemli olanlarından söz etmemiz gerekir. Gizli içerikte birbirine bağlı olaylar görülen içeriğin çok ayrı bölümlerinde ortaya çıkabilir. Böylece düşü gören düşün bir bölümünde birisiyle kavga ettiğini, diğer bir bölümünde de babasının orada olduğunu görebilir. Bağların bu şekilde kopması düş işleminin işidir.

Çok görülen diğer bir uzlaştırma olayı ise görülen düşün bir bölümünün ya da hepsinin çok belirsiz olmasıdır. Freud'un gösterdiği gibi bu hal gizli düş unsuru ya da unsurlarına karşı savunmanın çok fazla olduğunu gösterir. Savunma, görülen düşün bir kısmının bilince çıkmasını önleyecek kadar değil ama büyük bir bölümünü bilinçdışında tutacak ya da belirsiz yapacak kadar kuvvetli olmuştur.

Gizli düş içeriğindeki duygular da düş işlemi tarafından çeşitli biçimlere sokulurlar. Daha önce verdiğimiz örnekte, cinsel heyecan gibi duyguların görülen içeriğe hiç çıkmama olasılığını göstermiştik. Bir başka olasılık ise duygunun yoğunluğunun çok azalmış şekliyle ya da biraz değişik biçimde ortaya çıkmasıdır. Böylece gizli içerikteki öfke, görülen içerikte hafif kırgınlık ya da hoşlanmama şeklinde, hatta kırgın olmama duygusu halinde görülebilir. Sözünü ettiğimiz son noktaya benzer bir olasılık ise gizli düş içeriğine ait bir duygunun görülen düşte tam tersi bir duyguyla temsil edilmesidir. Gizli bir özlem böylece bir tiksinti ya da nefret, sevgi, üzüntü, sevinç olarak ortaya çıkabilir. Bu çeşit değişiklikler Freud'un kullandığı anlamda ego ve gizli içerik arasındaki “uzlaştırma”yı temsil etmekte ve görülen düşe büyük bir gizlilik getirmektedir. Rüyadaki duygulardan tam olarak söz etmek düşte bunalımdan söz etmeden olanaksızdır. Daha önce bu bölümde değindiğimiz gibi Freud'un eleştiricileri, Freud'un “her görülen düş bir istek doyurucudur” sözünü birçok düşte bunalımın görülen içeriğin önemli bir yönü olduğunu söyleyerek reddetmeye kalkmışlardır. Psikanatilik yazılarda bu çeşit düşlere genellikle bunalım düşleri denir. Analitik olmayan yazılarda ise karabasan olarak nitelendirilir. Karabasanların en kapsamlı psikanalitik incelenmesi Jones (1931) tarafından yapılmıştır. Genellikle bunalım düşlerinin, egonun savunucu işlemlerinde bir eksiklik olduğunu gösterdiklerini söyleyebiliriz. Egonun savunucu çabalarına rağmen gizli düş içeriğinin bir unsuru egonun katlanamayacağı kadar açıklıkla ya da dolaysızlıkla bilince çıkmıştır. Sonuç egonun bunalım tepkisi göstermesidir. Jones'un da belirttiği gibi karabasanlarda ödipal hayaller büyük bir gizlilik olmadan görülen düşte ortaya çıkarlar. Bu tür düşlerin görülen içeriğinde ya da bilinçte sıklıkla cinsel doyumla dehşet birarada görülür. Bunalım düşleriyle yakından ilgili diğer bazı düşlere ise ceza düşleri denir. Bu düşlerde diğer birçok düşlerde olduğu gibi eğer bastırılmış kısımdan oluşan gizli içeriğin bir parçası görülen içerikte dolaysız olarak belirtiliyorsa ego suçu, yani süperego lanetlemesini önceden hisseder. Sonuçta diğer düşlerden ayrı olmayan bir biçimde ego savunmaları gizli içeriğin bu bölümünün ortaya çıkmasına karşı koyar. Ancak ceza düşleri denen bu düşlerde görülen içerik bastırılmış isteğin doyumunun oldukça gizli bir biçimde yansıtılması yerine bu isteğin cezalandırılmasının gizli bir biçimde ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Doğal olarak bu hal ego, id ve süperego arasındaki çok garip bir uzlaşmadır.

Bu noktada belki okuyucunun da aklına gelmiş olan bir soruyu getirmek istiyoruz. Düşlerde, bastırılmış kısımdan gelen bilinçdışı bir istek ya da dürtünün bilinçte oldukça gizlenmiş bir biçimde istek doyurucu bir görüntü halinde düşü oluşturduğunu daha önce söylemiştik. Oysa tanım olarak bastırılmış kısımdan gelen bir dürtü bilince çıkamaz. Yani “bastırılmış kısmı” ego savunmalarının, her zaman dolaysız olarak bilince çıkmalarını önlediği id dürtüleri ve bunların dolaysız olarak bağlı oldukları hayaller, anılar vb. biçiminde tanımladık. Öyleyse bastırılmış kısım bilinçli olarak düşte nasıl ortaya çıkabilir?

Bu sorunun cevabı uykunun psikolojisindedir (Freud, 1916). Uyku sırasında belki de hareket etme yolu yeterince engellenmiş olduğundan egonun savunmaları oldukça azalmıştır. Sanki ego, “Bu kabul edemeyeceğim dürtüler yüzünden üzülmem gerekir. Ben yatağımda kalıp uyuduğum sürece bir şey yapamazlar.” demiştir. Diğer yönden Freud bastırılmış kısmın emrindeki dürtü yatırımı, yani bilince çıkma kuvvetinin uyku süresince azalmadığını varsaymıştır. Böylece uyku savunmaların zayıflamasına neden olur ve bunun sonucunda da bastırılmış kısmın bilince çıkma olasılığı artar.

Uykuyla uyanıklık arasındaki bir ayrılığın nitelik değil, nicelik yönünden olduğunu bilmemiz gerekir. Uyku sırasında bastırılmış kısmın bir unsurunun bilinçli olma olasılığı daha çoktur. Ancak daha önce de gördüğümüz gibi birçok düşte ego savunmaları düş işlemi sırasında o kadar çok değişiklik ve gizlilik getirir ki bastırılmış kısmın bilince çıkması çok dolaylı şekilde olur. Buna karşın bazı koşullar altında uyanıkken de bazen bastırılmış kısım dolaysız olarak bilince çıkma olasılığını bulur.

Daha önce dediğimiz gibi şimdiye kadar sözünü ettiğimiz iki süreçten çok daha az önemli olan ve görülen düşün son biçimini etkileyip onun daha da az anlaşılır bir duruma gelmesine yardımcı olan bir süreç daha vardır. Bu sürece rüya işleminin son dönemi de ' denebilir. Ancak Freud (1933) bu ikisini ayırt etmeyi yeğlemiştir. Bu son döneme ikincil geliştirme (secondary elaboration) demiştir. Bununla egonun görülen düş içeriğini mantıki ve anlaşılır hale getirme çabasını kastetmiştir. Ego, alanına giren bütün izlenimleri anlamlandırmaya çalıştığı gibi görülen düşü de “akla yakın" hale getirmeye uğraşır.

Şimdi de daha önce birkaç kez değindiğimiz ve betimsel (descriptive) olarak görülen düşün en tipik tarafı olan bir özellikten söz etmek istiyoruz. Bu da görülen düşün hemen her zaman daha çok görsel izlenimlerden oluştuğudur. Çoğu kez yalnızca bu çeşit izlenimleri içine alır. Ancak diğer duyumlar da görülen düşün bir parçası olarak algılanır. Görülen düşte, görsel duyusal yaşantılardan sonra en sıklıkla duymaya ait yaşantılara rastlanır. Zaman zaman diğer duyular da ortaya çıkabilir. Bazen düşüncelerin ya da düşünce parçalarının ileride olacak bir şey olarak ortaya çıkması çok seyrek görülen bir şey değildir. Örneğin, “Sakallı bir adam gördüm ve arkadaşını ziyaret edeceğinden emindim...” Ancak bu tür düşünceler görülen düşte ortaya çıktığı zaman duyusal izlenimlere göre ikinci derecededirler.

Hepimizin yaşantılarımızdan bildiğimiz gibi, uyurken görülen rüyadaki duyusal izlenimler ön plandadır.

Okuyucu, burada, düş gören tarafından bilinçli olarak hissedilen duyumlardan söz ettiğimizi, gizli düş içeriğindeki duyumları kastetmediğimizi aklında tutmalıdır. Bu duyumlar uyanırkenki duyusal algılarımız kadar gerçek görünürler. Bu bakımdan görülen düş ağır ruh hastalıklarının belirtilerinden olan varsanılara benzer. Gerçekten de Freud (1916) patolojik bir olay olmadıkları halde düşlere geçici psikoz demişti. O halde düş işleminin sonucunu, yani görülen düşün hem varsam, hem de normal olmasını bağdaştırma sorunu ortaya çıkmaktadır.

Freud (1900) düş psikolojisini ilk ortaya attığında görülen düşün bu özelliğini ruhsal aygıtın teleskopik görüşü olarak açıklamıştı. Bu kuruma göre ruhsal boşalımın (discharge) izlediği yol algıda başlayıp eylemde son bulur. Ruhsal enerji eylemle boşaltılır. Kuşkusuz bu açıklama refleks çemberi modelini temel almaktadır. Bu modelde sinir uyarımı duyu organında başlar, orta sinir hücrelerinden geçerek hareki yolda (motor pathway) son bulur. Freud, uyku sırasında hareki boşalım engellendiğinden düşün ruhsal enerjisinin ruhsal aygıt içinde izlediği yolun tam tersine çevrildiğini, böylece ruhsal boşalım sırasında aygıtın algısal yönünün uyarılıp tıpkı dış uyarıcılarda olduğu gibi görsel hayallerin ortaya çıktığını ileri sürmüştü. Bu nedenlerle görülen rüyadaki görüntü rüya görene gerçekmiş gibi gelir.

Ruhsal aygıtı bugünkü psikanalitik kurama yani yapısal varsayıma göre açıklamamız, görülen düşün bir varsam olması üzerine kurulacaktır. Uyku sırasında egonun birçok görevi ve işleyişi oldukça duraklamaktadır. Uykuda ego savunmalarının zayıflamasını ve istemli hareketlerin hemen hemen durmasını daha önce örnek olarak vermiştik. Tartışmamız için en önemli nokta ise egonun görevlerinden biri olan gerçeği değerlendirme, yani içten ve dıştan gelen uyarıcıları ayırt etme yeteneğinde önemli bir azalma olmasıdır. Buna ek olarak da, yaşamın çok erken dönemlerindeki ego işleyişi özelliklerine gerileme olur. Örneğin düşünce ikincil yerine birincil süreç biçiminde olur. Çoğunlukla sözel olmayan duyusal görüntüler özellikle görsel olanlardan oluşur. Belki de gerçeği değerlendirmenin kayboluşu uykuda egonun ileri derecede gerilemesi sonucunda ortaya çıkar. Uyku sırasında hem düşüncenin dil öncesi görsel hayaller biçiminde olması, hem de egonun bazı görüntülerin dış uyarıcılardan değil de iç uyarıcılardan geldiğini anlayamaması eğilimi vardır. Bu gibi etkenleri gözönüne alınca görülen düşün temelde görsel bir varsam olduğuna inanıyoruz.

Daha yalın bir açıklama biçimi olan teleskopik varsayım yerine yapısal varsayımı destekleyen gözlenebilir bir gerçek şöyledir. Birçok düşte gerçeği değerlendirme tamamen yitirilmemiştir. Bir dereceye kadar düş gören yaşantısının gerçek değil de sadece bir düş olduğunun farkındadır. Böyle gerçeği değerlendirme görevinin kısmen korunması teleskopik varsayıma dayanan bir açıklamayla bağdaşmazken yapısal varsayıma dayanan bir açıklamayla kolaylıkla bağdaşır.

Böylece düşlerin psikanalitik kuramı hakkında söyleyeceklerimiz bitmiş oluyor. Düşlerin üç kısmından söz ettik: Gizli içerik, düş işlemi ve görülen içerik. Düş işleminin ne biçimde olduğunu ve ne gibi öğelerle etkilendiğini belirtmeye çalıştık. Doğal olarak herhangi bir düşü incelemeye çalıştığımızda, elimizdeki görülen içerikten, gizli içeriğin ne olabileceğini çıkartmaya çalışırız. Başarılı olup da düşün gizli içeriğini bulduğumuz zaman düşü yorumladığımızı ya da anlamını bulduğumuzu söyleriz.

Düş yorumları genellikle psikanalitik tekniğin uygulanmasını gerektirdiğinden sadece psikanalitik tedavi içinde yapılır. Burada düş yorumundan söz etmeyeceğiz, çünkü bu teknik bir işlemdir ve psikanalitik kuramdan çok psikanalitik uygulamaların bir parçasıdır.

 

Yararlı Kaynaklar

Freud, S. The Interpretation of Dreams. London: Hogarth Press, 1953.

Freud, S. The Analysis and Synthesis of the first Dream in “Fragment of the Analysis of a Case of Hysteria". Collected Papers, Vol. 3. London: Hogarth Press, 1925.

Freud, S. Chapter 1, Lecture XXIX, New Introductory Lectures on Psychoanalysis. New York: W.W. Norton and Co. İne., 1933.


 

[1] Charade: Bir roman, bir film adı ya da bir atasözünün iki takım arasında pandomim yoluyla anlatılması biçiminde bir oyun (Ç.N.).

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült