Karmaşalar Kuramı

Carl Gustav Jung


Zürich Üniversitesi'nde doçent yardımcısı olarak ruhçözüm dersleri vermeye başlamamdan bu yana otuz yıl geçti. Ruhsal sinircelerle ilgili bir konu üzerindeydim ve gençlik coşkum içinde, konuma hemen hemen egemen olduğumu sanıyordum. O dönemde bir yandan da, ruhçözüm kliniğinde öğretmenim profesör Bleuler'in yardımcılığını yürüterek çağrışımlar üzerine deneyler yapıyordum. Öğretim görevine başladığım ilk dersle, ilginç bir olayı konu etmiştim: Çağrışım deneyleri sırasında öznenin tepki süresi, akıl almaz iniş çıkışlar gösteriyordu. Deney sırasında görülen uzun tepki süreleri, sürelerin beklenmedik uzamaları, 1902 ve 1903 yılları arasında benim, coşku karmaşaları adını verdiğim bulgulara ulaşmama neden oldu. Bu çalışmanın amacı, o günden beri üzerinde çalışılan karmaşalar kuramına genel bir göz atmaktır. Üniversitedeki sekiz yıllık araştırmalarım boyunca şunu anladım: Sinircelerin ruhbilimine girişmek için ruh hekimlerinin yararlandıkları donanım, hasta ruhun durumunu ancak sınırlı bir biçimde açıklayabiliyordu. Hastalığın ne olduğu kuşkusuz anlaşılıyordu ama, hastalığa neden olan kaynak hâlâ karanlıklar içindeydi. İnsan ruhu kendiliğinden normal varsayılıyor, herkes kendine göre iyi kötü bunun karmaşıklığını tanımaya çalışıyordu. Oysa ben, ruhun doğasına girdikçe bu normal ruhun ne olduğu konusundaki düşüncelerimden kuşku duyuyordum. Ruhsal doğa konusunda genel bir düşünce edinmek için, bilincin gelişim tarihinin başlangıçlarına uzanmam ve bireysel görüş açısının darlığını düzeltmek için insan üzerinde deneyler yapmam gerekti. Bu nedenle Üniversitedeki son dersimin konusu tikellerin Ruhbilimi idi; ama, ilkellerle o ana dek dolaysız bir ilişkim olmamıştı. Yetki alanımla ilgili kuşkular beni 1913'te üniversiteden ayrılmaya zorladı; çalışmalarımı ve araştırmalarımı özgürce sürdürebilmek isteğindeydim. Üniversitelerin ilgilendiği modern ruhbilim yanılsamasının hiç bir zaman kurbanı olmadım; ayrıca, aydınlardan oluşan dinleyicilere konferans vermenin dışında öğretici etkinliklere girişmeyi de düşünmedim. Daha sonra, Politeknik Okulu'nda yeniden öğretmenliğe başlamamın nedeni ise, öğretim üyelerinden birinin dostça girişimidir. Modern ruhbilim ve modern fizik ortak bir niteliğe sahiptir: Her ikisinin de yöntemleri, konularından daha bir umut taşır. Ruh-bilimin konusu olan ruh öylesine bir çeşitlilik ve derin bir belirsizlik içindedir ki, bize ulaşan verileri, buna bağlı olarak, açıklanması güç, hatta olanaksız, niteliktedir; oysa ruhsal olaylar, bunun aksine, kavramaya, düşüncelere ve yöntemlere yanıt niteliği taşıdığından sonsuz, yücelikler getirir ya da en azından getirmeleri gerekir. Ruhbilimsel araştırma, iyi kötü deneysel, birbirine bağlı etmenlerden (faktörlerden) yola çıkar ve bu yüceliklerin değişimini kaydederek insan ruhunu gözlemler. Bunun sonucunda da ruhsal durum, uygulanan yönteme bağlı olarak, davranışta beliren bir düzen bozukluğu biçiminde ortaya çıkar. İzlenen yolun ilkesi, doğa bilimlerinin yöntemleriyle, cum grano salis(1), aynıdır. Bu koşullarda göze ilk çarpan gerçek, her şeyin yöntembilimsel koyutlara bağlı olduğudur; bu koyutlar, araştırma konusunun sonucunu koşullandırır, zorlar. Deneysel ruhbilimde ve özellikle ruh sayrılıkları biliminde uzun süredir bilinen bir şey vardır: Bir deney, ne denli uygun olursa olsun, amaçlanan yolun araçsız olarak kavranmasına olanak sağlamaz; amaçlanan yolla deney arasında, adına deneyin konumu diyeceğimiz ruhsal bir koşul oluşturur. Bu ruh- (1) Şakacı bir tavırla "sözümü ciddiye almayın" anlamına kullanılan deyim. (ÇN.)

sal "konum", incelenen öznenin usunda deneyin düzenleyici etkilerini olduğu kadar özne hakkında edinilen düşünceleri de bozarak deneyin tümünü tehlikeye atar. Bu durumda, benzetme var denir: Bu terim, deneye alınan öznenin deney hakkında yanılgıya düşmesini belirtir, özne, kendisine anlak sınavı uygulandığını, iç dünyasına gereksiz bakışların çevrildiğini sanır. Bu tür bir tutum, deneyin incelediği ansal işlemi karanlığa iter. Bu gerçekler daha önce çağrışım deneyleriyle ortaya konmuştu: Tepki niteliklerini ve ortalama tepki sürelerini içeren yöntemin ana ilkesi, deneyin bütünü içinde ikinci düzleme kayar; ruhun bağımsız varlığı ve yöntemini bozan, soruşturmayı katanımı nen/etme nedeniyle sözünü ettiğimiz ana ilke göz ardı edilir, Etkileri daha önce tepki hataları diye bilinen coşku karmaşalarını bulmamı sağlayan budur. Varlığını sürdüren karmaşaların ve benzetme görüngülerinin bulunuşu, Condillac'a dek uzanan eski görüşü nasıl çürük bir temele oturttuğumuzu açık seçik ortaya koydu. Nasıl yalıtılmış yaşamsal uzantılar yoksa, yalıtılmış ruhsal u/anlılar da yoktur; aslında, bunları deneysel olarak yalıtma olanağı bulunamadı henüz. Deneyi yapan kişinin bu amaca yönelik bir dikkat ya da düşünceyi bir noktaya toplaması, ancak deney yararına yanıt veren bir uzantıyı, o da görünüşte, yalıtmayı başarabilir. Fakat bu güdülü gözlem, deneyi sürdüren kişi için yukarda sözünü ettiğimiz deney konumunu oluşturur; özne olgusunda görülen bilinçaltı aşağılık karmaşaları gibi bu kez de deneycide bilincin ortaya çıkardığı benzetme karmaşalarının etkinliğine rastlanır. Bu açıklamalar deneyin ilkesini ve değerini söz konusu etmez; yalnızca görevini eleştirir ve sınırlandırır. Örneğin duyumsal algılamaların ya da devimsel tepkilerin ruh-bedensel uzantıları alanında egemen olan tepkedir (reflekstir); deneysel amaç zararsız olduğundan, benzetme oluşmaz; ya da oluşsa bile küçük boyutta kalır ve deneyi ciddi biçimde bozmaz. Karmaşık ruhsal uzantı alanında ise, amaçlanmış olanakların aşılmayacağı hiçbir deneyde garanti edilemez. Özgül amaçların belirginliği, öznede, burada hata sayılabilecek bir güvene yol açar; belirsiz olanaklar karşıtlıktır ve kimi kez ilk başta, salkım (constellation) adı verilen özel bir deney konumuna neden olurlar. Bu kavram, öznede kimi içeriklerin bitişmesi ve kullanımıyla belirlenen ruhsal bir uzantının dış konumla harekete geçmesini açıklar. Bu durumda özne, tepkilerine egemen olacak hazırlayıcı bir davranışı kabullenir. Salkım, hiç* kimsenin sakınamadığı, kendiliğinden olan, ani, istenç dışı bir işlemdir. Salkım içerikleri, kendi öz erklerini taşıyan karmaşalara yanıt verirler. Eğer uygulanan deney çağrışım deneyi ise, karmaşalar varlıklarını genellikle belirli bir elken biçiminde ortaya koyar; tepkileri uzatarak bozar, anahtar sözcükle hiç mi hiç ilişkisi olmayan bir tepki kipine olanak sağlar, iyi yetişmiş ve kendi istençleriyle deneye katılan özneler duydukları analılar sözcüğe çok kısa bir zamanda, ama, çabukluk yüzünden anlamını savsaklayarak yanıt verirler. Bu yarı-hokkabazlık ancak, korunması gereken gerçekten önemli kişisel gizler varsa başarıya ulaşır. Talleyrand'ın düşünceleri sözcüklerle gizleme sanatı, çok az kimseye özgüdür. Ussuz özneler ve bunların arasında özellikle kadınlar, gülünç değinmelere varan değer niteleyiciler aracılığıyla kendilerini savunurlar. Değer niteleyiciler gerçekten de duygu ayrıntılarını açıklar: Güzel, iyi, sevimli, hoş, ince vb. Konuşma dilinde, kimi kişiler ayrıntıların tümünü bulurlar: İlginç, nefis, iyi, güzel, enfes; İngilizce'de ise, marvellous, grand, splendid ve özellikle fascinating. Bu sözcüklerin görevi, konuşan kişinin ilgisizliğini örtmek ve gizlemek ya da nitelenen nesneleri kendinden hatırı sayılır bir uzaklıkta tutmaktır. Deneye alınan öznelerin çoğu bir dizi bozukluğa, özellikle tepki sürelerinin uzunluğuna neden olan anahtar sözcüklerin varlığında karmaşalarının ortaya çıkmasını engelleyemez. Bu deneye, ilk kez Veraguht tarafından kullanılan ve adına galvanoruh denen tepke görüngüsünün karmaşalar tarafından bozulan tepkileri belirleyici niteliğini, yani elektrik akımına karşı direncin ölçülmesini de ekleyebiliriz. Çağrışım deneyi genel bir kolaylık sağlar; diğer ruhbilimsel deneylere göre çok daha yalın bir biçimde gerçekleşir, karşılıklı konuşmaya dayanan ruhsal konum, ölçüt ve niteliklerin yaklaşık belirlenmelerine olanak verir. Tümce biçimindeki sorunun yerini iki anlamlı bir sözcük alır; yanıt, tepki sonucu tek bir sözcüktür yine. Tepkisel bozuklukların kesin gözlemi, bireyin normal konuşmada ortaya çıkarmaya özen gösterdiği bilinç durumlarını belirlemeye ve kaydetmeye olanak verir; gizli ard-düzlemler böyle açıklığa kavuşur. Deney sırasında olanlar, her konuşmada yer alabilir. Deneyde ya da konuşmada, her ikisinde de önceden var olan özel bir durum, bir "deney konumu" bulunur; bunlar, konuşma konusunu, hatta orada bulunanlar da içinde olmak üzere durumun bütününü "bozarlar" yani karmaşalı öznenin usunu çeler, onu yanılgıya düşürürler. Bu nedenle konuşma nesnel niteliğini yitirir, amacından sapar; çünkü karmaşa salkımı sorguya çekilen öznede karışıklıklara yol açar, dikkatini dağıtır, düşüncelerini karıştırır, hatta daha sonra anımsayamayacağı yanıtlar vermeye iter. Suçluların sorgulamalarında da, daha önce söz ettiğimiz gibi, bundan yararlanılır. Deneylerimizde, anı boşluklarını saptayan yineleme girişimidir: Özneden, örneğin yüze yakın tepki istenir, ardından anahtar sözcüklere tek tek verdiği çağrışımları yinelemesi istenir. Anı boşlukları yanlışlıkları, karmaşaların etkisiyle bozukluk gösteren çağrışımsal alanlarda yoğunlaşır. Bu ana kadar karmaşaların doğasından söz. etmedim; "karmaşa" sözcüğü, ruhbilimsel anlamıyla Almanca, İngilizce ve diğer dillerde günlük kullanıma girdiğinden herkesçe bilindiğini varsaydım. Bugün herkes "insanların karmaşaları olduğunu" biliyor. Karmaşaların biz insanlara egemen olabileceği gerçeği ise, herkesçe bilinmese de, ancak kuramsal bir önem taşıyan bir bilgi bugün. "Ruh" ile eşdeğerde olan bilinç birimi, is\encin üstünlüğü, karmaşaların varlığında kuşkulu bir görünüme bürünürler. Her karmaşa salkımı bozuk bir bilinç durumunu ortaya çıkarır: Bilinç birimi kaybolmuş, istenç isteği olanaksızlaşmış olmasa bile, hayli kösteklenmiş durumdadır. Bellek de, daha önce de gördük, bundan son derece etkilenir. Bundan çıkaracağımız sonuç şudur: Karmaşa, erksel bir açıdan zaman zaman bilincinkini de aşan bir güce sahip ruhsal bir etkendir; öyle olmasa bilinç etkinliğine bu denli baskın çıkma olanağı bulamazdı. Aslında, etken bir karmaşa bizi bir süre, sınırlı sorumluluk adıyla anılan yasal kavramın kimi ilintilerini ortaya koyan bir duruma, yani bir tutsaklık durumuna, ilgisiz davranışlara ve değişmez düşüncelere iter. Bilimsel konuşmak gerekirse, "coşkulu karmaşa" nedir? Engellenmiş ruhsal bir durumun coşkulu ve canlı bir imgesi, hem de bilinçli olağan davranış ve görünümle hiç uyuşmayan bir imgesidir; güçlü bir iç bağdaşımla, bir tür bütünlükle ve son derece yüksek bir bağımsızlıkla donanmıştır, bilinç düzenlemelerine bağlılığı bir anlık, geçivericidir; bunun sonucunda da bilinç alanında kendine özgü bir yaşam sürdürür. İstenç gücüne dayanarak bir karmaşayı bastırmak, başarısını engellemek her zamanki gibi olasıdır; ancak hiçbir istenç gücü onu bütünüyle ortadan kaldırmayı başaramaz, ilk olasılıkta yeniden eski gücüyle ortaya çıkacaktır. Deneysel araştırmalar, coşkulu karmaşaların etkinlik ya da yoğunluk eğrilerinin inişli çıkışlı olduklarını belirlemişlerdir; iniş çıkışlar arasındaki fark birkaç saat, birkaç gün ya da birkaç hafta olabilir. Bu karmaşık sorun henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bugün, bilincin bölündüğü yaygın olanakların varlığını Pierre Janet yönetimindeki Fransız ruh sayrılıkları bilimi çalışmalarına borçluyuz. Janet ve Morton Prince, dört-beş ayrı kişiliği ayrıştırmayı başardılar; bunun sonucunda, her bir kişilik parçasının kendine özgü bir bütünleyici niteliği ve kendi belleği bulunduğu anlaşıldı. Bu kişilik parçaları yan yana olup, birbirlerinden bağımsız bir durumda bulunmakta ve her biri özerkliğin en uç noktasında yer almaktadır. Karmaşalarla ilgili düşüncelerim bu gerçeği bütünlemektedir, çünkü bölünmüş kişilikle karmasa arasında hiçbir ilke farkı yok. Her ikisinde de ortak nitelikler var ve her iki olguda da bilinç bölünmesi sorununa rastlanıyor. Bölünmüş kişiliklerin bir bilince sahip oldukları kuşku götürmez; oysa, karmaşalar kadar sınırlı olan ruhsal bölüklerin de bilincine sahip olmaları olası mıdır? Açıkça belirtmeliyim. Beni bunca ilgilendiren bu sorun henüz çözülmüş değil, gerçekten de karmaşalar, Dekartçı ökeler gibi davranır: Koboltların afacanlığından hoşlanır görünür, söylenmemesi gereken sözcüğü dilinizin ucuna getirir, tanıtacağınız kişinin adını bir anda usunuzdan çekip alıverir, en hareketli konserin tam ortasında öksürme gereksinimi yaratır, görünmeden kaçmak isteyen işine gecikmiş kişiyi gürültüyle | sendeletir: Bütün bunlar F.-Th.Vischer'in1, suçsuz nesnelere yüklemek istediği afacanlıkların nedenleridir; düşlerimizde yer alan, j karşılarında kendimizi güçsüz duyulmadığımız etkin kişilerdir; İskandinav folklorunda yetkinleşen elflerdir. Cum maximo salis grano, bilimsel bir sorunu böylesine değiştirdiğim için umarım beni kınamazsınız. Etkileyici özerklerini hesaba katmaksızın, karmaşaların görüngücülüğünün betimlemesi olmaz; özerklik, karmaşaların iç doğasına (biyolojisine demek istiyorum) derinlemesine girdikçe, bölünmüş ruhun niteliği daha bir açık seçik ortaya çıkar. Düş yorumsal ruhbilim, karmaşaların kişileşmesini bütün açıklığıyla göstermiştir. Aynı görüngüye kimi çıldırırlarda rastlamaktayız: "yüksek sesli" karmaşaların varlığı söz konusu oldu mu, hasta bunları yabancı kişilerden gelen sesler olarak kabul eder. Karmaşaların bölünmüş ruhlar olduğunu savunan varsayım bugün kesinlik kazanmıştır. Kaynakları, nedenbilimleri çoğu kez beklenmedik bir şoka bağlanır; ruhun bölünmesine yol açacak etkinlikte bir yaralanma ya da buna benzer bir başka sarsıntıdır. En sık rastlanan nedenlerden biri de, insan doğasının tümüne uyum göstermeyen aktöresel iç çatışmadır. Bu uyum güçlüğü, bilinçli ya da bilinçsiz, ani bir ruh bölünmesine yol açar. Karmaşalarda göze çarpan bilinçaltı durumla karmaşalara sonsuz özgürlük veren şey tümüyle aynıdır; benzer kılma güçleri olanca gürlüğüyle ortaya çıkar ve bilinçaltı karmaşaya benlikle birleşmesinde yardımcı olur: Bu da, bir anlık değişikliğe, kişiliğin bilinçaltı durumuna, yani

(1) F. -Th, Vischer (1807-1887), estetikçi ve gülmece şairi. Nesnelerin afacanlığı üzerine yan felsefi, yarı gülmece bir roman yazdı (Ç.N.)

karmaşayla özdeşleşmeye yol açar. Bu modern kavram ortaçağda başka bir adla anılırdı: Cinlere karışma (possession); zararsız bir durumun belirtisini açıklamaktan uzak bir terimdi. Günlük dilin karmaşa ile karmaşan kişiyi ayırıcı hiçbir yanı yoktu o zaman, aralarındaki tek fark derece farkı idi. Dilbilim tarihi bu konuda birçok deyişler sunmuştur: Karmaşalı ve coşkuya kapılmış kişi için şöyle denir: "Gene ne oluyor bugün buna?", "Bedenine şeytan girmiş", vb. Bu eğretilemelerle yüz yüze bulunulduğu sürece, doğal olarak kökensel anlamları düşünülmez. En ilkel ve en saf insan bile düzen bozucu karmaşaları bizler gibi "ruh-bilimselleştirmediler", aksine, onları" kendilerine özgü bütünlükleri, şeytanımsı yanlarıyla duyumsadılar, kısaca şeytan deyip çıktılar. Bilincin daha sonraki gelişimi benlik karmaşasına ve kişisel bilince öylesine bir yoğunluk kazandırdı ki, karmaşalar, hiç değilse dil-bilimsel kullanımda, ilkel özerkliklerinden yoksun kaldılar. Genellikle, bir karmaşam var, denir. Hekim, yüreklendirmek istediği dönüşümceli (isterili) hastasına şöyle der: Acılarınız gerçek değil, acı çektiğinizi sanıyorsunuz. Mikroplu hastalıktan korkma, hastanın bir uydurmasıdır ve hastayı bu saçma düşünceyi kendisinin kurduğuna inandırmaya çalışır. Kolaylıkla görüldüğü gibi bugünkü modern görüş, karmaşanın hasta tarafından uydurulduğunu, "düşlendiğini" ve hasta istemezse karmaşanın da var olmayacağını ileri sürdürmektedir. Oysa, karmaşaların önemli bir özerkliğe sahip oldukları (bu kuşku götürmez), organik olmayan, yani itilmiş düşsel acıların da en az bedensel acılar kadar gerçek olduğu, bir hastalık korkusunun, hasta ya da hekim istediği kadar bunun düş unsuru olduğunu ileri sürsün, kaybolmaya eğilim göstermediği ortaya konmuştur. Burada, klasik örneği "Pontos euxeinos"1 olan eskiçağın örtücü sözleriyle eşdeğerli doğruluk savunucusu apotropeik1 bir görüş açısıyla karşı karşıya bulunuyoruz, intikam tanrıçaları Erynnie'lere, kötülükten sakınmak için, iyi dilekli Eume"nide'ler2 adı verilirdi; modem bilinç de, aynı biçimde, bütün düzen bozukluğu etmenlerini kendi öz etkinliklerinden sıyırarak tasarlıyor, kısacası onlarla tekbeden oluyor. Doğruluk savunucusu, üstü örtülü sözcüklere başvurduğunu gizleyerek bu bozuklukları evcilleştirmeye çabalıyor; adlarını değiştirerek karmaşaların özerkliğini yok edecek bilinçaltı bir umutla varlığını sürdürüyor. Bilincin buradaki tutumu, kömürlükte sesler duyan bir insanın hırsız var mı diye tavan arasına çıkmasına, hiçbir iz bulamayınca da seslerin düş ürünü olduğuna inanmasına benziyor. Aslında bu sakıntılı adanı kömürlüğe inmeyi göze alamamıştır.

(1) "Konuksever deniz" anlamına Yunanca deyiş. Kıyılarında yerleşen vahşi halklar nedeniyle kullanılan ters deyiş. (R.C.)

Korku, karmaşaların bilinç alanına girmesine neden yol açar, bu ilk bakışta pek anlaşılmaz. Karmaşalar öylesine anlamsızca ve gereksiz bir biçimde ortaya çıkarlar ki, ancak utanç ve sıkıntı verirler, bu da onların gizlenmesine yeter de artar bile. Oysa, gerçekten anlamsız olsalar bunca sıkıntıya yol açarlar mıydı? Sıkıntı, işkence demektir, üzüntüdür. Bu şakaya alınmayacak derecede önem taşır. İnsanoğlu, canını sıkan şeyleri, elinden geldiğince, gerçekdışı olarak nitelemeye yatkındır. Sinircenin patlak vermesi, iyilik savunucusu örtülü davranışların büyülü ve ilkel olanaklarının yetersiz kaldığını vurgular. O andan başlayarak karmaşa bilinç yüzeyine yerleşir; bundan kurtulmak olanaksızdır, yavaş yavaş benlik bilinciyle tekbeden olur; tıpkı, geçmişte bunun karmaşayla tekbeden olması gibi. Bu elkoyma, kişiliğin sinircesel kopuntusuna yol açar. Bu tür bir gelişim içinde karmaşa kökensel gücünü ortaya koyar, ve olanak buldu mu da, benlik karmaşasının gücünü yok ediverir. Benliğin, kendisini örtecek, soluğunu kesecek her tehlikeden korktuğu bir gerçek. Normal denilen kişiler arasında, a skeleton in the cupboard'a düşkün, yani cam dolapta iskelet saklamaya meraklı çok kişi vardır, ama iskeletin varlığından hiçbir bi-

(1) Doğruluk ve iyilikten yana olan, kötülükleri bile yararlı biçime tokan nitelik. (Ç.N.) (2) Ters deyi üe iyiliksever olarak nitelenen Cehennem kızları. (Ç.N.)

çimde söz edilmez, çünkü yarattığı korku sonsuzdur. Karmaşaların belirmediği evrede bulunduklarını anlayan kişiler, karmaşaların hastalık belirtisi olduğunu göstermek için, (Tanrıya şükür!) ki öyle değildir, sinircelerden yardım umarlar. Hastaların hastalığa tutulma ayrıcalığı gibidir bu! Gerçekliklerini yok etmek için karmaşalarla tekbeden olma eğilimi, karmaşaların hiçliğini kanıtlamaktan çok uzaktır, aksine, onların önemini belirtir. Karanlık, görünmez ve kendi kendine hareket eden nesnelerin ortasında yaşayan ilkel insanın duyumsadığı içgüdüsel korkunun olumsuz belirtisidir bu. Havanın kararmasıyla birlikte korku ilkel insanda yer eder, tıpkı karmaşaların uygar insanda yer ettiği gibi; gündüzün gürültüsü içinde sezilmeyen korkular ya da karmaşalar, gecenin karanlığında seslerini yükseltir, uykuyu kaçırır, can sıkıcı kötü düşler yaratır. Gerçeklen de karmaşalar, gün ışığında sokakla ya da genel yerlerde karşılaşamayacağımız iç dünya nesneleridir. Karmaşalar, bireysel yaşamın rahatlığına ya da sıkıntılarına bağlıdır; hu/uru bağıra çağıra övmenin çok tehlikeli olduğu aile ocağında bizden bekleyen Lare'lar ve Penates'lardır1 bunlar. Bu sevimli tanrılar komşuları tedirgin ettiği sürece evde tehlike yoktur, ama bir de bizi kıvrandırmaya başladılar mı... Karmaşaların ne denli yakıp yıkıcı olduklarını anlamak için hekim olmak gerekir. Karmaşa gerçeğini tam ve bütünüyle kavramak için, karmaşaların birkaç yıl içinde bedensel ve ruhsal bakımdan yerle bir ettiği aileleri görmüş olmak, bunun izini taşıyan umutsuz felâkete tanıklık etmiş olmak gerekir. "Bir karmaşayı kuruntu etmek", karmaşalar "kuruntudur" düşünceleri, o zaman geçerliğini yitirir ya da bilimsellikten sıyrılmış olurlar. Tıp açısından bir karşılaştırma yapılsın, ister misiniz? Karmaşalar, bilincin hiçbir etkisi olmaksızın beliren mikroplu hastalık değildir; ruhun, ilkel ya da uygar olsun, yaşamsal belirtileridir. Karmaşaların tartışılmaz izlerine her toplumda ve her dönemde rastlanmasının nedeni budur. (1) Lare ve Penates; Eski Romalılar'da, aile ocağım koruyan tanrılar. (Ç.N.)

En eski yazın yapıtlarında bile yer alırlar. Örneğin, Gılgamış söylencesi güç karmaşasını eşine ender rastlanır biçimde betimler; Tevrat'ta ise, cinsel bir karmaşanın öyküsünden ve bunun sağaltımından söz edilir. Çok yaygın olan, ruhlara inanma bilinçaltı yapısının, kar- maşalara dayalı yapının dolaysız dile getirilişidir. Karmaşalar, bilinçaltı ruhun canlı birimleridir; bunlar aracılığıyla bilinçaltı ruhun varlığını ve karmaşıklığını anlarız. Eğer karmaşalar olmasaydı, Wund'un ruhbiliminde ya da William James'in fringe of consciousness'ında olduğu gibi, bilinçaltı gölgelenmiş, "karanlık"laşmış belirtiler olmaktan öte geçemeyecekti. Ruhbilimsel bilinçaltının Freud tarafından bulunmasının nedeni, istençli olarak örtücü davranışlarla gizlenmiş olguları, karanlık alanları, önceleri gibi yadsımak yerine bunları incelemeye yönelmiş olmasıdır. Bilinçaltına giden yol, Freud'un dediği gibi, düşlerle açılmamıştır; bu yolu, düşlere ve belirtilere neden olan karmaşalar açmıştır. Üstelik bu yol öyle rahat bir yol da değil, zaman zaman ağaçlıklar arasında gözden kaybolan, bizi bilinçaltının merkezine götüreceğine çevresinde dolaştıran, karmaşaların belirlediği taşlı, dönemeçli bir patikadır. Karmaşa korkusu düzmece bir gösterge direğidir, kişiyi bilinçaltından uzaklaştırıp sürekli bilince yöneltir. Karmaşaların tatsızlığına olduğu kadar, bunları besleyen içgüdüsel güçlerin sınırlı kalışına alışmaya hazır pek az kişi vardır. Bilinç, karmaşaların her zaman davranışlara ters düştüğüne, bu nedenle de ortadan yok olacaklarına inanır. Karmaşaların evrenselliğini kanıtlayan her türde kanıtın bolluğuna karşın, yaşamın normal belirtileri olarak bunları hoş görmekten yine de kaçınılır. Karmaşa korkusu güçlü bir önyargıdır, "aydınlıklar çağı"nın usçuluğuna karar vermeksizin varlığını sürdürmüş uğursuzluğun boş inanlı kavramıdır. Bu korku, karmaşaların incelenmesine set çeker; setin aşılabilmesi, gözüpek bir karar gerektirir. Korkular ve seller, bilinçaltına giden yolun belirleyici sınırlarıdır. İlk başta, bilinçaltının egemenliğine girdiği önyargıları belirtirler. Korku duygusunun bir tehlike anında, tepinin ise itici bir öğenin varlığında belirdiği sonucuna varılır. Hastanın, halkın ve hekimin vardığı sonuç budur; bilinçaltı ile ilgili ilk üp kuramının niçin Freud'un baskı kuramı olduğunu daha iyi anlarız. Frcud'dan çok önce de bilinçaltı sorunu vardı. Leibniz bu kavramı felsefeye sokmuştur; .Kant ve Schelling bu konu üzerinde durmuştur; Carus ilk kez bundan bir dizge oluşturdu; bunun etkisi Edouard von Hartmann'ın Bilinçaltının Felsefesi adlı yapıtında görülür. İlk tıp-rubbilim öğretisine ancak Nietzsche'de rastlanır. İlk Freudcu kuram, karmaşaların araştırılması sırasında rastlanılan, gerçek deneylere bağlı betimlemedir. Karmaşaların araştırılması ancak karşılıklı konuşmayla gerçekleşebildiğinden, kavrama yetisinin irdelenmesi yalnızca konuşmaya katılanlardan birinin karmaşalarına değil, aynı zamanda diğerinin karmaşalarına da bağlıdır. Karşılıklı her konuşma, korkular ve dirençlerle dolu bu alanlarda gerçekleşir. Hiçbir bilim adamı, ne denli nesnel ve önyargılardan yana arınmış olursa olsun, kendini karmaşalarından soyutlayamaz, çünkü karmaşaları herhangi birininkinden farklı nitelikte değildir. Soyutlayamaz, çünkü onun ayrılmaz parçalandır ruhsal oluşumunun öğeleridir; ruhsal oluşum her birey için bir sınırlamadır, zarardır. Karmaşalar kuramı, Freudcu öğreti ve diğerleri, gözlemci i gözlenen özneler arasındaki konuşmanın yarattığı ruhsal bir durumu açıklar. Karşılıklı konuşma daha çok karmaşaların direnç alanında geçer; zaten kuram da bunun etkisi altındadır; kaba çizgilerinde çarpıcı, halkın karmaşalarını uyarıcı bir yan var" Modern ruhbilim kavramları, bilimsel tartışmaların nesnelliğim doğar; aynı zamanda kışkırtıcı bir biçimde görev yaparlar. H arasında şiddetli tepkilere yol açarlar, bilimsel tartışmalar alarm tepkilere yol açarlar; bilimsel tartışmalar alanında etkin anlaşmazlıkları kişisel alınganlıkları körüklerler. Modern ruhbilim -olaylar bunu gösteriyor- karmaşaları araştırmayı tabu olan ruhsal bir alanda sürdürmekle tehlikeye atılıyor; bu alan korkular ve umutlarla doludur. Karmaşalar alanı , ruhsal bozuklukların yuvasıdır; sarsıntıları o denli boyutlara varmıştır ki, geleceğin ruhbilimsel araştırması daha uzun zaman, temel varsayımlarda uzlaşmayı öngören bilim adamına ve sessiz bir çalışmaya konu olamaz. Karmaşaların ruhbilimi şu an bile anlaşılır olmaktan, en kötümserlerin bile düşünemeyeceği kadar çok uzaktır. Çünkü bağdaşmaz eğilimlerin ortaya koydukları, bilinçaltının ancak bir bölümünü aydınlatır, korku kaynağının ancak bir köşesini belirler. Freud'un çalışmaları çevreye yayılmaya başladığında, hemen her yerde bir hoşnutsuzluk fırtınası estiğini anımsıyoruz. Bu "kar-maşalı tepkiler" bilim adamını olduğu kadar, okulunu da dogmatik sistemlerden uzaklaşmaya zorladı. Ruhbilim alanındaki tüm kuramcılar aynı tehlikeyle yüz yüzedir, çünkü, insanda ele geçirilemeyecek olanla uğraşırlar. Benliğin özgürlüğü, karmaşalar alanı söz konusu oldu mu sona erer. Araştırmanın ruhun derinliklerine her yönelişinde, halk arasında tepkiler baş gösterir; bu tepkiler, sağaltımsal nedenlerle gelenlerin, karmaşalarının dokunulmazlığına el sürüldüğünde gösterdikleri tepkilere benzer. Karmaşalar kuramım konu alan bu sunu, konunun ne olduğunu bilmeyen dinleyiciye, ilkel tanrıbilim ve tabu ruhbilimiyle ilgili açıklamalar niteliğinde gözükebilir. Bunun nedeni de, karmaşaların varlığının, yani ayrışmış ruhsal bölüklerin, ilkel ruh olayının ilgiye değer bir kalıntısı olmasındandır. İlkel ruh olayı, ilkel insanların kendilerinde birçok ruhun -bazı olgularda bu sayı altıya kadar çıkar- bulunduğuna, bunların yanında daha birçok tanrının da yer aldığına inanışlarından kaynaklanır; ilkel insanlar bizler gibi bunlardan söz etmekten hoşlanmazlar; bu ruhlar onlar için her zaman, en etkili ruhsal olaylarda cisimleşirler. "İlkel" kavramını burada "kökensel" anlamına kullandığımızı belirtelim. Bizdeki ilkel düşünce kalıntısı bugüne kadar pek değişmedi; hatta Dünya Savaşı'yla birlikte yeniden hortladı. özerk karmaşaların normal yaşam belirtileri oluşturduğu ve bilinçaltı ruhun yapışım yönettiği düşüncesine artık inanıyorum. Karmaşalar kuramının başlıca ve temel olaylarım burada sıralamaktan mutluyum. Özerk karmaşaların varlığını kanıtlamaya yönelik sorunları irdeleyerek, eksik kalmış bu düşü tamamlamak gerekirdi. Elimizde üç ana sorun var: Sağaltımsal, felsefi ve töresel. Tartışılan hep bu üçüdür.


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült