Nesil Farkları, Cinsiyet Farkları Ve Değerler

Erol Güngör


Araştırmamızın hipotezi bu gruplar arasında benzerliklerden çok ayrılıkların bulunması noktası üzerinde duruyordu. Fakat gruplar arası ayrılıkları incelerken benzerlikleri yani ayrılığın bulunmadığı halleri ister istemez inceleyecektik. Böylece yaş ve cinsiyete dayalı alt kültür gruplarının ne dereceye kadar birbirinden ayrıldıklarını ve ne dereceye kadar kendilerini de içine alan bir büyük grubun mensupları olduklarını görebileceğiz.

Gerek tablolardan gerekse grafiklerden görüleceği üzere, bütün gruplarda kesinlikle ortak olan iki özellik dini ve estetik değer sahalarına karşı takınılan tavrın aynı oluşudur. Bizim kullandığımız denekler bakımından, bütün yaşlarda ve her iki cinsiyette dini değerin yeri sıralamanın en sonunda, estetik değer ise ondan bir önce gelmektedir. Estetik değerin altıncı sıradaki yerini beşinci sıraya çıkardığı tek grup olarak orta yaş kadınlar grubunu görüyoruz; fakat orada yine ortanın altında bir yerde bulunuyor. Bu bakımdan diyebiliriz ki, denekler değer sistemlerinin en alt seviyeleri bakımından birbirine son derece benzemektedirler.17

Acaba hiyerarşinin üst seviyesinde bir benzerlik var mıdır? Burada tek ortak nokta ahlaki değerlerin bütün gruplarda ilk sıranın daha altına hiçbir zaman düşmeyişidir. Bu bakımdan denek gruplarımızın ahlaki değer konusunda birbirine yukarıdaki iki değer konusunda rastladığımız derecede olmasa da oldukça benzediklerini söyleyebiliriz.

17 Denekler arasında özellikle sanat tahsili ve din tahsili yapmış olanların bulunmadığını belirtmeliyiz.

Buraya kadar deneklerimizin bütün olarak birbirlerine benzer taraflarını gördük. Şimdi onları gruplar halinde ele alarak nesil ve cinsiyet değişkenliklerinin nasıl bir farklılaşma yarattığını görmeye çalışalım.

Cinsiyet sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın her yerinde altkültür grupları meydana getiren en önemli değişkenlerden biridir. Bu değişkene bağlı olarak meydana gelen tutum ve davranış farklarının geleneksel toplum tipinden sanayi cemiyetine doğru geçiş sırasında gitgide azaldığı görülmektedir, fakat bu farklar hala en ileri sanayi cemiyetinde bile büyük ölçüde mevcuttur ve hiç ortadan kalkmayacağı söylenebilir.

Cinslerarası tutum ve değer farkları biyolojik değil, kültürel olduğuna göre, kadınlar ve erkekler üzerindeki kültürel etki kaynakları bu farkların açıklanmasında birinci derecede yardımcı olacaktır.

Aradaki benzerlikler ise ortak kültür etkilerinin işleyişine bağlanabilir. Bizim araştırmamızda bir taraftan genç kızlarla genç erkeklerin, bir taraftan da ortayaşlı erkeklerle orta yaşlı kadınların değer profilleri karşılaştırıldı. Karşılaştırılan ilk iki grupta, yani genç erkeklerle genç kızlarda, değer sıralaması negatif korelasyon göstermektedir. Bu korelasyon anlamlı olmayacak kadar ufaktır (.14), fakat negatiftir. Öte yandan, ortayaşlı erkeklerle ortayaşlı kadınlar arasındaki korelasyon yine negatiftir, ama deminkinden çok yüksektir (.43). Şu halde genç kızlarla genç erkekler arasındaki fark, aynı cinslerin ortayaşlıları arasındaki farktan daha azdır. Başka bir ifade ile, ortayaş seviyesinde kadınlar ve erkekler değer bakımından gençlerde olduğuna nisbetle daha farklı bulunmaktadırlar.

18 Burada cinsiyetin bağımsız değişken sayılması açıklanmaya muhtaç bir durumdur. Hakikatte kadınlarla erkekler arasındaki tutum farklılıkları onların kadın veya erkek olmalarından, yani biyolojik yapılarından değil, fakat cinsiyetleri dolayısıyla ayrı birer sosyal grup teşkil etmelerinden ileri gelmektedir.

Bu durumda, genç nesilden kız ve erkeklerin ortak bir kültürü daha çok paylaştıkları, yani her iki grubun aynı kaynaklardan daha çok etkilendiklerini, beslendiklerini düşünebiliriz. Bugünün kadını, dünkülere nisbetle, erkeklerin dünyasına daha çok girmiş görünüyor. Bu ortak dünyanın en önemli yönü bir taraftan karma eğitim müesseselerinin gitgide yaygınlaşması sonunda kızlarla erkeklerin hem aynı eşitlikçi eğitimi alıp hem aynı çağda birarada yetişmeleri, bir yandan da bütünüyle toplumun iki cins arasında gitgide daha az fark gözeten bir uygulamaya yönelmiş bulunmasıdır. Kısacası, bugünün kadını hem nazari hem fiili bakımdan erkeklere daha çok yaklaşmasıdır. Ancak burada, öğrencilik çağındaki genç kızlarla orta yaşlı kadınları ayıran hususi bir durumu unutmamamız gerekiyor: Öğrenci kızlar kadınlığa ait sorumluluk dünyasına henüz girmedikleri için onlarla erkekler arasındaki farkın az olması bir ölçüde tabii karşılanmalıdır. Pek muhtemeldir ki, bunlar ortayaşlı kadınlık çağına girdikleri zaman erkeklerle aralarındaki mesafe biraz daha artabilir.

Ortayaşlılar grubunda kadın-erkek farkları daha fazladır. Bunu da başlıca iki sebebe bağlamak şimdilik makul görünüyor. Birincisi, yukarıda belirtildiği gibi, kadınlığa ait vasıfların ancak öğrencilik çağı sona erince ve özellikle evlilik hayatı başlayınca ağır basmasıdır. Genç kız ancak o zaman tam manasıyla "kadın" statüsüne girmiştir. İkinci sebep ise toplumun gelişme seyri içinde dünkü nesilde cinsiyete bağlı ayırımlara daha çok yer verilmiş olmasıdır. Bizim araştırmamızda eksik olan bir nokta var ki, bu noktanın araştırılması mümkün olmasaydı yukarıdaki fikrimizin kuvvetle desteklenmesi beklenirdi. Bu da, şimdi incelediğimiz ortayaşlıların gençlik çağındaki değer profillerinin bilinmesidir. Tahminimizce, yirmi yıl önce aynı gruplara böyle bir değer testi verilseydi, kızlarla erkekler arasında şimdikilerden daha az fark bulunabilirdi. Fakat herhalde bu fark şimdiki kız ve erkekler arasında görülenden daha büyük olurdu.

Nesil farkları ve değerler konusuna gelince, bu konuyla ilgili olarak aldığımız sonuçlar Türkiye'de hiç değilse bizim incelediğimiz iki nesil arasında önemli fark bulunmadığını göstermektedir. Genç erkeklerle ortayaşlı erkekler arasında anlamlıya doğru giden bir pozitif korelasyon (.43) bulunmuştur; böyle bir sonuç arada farktan ziyade benzerlik bulunduğunu gösterir. Genç kızlarla ortayaşlı kadınlar arasında ise 24'lük negatif bir korelasyon görülüyor. Bu korelasyon anlamlı olmayacak kadar küçük, fakat negatiftir. Acaba iki nesil içinde erkekler birbirine benzediği halde kadınlar arasında niçin ters bir ilişki veya ilişkisizlik vardır.

Bu sorunun cevabını şimdiki araştırmamıza bakarak tahmin edebiliriz, ama kesin bir cevap vermemiz hatalı olur. Her şeyden önce, bizim henüz iki temayül olarak bulduğumuz sonuçları istatistik bakımından tam anlamlı gösterebilecek daha geniş çapta araştırmalar yapılmalıdır. Eğer bunların sonucunda farkın kesinliği tespit edilirse, o zaman bunun izahı hususunda bazı hipotezler denenebilir. Bizim gördüğümüz kadarıyla,hiç değilse Türkiye'de ortayaşlılık iki cins üzerinde çok farklı sosyal etkiler yapmaktadır. Bir erkek tahsilini tamamlayıp iş sahibi olduktan ve evlendikten sonra daha önceki hayatının ilgilerini büyük ölçüde devam ettirdiği halde, kadınlar genç kızlık ile evlilik arasında oldukça keskin bir geçiş yapmaktadırlar.

Genç kızlık ile ortayaşlı kadınlık arasındaki farkın erkeklerde görüldüğünden daha büyük olması, genç kızların evlilikle birlikte sosyal ve entelektüel sahalarının daralmasından ileri gelebilir. Evlilik hayatı erkekleri yine aile dışındaki daha büyük toplumla devamlı ilişki içinde tutuyor, hatta bu ilişki erkek ve aile reisi olmanın bir gereği haline geliyor. Fakat kadında ev hayatı dışarıda çalıştığı zaman bile onu büyük toplumdan ziyade aile münasebetlerine yöneltmektedir. Bu türlü bir fonksiyon farklılaşması bizim sosyal bünyemizin bir parçası olduğu kadar biyolojik farklılaşmanın da anne ve çocuk münasebeti bir gereğidir.

Evlilik dışında kalan kadınlarda durum ne oluyor? Bizim deneklerimizin büyük çoğunluğu evli olduğu için bu konuda bir şey söylemiyoruz. Ancak, bekar ortayaşlı kadınların da genç kızlık çağlarındaki hayat tarzını ve dolayısıyla ilgi ve tutumlarını genellikle değiştirmeleri beklenir; çünkü bizim toplumumuz genç kızlık çağını aşmış kadınların sırf evli olmadıkları için hala o çağa ait heves ve ilişkiler içinde yaşamasını hoş karşılamaz. Kısacası, ortayaşlı bekar hanımların statüsü ortayaşlı evli hanımlarınkinden çok farklı değildir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült