Max Wertheimer

Frank J. Bruno


Max Wertheimer, Almanya'da genç bir üniversite öğrencisi iken, Von Ehrenfels'in derslerine girip, «formniteliği» konusunda bilgiler edinmiştir.

Wertheimer, Von Ehrenfels'in önerdiği gibi, 'form'un da kendi başına, diğer duyusal öğelere eklenmesi gereken, bir başka duyusal öğe olduğu konusundaki görüşlerine inanmakta zorluk çekmiştir.

Kendisi, ayrıca, fizik dersleri de almıştır.

Bu derslerde edindiği bilgilere bağlı olarak, deneyim sırasında, «düzenlem» (organizasyon) sorununu açıklayabilmek üzere, yeni yollar önermiştir.

Psikolog olmadan önce, bir hukuk öğrencisi olan Wertheimer, Prag'da doğmuştur.

Külpe ve öğrencilerinin, 'Büyük Wundt' ile, 'imajsız düşünce' üzerine tartışmalara girdikleri sırada, Würzberg

üniversitesinden doktorasını almıştır. Böylece, Wertheimer daha çok genç iken, «Tanrılara taş atma»nın coşkusunu yaşamış sayılır.

Zaman içinde, Wertheimer'in Wundt'a attığı taşlar, psikolojideki herhangi bir ekolden atılan taşlardan, daha büyük ve daha 'can yakıcı' olmuştur.

Naziler'in güçlenmesi üzerine, Wertheimer ve diğer iki Geştalt psikoloğu olan Wolfgang Köhler ve Kurt Koffka, Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmişlerdir.

Geştalt psikolojisi, bu ülkede hiç bir zaman büyük bir taraftar kitlesi toplayamamıştır. Ancak, bu üç psikolog yine de, yeterince etkili olmayı başarmışlar ve seslerini duyurmuşlardır.

Kuramları ve deneyleri, saygıyla karşılanmıştır. Sonuçta, kendilerini tam anlamı ile Gestalt'çı olarak kabullenen psikolog sayısı az olmasına rağmen, pek çok psikolog, kendi görüşlerini Geştalt psikolojisinin ışığı altında önemli ölçülerde değiştirmişlerdir.

 

F i (phi) Fenomeni :

Şimdi, diyelim ki bir sinemadasınız.

Perdedeki hareketler olurken, sanki gerçek hareket görüyormuş gibi bir izlenim edinirsiniz.

Ancak bunun yine de, yalnızca bir 'görünüm' olduğunu bilirsiniz.

Aslında, «hareketli resim» terimi, dış dünyada olan bir şeyin tanımı değil, bir yere kadar, sizin deneyiminizin tanımlanmasıdır.

Perdeye aktarılanlar ise, bir seri hareketsiz resimden başka bir şey değildir.

Wertheimer, bu, «görünürdeki hareket» olgusuna, «phi fenomeni» adını vermiştir.

Wertheimer, kuşkusuz, bu «phi fenomeni»nin varlığını belirten ilk psikolog değildir.

«Görünürdeki hareket» sorunu, aslında bilinen bir sorundur.

Wertheimer, bu konudaki deneylerine başladığı zaman, bilinen bazı yanıtları da vardır.

Örneğin, hatırlanacağı gibi, Wundt.a göre, her hareketsiz resim gösterildiğinde, gözlerin sabitleştiği noktaların, değişmesi gerekmektedir.

Bu sırada, gözün hareketlerini kontrol eden kaslar, gerçek hareketin algılanması sırasında oluşan duyumlara eş duyumlara neden olmaktadırlar.

Böylelikle, bu kas duyumları ile, gerçek hareketin birleştirilmesi sonucu, Helmholtz'un «bilinçsiz yorumlama» diyeceği bir iş yapılmaktadır.

Göz yuvarlakları hareket ettikçe, perdede sanki hareket varmış gibi, bilinçsiz bir yorum yapılmaktadır. Wundt ise, bu «bilinçsiz yorumlama» yerine, «kavrama» ve «yaratıcı sentez» kavramlarını kullanmıştır. Ancak» temeldeki fikir, yine aynıdır.

Söz konusu, bu, WundtHemholtz yaklaşımı, «phi fenomeni»ni açıklamak için, «öğrenme» ve «duyumların çağrışımı» (birleştirilmesi) ilkesini temel almıştır.

Wertheimer'in,deneyini düzenlerken yaptığı en önemli şey, bir araç ile, çeşitli çizgileri perde üzerine yansıtarak göstermek olmuştur.

Bu araç (tachistoscope), belirli uyarının, hızlı ve arka arkaya gösterilmesini sağlamaktadır.

Wertheimer, çok basit şekiller olan, düz çizgilere sadık kalarak, bazı şaşırtıcı soruları kanıtlamıştır.

Bu basit deneyde, iki çizgiyi alıp sonrada bunları aynı anda, sanki iki zıt yöne hareket ediyormuş gibi göstermiştir.

Gözler iki farklı yöne hareket edemeyeceğine göre, «phi fenomeni» nin bu durumda yine de geçerli olması, bu fenomenin, Wundt'un dediği gibi, gözün hareketlerinden oluşmadığını kanıtlamıştır:

Wertheimer'e göre, bu sorunun yanıtı şöyledir:

Phi fenomeni bir Gestalt'dır.

Diğer bir deyişle, parçalara indirgenerek açıklanamayacak bir «bütün» algılamasıdır.

«Bütün», parçalara göre, önceliktedir ve aslında parçaların özelliklerini bile, o belirler. «Phi fenomeni» sırasında oluşan duyumların doğası (parçalar), «phi fenomeni»nin özelliklerini oluşturmaz.

Bunun yerine, «bütün» (phi fınomeni), duyumların (parçaların) doğasını belirler. Wertheimer, böylelikle, klasik açıklamaları ters yüz etmiştir.

Bazı kişilere göre, bu bir açıklama gibi görülmeyebilir. Onlar, Wertheimer'in phi fenomeni için getirdiği bu açıklamayı, sanki «Bu durum açıklanamaz» demiş gibi, algılayabilirler.

Ancak, bu doğru değildir. Wertheimer, 'phi fenomeni'nin gerçekten olduğunu, fakat bunun göz yuvarlaklarının hareketine değil, ancak, santral sinir sisteminin hareketlerine bağlanabileceğini söylememiştir.

Diğer bir deyişle, phi fenomeninden beyin sorumludur ve bu fenomenin öğrenme ile bir ilişkisi yoktur. Ona göre, gerçek bir hareket oluştuğu sıradaki beyin süreçleri ile, optimal bir sıklıkla gösterilen hareketsiz uyarıcılara karşı oluşan beyin süreçleri, birbirinin aynıdır.

Böyle birbirine eş beyin süreçlerini de, birbirine eş algılara neden olduğu öne sürülebilir.

İşte bu, ünlü Geştalt doktrini olan «isomorfizim» veya «eşbiçimcilik» doktrinidir.

Burada öne sürülen fikir, «birbirine eş biçimdeki veya şekildeki beyin süreçleri, birbirine eş deneyimlere neden olmaktadır» şeklindedir.

 

Bütün ve Parçalar :

İlk karşılaşıldığında, bütünün, özelliğini belirlediği yolundaki Geştalt doktrini, kişiye biraz tuhaf gelebilir.

Sanki, sağ duyuya tersmiş gibi düşünülebilir. Çünkü bizler, her şeyin parçalardan yapılmış olduğu düşüncesine? koşullanmışızdır. Halbuki, bu parçaların, bazı örüntüler ve bazı düzenlemeler içinde anlam kazandığını; farklı düzenlemelerin ise, parçalara biraz farklı bir görünüm verdiğini unutuyoruz.

Örneğin, 1.70'lik bir adamın, 1.50'lik bir adamın yanında uzun görülebildiğini, ama 2 metrelik bir adamın yanında, hiç de uzun sayılmayacağını düşünmüyoruz. Buradaki Geştalt, «aynı anda iki adamdır».

Böyle bir düzenleme oluştuğunda, 'kısalık' ve 'uzunluk' kavramları, Gestalt'ın yapısı ile belirlenmektedir.

Algısal Organizasyon (düzenleme) Yasaları :

Wertheimer'e görd, bizim düzenlenmiş deneyimlerimiz, uzun ve yorucu sınamayanılmalar sonucuna veya duyasal deneyim birleşimlerine (çağrışımlarına) bağlı değildir.

O, bu zihinsel düzenleme sorununa, deneyimcilerden farklı bir biçimde yaklaşmıştır.

Zihin, Locke'un dediği gibi, bir «tabularasa» değildir.

Bununla beraber, Wertheimer, Platon veya Kant geleneğindekiler gibi doğuştan gelen fikirler olduğunu savunan bir 'nastiyist'de, değildir.

Bunun yerine fiziksel dünyanın düzenli olduğunu, beyin ve sinir sisteminin ise yalnızca, dünyada 'varolan' bu düzeni koruduğunu söylemiştir. Wertheimer, düzenli şekillerin daha küçük yaşlardan itibaren görülebileceğini savunmuştur.

(Tabii, olgunlaşma veya kas kontrolü ile ilgili bazı sorunlar algılarımız gerçekten saptırabilir).

Onun yaklaşımını, biraz ntivistik yaklaşıma benzetebiliriz, önemli olan, buradaki 'nativizm'in, beynin ve sinir sisteminin 'doğuştan gelen yapısına' bağlı olduğudur.

İnsanoğlunun yapısı, uyaran durumlarının bazı özelliklerinden yararlanabilecek şekildedir, örneğin, uyaran öğeleri birbirine yakınsa, böyle bir bilgiyi, bir 'bütünü' algılamak için daha kolayca kullanabiliriz.

Birbirlerinden uzak iseler, bütünü algılamak daha zordur.

Wertheimer, buna «yakınlık ilkesi» demiştir, ayrıca, burada detaylarına girmeyeceğimiz, daha birçok algısal düzenleme yasaları ileri sürmüştür.

Burada önemli olan nokta, Wertheimer'in, dünyada düzenlenmiş bütünler olduğunu ve bizim doğuştan getirilen sinir sistemimiz aracılığıyla, bu düzenlenmiş bütünleri doğrudan algılayabilme özelliğine sahip olduğumuzu, savunmuş olmasıdır.

 

Verimli Düşünme :

Geştalt psikolojisinin ilgi alanının, yalnızca algılama sorunları olduğunu düşünmek hatalıdır.

Zaman geçtikçe, Gestalt'çı yaklaşım, öğrenme ve düşünme sorunlarına da aktarılmaya çalışılmıştır.

(Özellikle Köhler, öğrenme psikolojisine pek çok katkıda bulunmuştur).

Yaşamının sonuna doğru, Wertheimer, mantığı vurma ve problem çözme sorunlarına çok ilgi duymuş ve ölümünden sonra yayınlana, «Verimli Düşünme» (Productive Thinking) adlı kitabı yazmıştır.

Bu kitapta, Geştalt doktrinleri, eğitim yöntemlerindeki bozuklukların araştırılmasına uygulanmaya çalışılmıştır. Kendisi, anılarında, bir Alman sınıfında paralel kenarın alanının bulmayı öğrenen öğrencilerden söz etmektedir.

Wertheimer, öğretmenin iznini alarak tahtaya yatay yerine, dikey bir paralelkenar çizmiş ve öğrencilere alanını bulmalarını söylemiştir.

Öğrenciler, «biz bunu öğrenmedik» diyerek soruyu protesto etmişlerdir.

Wertheimer'e göre, bu öğrenciler, parçaların bütüne olan ilişkilerini anlayamadıkları için, bu tepkiyi göstermişlerdir.

Çocuklar, bu alan hesaplarını, yalnızca ezberlemişler ve ezberledikleri için de, verimli bir düşünce içine girmemişlerdir.

Wertheimer, bu sorunu çözümlemek için, çocuklara kartondan yapılmış paralelkenarlar verilmesini önermiştir. Çocuklara bu paralekenarlar verildikten sonra, kendilerinin bir makas ile bunları ikiye bölmelerini istemiştir.

Bu işlem sonucu, onlara, ortaya çıkan iki parçanın, diğer yönde birleştirilince, bir dikdörtgen oluşturduğunu göstermiştir.

Wertheimer, okullardaki eğitim biçimlerini eleştirmiş ve eğitimin fazlasıyla tekrar ve ezbere dayandığını, gerçek anlamaya, pek yer verilmediğini söylemiştir.

«Verimli Düşünmedeki» en ilginç bölümlerden bir, Werthiimer'in Einstein ile yaptığı tartışmalara ve Eistein'in «görecelik kuramını» ortaya attığı sıradaki verimli düşüncesine ilişkindir.

Wertheimer ve Einstein yakın arkadaşlardır. Bu nedenle, Einstein sıksık, düşüncelerini Wertheimer ile paylaşmıştır.

Einstein'a göre, düşünme için gerekli «uyara», ortada bir sorun olduğunun farkedilmesidir.

Söylendiğine göre, Einstein, 16 yaşında bir genç iken, kendi kendine «Acaba insan kitabının bu bölümünde, genç Einstein'in, aslında karmaşık bir spekülasyon yığınından başka birşey olmayan düşüncelerinden, nasıl böyle bir özgün «görecelik kuramını» oluşturduğunu, ayrıntıları ile anlatmıştır.

Einstein'inki gibi, böylesine, pırıl pırıl ve çarpıcı sonuçlara ulaşabilmenin, hiç bir çağrışım (birleştirme) kuramı veya koşullanmış reflekslerin açıklamalar gerektiğini savunmuştur.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült