Narsisizm: Büyüklük Hastalığı

Nevzat Tarhan

Yunan mitolojisinde çok yakışıklı ve genç bir erkek olan Narkissos’tan söz edilir. Tüm kızlar ona aşıktır ama o aşkın anlamını bilmez ve kızlara kötü davranır, acı çektirir. Bunun üzerine kızlar Yunan tanrılarına gider ve onu şikayet ederler. Cezayı Nemesis verir: Kimseyi beğenmeyen Narkissos kendi kendisine aşık olacaktır. Birgün Narkissos nehir kenarında iken suda yansımasını görür, hayran olur, saatler boyunca suyun karşısında kendisini seyreder. Derken sudaki aksine sarılmak isteyip suya doğru atılır, nehre düşer ve boğulur. Öldüğü yerde başı suya dönük bir çiçek olan nergis çiçeği çıkar. Narkisssos’a atfen bu çiçeğe nergis adı verilir, bununla beraber Narkissos kelimesi büyüklük hastalığı anlamına gelen narsisizm kelimesine de temel teşkil eder.

Narsist olarak tanımladığımız kişilerde tıpkı Narkissos gibi kendilerine hayran olma, kendilerine tapınma hastalığı vardır. Gururlu, kibirli kişilerdir. Nankörlük had safhadadır. Hep almak isterler, vermeyi sevmezler. Kendilerine vermeyen biriyle karşılaştıkları zaman da bunu haksızlık olarak algılar ve bu kişilere tepki gösterirler. Sıradan olmaktan korkarlar; kendilerini özel, önemli ve farklı görmek istedikleri için çok çalışırlar. Kimsenin yapmadığı şeyleri yapmak, evlerini kimsede olmayan bir tarzda döşemek, birkaç misli bir fiyata mal olsa da kimsenin almadığı şeyleri almak isterler. Pazarlamacıların aklı az, parası çok kişilerin narsist duygularını tatmin etmeye yarayacak tasarımları tam onlara göredir. Bu tasarımdan başka kimsede bulunmamasına özen göstermeleri kendilerinden başka egoyu kabul etmediklerinin bir göstergesidir. Çıkarları söz konusu olduğunda bir başkasına alçakgönüllü davranabilirler ve bu rolü çok güzel oynarlar, ancak çıkarları sona erdiği zaman arkalarını dönüp giderler; pragmatist, faydacı, menfaatçi kişilerdir. Onların çıkarına hizmet eden şey iyi, etmeyen şey kötüdür. Kutsal saydıkları şey egolarını tatmin etmektir; bunun için her türlü ahlaki kuralı yok sayabilirler. Toplumda sevilmezler.

Çevrelerinde olmak isteyenler onları övmek zorundadır; çünkü bu insanlar başkalarından gördükleri hürmet ve saygıyla beslenirler. Yapıcı da olsa kendilerini eleştiriye kapatmışlardır, iyi niyetle yapılan bir eleştiriyi bile bir hakaret, bir aşağılanma olarak algılarlar; bu yüzden hata yapmaya mahkûmdurlar. Kendilerini ancak özel kişilerin anlayabileceklerini düşündüklerinden “Kimse beni anlayamaz” cümlesini sık kullanırlar. Karşılarındaki kişinin hislerini fark edemezler, sadece kendi hislerini önemserler. Başkalarına acı çektirirler fakat hiç pişmanlık duymazlar. Oldukça geniş bir hayal dünyasına sahiptirler; kadınlar güzellik, aşk gibi konularda hayallere sahipken, erkekler para hayali kurarlar. Kuyrukta beklemeyi veya otobüste ayakta kalmayı kendilerine yediremezler. Bu düşüncelerinin arkasında bencillik ve ayrımcılık duyguları yatar. Bu tarz duygular insanı etnik narsistliğe kadar götürebilir. Kendi ırkını üstün kabul ederek sayısız insanın ölümüne sebep olan Hitler’i böyle bir vahşete sürükleyen etnik narsisizmdir.  

Narsistler sürekli olarak, projeksiyon savunma mekanizmasını kullanırlar. Kendilerini eksik hissettirecek ve kendilerine duyulan saygıyı azaltacak yorum yapılmasına izin vermezler. İşi, kendilerini eleştirenleri yok etmeye kadar vardırabilirler. Tarihte de bunun örnekleri mevcuttur: Hitler, Napolyon, Cengiz Han gibi... Narsistler bir suç olduğunda sorumluluğu başkasının üzerine atarlar. Her şeyi psikolojik bütünlüklerini bozacak bir tehdit olarak algılarlar; bu yüzden sürekli alarmda, sürekli tetiktedirler. Mutluluğu uyuşturucu, alkol gibi anlık ve somut zevklerde ararlar.

Her gittikleri yerde kendilerini kanıtlama çabası içine girerler. Kendilerinden başka otoritenin olduğu yerde kendilerini güvende hissetmezler. Narsistlerde rekabet duygusu güçlüdür. Bunun sonuçlarını görmek için Manhattan’ın gökdelenlerine bakmak yeterli olacaktır. Manhattan’da ilk gökdelenin inşasından sonra diğer inşaatçılar daha büyük bir gökdelen yapma iddiasıyla yeni binalar yapmış, böylece devasa yapıların olduğu bir yer ortaya çıkmıştır. Bu mantık aynı zamanda kapitalizmi de besleye gelmiştir.

Narsisizme yenik düşmüş insanlar çok zor mutlu olurlar. Onları mutlu eden şey, ancak bir başkasının kendilerini övmesidir. Narsistler, kendilerini öven kişiyi yendiklerini, onu esir aldıklarını düşünürler. Alkışlanmaktan çok hoşlanırlar. Kalabalıkta soru sordukları zaman diğerlerini hayran bırakacak bir giriş yaparlar ve tarzlarıyla kendilerini özel hissettirirler.

Profesyonellerde Narsisizm

Büyüklük hastalığı özellikle profesyonelleri, politikacıları pençesine alır. Liderlikle narsistlik iç içe geçmiştir. Narsist liderler tuttuğunu koparan, kitleleri peşinden sürükleyen liderlerdir. En büyük projelere imza atabilirler. Ama bilimsel liderlik farklıdır, sistem odaklıdır. Lider sistemi organize eden kişidir, o olmaksızın da sistem işler. Bu durumda lider için “sistemi en iyi işleten birey” demek daha doğru olacaktır.

Narsisizmin sonuçlarım günümüzde ABD’de büyük firmalarda çalışan CEO’larda görmek mümkündür. Bu yöneticiler önemli kararlar veren, özel güvenlik görevlileriyle dolaşan, yanlarına kimsenin yaklaşamadığı, kolay kolay randevu alınamayan, senede 1015 milyon dolar kazanan kişilerdir. Yapılan tespitlere göre emekli olan CEO’ların yaklaşık yarısı bir yıl sonra kalp krizi geçiriyor, hatta kriz geçirenlerin yüzde 2030’u hayatını kaybediyor. CEO’lar sahip oldukları statüyü, imkanları birdenbire yitirip çevrelerinde kendilerine aşırı derecede saygı ve sevgi gösteren kişilerin aniden yok olmasıyla kendilerini çok kötü hissetmeye başladıkları için böylesine kötü bir sonla karşılaşıyorlar. Oysa kişi övgü ile beslenmezse; mesleki hırsıyla, iddiasıyla, çabasıyla alçakgönüllülüğü birleştirebilirse böyle bir durumdan etkilenmez. Konumu değiştiği zaman da hayattan zevk alabilir. Büyük bir firmanın başındayken mutlu olduğu gibi, bir köyde çiftçilik yaparken de mutluluğu yakalayabilir. Elbette bu kolay kazanılan bir özellik değildir, ancak büyük bir olgunluktur.

Narsistlere Nasıl Yaklaşmalısın?

Narsisizme karşı vereceği savaş insanı sıradan biri olmaktan çıkarıp bilge bir insan olmaya kadar götürecektir.

Narsistler çevrelerindekilere hayatı zehir ederler. Eğer bu tür kişilere nasıl davranılması gerektiğini bilirsen onların sana acı çektirmelerine fırsat tanımamış olursun. Bu tür kişileri sürekli övmen onların zararınadır. Onları ancak çok zor şeyleri başardıkları zaman övmen ve mümkünse onlara çok yakın durmaman, kendini ezdirmemen gerekir. Çok zor mutlu olan, kendi doğrularına herkesin uymasını isteyen narsistler için yapabileceğin en güzel şey, onları eleştirmek yerine, hayata kendi merkezlerinden bakmaya devam ettikleri takdirde neleri kaybedeceklerini anlatmandır. Bu kişilere ayrıca böyle devam ederlerse yalnız kalacaklarını hatırlatmalı, arkadaşlıklarını yitirme riski de olsa her söylediklerini onaylamamalı, kendilerini sorgulama imkanı tanımalısın. Eğer karşındaki narsist iyi niyet sahibi ise zaten bir aşamadan sonra kendisini sorgulamaya başlayacaktır.

İnsanın alkolden kaçınmak isterken arzu ve isteklerinin onu alkole yönlendirmesi gibi, mantığı yanlış olduğunu bildiği narsistlikten onu uzaklaştırmak isterken içindeki arzu ve dürtüler bu duygudan hoşlanacaktır. Karşındaki kişinin narsistliğini yenmesi için büyük bir iç mücadele vermesi gerekecektir, ama bu mücadele onun olgunlaşmasını sağlayacaktır. Narsistlik doğuştan gelen bir eğilimdir ve herkesin içinde vardır. Çocuğun ilk sevgi nesnesi kendisidir. Bu yüzden önce “ben ve diğerleri” der, sonra “annem ve ben”, daha sonra “annem, ben, kardeşlerim, oyuncaklarım...” demeye başlar; sevgiyi zamanla paylaştırır. Bunu yaptığı zaman da kendisini bir bütünün parçası olarak görmeye başlar ki, bu yapıcı bir narsisizmdir. Narsist insan ise sevgiyi kendisine ayırır, sevgi nesnesi sadece kendisidir. Narsisizmle mücadele edip onu kabul edilebilir hale getirmek de kendi elindedir.

Kişi içindeki sevgiyi kendisine, topluma ve ölümden sonrasını düşünerek aşkınlığa vermesi mümkündür. Narsisizme karşı vereceği savaş insanı sıradan biri olmaktan çıkarıp bilge bir insan olmaya kadar götürecektir.

Narsisizmi Yardım Ederek Yen

Çevrende narsistler olabileceği gibi, sen de narsisizmden payını almış olabilirsin. Ama biraz mücadele ederek bu huyunu kontrol altına alabilirsin. Başkalarına iyilik yaparak, yardım ederek işe başlayabilirsin. Ancak bir şeye mutlaka dikkat etmelisin: bu iyiliği hiç kimse duymamalı. Eğer bunu başarabilirsen narsist özelliğini kontrol etmeye başlamışsın demektir. Benzer davranış biçimi Osmanlı İmparatorluğunda da vardı. Zengin kişiler mahalle bakkallarına uğrar; kendilerini tanıtmadan, hiç tanımadıkları kişilerin borçlarını ödeyip sildirirlerdi. Günümüzde özellikle Batı ülkelerindeki çocuklar almaya alışmış olarak yetiştiriliyor. Doğu toplumlarında ise çocuklara daha çok iyilik yaparak mutlu olma, hediye alma değil verme öğretiliyor. Batı ülkeleri bu açığı kapatmak için şirketlerinde “sosyal sorumluluk projeleri” olarak adlandırdığımız çeşitli yardım projeleri başlatıp bununla yöneticilerinin kendilerini aşmalarını sağlamayı hedefliyorlar. Böyle bir projede yer alanlar başkalarını mutlu ederek mutlu olmayı, iyilik yapmanın verdiği hazzı yaşama şansına kavuşuyorlar ki, bu da gerçekten mutlu olmak isteyen herkesin yaşaması gereken bir duygudur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült