Potansiyel Bilinci

Doğan Cüceloğlu


Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum, görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rast gelirse, ondan hiçbir şey çıkmaz.  -HAİL CİBRAN

Şimdi size, sol elimde bir meşe palamadu ve sağ elimde bir çakıl taşı göstermekte olduğumu varsayın.
Sol elimde görmüş olduğunuz bu meşe palamudu, kendisi gibi kaç tane meşe palamudu üretme potansiyeline sahiptir?
Bu meşe palamudunun bir meşe ağacı olması olasılığı var mı?
Evet, var!
Evet, var!
Peki, bu meşe palamutlarının her birinin bir meşe ağacı olma olasılığı var mı?
Evet, var!
Demek oluyor ki sol elimde gördüğünüz bu meşe palamudu, kendisi gibi sonsuz sayıda meşe palamudu üretme {potansiyeline sahiptir. Öte yandan sağ elimde tutmuş olduğum çakıl taşının üretme potansiyeli sıfırdır. Çakıl taşı kendisi gibi çakıl taşı üretme olanağına sahip değildir.
Siz 'potansiyel' nedir bilmezseniz, bilinciniz 'potansiyel far-kmdalığı'yla donanmamışsa, elimde tuttuğum bu iki şeyi potansiyel açısından ayırt edemezsiniz; her ikisini de bir 'nesne' olarak görürsünüz.
Potansiyelin ne olduğunu bilen biri, meşe palamudu ve çakıl taşını farklı algılar ve bunlarla ilgili farklı düşünür. Bu kişi, bir tek meşe palamudunda, tüm Türkiye'yi meşe ağacıyla donatacak bir potansiyel olduğunu bilir ve bu gözle meşe palamaduna bakar.
Potansiyelin ne olduğunu bilmeyen biri ise, çakıl taşı ve meşe palamudu aynı şeylermiş gibi düşünür. Örneğin, ona göre, her ikisi de fırlatılacak bir nesnedir ve eline geçirdiği zaman bilinçsiz olarak meşe palamudunu da çakıl taşı gibi fırlatır, atar.
İnsan Potansiyelinin Farkında Olmak
İnsanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olan' ve 'farkında olmayan' iki ortamı karşılaştıralım. İnsanın bir potansiyel olduğunun farkında olan ortam, farkında olmayan ortamdan farklı sonuçlar alır mı?
Bu karşılaştırmayı, anababa çocuk, öğretmen öğrenci, yöneten yönetilen ve devlet vatandaş ilişkisi olmak üzere dört farklı ilişki alanında yapalım.
Anababa Çocuk İlişkisi
İnsanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olan aile ortamı', çocuğu bir potansiyel olarak görür. Potansiyel bilincine erişmiş ailede şu bakış hâkimdir: "Bu çocuk kendi özel yetenekleri ve eğilimleriyle bu dünyaya gelmiş bir varlık, bir potansiyel yumağıdır. Bu potansiyelin ne olduğunu anlamamız ve daha sonra onu geliştirmemiz çok önemli. Bu çocuk müzik, spor, matematik, soyut düşünce, resim gibi alanların birinde veya birkaçında yetenekli olabilir. Çocuğu yakından gözlersek hangi alanda yeteneği olduğunu anlayabiliriz ve bu yeteneğin gelişmesine yardımcı olabiliriz. Onun gelişmesine uygun ortam oluşturmak, bizim sorumluluğumuzdur."
Çocuğun potansiyelini geliştirmek, anababanm sürekli akhn-dadır; aile her şeyi, onun potansiyelinin kendine özgü bir biçimde gelişmesini düşünerek değerlendirir.
Böyle bir ortamda çocuk, kendini özel hissederek büyür; sürüden biri olmadığını, kendine özgü bir kişi olduğunu bilir. Kendine güveni vardır. 'Ben varım, doğalım, değerliyim, elimden iş gelir ve sevilmeye, özlenmeye layığım duygusunu geliştirir. Güçlü ve mutludur.
Diğer yandan insanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olmayan aile ortamı'nda çocuğa bir potansiyel olarak bakılmaz; daha doğru bir ifadeyle, anababanm bilinci potansiyel farkmdah-ğı'yla donanmadığı için, bakılamaz. Çocuk daha doğmadan önce onun hangi mesleğe sahip olması gerektiğine karar verilir; "Oğlumu makine mühendisi yapacağım", "Kızım Türkiye güzellik kraliçesi olacak", "Para şimdi futbolda; okutmayacağım, onu futbolcu yapacağım" gibi. Çocuğun kendine özgü bir özü, bir potansiyeli olduğunu bilmedikleri için onu kendi istedikleri kalıba sokmaya çalışırlar; ne var ki, bunu yaptıklarının bile farkında değillerdir. Keşfetmeye çalışan, inceleyen, onun kim olduğunu merak eden bir gözle çocuğa bakamazlar; onun gelişmesine uygun ortam oluşturma sorumluluğunu hissedemezler.
Böyle bir ortamda çocuk kendini özel hissetmez; sürüden biri olduğunu, kendine özgü bir kişiliği olmadığını düşünür. Kendine güveni yoktur. 'Ben yokum, bende bir bozukluk var, değersizim, elimden iş gelmez ve sevilmeye, özlenmeye layık değilim,' duygusunu geliştirir. Güçsüz ve mutsuzdur.
Önemli soru: İnsanın bir potansiyel olduğunun farkında olan ailenin çocuğu, fart; mda olmayan ailenin çocuğundan daha iyi gelişme olanağına sahip olmaz mı? Farkında olan ailelerin çoğunlukta olduğu bir toplum ile farkında olmayan ailelerin çoğunlukta olduğu bir toplumu karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görürsünüz? On yıllar ve yüz yıllar içinde bu farklar derinleşerek büyümez mi?
Öğretmen Öğrenci İlişkisi
însanm bir potansiyel olduğunun 'farkında olan eğitim ortamı'ndaki bir öğretmenin bakışı, farkında olan anababanm bakış tarzına çok benzerdir; sınıfa girdiği zaman, orada gelişmek için bulunan potansiyeller olduğunun farkındadır; kendi temel işlevinin öğrencilerine bilgi aktarmak değil, onları geliştirmek olduğunun bilincindedir. "Şimdi benim karşımda, otuz yıl sonra bu ülkenin yönetimini ele alacak olan insanlar var. Onların, olabileceklerinin en iyisi olmasına katkıda bulunmak benim görevim. Bu, görevlerin en kutsallarından biri. Bu kutsal görevin büyük bir sorumluluk getirdiğinin farkındayım," bilinci içindedir. Çocuğun kendiliğinden ortama getirdiği merak ve keşfetme isteği; öğretmenin çok önem verdiği bir hazinedir.
Öğrencilerin gelişecek potansiyeller olduğunun farkında olan öğretmen, öğrencileri sürekli soru sormaya ve katılımcı olmaya teşvîk eder; çekingenlik nedeniyle dile getirilememiş soruları çocukların gözlerinden anlar ve, "Galiba senin sormak istediğin bir soru var; haydi sor evladım!" diyerek onları yüreklendirir.
Soru soran, öğrendikleri üstünde düşünen ve sorgulayan öğrenci: kendini değerli ve güçlü görmeyi öğrenir. Kendini değerli ve güçlü gören insan, yeni girişimlere soyunmaktan, hata yap-rMktan çekmmez; yaptığı ha talan başarıya giden yolda atılan doğal adımlar olarak görür.
insanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olmayan eğitim ortamı'ndaki öğretmen sınıfa girdiği zaman, gelişmek için orada bulunan potansiyeller olduğunun farkında değildir. Kendi temel işlevinin bilgi ezberletmek olduğunu sanır. Bilginin iyi aktarılması için çocukların uslu uslu oturması gerekir; bu nedenle öğretmen, asıl görevinin, çocuklar sınıfta sessizce oturmalarını sağlamak olduğunu düşünür. Öğretmenin yüzünün asık olması gerekir ki, çocuklar 'çocukluk' yapmasın ve ondan korksun. Bunu gerçekleştirmek için okulun ilk günlerinde birkaç çocuğu döver ya da azarlarsa, bunun diğerlerine de bir ders olacağını bilir. Soru sormak, öğrendikleri üstünde düşünmek ve sorgulamak öğrenciden istenmeyen davranışlardır. Öğrenciden beklenen, sınıfta put gibi oturmak, daha sonra öğretmenin söylediklerini papağan gibi tekrar etmektir.
Böyle bir öğretmen, öğrencilerin gözünde bir pırıltı, içinde bir öğrenme şevki olup olmadığına dikkat etmez; daha da acısı, bilinci potansiyel farkmdalığıyla donanmadığı için, bu pırıltının olabileceğinin dahi farkında değildir.
Önemli soru: insanın bir potansiyel olduğunun farkında olan öğretmenlerin ve eğitim ortamlarının çoğunlukta olduğu bir toplum ile farkında olmayan öğretmen ve eğitim ortamlarının çoğunlukta olduğu bir toplumu karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görebilirsiniz? On yıllar ve yüz yıllar içinde bu farklar derinleşerek büyümez mi?
Yöneten Yönetilen İlişkisi
Şimdi de iş yaşamından bir örnek ele alalım:
insanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olan yönetici', yönettiği kişilerin gelişmesine özen gösterir; çünkü işteki gerçek verimliliğin insanların potansiyelinin üretime dönüşmesinden geçeceğim bilir. Böyle bir yönetici, yanında çalışan insanların gelişmesiyle sürekli ilgilenir, hataları bile gelişim fırsatı olarak değerlendirir.
Hata yapıldığı zaman şöyle düşünür:
• Aslında bu kişide, hatasız iş yapma potansiyeli var. Ama, ya eğitim ya da dikkat eksikliğinden bir hata yaptı.
• Bu kişinin gerekli beceriye sahip olmaması nereden kaynaklanıyor olabilir?
•¦ Şirkette gerekli öğrenme fırsatları yaratılmadı mı?
• Görev verilirken bu görevin gerektirdiği becerilere sahip olup olmadığı araştırılmadı mı?
• Yoksa gerekli becerilere sahip olduğu halde, bıkkınlık, yorgunluk, isteksizlik gibi motivasyonel nedenlerden dolayı mı hatalı davrandı?
Yönetici, bütün bu soruları takip ederek hatalı davranıştan birçok ders çıkarır ve bir öğrenme ortamı yaratır.
Öğrenen organizasyonlar anlayışının altında, çalışanların öğrenme potansiyeli taşıdığı varsayımı yatar.
İnsanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olmayan yönetici', yönettiği kişilerin gelişmesine önem vermez; onun önem verdiği, potansiyel bilincinin farkında olmayan öğretmen gibi, asık suratlı olmak ve çalışanların kendisinden korkmasını sağlamaktır. Herkesin, kendisinden ne kadar çok korkarsa o kadar çok çalışacağını düşünür ve bu korkunun sürekli olmasını sağlamaya çalışır. Bu yönetici, "Benden korkun!" demez; korkunun adını değiştirir, "saygı," der. "Bana saygı gösterin!" dediği zaman çevresindekiler onun ne istediğini gayet iyi anlar. İşte bir hata yapıldığı zaman, kişinin gelişme potansiyeli gibi 'iş hayatına yakışmayan' kavramlarla zaman geçirmez. Hatayı yapanı, 'ibret-i âlem' için en ağır şekilde cezalandırır. Tabii böyle bir ortamda kimse, yeni bir şey yapmaya cesaret edemez; yaratıcılık süratle ortadan kalkar. Ne var ki, yaratıcılık zaten yöneticinin ummamda değildir; o, çevresini''Evet Efendimciler!'le kuşatır. Öğrenen organizasyon gibi kavramlarla kıymetli vaktini boşa harcamaz.
Önemli soru: însanm bir potansiyel olduğunun farkında olan şirketlerin üretim ve kârları, on yıllar içinde, insana değer vermeyen şirketlerden daha fazla olmaz mı?
Devlet Vatandaş İlişkisi
İnsanın bir potansiyel olduğunun 'farkında olan devlet yönetimi', tüm kurumlarını bu temel anlayış üstüne oturtur. "En önemli hazine, bu ülkenin insanıdır," diye düşünür. Dil, din, ırk, cinsiyet ve yöre ayırımı yapmaksızın, ülkenin her bir bireyinin olabileceğinin en iyisi olmasına olanaklar yaratmaya kendini adar. Anayasa, bu temel anlayış üstüne kurulur. Diğer tüm yasalar ve bu yasalara bağlı olarak çıkarılan tüzük ve yönetmelikler, insan potansiyelinin gelişmesi anlayışıyla uyum içindedir.
însanm bir potansiyel olduğunun 'farkında olmayan devlet yönetimi' ise, insanın bir potansiyel olduğunun farkında olmayan iş yöneticisi gibi, yönettiği kişilerin gelişmesine özen göstermez. Devleti temsil eden kamu görevlisi de asık suratlı olmaya ve yurttaşların kendisinden korkmasına özen gösterir..
Devlet, vatandaşına 'tebaa' olarak bakar. Vatandaşlarının, ancak yeteri kadar korkması halinde yasalara ve devlete 'saygılı' olacaklarını ve vergilerini vereceklerini düşünür. Vatandaşların korkusunun sürekli olmasını sağlamaya çalışır.
Bu devlet, "Benden korkun!" demez; korkunun adını değiştirir, "saygı," der. "Devlete saygı gösterin!" dediği zaman vatandaşlar onun ne istediğini gayet iyi anlar.
Anayasa, 'devlet korkusu'nu temel almıştır; tüm yasalar, tüzük ve yönetmelikler bu temel anlayış üstüne oturtulur. Devlet yöneticilerinin çevresini 'Evet Efendimciler!' kuşatmıştır.
Önemli soru: Her bir yurttaşının bir potansiyel olduğunu kabul eden bir devlet ile vatandaşını tebaa kabul eden bir devlet karşılaştırıldığında ne gibi farklar görürsünüz? On yıllar ve yüz yıllar içinde bu farklar daha derinleşerek büyümez mi?
Öyle görülüyor ki, bir tek 'potansiyel farkmdalığı'nın bir donanım olarak bilincimizde olması veya olmaması bile yaşamımızda önemli farklılıklara yol açacaktır. Şimdiye kadar, potansiyel donanımının ailede, eğitimde, işyerinde ve devlet yönetiminde yer almasının bireyin ve toplumun yaşamında ne denli olumlu sonuçlar yarattığını gözledik.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İnsan, muhteşem bir potansiyeldir ve bunun bilincinde olan toplumlar, eninde sonunda diğerlerinden daha üstün olur.
Şimdi diyebilirsiniz ki, "Ben insanın bir potansiyel olduğunu kabul ediyorum, ama bu potansiyelin gelişip gelişmeyeceği konusunda kuşkularım var. 'İnsan bir potansiyeldir:  dediğimiz zaman, 'mutlaka gelişecektir!' de demiş oluyor muyuz? Yani bu insan potansiyeli her zaman gelişir mi?"
Ortamın Önemi
Bu sorunun yanıtını verebilmek için meşe palamuduna geri dönelim.
Yetişmesine uygun toprak ve iklimi bulunca, meşe palamudu gür bir ağaç olur. Uygun ortamı bulmazsa, aynı meşe palamudu, en fazla cılız bir ağaç olacaktır.
ister gür, isterse cılız bir ağaç olarak büyüsün, meşe palamudu toprağa bir potansiyel olarak girer. Uygun ortam meşe palamudunun potansiyelini tümüyle geliştirirken, uygun olmayan ortam bu potansiyelin ancak bir kısmını geliştirir. Bu nedenle geliştirilerek gerçekleştirilmiş potansiyelden söz edebildiğimiz gibi, geliştirilememiş ve örtük kalmış potansiyelden de söz edebiliriz.
Şimdi meşe palamudu ve meşe ağacını bırakalım, insanların dünyasından gözlemler yapalım.
İki Farklı İnsan Portresi Çevrenize bir bakın:
• Dik yürüyen,
• Güler yüzlü,
• "Ben yapabilirim!" diye düşünen ve risk alan,
• Hataları, başarıya giden yolda basamak olarak gören,
• Geleceğe umut ve şevkle bakan
insanlar gördünüz mü? Ben gördüm; ama bütün yaşamım boyunca sayıları ikiyi-üçü geçmedi.
Sanırım siz de görmüşsünüzdür; ama sanırım siz de bu tür insanların o kadar çok olmadığına dikkat etmişsinizdir.
Yine çevrenize bir bakın:
• Omuzları düşmüş, süklüm büklüm yürüyen,
• Asık suratlı, bedbin bir yüzle bakan,
• "Ben beceriksizin tekiyim; elimden iş gelmez," diye düşünen ve hiç risk almayan,
• İlk hatada, "Zaten başaramayacağımı biliyordum," diyerek çabalamaktan vazgeçen,
• Geleceğe umutsuzca bakan
insanlar gördünüz mü?
Sokaklarda ve işyerlerinde bu tür insanları çok görüyorum. Sanırım sizin gözleminiz de benimkine benziyordur.
Neden kimi insanlar kendine güvenli, güler yüzlü, gelecekten umutlu da, kimilerinin kendine güveni yok, omuzları düşmüş, suratları asık ve umutsuz?
içinde yetiştikleri ortamın geliştirme özelliği farklı da ondan!
iki ortam arasında nasıl bir farklılık var ki, bu iki kişi birbirinden bu kadar farklı? Nedir iki ortam arasındaki farklılık?
Biri ailesi, öğretmeni, toplumu tarafından geliştirilmiş, öbürü geliştirilmemiş, kalıplanmıştır.
Peki nasıl?
Çocuğun gelişme ortamı içinde yer alan iletişim sürecinin doğası ve biçimiyle, tabii.
Toprak, güneş ve su, meşe palamudu için ne ise, içinde yetiştiği iletişim ortamı da insan için odur.
Madem insanın gelişmesi bakımından bu kadar önemli, o zaman gelin şu iletişim sürecinin doğasına daha yakından bakalım.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült