Mükemmeliyetçilik Ve Depresyon

Zehra Erol


Depresyon, dünyada en sık görülen hastalıklardan biridir. Her: altı kişiden biri hayatında en az bir kere depresyona girer. Yani, dünyada bir milyar kişi en az bir defa depresyon geçirmiştir Kendimizi yavaş, ilgisiz, kararsız, odaklanamaz hissettiğimiz bir dönemdir bu. Duygudurum bozukluğu olarak da tarif edilir. Sosyal sınıf ve statü ayrımı olmaksızın herkesi etkiler. Tipik belirtileri mutsuzluk, düşük enerji ve ilgi kaybı, özsaygıda azalma, suçluluk duygusu, iştah değişmesi ve uykuya yönelmede artıştır. Depresyon kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden herkesi etkiler. Depresyonda olan kişinin zihninde çok sayıda “eğer” ve “keşke” vardır. Geçmişe yönelik pişmanlıklar artar. Kişi “Eğer yapmasaydım, keşke olsaydı, keşke, yapsaydım” gibi geçmişe dönük pişmanlık ve suçluluk duyguları içindedir. Yaşamdan zevk almaz. Kendisini ve hayatı değersiz görür. Depresyondaki kişi sürekli olumsuz olaylara odaklanır. Nedeni bilinmeyen bir sıkıntı, sinirlilik hali içindedir. Uykuya dalmada güçlük, iştahsızlık, halsizlik, ölüm ve intihar düşünceleri, dikkati toplayamama, cinsel isteksizlik de depresyonda sıklıkla görülür.

Depresyondaki kişi kendisini aşırı yorgun hissettiği için herhangi bir iş yapmak ona çok zor gelir. Hiçbir iş yapmadığı için de, bir şey yapmıyor olmaktan sıkılır. Yemek yapmak, okula gitmek, işe gitmek gibi günlük işlevlerden kaçınır. Odası sığınağı haline gelir. Kendini biraz olsun iyi hissettiği yer evidir.

Depresyondaki kişinin hali sadece onu değil, çevresindekileri de rahatsız eder. “Yeteri kadar çaba göstermiyorsun, biraz gayret et, senin istemen yeterli” gibi sözleri işitmek kişiyi iyice çıkmaza sokar. Depresyondaki kişilerin çoğu, çevrelerindeki insanları, eşlerini, anne babalarını üzmek istemez ancak ne yapacaklarını da bilmezler. Kitap okumak, televizyon seyretmek gibi zevk aldıkları rutin aktivitelere odaklanmaları bile zorlaşır. Sosyal ilişkileri gittikçe azalır. Dışarı çıkmak, arkadaşlarla buluşmak istemezler. Depresyon, çağdaş toplumlarda yaygın ve giderek büyüyen bir sorundur. Üzüntü ya da keder içeren bir rahatsızlık olduğu gibi, aklı ve vücudu da etkiler.

Maladaptif mükemmeliyetçiler, hatalarını aşırı derecede önemseyen ve tahrip edici şekilde algılayan, başarılarını önemsemeyen, düşük özsaygıya ve güçlü aşağılık duygusuna sahip kişilerdir. Mükemmeliyetçiliğin bu formu, genel olarak patolojik bozukluklarla ilişkilidir ancak depresyonla sınırlı değildir. Anksiyete, yeme bozuklukları, intihar düşüncesi ve eğilimiyle de ilintilidir.

Mükemmeliyetçi kişilerin mükemmeliyetçiliklerini koruyan belli düşünce kalıpları vardır. Bu kişilerde en çok görülen algılama bozukluklarından biri, “ya hep ya hiç” tarzı düşüncedir. Kişi “doğru” ile “yanlış” arasında pek çok derece bulunabileceğini düşünmeden, olayları sadece ak ya da kara görme eğilimindedir. ' Bu da, yüksek standartlara sahip olmak anlamına gelir. “Ya hep ya hiç” diye düşünme eğilimi nedeniyle, düşüncelerin odak noktasına bağlı olarak kişilerde depresyon, anksiyete ve öfke görülebilir. Mükemmeliyetçi kişinin başkalarının davranışlarıyla ilgili düşüncelerine genellikle öfke eşlik ederken, kendisiyle ilgili düşüncelerinde anksiyete, depresyon ve yetersizlik hislerinin etkisi vardır (Antony & Swinson, 2000).

Slaney ve Ashby (1999) mükemmeliyetçiliğin DSMIV’de yer alan birçok kişilik bozukluğu örneğin depresyon, kaygı vb ile ilişkili olduğunu vurgulamış; davranış ve performans için aşırı derecede yüksek standartlara sahip olmanın mükemmeliyetçilik tanımının merkezinde yer aldığını belirlemişlerdir. Hewitt, Flett ve Ediger (1996) da, depresyonda bir incinebilirlik faktörü olarak mükemmeliyetçiliğin rolünü incelemiş, kendine dönük mükemmeliyetçiliğin başarı stresiyle etkileşerek depresif semptomları arttırmada tesirli olduğunu, sosyal düzene dönük mükemmeliyetçiliğin ise ana etki olarak depresif semptomları yorumlandığını bulmuşlardır. Ayrıca bu çalışmadan elde edilen diğer bulgular, mükemmeliyetçilik boyutlarının, zaman içinde tek kutuplu depresyonun oluşumunda önemli faktörler olarak ortaya çıkabildiğini göstermiştir (Akt: Erözkan, 2005)

Depresyona en çok kendine yönelik mükemmeliyetçilikte rastlanır. Kişi kendine yönelik gerçekçi olmayan standartlara sahiptir ve bunlara ulaşmaya yönelik aşırı çabasına “ya hep ya hiç” düşünme tarzı eşlik eder. Kendini suçlar ve eleştirir, hatalarına, eksikliklerine odaklanır.

İdeal olan ile “var olan” arasındaki makasın açılması depresif belirtilerin oluşmasına zemin hazırlar. Şule için “ideal” olan işyerinde müdür olmasıydı. 31 yaşına gelmişti, onun yaşındaki tüm iş arkadaşları müdür olmuştu. “Varolan” durum da şuydu: Şule kendi pozisyonunda en iyi çalışanlardan biriydi. Bu nedenle birçok şirket tarafından transfer edilmiş, uzun süre bir şirkette çalışmamış, dolayısıyla da müdür olamamıştı. Ancak işini iyi yaptığı için kendi alanında bilinen biriydi. İdeal olana ulaşamamak onu üzüyordu. Hem şirketten şirkete transfer olup iyi paralar kazanmak, hem de belli bir kurumda uzun süre çalışıp müdür olmak gibi gerçekçi olmayan bir beklenti içindeydi.

Son derece yaygın olan bu tür öyküler, mükemmeliyetçi kişilerde neden depresyon vakalarına sık rastlandığını net bir şekilde anlatır. Büyük bir kedi, kuyruğuyla oynayan küçük kediye sormuş. “Neden kuyruğunu kovalıyorsun?”

Yavru kedi yanıt vermiş: “Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu öğrendim. Bu nedenle onu kovalıyorum, yakaladığımda mutluluğa kavuşacağım.” Bunun üzerine yaşlı kedi şöyle cevap vermiş: “Gençken ben de mutluluğun kuyruğum olduğunu düşünüyordum. Ama şunu fark ettim; ne zaman onu kovalasam, benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi yoluma gitsem, peşimden geliyor.”

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült