Narsist Ebeveynler

Sandy Hotchkiss


Aslına bakarsanız bir ayrışma-bireyleşme sürecinin narsistik uçurumlarında ilerleyen bir çocuğa yol göstermek çok zordur. Benmerkezciliğin, değişen ruh hallerinin, öfke krizlerinin ardına bakabilmeyi ve kendine başkalarından bağımsız sağlıklı bir benlik oluşturmaya çalışan birine müdahale etmemeyi gerektirir. Bu iş için sakin, anlayışlı ve sınırları kesin şekilde belirleyecek bir yetişkine ihtiyaç vardır. Bu işi hakkıyla yerine getirmek isteyen ebeveynler kendilerini olduğu gibi görebilmeli, hem kendilerinin hem çocuklarının saldırgan dürtülerini bastırabilmeli ve en önemlisi ise çocuklarını kendi ihtiyaçları için kullanmamalıdır. Kısacası bu ebeveynler kendi ayrışma-bireyleşme süreçlerini başarıyla tamamlamış insanlar olmalıdır. Ancak ya bunu başaramamışlarsa?

NARSİST ANNE

Her ne kadar hayatın açılış müziği anne ve çocuk arasında gerçekleşen bir düet ise de, gene de babanın destekleyici rolünü es geçmemek gerekir. Konu hakkında yazan uzmanlar, narsist annelerin çocuklarıyla olan ilişkilerine, babalarıyla olanlardan çok daha fazla önem vermişlerdir. Çocuğun daha sonra ortaya çıkacak olan problemlerinin temelinin ayrı bir benliğin gelişmeye başladığı dönemde yaşanan talihsizliklerden anneler sorumlu tutulur. Çünkü bu dönemde çocuğun hayatındaki en güçlü etken annedir. Fakat psikolojik gelişimin bu erken yıllarında çocuk kiminle simbiyotik bir ilişki kurmuşsa, en güçlü etken aslında o kişidir demek daha doğru olur. Günümüz dünyasında bu kişi baba, büyükanne büyükbaba, hatta çocuğun uyanık olduğu saatlerde onunla ilgilenen bir kreş çalışanı dahi olabilir. Yani annelerin bu role tek başına soyunmaları zordur.

Bununla birlikte, çocukla ilgilenen annenin narsistik olduğu durumlarda oluşacak simbiyotik ilişki doğal olmayan bir şekilde gelişeceği için çocuk zarar görecektir. Bu tür anneler çok isteseler dahi çocuklarıyla sağlıklı bir bağ kuramayacaklardır. Çünkü onu anneliğe çeken şeyler narsistik sebepler olacaktır. Kendini kafasında kusursuz bir anne olarak idealleştirecek ya da kendini “tam" hissetmek için kamında bebek taşımak ve onu emzirmek isteyecektir. Kendini örnek kadın olarak görmesi, içindeki büyüklük ve her şeye hakkı olduğu düşüncelerini iyice körükleyecektir. Gebe bile kalmadan önce hayalini kurduğu çocuk, kendini özel hissetmesi ve diğer insanların övgülerini toplaması için onun bir uzantısı haline gelecektir.

Tabii ki narsist anne, hayat doğuran ve onu yetiştiren biri olarak kendi kusursuzluğunu yansıtması için “kusursuz” bir çocuk isteyecektir. Eğer doğan çocuk onu bir şekilde (görünüm, cinsiyet veya başka bir “kusur” yüzünden) hayal kırıklığına uğratırsa kendini de kusurlu görecek ve bu da annede utanç ve öfke krizleri başlamasına yol açacaktır. Çocuğuna daha farklı ve memnuniyet verici kendisinin de değerini arttıran bir şekil vermeye çalışarak kendi çirkin duygularını bastıracak ve başkalarının takdirini almaya devam edebilecektir. Çocuğunu ister “kusursuz” bulsun, ister içten içe ona karşı hayal kırıklığı hissediyor olsun, narsist anne gerçek çocuğuyla değil, hayalindeki çocuk ile arasında bir bağ kurar.

Çocukları doğmadan önce dış görünüşleriyle fazla ilgilenen, diğerlerinin ona hizmet etmesini bekleyen, vücudundaki değişikliklerden endişelenen veya doğum sancıları ve doğum anı için kaygılanan anneler, narsisizmin belirtilerini gösterirler. Bazıları kusursuz bir hamilelik veya müthiş bir anne olmayı takıntı haline getirmiş olabilir. Narsist anne adayı doğum öncesi kendisine iyi bakamayacak kadar kaygılarına saplanabilir ya da uyuşturucu ve alkol gibi, fetüse zarar verecek maddeler kullanabilir. Çocuğunun yaklaşan doğumunu umursamayabilir ya da maddi durumuna bakmaksızın çocuğunun “her şeyin en iyisine” sahip olmasını takıntı haline getirebilir. Tanıdıkların alacağı doğum hediyeleri için yüksek beklentilere girerken, çocuğunu karşılamak için hazırlık yapacağı halde, çocuğun odasının dekorundan başka bir şeyi düşünmüyor olabilir. Kısaca anne adayı olan narsist, doğacak çocuğuyla ilgilenmesi gerektiği yerde, daha çok kendi yaşayacağı şeylerle ilgilenir.

Bir kere çocuk doğduktan sonra ise narsist anne, bebeğinin hiç bitmeyen ihtiyaçları altında ezildiğini düşünerek kendini mutsuz hissedebilir. Çünkü çocuğun ihtiyaçları, kendisini önemli hissetmek için yapmak zorunda hissettiği şeylerin önünde bir engeldir. Bu dönemde gösterilmesi gereken özveri kendisine fazla gelen anne, bundan kaçış yolları aramaya başlayabilir. Ona yardım etmeyi, hatta çocukla tamamen kendisinin ilgilenmesini teklif eden birinden istifade edebilir ya da önceden severek yaptığı bir işi varsa, kariyerine dönmek için gereğinden hızlı hareket edebilir. Eğer durumdan kaçış yok ise çocuğuna karşı bir umursamazlık ve ilgisizlik hissedebilir. Tabii bunu sadece onu görebilecek birileri yoksa yapar. Çocuğun kendisinin narsistik ihtiyaçlarına cevap verecek halde olmadığı bu erken dönemlerde, anne ihmalkar, aşırı telaşlı hale gelirken, duygusal açıdan koptuğu bebeğine sanki oyuncak bebekmiş gibi davranabilir. Annelik deneyimiyle ilgili hissettikleri çocuğu hakkında yaptığı inandırıcı olmayan yorumlardan anlaşılabilir, mesela “Sırf beni deli etmek için ağlıyor!” gibi.

Birkaç ay sonra bebekleri tam da kurulacak simbiyotik ilişki için hazırken, narsist anneler çocuklarıyla ilgilenecek başka birini zaten bulmuşlardır. O sırada bebeklerinin yanında olanlar ise yaşamak üzere oldukları deneyimden memnun kalabilirler. Gösterdikleri çabaları bebekleri tarafından kendilerine has bir gülümsemeyle ödüllendirilen anneler, kendilerini en azından bir süre özel hissedebilirler. İnsanlarla ilişkilerinde sınırlar belirlemek yerine, onlarla iç içe geçmeyi tercih eden narsist anneler için simbiyotik dönem biçilmiş kaftan gibidir. Bebeği ona sevgi dolu gözleriyle bakacak, her hareketini ve ifadesini dikkatlice inceleyecek, onun dokunuş ve sesinde huzur bulacaktır. Büyük ihtimalle kimse anneye hayatı boyunca kendini bu kadar özel hissettirmemiştir. Hiçbir şey bu kadar ona ait olmamıştır. Hem de hiçbir zaman. Ruhunun derinliklerinde kendi çocukluğunda hissettiği bir duygu uyanmıştır. Artık kendisiyle psikolojik anlamda bir olan bebeğine kendini o kadar kaptırabilir ki bu süre boyunca etrafındaki başka kimseyle ilgilenmeyebilir.

Fakat ne yazık ki çocuğu bu mutlu beraberliğe bir süre sonra ihanet edecektir. Çünkü çocuğun kaderinde bu dönemi geride bırakıp, aralarındaki bu cennetten uzaklara gitmek vardır. Çocuğun diğer insanlarla da iletişim kurmaya başladığını gören anne onu nankörlükle suçlayabilir ya da bebeğini kaybedeceği için endişelenebilir. Çocuğun bireyleşmesi için eline geçen fırsatları engelleyebileceği gibi, onu utanç yoluyla kontrol altına almaya çalışabilir. Ya da kendi bencil dileklerini gerçekleştirdiği sürece çocuğunu ödüllendirir. Bu dönemde çocuğun anne tarafından pohpohlanan büyüklük sanrıları, onun ayakları yere basan bir benlik oluşturmasını zorlaştırır.

Geçen bölümdeki Emily’i hatırlıyor musunuz? Hani uyandığı zaman evinde bir yabancıyla karşılaşan küçük kız. Annesinin ona verdiği anlayışlı tepkiler, ayrışım bireyleşme sürecinin sonunda yaşanan zorluklarla nasıl başa çıkılabileceğini gösteren empatik ebeveyn modeline iyi bir örnekti. Aynı durumla karşılaşan narsist bir anne olsa, durum tamamen farklı gelişebilirdi. Böyle bir anne çocuğunun ilgi çekmeye çalışan bencil davranışlarına göz yumarak çocuğun büyüklük sanrılarını teşvik edebilirdi. Böylece misafirinin önünde ne kadar yüce ruhlu bir ebeveyn olduğunu gösterme şansını yakalardı. Ancak onun ilgili görünmeye çalışan ebeveynliği, olsa olsa kendi üstünlüğünü kanıtlamak için yaptığı bir gösteri olacaktı.

Narsist annenin gösterebileceği bir başka tepki de sık göremediği arkadaşıyla yaptığı muhabbetini bölen çocuğuna sinirlenmesi olabilirdi. Onun ağlamaları tahammül edilemez noktaya ulaşana kadar duymazdan gelebilir ya da kendisi ilgilenmek yerine, çocuğu oyalanabileceği bir şeyle baş başa bırakabilirdi. Bu hareket bu yaşlarda büyük ihtimalle başarısızlığa uğrayacaktır. Çocuğun annesinin ilgisini çekmek için gösterdiği çabalar, annesinin onun daha olgun davranması için kuracağı, utanç duyurmayı amaçlayan cümleleriyle karşılanacaktı. İkili arasında bir güç gösterisi başlayacak ve çocuğun bu sakin öğleden sonrayı karıştıracak yeteneklerini göstermesine neden olacaktır. Narsist anne çocuğunun gerçek ihtiyaçlarını görmezden gelerek, onu kendi egosunu şişirmek için kullanırken, diğer anne ikna edici bir şekilde çocuğuyla iletişim kuracak, kızının yaşı gereği sergilediği davranışlara ve ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayacaktır.

On ila otuzuncu aylar arası yaşanan deneyimleme ve uzlaşma süreçleri, narsist annenin çocuğuyla simbiyotik ilişki kurarak, geleceğin narsistini yaratacak güce sahip olduğu dönemlerdir. Eğer kendi keyfi için çocuğunun büyüklük ve dokunulmazlık sanrılarını ödüllendiriyor, ayakları yere basan bir benliğe sahip olması için onu yönlendirmiyorsa ayrışma-bireyleşme süreci durabilir. Kendini olduğu gibi görmesine yardım etmek yerine, çocuğunun kendini özel ve güçlü hissettiği hayali bir özgüvene teşvik etmesi (kendisine yaptığı gibi), bu sürecin önündeki engellerden bazılarıdır. Bu narsistik konuma saplanan çocuk annesinin, annesi de onun bir parçası haline gelir.

Narsist annenin utanca hiç tahammülü olmadığı için, çocuğunun tavırlarının ona sürekli üzüntü vereceği ayrışma-bireyleşme sürecinin çalkantılı sularında çocuk yönünü bulamayacaktır. Çocuk ona karşı çıktığında veya herkesin içinde utandırdığında onu suçlayacak, ona öfkelenecektir. Çocuğu gibi kendisi de utançla nasıl başa çıkılacağını bilmediği için gelişiminin önündeki bu sorunu atlatmasında çocuğuna yardımcı olamayacaktır. Empati veya öfke kontrolü anne tarafından da bilinmediği için, sürekli annenin öfkesine maruz kalan çocuğa da aktarılamayacaktır. Utançla başa çıkamayan, şefkatli olamayan veya öfkesini bastıramayan çocuk büyük ihtimalle narsist olacaktır. Armut dibine düşermiş.

NARSİST BABA

Erken yaşlardaki çocukla ilgilenmesi umulan geleneksel rol anneye ait olduğu için, narsistik çocukların benliğinin oluşmasındaki en büyük etki gene narsist anneye aittir. Ancak farklı şartlar altında bazen çocukla ilgilenen asıl kişi baba olsa bile, narsisizm gene aynı sebepler yüzünden ortaya çıkabilir.

Geleneksel aile yaşantılarında, narsist babanın anneye olan tavırları çocuğu kısmen de olsa etkileyebilir. Küçük çocuklarının ihtiyaçları yüzünden fiziksel ve ruhsal açıdan güçsüz düşen annelerin kendilerini toparlamasında babanın desteği önemlidir. Ancak babanın içine kapanık olduğu durumlarda anneler duygusal ihtiyaçları için çocuklarına yakınlaşarak, onun ayrışım bireyleşme süreçlerini baltalayabilirler. Narsist babalara ve peşlerinden ayrılmayan annelere sahip çocuklar çoğu zaman hayatları boyunca anneleriyle sağlıksız bir yakınlık kurabilirler.

Birey olma yolculuğunun son aşamasına gelen çocuğun, annesinden kopabilmek için babasının yardımına ihtiyacı olur. Simbiyotik ilişkiden geriye kalan birbirine geçmiş haldeki kendi ve annesinin benliğinin ötesindeki heyecanlı dış dünyayı baba temsil eder. Fakat baba çocuğuyla ilgilenmez veya kendini ulaşılmaz kılarsa, çocuk özerkliğe giden yolda büyük bir yara alır. Ancak tüm narsist babalar mesafeli ya da ilgisiz olacak diye bir şey yok. Bazıları çocuklarının onlara karşı artan ilgisini kendilerini daha iyi ve önemli hissetmek için kullanacaklardır.

Narsist babalar ebeveynliğe farklı açılardan yaklaşıyor olsalar bile ortak noktaları “Ben” olur. Bazıları daha en başta baba olmak istemiyorlarken, kendilerini çocuklarını taşıyan kadın tarafından faka bastırılmış ve mahkûm edilmiş bulduklarını düşünürler. Kadının değişen bedeni karşısında tiksinme duyabilirler. Karısı onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına daha az ilgi gösterdikçe reddedilme, her şeyi kontrol edememenin yarattığı duygularla mücadele edebileceği gibi, fetüse karşı bir kıskançlık da duymaya başlayabilir. Bu duygularının altında yatan utancını, annenin vücudu hakkında kırıcı yorumlar veya sadist espriler yaparak, kadının üzerine yığabilir. Hatta bazı aşırı durumlarda kadına fiziksel saldırılarda bile bulunabilir.

Babalığı, eşlerini kontrol edip, bir benzerlerini daha üretmek olarak gördükleri için iple çeken narsistler de vardır. Bu adam kendisine muhtaç olan kişileri kontrol edip, onları istediği şekillere sokacağı ve böylece etki alanını genişleteceği bir geleceği kafasına koymuştur. Eşini gözünde büyütebilir ya da ona karşı ilgisiz davranabilir. Ancak babalığı, uzun ama çok uzun bir süre boyunca kendini pohpohlamanın bir yöntemi olarak görecektir.

Narsist baba daha en başından ilgisiz, kendi bencil çıkarları peşinde koşan, zamanını başkaları için harcamayı sevmeyen birisi olabilir. Bir baba olmanın gerektirdiği finansal sorumluluklara karşı hazırlıksız olabileceği gibi, bir çocuğa bakmak zorunda olmaktan duyduğu rahatsızlığı da ifade edebilir. Annenin sağlığı ve maddi durumuyla ilgilenmeyerek, önceliği kendi ihtiyaçlarına ayırabilir. Doğum öncesi derslere katılmak ya da doğuma yetişmek için “fazla yoğun” olduğunu söyleyebilir ve ebeveynliğin tüm sorumluluklarından vazgeçebileceği gibi, bunu yapmamasını söyleyenleri, kendi hayat tarzını engellemeye çalışmakla suçlayabilir. Böyle adamlar bebek bezi değiştirmeyi veya gecenin üçünde çocuğa mama vermeyi işlerinin bir parçası olarak görmezler. Ne kadar fedakarlık yapılması gerektiğini o belirler ve babalık rolünün hayatında ne kadar yer alacağına karar verecek olan kişiyi yine kendisi olarak görür. Eğer çocuğunun annesi cinsel ve duygusal ihtiyaçlarına eskisi gibi karşılık veremiyorsa, bunları başka yerlerde aramaktan çekinmez. Bazen çocuğunda kendi ihtiyacını karşılayabileceği bir şey var mı diye baksa da, çoğu zaman bir şey bulamaz.

Fakat babalığını kendini güçlü hissetmek için kullanan kontrol delisi bir baba çocuğunu kesinlikle terk etmez. Annenin ve çocuğun başından ayrılmayarak, aralarındaki etkileşimin odak noktası haline gelmeye çalışır. Gösterdiği aşırı ilgi onun tedirginliğini belirtir. Tedirginliğinin sebebi ise çocuk ve annenin onunla paylaşacak fazla bir şeyi olmamasındandır. Eğer daha önceden sahiplenici ve talepkar biri ise, doğumdan sonra kendini dışlanmış hissediyor olabilir. Kadının devamlı onunla değil de çocukla ilgileniyor olmasından rahatsızlık duyar. Bu yüzden somurtabilir, hatta çocuğuyla yarışmak için daha talepkar birine bile dönüşebilir. Ayrıca oyuncak veya diğer şeylerle çocuğun ilgisini çekerek onu anneden uzaklaştırmaya çalışabilir. Bunlar, çocuğun gerçek kabiliyetlerine karşı gösterdiği ilgisizliği ve bilinçsizliği ortaya koyar. Aynı zamanda şuna benzer yorumlarında ortaya çıkan bazı hayali beklentileri de vardır: “Neden eve döndüğümde beni görmekten mutlu olmuyor?”

Babalar doğumdan itibaren çocukları için önemlidirler. Eğer çocuğun günlük ihtiyaçlarına karşı ilgisiz kalmazlarsa, tıpkı annenin kurmayı başardığı gibi yakın bir ilişkiyi kendi tarzlarıyla kurabilirler. Ancak bireyleşmeye giden yolda sadece tek bir simbiyotik ilişki vardır ki bu da anneyle kurulandır. Baba her ne kadar ilk birkaç ay boyunca kendini bir yabancı gibi hissetse bile onun da ayrışma-bireyleşme sürecinde en az anneninki kadar önemli bir rolü vardır. Tıpkı çocukluk dönemi narsisizmi gibi simbiyoz da geçici bir dönemdir ve babanın görevi zamanı geldiğinde çocuğa annesi ile yaşadığı saklı cennetin ardındakileri göstermektir. Çocuk psikolojik açıdan hazır olduğunda yeni maceraların peşinden koşmak ister. Bunu kendini daha üstün ve dokunulmaz hissettiği çocukça hayallerden değil, gerçekten yeni bir şeyler öğrenmenin heyecanıyla yapmak ister. Bu aşamadaki çocuk her gün yeni yetenekler geliştiriyordur ve ana geminin halatlarını gevşetmek istiyordur. Onu denizi keşfe çıkmaya çağıran babasıdır. Yanlarına anneyi de alarak, kendi başına yüzmeyi öğrenene kadar ona rehberlik edeceklerdir.

Bu süreç ne yazık ki babanın narsistik olması durumunda engellenir. Ayrışım bireyleşme döneminin başlarında dışarıdan gelen uyarımlara aşırı duyarlı hale gelmesiyle, baba, anne ile çocuk arasındaki simbiyotik ilişkinin tadına varır. Birden çocuğun “favorisi” olmak için anneyle yarışmaya başlar ve kendini daha iyi hissetmek için çocuğu sahiplenmeye çalışır. Eğer baba bu şekilde devam ederse iki ve üç yaşlarında ortaya çıkan güç mücadelesi çok daha zarar verici bir hale bürünecek ve çocuğun gelişmemiş zihnindeki büyüklük sanrısı, gerçek hayata uyum göstermekte zorlanacaktır. Fakat çocuk bu hayal aleminde olduğu sürece narsist baba durumu umursamayacaktır. Çocuğunun annesine artan şekilde karşı çıkışlarına sebep olan özerklik tohumları karşısında baba öylesine bir coşkuya kapılır ki, çocuğuna sınırlar belirleme ve onu terbiye etme konusunda isteksizlik gösterir. Tabii çocuğun benmerkezciliği ile kendisininki karşı karşıya gelirse işler değişir. Böyle durumlarda baba haddinden fazla talepkar, kontrol delisi, yargılayan ve çocuğun gösterdiği “kötü tavırlardan” dolayı aşırı derecede utandıran birine dönüşebilir. Hem de bu davranışları sergilerken asıl yaptığının ebeveynlik haklarını kullanmak olduğunu düşünebilir.

Fakat şunu unutmamakta fayda var. Ebeveynler bu işin ağırlığı altında zaman zaman kendilerini tükenmiş, şaşkına dönmüş ve bunalmış hissedebilirler. Çocuklarına karşı düşündükleri bazı şeylerden utanabilir, ardından pişmanlık duyacakları şeyler yapabilirler. Bu onları narsistik yapmaya yetmez. Kusursuz ebeveyn diye bir şey yoktur. Aksini düşünmek ise ancak bir narsiste mahsustur. Evet, narsist ebeveynler tabii ki vardır. Bunlar kendi kafalarındakilerle öylesine meşguldürler ki, çocuklarının gerçek ihtiyaçlarına cevap veremezler. Bu insanların kafası kendi büyüklük sanrıları, kendilerini ve çocuklarını olduğundan daha kusursuz görme takıntıları kafalarının o kadar derinine işlemiştir ki, gerçekleri görmeyi reddederler. Kendi gerçek dışı beklentilerini başkalarına dayatır, ancak kendi işlerine geldiği ölçüde bu beklentileri esnetirler. Mesaj açıktır: “Ben öyle diyorsam, öyle olmalıdır.”

Başarılı ebeveynliğin sırrı (özellikle küçük çocuklar söz konusu olduğunda), çocuğun yaptığı davranışın yaşına uygun olup olmadığını anlarken, bir yandan da onun kendi yolunu bulması için ona rehberlik edebilmektedir. Ne çocuğun psikolojik ayrışımını ve bireyleşmesini engelleyecek bir hata yapmalı, ne de gelişen kişiliğinin saptığı yanlış yönler için onu teşvik etmelidir.

SÖZDE OLGUN ÇOCUK

Bu “sözde olgunlar”ın çocukluk dönemini es geçmiş oldukları düşünülür. Eğer zamanda yolculuk yapıp bu kişileri iki ya da üç yaşından itibaren gözlemlemiş olsaydınız, bu “küçük adamlar” ve “küçük anneler” in bir yandan narsist ebeveynlerinin bitmek bilmeyen taleplerini karşılamaya çalışırken, bir yandan da kendi kendilerini yetiştirmiş olduklarına şahit olurdunuz.

Araştırmacılara göre, böyle çocukların anneleri, onları henüz küçük yaştayken “bebek gibi davranmamaları” ve “büyümeleri” konusunda ikaz etmeye başlamışlardır. Bu anneler fiziksel temas yerine sözlü iletişimi tercih ederler ve çocuklarının dargınlık göstermesinden hoşlanmazlar.1 Bir süreliğine başkasına bırakılan çocuğun, bunun için annesini üzmemesi gerekir. Ya da bunu göstermesi bir yana, bir çocuk için gayet olağan olan öfke, küçük düşme ve güçsüzlük hislerini yaşamamalıdır bile.

Bu tür telkinlerle yetişen ve utanç, öfke, saldırganlık gibi hisleri yönetme becerileri geliştirmelerine rehberlik edilmeyen çocuklar, ebeveynler için epey cezbedicidir. Fakat bu çocuklar aslında göründüklerinden çok daha kırılgan olurlar. Takdir edilmek için yanıp tutuşuyor olmaları, onları tüm ilgiyi üzerlerine çekmeyi başaracak kadar uyanık yapabilir. Fakat her şeyde “en iyi” kendileri olmalı, herkes onları dinlemeli ve tüm mücadelelerden birincilikle çıkmalıdırlar. Erken yaşlardan itibaren kendilerine yeter hale gelmişlerdir ve hayal kırıklıklarından kaçınabilme konusunda uzmanlaşmışlardır. Ancak bunu başaramadıkları zaman mahvolur ve çevrelerine zarar verebilirler. Başkalarından yardım almaktan (özellikle kontrol etmeye yatkın oldukları diğer çocuklardan) nefret ederler. “Şımarık velet” denemeyecek kadar sevimlidirler, fakat ciddi miktarda çözülmeyi bekleyen narsistik sorunları vardır ve özgüvenlerini devam ettirebilmek için çevrelerini kontrol altında tutabilmeye ihtiyaçları vardır.

Hem bu “sözde olgun” çocuklar, hem de “her şeye hakkı olduğunu düşünen canavarlar”, narsist ebeveynlerin ürünüdürler. İkincisi ebeveynin narsistik hayal dünyasına hapsedilirken, diğeri zamanından önce büyümeye zorlanarak, kendine yettiğini düşünen sahte bir benlik geliştirir. İkisi de duygusal açıdan batık durumdaki annelerinden kopmayı başaramaz ve kendileri olmak yerine, ebeveynlerinin onlardan olmasını istedikleri şey olurlar. Kırılgan özgüvenleri başkalarının onları onaylaması üzerine kuruludur. Fakat başkalarına güvenmekten ve onlarla yakınlık kurmaktan korkarlar, çünkü bu içlerindeki zayıflığın ve utancın anlaşılmasına neden olabilir. Kabul edilmek için çabalarlar ve kendilerinde olmayan şeylere sahip insanları kıskanırlar. Yapay bir sevimlilik gösterirlerken, çoğu zaman duygusuz bir tarafları vardır. Empatik sevgiyi hiç tatmadıkları için buna karşı derin bir açlıkları olur. Utanca en az tahammül edebilen bu çocukların çocukluktan gelen büyüklük ve dokunulmazlık sanrıları gittikçe güçlenerek onları birer narsiste çevirecektir. Ancak büyük bir çoğunluğu utançlarının kontrolüne girecek, narsist ebeveynlerini hatırlatan insanlara yakınlık duyacak ve neyin gerçek, neyin hayal olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşayacaklardır. İşte üçüncü bölümümüz olan Kendinizi Savunabilmek, bu son bahsettiğim kişiler için bir hayatta kalma rehberi niteliğindedir.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült