Kadınların Aldatma Davranışları

Pınar Çekirge & Bahadır Bakım


Önceliğin belirlenememesi:

Freud'un söz ettiği gibi; erkek çocuk gelişiminde, 35 yaş dönemini içeren Fallik Dönemde, anneden kopamama, baba ile özdeşleşememe gibi ortaya çıkan takılma ve aksaklıklar "anneleriyle evli, annelerine aşırı bağımlı erkek kimliği"nin oluşma nedenleri arasındadır. Eşin salt işi ya da kendi ailesi ile aşırı bir şekilde ilgilenip, kendisini hiçe sayması, küçümsemesi, yeterli sevgi davranışında bulunmaması önde gelen nedenler arasındadır. Mal ve mülk kaybedilse de, tekrar kazanılabilir ama sevgi, güven ve saygının kaybı daha zor telafi edilmektedir.

Eşin kadının gözünde değer yitirmesi:

Erkekler eğer kendilerini babalarından daha gelişmiş ve ileri düzeye getirmeye çabalamaz, feodal yanlarını korumaya inatla devam ederse, bir yönde geleceğe ihanet etmiş olurlar. Erkekler kişilik özelliklerinin olumsuz ve uygunsuz taraflarını törpülemeye çalışarak inceltmelidirler. Aksi halde tavır ve konuşmaları ile "zücaciyeci dükkanına giren bir fil" gibi hareket ederler. Bu tür az gelişmiş davranış ve düşünce şekli içindeki kişilerin evliliklerinde ya da birlikteliklerinde sorunlar çıkması elbette kaçınılmazdır.

Cinsel anlamda değilse bile kadınlar eşlerini beyinlerinde, düşüncelerinde aldatabilirler. (Düşünsel zina.)

Erkek cinsel sorunlar yaşamakta ise (örneğin şeker hastalığı, MS gibi nörolojik rahatsızlıklar ya da yüksek tansiyon nedeniyle sertleşme bozuklukları) ya da erkeğin erken boşalma nedeniyle kadının yeterli kalitede cinsel hayatını yaşayamaması halinde, eğer arada yeterli duygusal iletişim yoksa tedavisini yaptırmıyorsa, bu süreçte tedaviye ikna tümüyle erkeğe düşebilmektedir.

Evlenirken bu sorunlar sinsice gizlenip, söylenmemişse (aslında bu ve benzeri durumlar da karşısındakini aldatmaktır) boşanma evliliğin ilk aşamalarında kaçınılmazdır. Eşin kolayca aldatılabilir olması, tek başına bir şey yapamaması, girdiği her işi yüzüne gözüne bulaştırması, çevresince küçümsenmesi durumlarında da erkekler bazı kadınların nezdinde değer yitirebilmektedir. Başlangıçta "aşkın gözü kördür" ve " bütün aşklar tatlı başlar," bu nedenle de bireyler birbirlerinden çok şey bekleyebilirler. Hatta anne baba evindeki baskı ve zulümden kaçmak için evliliği bir kurtarıcı olarak görürler. Oysa çok yüksek beklenti ile yapılan bu tür evlilikler, hüsranla da bitebilmekte, bireyler yağmurdan kaçarken doluya tutulabilmektedirler. Sonuçta yaşamak zorunda oldukları bir eş ve yıkılmış hayalleri vardır.

Eşler birbirlerine karşı fedakarlık yaparak, birbirlerinin açıklarını kapatarak, birbirlerini onore ederek birlikteliklerinin kalitesini arttıracaklarını hissedebilmelidirler.

Çünkü artık onlar bir kurumdur. Ve bir kurumun da elemanları birbiri ile uyum içinde çalışmalıdır. Oysa "sürekli fedakarlık yapıyorum, sürekli taviz veriyorum, hep giden benden oluyor, o hiç fedakarlık yapmıyor'' şeklindeki bir yaklaşımın zaman içinde gelişmesi, kimi evlilik gemisini torpilleyen yaklaşımların başında gelmektedir. "Taşıma suyla değirmen dönmemektedir." Eşler görevlerinin gereğini yerine getirmeli, evliliğin kalitesi için gerekli emek ve özeni göstermelidirler. Artık daha fazla verme gücünü ya da arzusunu kaybettiğini hisseden bireyler, ilişkilerini zaten kafalarında bitirmiş olmaktadır. Kısaca özveri, hiçbir koşulda ödün verilmesi anlamına gelmemelidir.

Erkeğin evlilik öncesi ile sonrası davranışlarının birbirini tutmaması:

Erkek kendisini hoşgörülü, eşitlikçi, özgürlükçü, çalışkan, varsıl, fedakar ve kucaklayıcı olarak tanıtıp, tam aksi bir şekilde hareket etmeye başlamışsa kadın daha geniş anlamda aldatıldığını düşünüp, aldatma hissini (ya da misilleme arzusu diyelim buna) yaşayabilmektedir.

Erkeğin kaba kuvvet göstermesi:

Erkekler, özellikle paranoya ya da paranoid kişilik bozukluğu gibi psikiyatrik sorunlar nedeniyle eşini aşırı şekilde kıskanarak, eve hapsedip, sürekli kontrol etmekte ve asılsız şüpheleri nedeniyle duygusal ve fiziksel anlamda işkence uygulayabilmektedir. Bu gibi durumlarda kadın, üçüncü sayfa haberlerini aratmayacak aldatma modelleri, hatta eşini çocukları, ailesi ya da aşığının yardımı ile öldürme girişimlerinde bulunabilmektedir. Elbette sadece erkeğin kaba kuvvet kullanması paranoid kişilik bozukluğunda görülmez. Erkeğin pek çok psikiyatrik bozuklukta şiddet kullanabildiği, ne yazık ki, çok acı bir gerçektir. Ancak ne sebeple olursa olsun, bu tür bir davranış, kadını daha önce yapmayı düşünmediği, hayal bile etmediği aldatma davranışlarına itebilmektedir. Bu noktada eşten intikam almaktan, sığınacak güvenli bir liman aramaya dek değişen pek çok yaklaşım devreye girmektedir. Sırtından sopa eksik edilmeyen, aşağılanan kadının baş kaldırışı olabilmektedir ihanet. Bir misilleme yani.

İlişki modeli:

Kadınlar beraberliklerinde baba-kız ilişkisini beklememelidirler. Artık kendileri erişkin bir hayatın içindedirler çünkü. Sürekli olarak dikkatin üzerlerinde olmasını beklemeleri, başka bir kişiye zaman ayrılmamasını istemeleri bencilce bir yaklaşımdır. İlgiyi çekmek için yapılan ve geçmişte de yapılmış ve alışılmış davranış kalıpları haline gelmiş olan agresyon, yersiz yakınmalar yerine çok daha amaca yönelik davranışlar ve düşünce şemaları kullanılmalıdır. Etrafta kol gezen sevecen "baba" maskesiyle perdelenmiş yaklaşımlar, kuşkusuz güçlü bir tuzaktır. İlişkilerde kimi kez sadece "anne baba” olmak yerine "karıkoca" olabilmeyi daha ön plana almak gerekmektedir. Sadece çocuklar için yaşamak ve bu uğurda evliliği inatla sürdürmek, ilişkiyi zora sokabilir. Unutmayın!

Sınır sorunları:

Erkek kendi ailesi ile daha ilgili, onların sözünden çıkmıyor, eşini onlara karşı tek başına bırakıyorsa (daha önce sözünü ettiğimiz, Oidipal dönemde takılı kalma durumu), bu durum erkek için vahim sonuçlar yaratabilmektedir. Kadın bu süreçte ikinci planda kaldığını, hafife alındığını, o evde sadece hizmetçi şeklinde algılandığını düşünebilir. Kendini doğrulaması, özgüvenini kanıtlaması, hiçlenmişliğin yükünden bir an önce kurtulması gerektiğini düşünür. Kendisini önemseyen, olduğu gibi kabul eden, edecek olan birine özlem duyar sürekli.

Ekonomik sorunlar:

Bazı kadınlar evlendiklerinde anne baba evlerinde alıştıkları ekonomik şartları bulamayabilirler. Eğer, arada yeterli sevgi bağı, iletişim yoksa ve yeterli ego gücüne de sahip değilseler, söz konusu ekonomik çıkarlar nedeniyle, kendilerine baba şefkati ve yardım sunma oyunuyla yaklaşan kişilerle cinsel ya da duygusal birlikteliklere yönelebilirler.

Parasal ve mesleki gücün artışı:

Bazı üst düzey görevlerde çalışan kadınlarda, benzer konumdaki erkeklerde gözlenebilen cinselliğin ön planda olduğu ve genelde astların kullanıldığı aldatma girişimleri görülebilmektedir. "Günümüzün amazonları” sayılabilecek bu kişilerin aldatmalarında, otoriter tutumlar ve haz almayı ilke edinme sık rastlanmaktadır.

Kadının Oral (Beslenme eğilimli) yapıda olması:

Tüm güçlü, yakışıklı, zarif erkekler nedense hep evin dışında, çitin arkasındadır. Önemli olan "sevmek" değil, tümüyle "sevilmek"tir bu kişiler için. Kendilerine sevgi, yakınlık gösteren her kim olursa kapılır, peşine takılırlar. Bu sevginin kaybı her şeyin sonudur onlara göre. Sürekli beslenmek, bu sevgiye dayanmak ihtiyacı, eğilimi içindedirler. Besleyen erkeğin herhangi bir nedenle kaybı, belli bir yas sürecine ve bu yas sürecinin bitimi de, doğal olarak yeni bir besleyici kaynağın aranmasına yol açabilir.

Çocuklukta anne ve babanın davranış şekilleri:

Anne modelinin çok silik olduğu bir ailede yetişen kızın, güçlü gördüğü ve evlilik dışı ilişkilerin de olabildiği babasını ya da kendisine bu açıdan uygunsuz örnek olabilecek başka güçlü kadınları rol model alması ileriki yıllarda, bu tür biyografik ihanet ya da ihanet girişimlerine yönelmesine neden olabilir.

"O yapıyorsa, ben de yaparım":

Erkek aldatıyorsa, kadın da intikam için aldatabilir. Bu yanlışı yanlışla düzeltmekten başka bir şey olmasa da sık görülen bir durumdur. Ne diyelim, ava giden avlanır. Ekilen biçilir. İhanet kimi zaman en büyük misilleme de olsa, bedel kaçınılmazdır.

Beğenilme, ilgilenilme isteğini yeterince doyuramama:

Eşinin kendisine yeterince sevgi ile yaklaşmaması, sürekli olumsuz tavırlar sergilemesi bazı kadınları ister istemez sevilme ve desteklenme gereksinimini başkalarında arama davranışına yöneltebilmektedir.

'Hayır' diyememenin etkisi:

Kişiler, etraflarından gelebilecek bakışlara, beğenilere, davetlere "hayır, ben almayayım" diyemiyorlarsa sorun var demektir. Bu durumlarda "kendiliğinden oldu, nasıl bu noktaya geldiğimizi bilmeden gelişti," şeklindeki sözler, aslında kişilerin kendilerini bu türden ilişkilere bilinçli ya da bilinçaltı düzeyinde hazır hissetmelerinin, bir tür çözülüşün göstergesidir. Bazı durumlarda da ne yazık ki kadınlar, çalıştıkları yerlerde kendilerinden daha üst konumdaki kişiler tarafından aldatma davranışına çeşitli baskılarla (mobbing) zorlanmaktadır. Bu durumlarda eğer kadın kendisini zayıf ve çaresiz hissediyorsa, kendini koruyabilecek yeterli ego gücüne sahip değilse, rüzgara karşı direnemeyebilir de...

Makyavelizm’in etkisi:

Özellikle kadınların çoğunlukta olduğu ve hemcins rekabeti olan yerlerde görev yapan, bir an önce üst kademelere yükselip, kendini çok daha güçlü, yetkin hissetmek isteyen kimi kadınlarda, hedeflere ulaştıracak en kısa yol için her şey mubahtır, düşüncesi gözlenebilmektedir. Bu bağlamda ihanet, yeşil çuha masalarda savrulan, terli bedenlerdir.

Histrionik kişilik özelliklerinin varlığı:

İlişkilerinde cinselliği kullanma eğilimli, duyguları hızla yer değiştirebilen özellikler söz konusudur. Bu kişiler çevrenin ilgi odağı olamadıklarında rahatsızlık duyar, ilgi merkezi olabilmek adına sürekli fiziksel özelliklerini kullanmaya çalışırlar. Gösterişe eğilimli, kendisi gibi olmayan davranışlar sergileyip, duygularını aşırı abartabilirler. İlişkilerinin normalden çok daha fazla yakın ve fazla içlidışlı olmasını isterler.

Psikiyatrik hastalıklar nedeniyle:

Bazı durumlarda hem erkek hem kadınlarda genetik (iki uçlu duygudurum bozukluğunun mani epizodunda olduğu gibi) ya da yetiştirilmelerindeki sorunlar nedeniyle oluşan kişilik bozuklukları durumlarında (sınırda, anti sosyal, narsisistik ve histrionik kişilik bozukluğu) aldatma yaşantı ve eğilimleri görülebilmektedir.

Narsisistik kişilik bozukluğu:

Bu kişiler, kendilerinin başkalarından çok daha önemli, ayrıcalıklı, üstün olduğu duygusu içindedirler.

Düşünceleri, hayalleri büyük bir güç, engin bir deha, kusursuz bir güzellik ve mükemmel, sonsuz sevgi üzerinedir. Özel, benzeri olmayan biri olup, kendisini ancak çok zeki ve üstün nitelikli kişilerin anlayabileceğini düşünür ve sadece bu kişilerle ilişki kurup, dostlarını bu kişiler arasından seçmeyi düşünürler. Çevresindekiler tarafından her zaman ve her koşulda çok beğenilmeyi, övülmeyi beklerler. Diğer insanlarla karşılıklı ilişkilerinde sürekli olarak bencilce, belli bir çıkar gözeterek hareket ederler. Adeta başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı tek amaç edinmiş gibidirler. Kendini diğer kişilerin yerine koyup, onların hissettikleri, düşündükleri ya da ihtiyaç duydukları konuları anlamaya ve bunlara saygı duymaya isteksizdirler. Genellikle başkalarının başarılarını, yaptıklarını, değer ve konumlarını, kısaca varlıklarını kıskanabilirler. Kendini beğenmiş, ukala ve küstahça tutumlar içine girerler.

Anti sosyal kişilik bozukluğu:

Bir dizi tehlikeye yol açacak davranışlarda ısrar ile kendini gösteren, yasalara uymakta zorlanma, devamlı olarak yalan söyleme, farklı takma adlar kullanma, zevk ya da kişisel çıkarı için başkalarını aldatma gibi dürüst olmayan; aniden, sonucunu düşünmeden yapılan davranışlar, gelecek için plan yapamama; tekrarlayıcı kavga, dövüş saldırılar ile birlikte öfke hali; kendisi, yakınları ya da başkasının güvenliği ile ilgili umursamazlık içindedirler. Bir işi yürütememe, parasal sorumluluklarını yerine getirmeme, bir eşe sadık kalamama gibi davranış modelleri sergilerler.

Sınırda kişilik bozukluğu:

Bu tür kişiler gerçek ya da varsayılabilecek, olası bir terk edilmeyi önlemek için çılgınca çaba harcarlar. Karşısındakileri aşırı büyütür ya da aşırı değersizleştirirler, ilişkileri genelde tutarsızdır. Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, arkadaşlık, cinsel davranış ya da önem verilen kültürel-ahlaki değer anlayışında belirgin değişkenlikler vardır. Kendine zarar verme olasılığı fazla olan durumlarda sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemleri (çok para harcama, madde kullanımı, hızlı ve tehlikeli araç sürme, birden aşırı yemek yeme, önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) bulunmaktadır. Tekrarlayan intihar girişimleri, intihar tehditleri, kendi kendine zarar verme (bıçak, jilet vs. ile kendini yaralama, sigara ile yakma, kafasını, yumruğunu sert yerlere vurma gibi) davranışları vardır. Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali (saatler içinde değişen sürelerde birbirini izleyen öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri) gözlenir. Kendilerini sürekli olarak boşlukta hisseder, sıkılırlar. Öfkeye hakim olamazlar (kavga etme, yüksek sesle bağırma, hakaret, eşya kırma gibi). Stresle ilişkili gelip geçici kendine kötülük yapılacağı düşünceleri ya da dissosiyatif belirtileri vardır.

Çocukluklarında fiziksel, duygusal ya da cinsel tacizler yaşamış erkekler ya da kadınlarda gelişen dissosiyatif bozukluklarda o anda farkında olunmayan cinsel ilişkiyle ilgili duygusal ezim ve anılar, gelecekte kendini cinsel açıdan kullandırma davranışları görülebilmektedir.

Fazla miktarda kullanılmış olan alkol, kişide inhibisyonları ortadan kaldırdığı için bu tür girişimleri arttırabilirken, uyuşturucu madde kullanımları da bu tür davranışları körükleyebilmektedir. Yukarıda anlattığımız nedenlerin tümü ya da bazıları ihanetin şekillenmesinde kimi kez rol oynayabilmektedir.

"Masumiyet günahı ödeyiş biçiminde yatar. Günahı işleyip işlememek değil inşam masum kılan, o günahın bedelini ödemek için kurnazlıklara sapmayı reddeden içtenlikli bir kabul ediş masumiyet, bir günahı bir hayat boyu ödemeye gösterilen rıza."
-Ahmet Altan

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült