Panik Atakları Nedir?

Shriley Swede & Seymour S. Jaffe


Panik atakları, Batı’da en yaygın ve tedavide en çok sonuç alınabilen "akıl sağlığı sorunu”dur.

Ama panik atağı tam olarak nedir?

Eğer basitçe söylemek gerekirse, panik atağı, kısa süreli ve yoğun bir korku patlaması, "gökyüzünün başınıza çöktüğü” duygusudur. Bir kadın panik ataklarını şöyle tarif ediyor.

"Birdenbire, belli bir neden olmaksızın, kaçınılmaz sonun geldiği duygusuyla boğuluyorsunuz. Korkunç bir şey olmak üzereymiş gibi. Oradan gerçekten çabucak çıkmanız gerekiyormuş gibi hissediyorsunuz. Kalbiniz hızla çarpıyor ve sanki nefes alamıyorsunuz; bu nedenle de çabalayarak nefes alıyorsunuz; ve arkasından da sık ve derin nefes almaya başlıyorsunuz. Elleriniz titriyor, bacaklarınız pelte gibi oluyor. Zihninizden her türlü şey geçiyor: Belki de kalp krizi geçirmekte olduğunuz gibi; ya da delirmek üzere olduğunuz gibi. Bu yaşadığınızın ne olabileceğini bilmiyorsunuz; ve bu öyle korkutucu ki.”

Belki de işin en korkutucu tarafı, çevrede tehdit oluşturabilecek veya tehlikeli bir şey olmadığını bilmeniz. Elinde silahla üzerinize gelen birisi yok. Bu durumda, muhtemelen kalp krizi geçirmekte olduğunuz sonucuna varıyorsunuz (zira kalbiniz saate doksan mil hızla gidiyor!). Belki de “kaçırdığınızı”, delirdiğinizi düşünüyorsunuz. Herhangi bir kişinin yaşadıklarınızı bilmesi halinde gelip sizi kapatacaklarından korkuyorsunuz ve bu nedenle yaşadıklarınızı kendinize saklıyorsunuz. Bu, sizin “Büyük Sırrınız” haline dönüşüyor.

Ve kaçınmayı öğreniyorsunuz. “Oraya gitmezsem belki olmaz.” Sıklıkla, oraya neden gidemediğinizle ilgili bahaneler icat etmeye başlıyorsunuz. Çünkü bunları bir başkasına nasıl açıklarsınız? Kaçınma düzeninin kurulması böyle başlar ve zaman içinde bir alışkanlık halini alır. Bu, düşünen ve duyarlı olan herhangi bir insanın başına gelebilecek olayların mantıksal sıralamasıdır.

Avustralyalı bir doktor ve panik ataklarının tedavisinde öncü olan Merhume Dr. Claire Weekes, Simple Effective Treatment of Agoraphobia (Hawthorne, 1976) adlı kitabında, "Duyarlılık şok etkisi yapabilir ve güven duygusu hızla sarsılır. Bu denli etkilenmesi için kişinin bağımlı bir tipagorafobisi olanların tarif ettikleri gibi olması gerekmemektedir” diye yazmıştır.

Ama bunun arkasında yatan nedir? Bu panik atakları pek çok kişinin tarif ettiği gibi neden “durup dururken” ortaya çıkar?

Cevap, durup dururken ortaya çıkmadıklarıdır. Panik ataklarının başlaması tipik olarak şöyledir:

1. Panik ataklarının başlamasından önceki süreçte, “aşırı stres yüklenmesi” mevcuttur. Bu, ameliyat, zor bir doğum yapma vs. gibi fiziksel bir stres veya işini kaybetme, boşanma vs. gibi duygusal bir stres olabilir.

2. Kişi, örneğin kötü beslenme nedeniyle, fiziksel olarak taşımakta olduğu stresi kaldıracak kadar sağlıklı değildir.

Bu iki durum bir araya geldiğinde, vücut kimyasının ve sinir sisteminin, uyarıcı unsurlara karşı hassasiyeti geçici olarak değişmekte ve bu, yaygın görüşe göre korkuyla bağlantılı olan birçok tatsız belirtiyi de beraberinde getirmektedir: kalp çarpıntıları, sersemlik, titreme, “aslında orada olmama” duygusu.

Sonra da işleyişe üçüncü bir etken dahil olur: Eğer kişi bu belirtilere odaklanmaya ve endişe duymaya başlarsa, bu belirtiler doğal olarak daha da belirginleşir.

Birçok normal insan zaman zaman belli bir derecede panik yaşar. Ergenlik çağının veya menopoz döneminin başlangıcında ortaya çıkan hormon değişiklikleri sırasında... Aşırı ders çalışma dönemlerinde azimle perhiz yaparken...

Ama kişi bu belirtilere ve duygulara fazla önem vermezse, vücut er ya da geç kendisini “onarır.” Zaman en iyi ilaçtır derler ve kişi, her nasıl bir stres içinde olursa olsun, bu stres eninde sonunda biter. Veya kişi buna alışmayı öğrenir. Ancak bazı insanlar sürekli olarak bu belirtilerle ilgili derin düşüncelere dalarlar. Vücutlarına gereken özeni göstermezler. Sihirli bir şifa kaynağı arayarak, bir doktordan diğerine koşarlar. Eğer kişi alttan alta, panik ataklarının, yakında vuku bulması olası bir deliliğin ya da ciddi bir hastalığın kesin işareti olduğu konusunda endişelenirse, panik atakları gelmeye devam eder. Çünkü, kişi bedenine iyileşme şansı vermemektedir.

Bir süre önce, bana hikayesini anlatan bir kadınla tanıştım (SS) . Yaklaşık olarak on beş sene önce, bir süpermarkette alışveriş yaptığı sırada birden dizlerinde bir dermansızlık hissetmiş, elleri titremeye ve kalbi hızla çarpmaya başlamış. Alışveriş arabasını bırakıp koşarak dükkandan dışarı çıkmış. Süpermarkete bir sonraki gidişinde yine aynı şey olmuş, hem de daha berbat bir halde.

O akşam, eski bir aile dostları olan doktoruna gitmiş. Doktor kendisini dikkatle muayene ettikten sonra, ‘‘Betty, hiçbir şeyin yok. Yalnızca yorgunsun ve dinlenmeye ihtiyacın var” demiş, iyi bir beslenme programı hazırlamış, bazı vitaminler yazmış ve egzersiz verdikten sonra Betty’yi evine yollamış. Ve bir de, kalabalık süpermarketlere gitmemesini, kendisini daha iyi hissedene kadar, alışverişini kalabalığın yoğun olmadığı saatlerde yapmasını öğütlemiş.

Betty doktorun tavsiyelerini dinlemiş ve kısa bir süre sonra her şey normale dönmüş. En sonunda, kalabalık zamanlarda dahi alışverişini yapabilir duruma gelmiş ve bu durumu bir daha asla yaşamamış. Betty artık jogging yapıyor, iyi besleniyor ve işinden zevk alıyor.

Ancak, doktoru böyle bir bilgeliğe ve bu bilgilere sahip olmasaydı, Betty büyük bir olasılıkla senelerdir tedavi görüyor olacaktı.

Muhtemelen şunu soruyorsunuzdur: “Eğer tedavi bu denli basitse, nasıl oluyor da bu kadar çok insan acı çekiyor? Ve nasıl oluyor da panik atakları yirmi, otuz yıl hatta daha bile uzun sürebiliyor?”

Cevap, kişinin panik atağa yakalanmasının ondan kurtulmasından çok daha kolay olduğudur.

Bir kişi sürekli olarak korku ve stresle yaşadığında vücut kimyası değişir. Vücut, gerilim kimyasallarının üretimini hızlandırır. Gördüğünüz gibi, vücut, talepleri karşılamak için elinden geleni yapmaktadır. Fakat daha fazla gerilim kimyasalı ürettiğinizde, vücudunuzun oksijene ve belli başlı gıdalara (vitaminler, mineraller vs.) olan ihtiyacı daha da artar. Sürekli endişe içinde yaşıyorsanız ve düzgün beslenmiyorsanız bu gıdalar nereden gelecektir? Kötü bir tutumla birleştirilen kötü sağlık alışkanlıkları, sağlam bir şekilde yerleştikleri zaman, kendilerini devam ettirmek eğilimine girerler. Olay kısır bir döngü halini alır. Bu süreci tersine çevirmek için adım atmadığınız sürece de tuzağa düşersiniz.

Agorafobi (Panik Bozukluğu) ve “Basit” Korkular

Panik bozukluğu ile kedilerden, gök gürlemesinden vs’ den korkmak gibi sözde basit korkular arasında ayrım yapılması önemlidir. Bu basit fobiler “dışsal" korkulardır; diğer yandan panik bozukluğuysa, endojen, yani içsel bir korkudur.

Diğer birçok kişinin fark etmediği bu gerçeği ilk Dr. Claire Weekes fark etmiştir. Bir kişinin içinde bulunan korkma korkusundan bahsetmiştir. Gerçek yerlerden değil, durumla başa çıkamamaktan ve bunun sizi nereye götürebileceğini bilememekten korkarsınız. Oldukça farklı bir konudur. Weekes buna, “dışarıdaki” bir şeyden korkmayı da eklemiştir.

Böylelikle, panik bozukluğu, eğer korku hep aynı kaynaktan geliyorsa kapalı yerler, yükseklikler, köprüler, araba kullanma, toplum önünde konuşma vs. gibi bir korkular dizisini, yani o yerde veya o durumda panik atağı yaşama korkusunu kapsayabilir.

Bu ayrım neden önemlidir? Çünkü her olayın başlangıcı farklıdır. Mesela köpeklerden korkmak gibi basit bir korku, bir köpek tarafından ısırılma sonucunda oluşabilir veya tehlikeli köpekler konusunda aşırı derecede ikaz edilmekten kaynaklanabilir. Basit korkuların tedavisi oldukça açıktır. Rahatlama teknikleriyle birleştirilen bir dizi kademeli maruz kalma yoluyla (exposure), kişinin tepkilerini yenilersiniz. Birinci “exposure”, bir köpek resmi olabilir. Tedavi daha sonra, küçük bir köpeği güvenli bir mesafeden görme, arkasından da, kişinin köpeklere olan toleransı arttıkça daha büyük bir köpeği vs yi görme sürecine girer.

Ancak, endojen yani içsel korku başkadır. Kendiliğinden, içeriden yükselen bir korkudur bu. Farklı bir kategoriye aittir ve farklı bir tedavi gerektirir.

Daha önce Main Street’te bir panik atağı geçirmiş olduğu için oraya gitmekten korkan bir kişiyi ele alalım. Bu kişiye, evlerin resimlerini gösterip, aslında bir tehlike olmadığını, o caddenin güvenli olduğunu açıklayamazsınız. O kişi orada bir tehlikenin olmadığını bilmektedir. Yalnızca, o caddeye tekrar gittiğinde o korkunç duyguların bir kez daha kendisini yakalayacağından korkmaktadır. Bu nedenle, bu kişiyi oraya kademeli olarak götürmek söz konusu olamaz. Kişi, yeterince hazırlan malıdır; panik ataklarını önlemek neler yapabileceğini bilmelidir. Zira kişi, bu hazırlık olmaksızın Main Street’e gider ve orada her şeyiyle tam bir panik atak yaşarsa, bu durum kendisini tamamen "hassas” bir hale getirecektir!

Bu yüzden, maruz kalma terapisi tek başına yeterli olmaz. Bu kavram maruz kalma terapisine ilaveten, öncelikle panik ataklarını hafifletecek bir şey olmalıdır yaygın olarak tanınmakta ve kabul edilmektedir, ancak terapistlerin pek çoğu, bu amaçla ilaç tedavisi uygulamaktadır.

Bizim programımız bir alternatif sunmaktadır. Olayların büyük bir kısmında, ilaç kullanmadan panik ataklarından kurtulabilirsiniz. Bu yalnızca bizlerin gözlemleriyle teyit edilmemekte, esas olarak bizlerin kullanmakta olduğu yöntemleri kullanan, bu alanda çalışan diğer terapistlerin deneyimlerine de dayanmaktadır.

Zaten panik ataklarını engellemeye yönelik ilaç tedavisi görmekteyseniz, bu program, sizi ilaç tedavisinden vazgeçirme yolu olarak ya da daha sonra ilacı kestiğinizde bir destek olarak kullanılabilir. Ancak, panik ataklarını yeniden hızlandırabileceği için, ilaçları birdenbire kesmemeniz veya dozajı kendi başınıza düşürmemeniz konusunda sizleri uyarmalıyız, ilaç tedavinizdeki değişiklikler yalnızca doktorunuzun rehberliği ve denetimi altıda yapılmalıdır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült