Körleşme

Erdal Atabek


Toplumda bir 'körleşme' olgusu yaşanıyor. İçine sürüklendiğimiz 'psikolojik kamplaşma’, insanların birbirini anlama isteklerini engelliyor ve hiç kimse kendi dışındaki görüşleri anlamak istemiyor, anlamak bir yana işitmek bile istemiyor. Bu durum, giderek gruplar oluşturan insanların 'kendi içlerine kapanma’, 'grup kolonileri kurma’, 'birbirine yabancılaşma’, 'birbirine düşmanlaşma’ biçiminde gelişmelere yol açmaktadır.

'Körleşme', Nobel ödüllü ünlü yazar Elias Canetti’nin bir romanıdır. Bu romanda 'insanın körleşmesi’ ustalıkla işlenmektedir. Körleşen insanın yalnız 'kendi baktığı şeyleri görmesi', onun dışında kalanlara karşı tam bir 'körleşme'si anlatılmaktadır.

'Körleşme', beyin işlevlerini sınırlandıran, beyin çalışmalarını 'şartlı refleks’ kuralına göre biçimlendiren bir 'şartlandırma' ile gerçekleşmektedir. Bu oluşumda 'şartlandırılan insan’ artık kendi uyaranları ile hareket eder. Yalnız kendi uyaranlarına açıktır, onun dışında kalan uyaranlara hiçbir tepki vermez, onlara karşı 'körleşmiştir'.

'Körleşme'nin yol açtığı ruhsa! davranış gelişimine bakıldığı zaman:

1.       Kendi uyaranları dışındaki uyaranları görmeme,

2.       Görmediği şeylere karşı yabancılaşma,

3.       Yabancılaştığı şeylere karşı düşmanlaşma,


4.       Düşmanlaştığı şeylere karşı şiddet kullanma eğilimi, sistematiğini görürüz.

Böylece, toplumda 'körleşme' giderek 'kamplaşma'ya, kamplaşmada 'düşmanlaşmaca dönüşmektedir.

Bu durumun toplum için yarattığı tehlikeler de sürece uygun olarak büyümektedir. Daha önce yaşandığını belirttiğimiz 'psikolojik parçalanma’ sürdüğü için 'sosyal parçalanma' aşamasına geçilmiştir.

'Sosyal parçalanma', kendisi gibi olan, kendisi gibi yaşayan kişilerle birlikte yaşama isteği olarak 'koloni oluşumları’na yol açmıştır. Bu aşamadan sonra gelecek olan, 'siyasal parçalanma'dır ve ülkemiz böyle bir parçalanmanın eşiğine gelmiştir. 'Siyasal parçalanma’, iç çatışmaya sürüklenmek demektir ve bu noktada hiç kimse 'bu durum beni ilgilendirmez’ diyemez. Çünkü böyle bir durum, istesin istemesin, herkesi ilgilendirir.

Bu parçalanmanın ilk temel noktası 'eğitimin parçalanması’ olmuştur. Eğitim birliğinin parçalanması, laik milli eğitimin dışında 'Kuran kursları' ile başlayıp 'imam hatip okulları' ile devam eden 'inanç eğitimi’, bugüne gelişin ilk istasyonu olmuştur. Bu eğitimle amaçlanan da, insanlara dinlerini öğretmek değil, 'inanç eğitimi’ almış insanlarla toplumu 'şeriat devleti’ne ulaştırmak olmuştur. Buraya gelişin sorumluluğu da Demokrat Parti’den başlayarak bütün sağ partilerdedir. Bugünün cumhurbaşkanını da içine alan bu sorumluluğu doğru saptamak gerekiyor. 12 Eylül yöneticileri de bu sorumluluğun içindedir.

Parçalanmanın ikinci temel noktası, 'özü, laikliği redde dayanan inanç eğitimi’ almış kişilerin kamu yöneticiliği noktalarına getirilmesidir. Özellikle milli eğitim, sağlık, güvenlik ve kamu yönetimi yetkilerine sahip görevlere bu kişiler seçilerek doldurulmuştur. Bu noktada korunabilen tek kurum, Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Bugün Refah Partisi’nin Türk Silahlı Kuvvetleri ile zıtlaşmaya girmesinin nedeni budur, girebilmesinin nedeni de budur.

Parçalanmanın üçüncü noktası, Türkiye aydın kamuoyunun demokrasi özleminin şaşırtılması olmuştur. Demokrat aydın kamuoyu, İslamcı görüşlerin kendini özgürce ifade edebilmesini demokrasinin bir kuralı saymış ve savunmuştur. Ancak bu kendini ifade edişin sadece kimlik arayışı değil, toplumu şeriat düzenine götürmek olduğunu zamanında algılayamamıştır. Bunları şimdi görmekte ve biraz şaşırarak, 'neden böyle olduğunu' anlamaya çalışmaktadır.

Parçalanmanın dördüncü noktası, şeriat yandaşlarının militan davranışlarının aynı militanlık içinde karşılık görmemesidir. Toplumun laik kesimi, şeriat yandaşlarının militan, saldırgan, bağnaz tutumlarını anlayışla, konuşup tartışma istemiyle, sabırla karşılamış, bütün bunların 'buralara varmayacağını’ ummuştur. Bu tutum da şeriat yandaşlarının şiddet eksenindeki sözlerini, davranışlarını, hareketlerini cesaretlendirmiştir.

Bugün gelinen 'siyasal parçalanma’ noktasına bu aşamalarla gelinmiştir. Artık ya bu 'körleşme’, gözlerin açılmasıyla sonuçlanacak ya da 'iç çatışma’nın herkes için kötü olacak sonuçlarıyla durumun gerçeği anlaşılacaktır.

Biz aklın yanındayız, Atatürk'ün yolundayız, gücümüzün bilincindeyiz. Hiç kimseye de 'körleşmiş nokta’dan bakmıyoruz. Ama böyle bakanların oyunlarına da, dalaverelerine de, uyutmalarına da aldanacak, kanacak değiliz.

Elimizi uzatıyoruz ve bekliyoruz.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült