Korku Umudu Tüketir

Semra Somersan


İnsanın kapasitesi öyle sınırlı ki umutlar yükselmeden geleceği göremiyor; ya da öyle engin ki en büyük felaketlerin ardından, en karanlık günlerde bile ışıltılı yarınlardan bahsedebiliyor. En vahimi; yarını, önünü göremiyor. Marksist tarihçi Eric Hobsbawm Birinci Dünya Savaşı öncesi imparatorluklar egemenliğindeki dünya için şu yorumu yapar: “Döneme o tuhaf ton ve lezzetini veren şey, yaklaşmakta olan felaketin hem bekleniyor ve yanlış anlaşılıyor, hem de inanılmıyor olması idi... Dünya savaşı kapıdaydı, ama, en iyi kahinler dahil hiç kimse, bunun ne menem bir savaş olacağının farkında değildi...Eğer bugünün kamuoyu yoklama şirketleri Birinci Dünya Savaşı öncesinde gelişmiş ülkelerde bir anket yapıp ümide karşı korku ve endişenin ne derecede hakim olduğunu araştırsa idi, umut ve iyimserliğin galip geleceğine kuşku yok.”[1]

Dünyanın bugünkü haline bakıp farklı bir öngörüde bulunmak mümkün değil sanırım. 21. yüzyıla büyük umutlarla girdi altı milyarlık insan türü. Yeni bin yılın birinci yılı daha dolmadan, dünyanın en büyük politik-askeri-ekonomik gücü, kendi tanımladığı “şer ekseni”nde insanlığı, karanlık bir savaşın ahlaki olduğuna ikna etmek için uğraştı. Afganistan ve Irak’taki siyasi sistemleri yok etmek, kendine petrol yolunu açmak için iki ülkeyi savaşla egemenliği altına aldı. Kukla hükümetler kurdu ve/veya kurdurmaya çalışıyor. Karşısında, Avrupa’nın güçlü siyasetçileri kul-köle, dünyanın geri kalanındaki 200’ü aşkın ülkenin politikacısı, bürokratı iktidarsız kukla; sivil toplum ayakta ve sokakta, ama, halen, Dünya Sosyal Forumlarına rağmen, kararlara ancak seyirci olabiliyor.

11 Eylül 2001 sonrası... George W. Bush, artık New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerini yıkan intihar timleri kontrolündeki yolcu uçaklarının yıkıcı etkisiyle, burada ölen 2801 Amerikalı’nın öcünü almak için mi,[2] Amerikan ekonomisini duraklama noktasından harekete geçirmek, 2004 başkanlık seçimleri için oy avı ve/veya petrol kaynakları peşinde, ya da danışma grubunun ll Eylül öncesi hazırladığı bir rapora göre Yeni Amerikan Yüzyılında “bütün tayfı kapsayan hakimiyet”[3] doktrini peşinde olduğu için mi, kim bilir; önce Afganistan’a savaş açtı. Taliban rejimini fazla uğraşmadan devirdi. 600’ü aşkın insanı, “sanık” olarak üç yılı aşkın bir süredir, her tür hakka karşı yargılamadan, avukatları ile bile görüştürmeden, haksızlık yüklü Guantanamo Sisteminde tutuyor. Sıra, ona göre, “şer ekseninden bir başka koordinata, Irak’a geldi. Irak’taki politik sistemini üç haftadan az bir zaman içinde çökertti.[4] Savaştan altı ay sonra eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i buldu ve tutukladı. Buna karşılık büyük iddia, Irak’ın kitle imha silahlarından eser miktarlarda bile bulunamadı.

Yeni hedef Suriye mi, İran mı henüz belli değil; karar Amerikan Başkanlık seçiminin 2004 yılı bitimindeki sonuçlarını bekliyor. Ama öte yandan Uzakdoğu’daki Kore Demokratik Cumhuriyeti de “nükleer silahları olduğunu” onurla ve gururla dünyaya ilan ederek Amerika’nın yeni hedefi olmak istiyor sanki. Ondan sonra neresi gelir? Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Irak savunmasından farklı olarak epey güçlü, nükleer silahları var; üstelik Amerikan himayesindeki (Güney) Kore Cumhuriyeti’nin yanıbaşında ve Japonya’dan da pek uzak değil. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti yönetiminin ABD’ye kafa tutmasına rağmen, ABD orası ile “müzakere” bazında ilişki kurmayı yeğliyor.

“Ama bunların etnisite ve ırk ile ne ilgisi var?” diye sorulabilir. Etnisite hem paylaşıldığı varsayılan bir soydaşlık, hem de sınırları belirsiz ama nispeten küçük bir toplulukla ortaklaşıldığı düşünülen bir kültür; şu anda Batı’nın yarattığı öteki, “düşman” da, İslam-Arap kültür kompleksi, Müslümanlık inancı ve bu çerçevede yapılanmış devletler ve bu kimlikleri taşıyan bireyler. Her ne kadar Muktedirlerin Muktediri, Büyük Güç bunu böyle tanımlamasa da.

Savaş her şeyi etkiler. Yakın savaş geleceğinin, küreselleşme çerçevesinde geliştirilen farklılaşma ve benzeşme tezlerine değen bir yönü de var. Hayatını kaybeden çok sayıda birey ile birlikte, kimbilir kaç dil ölür, kaç etnik grup toptan yok olur? “Etnik savaş”lar, küçük yerel veya daha büyük bölgesel savaşlara katılarak veya bunların etkisi ile alevlenir. Ama bu, Büyük Güç açısından dünyayı “temizlemeye” yetmez sanırım; emperyal yönetimini, imparatorluğunu pekiştirmek üzere, ortalığı tozdumana katacak kimbilir daha başka nelere gebedir 21. yüzyıl.

Dünyadaki çok çeşitli halklar, kültürler ve bireyler açısından, aklı selimin yolu, farklılıklara saygı, ekonomik, kültürel, siyasal, fırsat ve sonuç eşitliği de, aykırı ideolojilerin, birkaç tuhaf kişinin düşü olarak kalır.


[1]        E. J. Hobsbawm, The Age of Empire: 1875-1914, Abacus, Londra, 1987, s. 10-11.

[2]        ABD'de genel olarak El Kaide-lrak-Usame Bin Ladin ayrımı yapılmadığını belirtiyor gazeteciler ve gözlemciler. El Kaide’nin Irak kökenli bir örgüt olduğu inanışı da yaygınmış, hatta kimileri Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in bu grubu örgütlediğini sanıyormuş.. Oysa Usame Bin Ladin Suudi Arabistanlı, keza New York’ta Ticaret Merkezi’nin İkiz Kulelerine saldırıda ölenlerin örgüt üyelerinin hepsi de Suudi Arabistan vatandaşı imiş.

[3]        İngilizcesi “The Doctrine of Full Spectrum Dominance" olarak kullanılmış. Rapor 1998 yılında hazırlamış.

[4]        Irak Savaşı Mart- Nisan 2003 tarihleri arasında yapıldı ve "bitti".

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült