Kişi Kendini Tanıyarak Kaygılarını Yenebilir mi?

Uğur İlyas Canbolat


Eskiden “Dertsiz insan var mı?” diye sorulurdu artık bu “Kaygısız insan var mı?”ya döndü. Gerçekten de yoğun kaygılarla yaşamak durumunda kaldı çağımız insanı. Öğrenme kaygısı, sınav kaygısı, sağlık kaygısı, başarı kaygısı, obezite kaygısı, beğenilme kaygısı, terk edilme kaygısı, aldatılma kaygısı, sokakta rahat yürüyememe kaygısı, kapkaç kaygısı, kredi kartının kopyalanması kaygısı, ödeme zorluğu kaygısı, işini kaybetme kaygısı, tacize uğrama kaygısı, mutlu olma kaygısı, iflas etme kaygısı, haysiyet kaybetme kaygısı, trafik kaygısı şeklinde uzayıp gidiyor liste...

Peki bu kaygıların temelinde ne yatmaktadır? Kaygı öğrenilen bir şey midir yoksa kişilikle bağlantılı olan bir durum mudur? Kaygı ve stresin bağlantıları nelerdir? Kültürel alt yapısı var mıdır? Çocukluktan erişkinliğe farklılıklar göstermekte midir? Aşağıdaki röportajda böyle pek çok sorunun cevabını aradık.

Kaygı dediğimiz olgu nedir? Kaygıyı nasıl tanımlarsınız?

Kaygı; endişeyle karışık üzüntü, tasa şeklinde tanımlanır kelime anlamı olarak. Kaygı insanı öyle bir noktaya getirir ki kişi ne yapacağını bilemez. İnsanın içinde oluşan bir baskıdır. Sanki biri yüreğinizin üstüne oturmuş gibi hissedersiniz, bir türlü anlayamaz, atamaz, içinden çıkamazsınız. Sanki bir şeyler olacak ve ne yaparsanız yapın onu engellenemeyeceksinizdir. Bu duygu öylesine şiddetli olabilir ki ağırlığından kendinizi son derece çaresiz hissedersiniz.

Kaygı nesnel bir temele sahip midir? Soyut bir şey midir, somut mudur?

Kaygıda olumsuzluk vardır, kötü bir etki, sanki bir şeyler olacak hissi. Bu his insanı korkuya götürür. Bilinmezlik korkusu gibi, tanımlanamayan, her an her saniye neredeyse olmaya yakın bir tehlike var gibi ürküten bir durumdur.

Kaygılılık hali her zaman kişinin günlük yaşamını etkiler mi?

Bazı durumlarda her zaman etkiler, bazı durumlarda ise özel hallerde. Bu, kişinin hissettiğiyle orantılı olarak değişir. Kaygının boyutu kişinin düşündüklerine verdiği önem ve anlam ile şekillenir.

Kaygı ne zaman psikiyatrik bir sorun olarak algılanmalıdır?

Huzursuzluk insanı gergin, tedirgin yapar. Gerilimin dozunun giderek artışı kaygının dozunu da artırır. Kaygı tek bir alana bağlı olabileceği gibi, birçok alanı da içine alabilir. Eğer kaygının dozu yaşam kalitesini bozuyorsa, günlük hayat işlevlerini engelliyorsa, aileyle ve sosyal çevreyle ilişkiyi bozuyorsa, iş yaşamında uyumsuzluklara sebep oluyorsa mutlaka bir psikiyatrist ile görüşülmelidir.

Her kaygısı yüksek kişi kendini yardım almak zorunda görmeli midir?

Eğer hayat kalitesini daha üst seviyelere taşımak istiyorsa kesinlikle yardım almalıdır. Ama “Bulunduğum yer bana yeter, başka kişilerle görüşmeye ihtiyacım yok” diyorsa farkında olmadan kaygısının depresyona dönüşmesine sebep olabilir. Çünkü kaygı tek alana bağlı olarak başlar ama daha sonra birçok alanı etkisi altına alıp yaygınlaşabilir. Yani erken teşhis ve tedavi yaşamın daha huzurlu, daha mutlu ve daha dolu geçirilmesini sağlar.

Kaygı, sınırlarının zor çizilebildiği bir kavram. Kaygıyı sosyal fobi ve korkudan ayıran çizgiler nelerdir?

Korku, dışarıdan gelebilecek kaynağı belli olan gerçek bir tehlike karşısında hem fiziksel tepkilerin açığa çıkması hem de olumsuz duyguların kendini göstermesiyle şekillenir. Kaygı da kötü bir şey olacakmış hissi vardır. Sosyal fobi ise sosyal çevre içinde iken duyulan yoğun endişe halidir. Aslında birbirinden ince çizgilerle ayrılan durumlardır bunlar. Hepsinin temelinde, altını çizerek söylemeliyim ki, DÜŞÜNMEK, DÜŞÜNCEYİ DURDURAMAMAK vardır.

KAYGININ LİMİTİ NEDİR?

Kaygının tam olarak limiti var mıdır? Hangi durumlarda az seviyedeki kaygı açın kaygı haline dönüşür?

Kaygının limiti yoktur, az ya da çok, duruma göre şekillenir. Özellikle o an hissedilenler kaygının dozunu belirler. Çığ nasıl oluşursa kaygı da aynı o şekilde başlar ve büyür. Bazen küçük bir kalp çarpıntısı, özellikle yakınlardan birinin ani bir kalp krizinden vefat etmesiyle büyür büyür ve kişide her an her saniye kalpten öleceği düşüncesine sebep olabilir. Bazen küçük bir hava açlığı hissi insanı boğulacakmış kaygısına götürebilir. Tüm bu süreçler bir anda kişinin beyninde oluşturduğu düşünce zincirlerinin arka arkaya çalışmasıyla, devreye girmesiyle hızlı bir döngü haline gelebilir.

Kaygının bir modern yaşam sorunu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kaygı daima vardı. Sadece günümüzde düşüncelerin fazlalaşmasına, beklentilerin artışına orantılı olarak kaygının daha belirginleştiğini söyleyebiliriz.

Kaygının karşıt duygusu ya da karşı hali nedir?

Karşıt duygusu “huzur’dur. Huzur kendini tamamen iyi hissetmekle ilgilidir, insanın içinde en ufak bir kuşku ya da kuruntunun olmaması halidir, tamamen olumlu bir duygudur. Kaygıda ise olumsuzluk tam olarak hakim olur.

Peki bu da bir psikolojik sorun mudur?

Huzur psikolojik bir sorun değildir, ancak tehlike arz eden durumlarda huzur duymak, gerçek bir gerilimin olduğu anlarda da huzur hissetmek sağlıklı bir hal değildir. Bazen insan, sevdiği bir kişinin çok ıstırap veren bir hastalık süreci yaşadıktan sonra ölmesiyle de huzur duygusu hissedebilir. O acı çekmekten kurtuldu diye rahatlar. Bu doğaldır. Ancak zamanın geçişiyle birlikte huzur hissinden ötürü pişmanlık ortaya çıkabilir hatta kaygı hissi başlayabilir. Kişi huzurlu olduğu için kendisinin ve yakınlarından birinin de bu rahatsızlığa sahip olacağı kaygısına kapılabilir. Bu nedenle huzurun altındaki duyguya bakmak önemlidir.

Kültürümüzde “Bana bir şey olmaz abi” inancı da var ama.

Bunu nereye oturtabiliriz?

Bunu görmezden gelmek olarak adlandırabiliriz. Anı yaşamakla, sadece o anı hissetmekle bağlantılı da olabilir. Bu düşüncenin altında neyin olduğunu bilirsek daha sağlıklı bir cevap verebiliriz.

Kaygı ile umursamazlık arasındaki fark iyi ayırt edilmeli o halde?

Kesinlikle... Görmezden gelinen şey aslında çok ciddi ve üzerinde çalışılması, düşünülmesi gereken bir durum olabilir. Bir zaman Sonra “Eğer bu durumu gözden kaçırmasaydım tüm bunları değiştirebilirdim ya da düzeltebilirdim” gibi keşkelere kapılmamak için.

KAYGI VE AKADEMİK YAŞAM

Kaygının akademik yaşama ne gibi etkileri vardır?

Kaygının şiddetine bağlı olarak akademik yaşantı bir anda irtifa kaybedebilir. Bazen kişiler yüksek kaygı düzeyleri yüzünden akademik yaşantılarını bir anda sona erdirebilirler. Kendilerini tamamen işe yaramaz, zeka seviyeleri düşmeye başlamış gibi yetersiz hissedebilirler. Bu duygunun şiddeti ne kadar yüksekse kendilerini o derece geri çekebilirler hayattan.

Kaygı için stres halinin bastırılamamış ve fırtınaya dönüşmüş şekli diyebilir miyiz?

Kaygının şiddeti çoğu zaman stresin yoğunluğuna bağlıdır. Stres anında kaygı duyulur, kaygı anında verilen tepkiler de aynı streste olduğu gibidir. Aslında kaygı ve stres iç içedir.

Stres çok arttığı zaman kaygı da onunla beraber şiddetlenebilir diyebiliriz. Her ikisi de birer fırtınadır ancak kaygıyı daha çok hortuma benzetebiliriz. Kişinin içinde döndüğü ve nereye düşeceği belli olmayan bir durum gibi...

Peki stresiyle baş eden bir kişi aynı zamanda kaygısını da gidermiş olur mu?

Evet... Stresle baş etmek son derece önemlidir. Stres anında da kaygı duyulduğu ve stres artışı kaygının artışına sebep olduğu için stresi kontrol altına almayı başarmak, bir anlamda kaygının da dizginlerinin tutulmasını sağlar. Bundan sonraki aşama kaygının kaynağına inmektir.

DOĞRU NEFES ALMA VE KAYGI

Kaygı ile biyoloji arasında ne gibi bir bağ vardır. Örneğin yanlış nefes alma ile kaygı ilişkisinden söz edilebilir mil Biyolojik araştırmalar kaygılı insanlarda beynin kaygı ile ilişkili bölgelerinde nöral iletinin bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. Ancak kaygının kalıtsal ve biyolojik bir temel üzerinde çevresel olumsuzluklarla da ortaya çıktığı düşünülmelidir. En önemlisi, nefesin sağlıklı alınıp alınmamasıyla da bağlantılı olduğudur. Nefes darlığı ve nefes alamama hissi, boğulacakmış gibi hissetme, nefes açlığı duyma kaygının belirgin işaretleridir. Hatalı nefes almak, bazen nefesi tutmak örneğin; bir başkasını dikkatle dinlerken veya heyecan halindeyken nefesin belli bir ritmin dışına taşması ya da diyafram yerine göğüsten nefes almak kaygının dozunu artırabilir.

Panik, kaygıya giden yolun başlangıcı mıdır yoksa kaygı halinin sonucu mudur?

Kaygının giderek artışıyla panik hali kendini gösterir. Yani son dakika golü gibi bir durumdur, beklenmeyen bir şeydir. Stres ya da kaygının artışı hatalı düşünce zinciriyle de birleşince panik ortalığı ele geçirmeye başlar. Bunun bilincinde olan kişi kendini kontrol altına alma teknikleriyle sakinleşmeyi ve bu parazit duygudan kurtulmayı başarabilir.

Kişinin kendisiyle ilgili kaygılarıyla çevresindeki kişilere yönelik kaygısı aynı şey midir?

Kaygı her halde kaygıdır, kişinin kendisine, ailesine ya da sosyal çevreye yönelmiş olması fark etmez. Pek çok nedenden ötürü kaygı duyulabilir. Kişinin kendisinin başarısız olacağı, mutlu olamayacağı kaygısı, ailesinden birine bir şey olacağı, onu kaybedeceği kaygısı ya da sosyal çevre içinde kabul göremeyeceği kaygısı hep insana ait, insanca hallerdir.

Özellikle annelerin çocuklarına “Ben sana güveniyorum ama çevre bozuk” dediklerini hep duyarız. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Annelerin kaygısıdır bu durum. Çocuğun yaşıyla orantılı olarak annede farklı kaygılar baş gösterir. Hele bir de etrafta kötü bir olay yaşandıysa ebeveyn hemen aynı şeyin kendi çocuğunun başına da geleceği kaygısını duymaya başlar. Çocuk, ergenlik dönemine girince doğal olarak dışarıda daha fazla zaman geçirir. Arkadaşlarına ya da çeşitli yerlere gitme isteği duyar. O cümle genelde bu koşullarda söylenir. Gerçeklik payı olduğu gibi, kimi zaman abartılmış bir duygu haline de dönüşebilir. Kimi ebeveynler kendi kaygılarını çocuklarına da yansıtırlar. Eğer kaygı gerçekçi bir tehlike halinin çok ötesindeyse bu sözün altında yatan duygunun ne olduğuna bakılmalıdır.

ÇOCUKLUKTAN ERİŞKİNLİĞE KAYGI

Çocukluk yılları ile yetişkinlikte yaşanan kaygıların nasıl bir bağlantısı vardır?

Bazen çocuklukta yaşanan kaygılar yetişkinliğe taşınabilir. Kimi zaman aynı şekilde, kimi zaman şekil değiştirerek... Çocukluk döneminde derslerden zayıf almak, sözlü sınavlarda başarısız olmak yetişkinlikte işe girme aşamasında katılınan mülakatlarda duyulan kaygı ile bağlantılı olabilir.

Bazen başarı da kaygı doğurabilir. Hep daha yukarıya çıkmak isteyen bir çocuk yetişkinlikte sürekli bir yükseliş sağlayamazsa kendini kötü hissedebilir. Aslında elde ettikleri son derece tatmin edici olabilir ama ona yetmediği için kazandığı başarılar gözüne görünmeyebilir, kendisini anlamsız bir kaygıya sokabilir.

Çocukluk dönemlerinde ebeveynden birinin kaygısı sahiplenilip yetişkinliğe de taşınabilir. Nasıl annesi çocuk eve vaktinde gelmediği zaman endişeleniyorsa, o da büyüyünce aileden birileri geç kaldığında kaygılanabilir.

Kaygı aynı zamanda bir özgüven eksikliği sorunu olarak algılanabilir mil

Özgüveni düşük bir insan kaygısını kontrol etmekte zorluk çekebilir, stresin artmasına sebep olabilir diyebiliriz.

Terk edilme, yalnız kalma, iflas etme, şeref ve haysiyetini kaybetme gibi kaygılar var kimi insanlarda da. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Başarısızlık hissi, yalnızlık duygusu ve ileri yaşlarda başa gelebilecek sağlık problemleri insanları doğal olarak mutsuz eder. Şeref ve haysiyet, tüm toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da son derece önemlidir. Yaş ilerledikçe insanlar bu tür değerlere daha çok önem verirler. Yaşın artışıyla gençken kimi zaman görmezden gelinebilen durumlar daha fazla önemsenebilir ve bunların kaybı kişinin kendisini çok daha kötü hissetmesine sebep olur.

'YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR’ KAYGISI

Paylaşılması halinde kaygı kaygıyı pekiştirir mi azaltır mı?

Bu sorunun cevabı kaygının nasıl biriyle paylaşıldığına göre değişir. Eğer karşıdaki kişi destekleyici, olumlu özellikleri olan, pozitif bakan, çözüm odaklı düşünen biriyse kaygı azalır. Ancak kaygıları karamsar, evhamlı, sürekli olumsuzluklardan bahseden, bire bin katan, hep sorunlara odaklanan biriyle konuşmak ister istemez pekiştirir.

Kaygı ile kuşku arasında bir akrabalık ilişkisi var mıdır sizce?

Kaygılı kişiler genelde evhamlı insanlardır. Evham da bir kuşku durumudur. Dolayısıyla ikisi çok yakın akrabadırlar diyebiliriz. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan misalindeki gibi birbirini etkiler ve tetiklerler. Kuşkunun artması ister istemez stresi artıracağı için kuşku girdabına giren kişi kendisini çok daha kötü hissedebilir.

KAYGIYI TETİKLEYEN KİŞİLİKLER

Kaygı ile kişilik yapısı arasında bir bağ kurulabilir mi?

Bazı kişilik özellikleri insanın kaygıya meyilli hale gelmesine yol açabilir. Zayıf ve bağımlı kişilikler örneğin. Bu tip kişilikte olan insanlar, kaygılarını nasıl çözümleyeceklerini bilememenin tedirginliğini daha çok yaşayabilirler. Bazı kişilikler de çevrelerindekileri kaygıya sokabilirler. Özellikle antisosyal kişilerle (çevreye zarar veren ve bundan pişman olmayan) birlikte olanlar, narsistik (kendini beğenmiş), borderline (sınır kişilik, tutarsız kişiler) kişilerle yaşayanlar daha kaygılı olabilirler.

KAYGI TEDAVİSİNDE İLAÇ VE PSİKOTERAPİ

Kaygıdan kurtulmanın reçetesi var mıdır?

Kaygının asıl nedeninin bulunması için cesaretli olmak gerekir. Bazı kişiler daha fazla kaygı doğuracak diye bu konuda konuşmaktan kaçınıp sıkıntılarını içlerinde yaşarlar. Oysa kaygıyla mücadelede profesyonel yardım almak gerekebilir. İlk adım stresi kontrol etmektir. Bunun için doğru nefes alma teknikleri, rahatlama egzersizleri, bedeni kontrol etmeye yönelik egzersizler ve kaygı nedeniyle dağılan dikkati toplamayı öğrenmek oldukça önemlidir. Stresini kontrol eden bir kişi, kaygının artışına da dur diyebilir. Ancak en önemlisi, neden kaygı bu noktaya kadar gelmiştir ona bakmak ve kaygının ana kaynağını görebilmektir. Bazen kaynak, kişinin çok yakınında da olabilir. O zaman düşünceyi durdurmak ve düşüncenin bozulmasına yol açan etkileri en aza indirmek gerekir. Fakat kaygı artık boğucu bir hale geldiyse ilaç tedavisine ihtiyaç duyulabilir. Biyolojik bozulma düzenlendiğinde işler daha kolaylaşır. Ancak sadece ilaç tedavisi değil, ilaç ve psikoterapi çok daha faydalı olacaktır. Yapılması gereken, sadece semptomun ortadan kalkması değildir. Tekrarlamaması için onu doğuran nedenleri kontrol etmeyi öğrenmek de gerekir ki, yeniden ilaç kullanılmak zorunda kalınmasın.

Son olarak, kaygılı kişilerin mutlaka uzak durması gerekenler şeklinde bir liste yapmak mümkün müdür?

En başta, kaygıya sebep olan durumun mümkün olduğunca içine girmemek gelir. Ancak kaygı kontrol edilebilir hale gelince bu durumun üzerine gidilebilir ve kişinin kaygısı ezilebilir, yok edilebilir. Bir diğer önemli husus, kesinlikle göğüsten nefes almamak, daima diyafram nefesi kullanmaktır. Ayrıca kaygıyı kontrol etmeyi öğrenene kadar olumsuz ve evhamlı kişilerden uzak durulmalıdır. Yoğun düşünceler ve durdurulamayan düşüncelerden uzaklaşmak için dikkat bir başka yöne çevrilmelidir. Özellikle durdurulamayan düşüncelerden kaçınma teknikleri öğrenilmelidir. Mantık çerçevesi içinde hareket edip aşırı duygusal bakışlardan uzak durulmalıdır. Ve tabii ki bakış açısını sorun odaklı değil, çözüm odaklı hale dönüştürmek gerekmektir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült