Narsisistik Kişilik Bozukluğu

Ertuğrul Köroğlu & Sinan Bayraktar


Narsisistik kişilik bozukluğu olanların kendi önemlerine ilişkin büyüklük duyguları vardır. Özel insanlar olduklarına, özel haklarla donandıklarına inanırlar. Eleştirilmeye ya da yenilgiye büyük bir kızgınlıkla ya da depresyonla karşı koyarlar. Benlik saygıları kırılgandır. Başkalarını kendi çıkarları için kullanma eğiliminde olurlar, başkalarıyla eşduyum yapamazlar. Dış görünüşleriyle aşırı derecede ilgilidirler ve kendilerine hayran olunmasını beklerler.

Görülme Sıklığı: Toplumda görülme sıklığı % 1 dolaylarındadır.

Ortaya Çıkartan Nedenler: Küçük yaşlarda anneyi yitirme ya da anne tarafından reddedilmiş olma yüzünden anneyle eşduyum yapılamamış olmasının bu bozukluğun gelişmesinden sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Psikodinamik Yorum

Altta yatan aşağılık duygularını ödünlemek için büyüklük duyguları yaşama gereksinmesi duyulmaktadır.

Genel Bilgiler

Narsisistler, toplumsal davranışlarında sakin ve kendine güvenli bir nitelik gösterirler. Sorunsuz ve doyumlu gibi görünüyor olmaları kimileri tarafından “vakur” olmalarına bağlanır. Kimilerine göre ise bunların davranışları küstahlığı, kibiri, kurumluluğu ve insanlarla olan ilişkilerindeki kendini beğenmişliği, züppe tavırlılığı, kendine fazla güvenmeyi ve haddini bilmezliği gösterir. Narsisistler alçak gönüllü olmaktan uzak, aşırı derecede benmerkezci ve verici olmayan kişiler olarak görünürler. Genellikle farkında olmaksızın, karşılığında pek bir şey vermeden, başkalarını kendi çıkarları için kullanırlar, onları sömürürler ve onlardan kendi isteklerini yerine getirmelerini beklerler. Kendilerini beğenmişlikleri çoğu kişinin takdirini toplamaz, çünkü haklı nedenleri olmaksızın “kibirli” ve üstünlük taslıyor gibidirler.

Narsisistler, toplumda özel bir konumları olduğuna ilişkin savlarında kendilerini çok haklı bulurlar ve davranışlarının karşı çıkılabilir, hatta mantıkdışı bulunabilir olabileceğine ilişkin bir görüş taşımazlar. Kendilerini üstün insanlar olarak, olağandışı hakları ve ayrıcalıkları olan “çok özel” kişiler olarak görürler. Bu benlik algıları ile ilgili görüşleri öylesine yerleşmiştir ki bunların geçerli olup olmadığını kendilerine sormaya çok nadir olarak gerek duyarlar. Ayrıca, kendilerine saygı göstermeyen herkesi hor görür, küçümserler.

Narsisistler bilişsel olarak taşkındırlar. Düşlemlerinin ya da mantığa büründürmelerinin (rasyonalizasyonlarının) bir sınırı yoktur, gerçeklikten ve başkalarının görüşlerinden bağımsız olarak kendilerini hayal güçlerini kullanmaya kaptırırlar. Güçlerini abartmaya, hiç çekinmeden başarısızlıklarını başarıymış gibi göstermeye, benlik algılarını şişiren ya da hissettiklerini haklı çıkartan uzun ve anlaşılması güç rasyonalizasyonlar bulmaya, kendilerini kendi gördükleri gibi ya da daha da değerli olarak görmek istemeyen başkalarını kolaylıkla küçümsemeye yatkındırlar.

Narsisistler, hayal güçlerinin alabildiğine rahat çalışmasına bağlı olarak günlük yaşamlarında genel bir iyilik hali içindedirler, umutsuzluğa pek kapılmazlar, yaşama bakışlarında iyimserdirler. Gerçeklikten yarı-grandi öz bir sapmaya bağlı olarak ortaya çıkıyor olsa da, neşeli ve kaygısız olmasalar bile, genelde rahattırlar. Ancak balon bir kez patlamaya görsün, bu duygudurumları hemen alınganlık göstermeye ve başkalarına sinirlenmeye dönüşür ya da kibirleri kırılır ve değersizlik duygularıyla birlikte kederli bir havaya bürünürler.

Narsisistler, anababaları tarafından, her ne yaparlarsa yapsınlar ve nasıl düşünürlerse düşünsünler, hep sevilecek mükemmel insanlar oldukları inancı aşılanarak yetiştirilmişlerdir. Bu yüzden geçmişlerinden güç alırlar ve beklentileri yüksek olur. Bunun bir sonucu olarak da başkalarına güvenme eğilimi taşırlar ve her şeyin yolunda gideceği inancı içindedirler. Ancak böyle bir safça inanış uzun süreli kalıcı olamaz; çünkü evin ötesindeki dünya öyle “iyi huylu" ve kabullenici değildir.

Gerçekle yüzyüze gelmeleri zaman zaman onları güç durumda bırakır. Günlük yaşamın sıradan gereklerini bile usandırıcı bulabilirler. Bu tür sorumlulukları alçaltıcı olarak görürler, çünkü bunlar narsisistlerin kendilerini neredeyse Tanrı gibi gören algılarını bozmaktadır. “Sıradan” bir insanın yapacağı görevler birikir, çünkü onlara, her neye inanıyorlarsa onun doğru olduğu ve her ne istiyorlarsa onun yapılması gerektiği konusunda bir inanç aşılanmıştır. Ayrıca, düşüncesizliklerini oldukça iyi bir biçimde mantığa büründürme becerisini göstermekle kalmazlar, aynı zamanda bunlar için çok çeşitli iç ruhsal düzenekleri de kullanırlar. Öte yandan, başkalarının ne düşündüğü onlar için çok da önemli olmadığı için savunmaları çok ortadadır, gören göz için sakladıkları pek bir şey yoktur. Bunlar da fazla kendine güvenli ve kendini beğenmiş olarak görülmelerini destekler.

Narsisistler başarılı olamazlarsa, kişisel başarısızlıklarla ve toplumsal aşağılanmalarla karşılaşırlarsa ne olur? Gerçek olaylar, onları, dorukta olduklarını ve üstün olduklarını sandıkları dünyalarından “tepetaklak" düşürürse ne olur? Ne gibi davranışlar gösterirler? Acılarını dindirmek için ne gibi düzenekler kullanırlar?

Başta kederlenmek, utanmak ve kendini değersiz hissetmekle birlikte yardım dilenmezler ve avunmak için düşlemlerine dönerler. Antisosyal kişilikten farklı olarak narsisistler insafsız olmayı, bir şeyin üzerinde iddialı olarak durmayı ve engellendiklerinde saldırgan olmayı öğrenmemişlerdir. Ne de histrioniklerin ödüllendirilme ve korunma için uyguladıkları sedüktif (baştan çıkartıcı) yöntemleri bilirler. Amaçlarına ulaşamayınca ve başka yapabilecekleri bir şey kalmayınca kendilerini toparlamak ve huzur sağlamak için yine kendilerine dönerler. Böyle zamanlarda süregelen düş gücü yetenekleri işe karışır. Böylece kendilerine yeniden saygınlık kazandırdıkları yalancı bir dünya yaratırlar. Özdenetim uygulamadıkları ve nesnel gerçekliği kendilerine bir ölçü olarak almadıkları için düş güçlerinin bir sınırı yoktur ve sorunlarına, anlaşılması güç birtakım çözümler bulurlar.

Düşlemleme yolu ile üstesinden gelemediklerini de baskılarlar. Ayrıca akla yatkın ve tutarlı gibi görünen özürler ve “kanıtlar” bulurlar; böylece üstün ve mükemmel olduklarına karşı inançları geri gelir. Bu dayanaksız mantığa büründürmeler bir güven havası içinde sunulur. Daha önceden de belirtildiği gibi, narsisistler toplumu aldatma “beceri”sini hiç kazanmamış olabilirler, genelde başkalarının düşüncelerini göz önüne almaksızın, her ne istiyorlarsa onu söylerler ya da yaparlar. Bu yüzden başkaları için pek de inandırıcı olmayan mantığa büründürmeleri kendilerini kurtarmayabilir, daha da önemlisi dikkatleri üzerlerinde toplayabilirler ve başkalarının aşağılayıcı yargılarına hedef olabilirler. Böyle zamanlarda narsisistler bir savunma olarak projeksiyonu (yansıtmayı) kullanmaya itilebilirler. Kendilerini yalanlardan ve tutarsızlıklardan kurtaramayınca, üstün kişiler olma yanılsamalarını sürdürme gereksinmelerinin dürtüsü ile başkalarına yönelmeye başlarlar ve onları, başkalarını aldatıyor olmakla, bencil olmakla ve mantıksız davranmakla suçlarlar. Böyle zamanlarda narsisistin patolojisi iyiden iyiye ortaya dökülmüş olur. Ancak kişiliğin savunucu yapısında böyle bir ‘‘çökme” olması sık görülen bir durum değildir.

Narsisistlerin davranışlarının kendileri için neden doyum sağlayıcı olduğunu anlamak zor değildir. Kendi kendilerine “müşfik” davranarak; kendi "yiğitliklerinin, güzelliklerinin ve zekalarının" düşlerini kurarak ve “belirgin" üstünlükleri ve yetenekleri olduğunu düşünerek, kendi kendilerini desteklemeleri yoluyla, çoğu kişinin gerçekten çaba harcayarak erişmeye çalıştığı ödülleri kendi kendilerine “kazanmış” olurlar. Narsisistler doyum sağlamak için bir başkasına gerek duymazlar, onları teşvik edecek olan yine kendileri olabilir.

Ancak ne yazık ki!narsisistler de başkalarının da bulunduğu bir dünyada yaşama gerçeğiyle karşı karşıyadırlar. Ne denli kendi düşlem dünyalarında kalmayı yeğlerlerse yeğlesinler, gerçek kişilerarası ilişkilerin gerektirdiği her türlü zorluğa da katlanmak zorundadırlar. Ayrıca kendi kendilerini desteklemeleri ne denli doyum sağlıyor olursa olsun, başkalarının kendilerini beğenmesinin getireceği doyum da görmezden gelinemez. Narsisistler bunu sağlamak için çok az bir çaba gösterirler ve karşılık olarak kendi, üzerlerine düşeni yapmazlar. Ödüllendirilmek için boyun eğmek ve rıza göstermek zorunda olan bağımlı kişiliğin ya da başkalarının övgüsünü almak için rolünü oynamak ve çekici olmak zorunda olan histrioniklerin tersine narsisistler istedikleri beğeniyi kazanmak için karşılık olarak pek bir şey vermezler. Bazı narsisistler, başkalarının kendileriyle ilişkide olmalarıyla o kişilerin “onurlandırıldığını” düşünürler.

Narsisistlerin dışa vurdukları kendini beğenmişlik ve güven havasının başkalarının hayranlığını kazanması ve onların sözünü dinlemelerini sağlaması şaşırtıcı değildir. Çevrelerindeki insanları tartarlar ve kendilerine saygı gösterecek gibi olanları hemen ayırt ederler. Narsisistler, sıklıkla, karşılığında pek bir şey beklemeden karşılarında hürmetle eğilecek, "düşünceli", boyun eğen bağımlı bir kişiyi bulup çıkartırlar. (Tablo 14)

Çevre İlişkileri ve Kendilerine Bakış Açısı

Narsisistik kişilik bozukluğuna özgü uyum bozukluğuna neden olan tepkileri en çok tetikleyen durum ya da olaylar kendiliğin değerlendirilmesidir.

Narsisistik kişilik bozukluğu olanlar, kendini beğenmiş, burnu büyük, kurumlu, üstünlük taslayan, büyüklenen, böbürlenen ve züppe kişiler olarak tanımlanırlar. Kendine güveniyor gibi görünen, benmerkezci insanlar olduklarından söz edilir. Karşılıklı konuşmaları kendileri yönlendirmek isteyen, kendilerinin aşırı ölçüde beğenilmesini bekleyen, kendilerini beğenmiş, “havalara giren”, göstermeci insanlardır. Ayrıca sabırsız, küstah, bilgiçlik taslayan, ancak aşırı duyarlı kişilerdir.

Kişilerarası ilişkilerinde sömürgen, başkalarını kendi çıkarları için kullanan kişilerdir. Davranışları toplumsal açıdan derinliksiz, ancak cana yakın, alımlı ve çekicidir. Ancak başkalarının gerçekten ne hissettiğini hiç anlayamazlar, onlarla eşduyum yapamazlar. Zorlandıklarında karşısındakilere tepeden bakmaya, hor görmeye çalışırlar ve davranışlarının sorumluluğunu almazlar.

Düşünceleri taşkın ve abartılıdır. Gerçeklere odaklanmak yerine imgelerine odaklanırlar. Kendileriyle ve giriştikleri işlerle ilgili yanılsamalarını haklı çıkarmak üzere gerçekleri çarpıtırlar ve kendi kendilerini aldatırlar. Ayrıca esneklikten yoksundurlar. Kendi önemlerini abartırlar. Güçleri, varsıllıkları ve yeterlikleriyle ilgili olarak gerçekçi olmayan beklentilere girerler. Bunlara “haklarının olduğu”nu ve özel bir önemlerinin olduğunu düşünerek bu beklentilerini haklı çıkarmaya çalışırlar.

Duygusal açıdan bir kendine güven havası içindedirler. Narsisistik güvenlerini sarsacak bir şey olmadıkça çevrelerine karşı soğuk ve ilgisizdirler, aldırışsız ve umursamaz bir görünüm sergilerler. Eleştirilmeye öfkeyle karşılık verebilirler. Başkalarına karşı duyguları aşırı ülküselleştirmeyle değersizleştirme arasında gider gelirler. Eşduyum yapamamaları sonucu başkalarıyla yüzeysel ilişkiler kurarlar, derin bağları yoktur.

Bu kişiler, kendilerini özel olarak görseler de, başkalarına gereksinimlerinin olduğunu ve bu kişilerin de kendilerini incitebileceğini bilirler. Buna göre kendi gereksinmeleri için başkalarını kullanırken bir yandan da sakıngan ve tetikte davranırlar.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişilerin başlıca yerleşik düşünceleri kişisel olarak eşi bulunmazlık ve özel bir önemlerinin olduğu düşünceleridir. Çevrelerindekilerin dalkavukluğu, "yağcılık"ı, kendilerini kullandırmaları ve buna göz yummaları ve kayırmacılıkları bu düşüncelerine dayanak olur. Ancak insanlardan olumsuz geri bildirim almaları karşısında kolaylıkla incinirler. insanlarla işbirliği yapmakta, karşılıklı bir etkileşim içinde olmakta zorluk çekerler. Kendi rahatlarına fazla düşkün olmalarından, sürekli başkalarından bekliyor olmalarından ve saldırgan davranışlarından ötürü insan ilişkilerinde güçlükler yaşarlar.

Narsisistik Kişilik Biçimi ve Bozukluğu Arasındaki Ayrımlar

Biçim: Kendileri hakkında olumsuz değerlendirmelere ve başkalarının duygularına karşı duyarlıdırlar ancak bunları göğüsleyebilirler.

Bozukluk: Eleştirilmeye öfkeyle tepki verirler, tepki veremediklerinde kendilerini küçük düşmüş olarak hissederler.

Biçim: Başkalarıyla ilişkilerinde açıkgöz davranırlar, kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının güçlerini ve üstünlüklerini kullanırlar.

Bozukluk: Kişilerarası ilişkilerinde sömürgendirler, kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarını sömürürler.

Biçim: Kendilerini, kendi düşüncelerini ve tasarılarını çok iyi pazarlarlar.

Bozukluk: Özel bir önemleri olduğuna ilişkin bir duygu içindedirler.

Biçim: Başa güreşmeyi ve orada kalmayı seven yarışmacı kişilerdir.

Bozukluk: Sonuca giden her yolu geçerli sayarlar. [1] [2]

Biçim: Kendilerine, kendi yeteneklerine ve kendi eşi bulunmazlıklarına inanırlar ancak özel bir tedavi ya da bir ayrıcalık beklemezler.

Bozukluk: En iyisini hak ettiklerini düşünürler, özel bir tedavi görme beklentisi içindedirler.

Biçim: Beğeniyi ve övgüyü güzel bir biçimde, büyük bir ölçülülük içinde kabul ederler.

Bozukluk: Sürekli ilgi görme ve beğenilme arayışı içindedirler.

Biçim: Kendi duygu ve düşüncelerinin ayrımında oldukları gibi başkalarının duygu ve düşüncelerinin de bir ölçüde ayrımındadırlar.

Bozukluk: Eşduyum yapamazlar, başkalarının nasıl gördüğünü ve ne hissettiğini anlayamazlar.

Biçim: Başkalarının kendilerine hep iyi davranmasını beklerler.

Bozukluk: Kıskançlık duygularından arınamazlar.

Tam Koydurucu Özellikler

Narsisistik kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, üstünlük duygusu, beğenilme gereksinmesi ve empati yapamama örüntüsünün sürekli olmasıdır.

Bu bozukluğu olan kişilerin, kendilerinin çok önemli olduğuna ilişkin büyüklük duyumları vardır. Bu kişiler kendilerini olduklarından daha yetenekli görürler ve başarılarıyla böbürlenirler, çoğu zaman övüngen ve gösterişçidirler. Başkalarının da onların çabalarına aynı değeri verdiklerini düşünebilirler ve bekledikleri övgüler gelmeyince ya da gereksindikleri duyguları oluşturamayınca şaşkınlığa düşebilirler. Kendi başarılarıyla ilgili abartılı yargılarında başkalarının katkılarının görmezden gelindiği bir yön de vardır. Sıklıkla, sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar. "Zamanı çoktan gelip gelmiş” hayranlıklar ve ayrıcalıklar üzerinde düşünüp dururlar ve kendilerini meşhur ya da ayrıcalıklı insanlarla karşılaştırırlar.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, kendilerinin üstün. özel ya da eşi bulunmaz kişiler olduklarına inanırlar ve başkalarının da kendilerini öyle görmesini beklerler. Kendilerinin sadece özel ya da yüksek konumdaki kişilerce anlaşılabileceğini ve ancak bu kişilerle ilişki kurmaları gerektiğini düşünürler ve ilişki kurdukları kişilere “eşi bulunmaz”, “mükemmel" ya da ‘‘üstün yetenekli" gibi nitelikler yüklerler. Böyle bir bozukluğu olan kişiler gereksinmelerinin çok özel olduğuna ve sıradan insanların bunları anlayamayacağına inanırlar. İlişkiye girdikleri kişilere yükledikleri, yüceleştirdikleri değerler yoluyla kendi benlik saygılarını güçlendirirler (yani ayna tutarlar). Sadece “en yukarıdaki” kişi (doktor, hakim, kuaför, öğretmen) olma ya da “en iyi" kurumlarla ilişki kurma konusunda ısrarlı olma eğilimi gösterirler ve kendilerini düş kırıklığına uğratanların değerlendirmelerini değersiz bulurlar.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler genellikle çok beğenilmek isterler. Benlik saygıları hemen her zaman çok kırılgandır. Sürekli olarak, ne denli iyi yaptıkları ve başkalarının kendilerini ne denli iyi değerlendirdiği üzerinde dururlar. Bu da çoğu zaman sürekli ilgi görme ve beğenilme gereksiniminde olma biçimini alır. Gelişlerinin büyük bir coşkuyla karşılanmasını bekleyebilirler ve sahip olduklarına imrenmeyenleri büyük bir şaşkınlıkla karşılarlar. Sürekli iltifat edilmeyi beklerler. Özellikle, özel bir tedavi beklentisi içinde olmalarından anlaşılacağı üzere hak kazandıkları duygusunu yaşarlar. Özel davranılmayı beklerler ve böyle bir karşılık almazlarsa şaşkınlığa düşerler ya da çok öfkelenirler. Sözgelimi. sırada beklemek zorunda olmadıklarını, kendi önceliklerinin çok önemli olduğunu ve başkalarının buna saygı göstermesi gerektiğini düşünürler ve “çok önemli işleri” için başkalarından yardım görmediklerinde bunun için sinirlenirler. Buna haklarının olduğu duyguları, başkalarının isteklerine ve gereksinmelerine duyarlılık göstermekten uzak olmalarıyla birleşince, bilerek ya da bilmeyerek başkalarını kendi çıkarları için kullanırlar, onları sömürürler. Her ne isterlerse ya da neye gereksinim duyarlarsa, bunun başkaları için ne anlama geldiğini düşünmeksizin karşılanmasını beklerler. Sözgelimi bu kişiler, başkalarından kendilerini işlerine adamasını bekleyebilirler ve bunun onların yaşamları üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmaksızın bu kişileri aşırı çalıştırabilirler. Diğer kişi amaçlarına ulaşmayı kolaylaştırıyorsa ya da bu olmasa bile, kendi benlik saygılarını güçlendirmeye yarıyorsa ancak o zaman arkadaşlıklar kurarlar ya da duygusal ilişkilere girerler. Çok özel insanlar oldukları için bunun hakları olduğuna inandıklarından, onlara özel birtakım ayrıcalıklar tanınması ve onlar için özel birtakım kaynaklar yaratılması için çoğu zaman zorlamalarda bulunabilirler.

Narsisistik kişilik bozukluğu.olan kişiler genelde em pati yapamazlar ve başkalarının isteklerini, öznel yaşantılarını ve duygularını tanımakta zorluk çekerler. Başkalarının bütünüyle kendi iyilikleriyle ilgili olduğunu düşünebilirler. Kendi kaygılarını gereksiz ayrıntılarıyla tartışma eğiliminde olurlarken başkalarının da duygularının ve gereksinmelerinin olduğunu görmezden gelirler. Kendi sorunları ve kaygıları hakkında konuşanlarla birlikteyken çoğu zaman hor gören bir yaklaşım içinde, sabırsız ve hoşgörüsüz olurlar. Söylediklerinin başkalarını incittiğinin farkında bile olmayabilirler (eski sevgililerine, coşkunluk içinde "Artık yaşam boyu sürecek bir ilişki içindeyim!” diyebilmek gibi; hasta olan birinin yanında sağlıklı olmalarından ötürü övünmek gibi). Başkalarının gereksinmelerini, isteklerini ya da yaşadıkları duyguları gördüklerinde de, eleştirir bir tutumla, bunları zayıflığın ya da kolay incinebilir olmanın birer belirtisi olarak algılama eğilimi içinde olurlar. Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişilerle ilişkiye girenler bu kişilerdeki duygusal soğukluğu ve karşı ilgi yoksunluğunun olduğunu görürler.

Bu kişiler çoğu zaman başkalarını kıskanırlar ya da başkalarının kendilerini kıskandığını düşünürler. Başkalarının başarılarında ya da sahip oldukları şeylerde gözleri kalır, bunları onlara çok görürler ve onların elde ettikleri bu başarılara, beğeniye ya da ayrıcalıklara daha çok kendilerinin layık olduğunu düşünürler. Özellikle başarıları için teşekkür ya da övgü alan başkalarının katkılarını kaba bir şekilde değersizleştirmeye çalışırlar. Bu kişilerin küstah ve kendini beğenmiş davranışları olur. Çoğu zaman züppeliğe varan, tepeden bakan ya da patronluk taslayan tutumlar sergilerler. Sözgelimi böyle bir bozukluğu olan bir kişi sakar bir garsonun “kabalık”ı ya da “salaklık”ından yakınabilir ya da bu kişinin bir doktora görünmesi gerektiği sonucuna varabilir.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişilerin benlik saygılarının kolay zedelenebilir olması, eleştirilme ya da yenilgi karşısında ‘‘yaralanma”ya çok duyarlı olmalarına yol açar. Dışarıdan göstermeseler de eleştirilme bu kişileri derinden yaralayabilir ve kendilerini rezil olmuş, alçalmış, çökmüş ve boşluktaymış gibi hissedebilirler. Hor görerek, öfkeyle ya da cüretkar bir karşı saldırıyla tepki gösterebilirler. Bu yaşantılar çoğu zaman toplumdan uzaklaşmalarına ya da üstünlük duygularını maskeleyebilen bir yumuşakbaşlılığa yol açar. Özel birtakım haklarının olduğu duygularının yarattığı sorunlardan ötürü, beğenilme gereksinmelerinden ve başkalarının duyarlılıklarını görmezden gelmelerinden ötürü kişilerarası ilişkileri genelde bozuktur. Tutkuları ve kendilerine olan güvenleri, üstün başarı sağlamalarını sağlayabilirse de eleştirilmeye ve yenilgiye gelememeleri başarılarını sürdürmelerini engelleyebilir. Mesleki işlevsellikleri bazen çok düşük olabilir; çünkü yenilginin olası olduğu, rekabete dayalı ya da diğer durumlarda risk alma konusunda isteksiz davranabilirler. Süregiden utanç ya da aşağılanmış olma duygularına ve bunun yanı sıra giden özeleştiriye, toplumdan uzaklaşma, depresif duygudurum eşlik edebilir. Bunun tam tersine, kalıcı olabilen üstünlük duygusu taşıma dönemlerine taşkın bir duygudurum eşlik edebilir.


 

 


 

[1] Biçim: Kendilerini, kendi alanlarında en iyi ve en başarılı olarak görselleştirebilirler.

[2]        Bozukluk: Sınırsız güç, sınırsız başarı, olağanüstü güzellik, eşi bulunmaz bir sevgi düşlemlerine dalarlar.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült