İşsizlik Ve Emeklilik

Özcan Köknel


Ülkemizde ve yabancı ülkelerde yapılan araştırmalar, titizliğin bireysel ve toplumsal zararları yanında, en önemli zorlanma nedeni olduğunu da ortaya koymuştur. İşsizliğin zorlayıcı etkisi, insanın toplum içindeki durumunu ve ı <>1 ünü yitirmesinden kaynaklanır. İşsizliğin yarattığı ekonomik yetersizlik ve parasızlık insanın önce toplumsal durumunu, sonra rolünü olumsuz biçimde etkiler. Toplumsal konumu düşük ya da yetersiz duruma gelen insan, beslenme, konut gibi temel fizyolojik gereksinimleri karşılamakta zorluk çeker, hatta kimi zaman bunları karşılayamaz. Bu durumun uzun sürmesi ya zorlanmaya bağlı belirti ve yakınmaların ortaya çıkmasına ve artmasına ya da bireyin ekonomik durumunu düzeltmek için ahlak dışı ve yasadışı hor yola başvurmasına neden olabilir. Son olasılık bireyin toplumsal durumunu ve buna bağlı olarak rolünü değiştirmesine yol açar. Zorlanmanın artması daha çok bireysel, dolaylı olarak toplumsal; durum ve rol değişikliği öncelikle toplumsal, dolaylı olarak da bireysel olumsuz etkiler yapar. Hu nedenlerin hepsi başlıbaşına, toplumsal kaynaklı birer zararlı etken olarak çıkar karşımıza.

İşsizlik nedeniyle toplumsal durumu bozulan insanın toplumsal saygınlığı, siyasal gücü de sarsılır. Ekonomik durumunu düzeltmek, ekonomik olanaklar sağlamak amacıyla yapılan atılımların, girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması umutsuzluğu artırır, yeni yeni zorlanma nedenleri çıkarır ortaya.

Toplumsal durumu bozulan, sarsılan insanın toplumda rol alması olanaksızladır. Toplumsal rolü olmayan insan toplumla birleşip bütünleşemez. Bu durum bireyin evden rolünü de olumsuz biçimde etkiler. Ekonomik durumu bozulan erkeğin evdeki eş ve baba rolü sarsılır. Ailenin, evin temel gereksinimlerini, isteklerini yerine getiremez olunca, önce kendisine güveni ve saygısı kaybolur. Aile ve çocuklar! üzerindeki etkisi ve yetkesi azalır. Eşi ve çocukları da onu değersiz ve etkisiz görmeye başlarlar.

Ekonomik olanaksızlıklar yanında, işsizliğin yarattığı güvensizlik, toplumsal ilgiden, sevgiden, saygıdan yoksunluk ve özellikle gelecek korkusuyla da insanı sürekli olarak zorlar.

İŞSİZLİK TOPLUMSAL YAŞAMI HER AN PATLAMAYA HAZIR DURUMA GETİRİR

İşsizliğe bağlı olarak toplumsal durumun ve rolün kazanılması ya da yitirilmesi, bireyi zorlayan zararlı toplumsal etkenlerin başında yer alır. İşsizlikle zorlanan bireyler sayısı arttıkça, bireyin ve toplumun dengesi, düzeni sağlı, bozulur. Toplumsal değerler önemini yitirir. Değersizlik geçerli «değer» durumuna gelir. Toplumsal yaşam her patlamaya hazır bir bomba gibi olur. Kuşkusuz bu durul da başlıbaşına bir zorlanma nedenidir.

işsizlik 1970'li yıllardan beri ülkemizde önemli bir toplumsal sorun olma niteliğini korumuş ve her geçen yıl reysel ve toplumsal olumsuz etkisi artmaya başlamıştır, günden bu yana günlük gazetelerde, haftalık, aylık dergilerde işsizlik ve işsizlikle ilişkili sorunlar birinci sayfadan manşetlerde yer almaktadır.

DÖRT MİLYONU AŞAN İŞSİZLER ORDUSU

Bugün işsizlik ülkemizin en önemli sorunu durumundadır. İşsizlerin sayısı günden güne artarak milyonlara ulaşmıştır. Ancak gerçekte kaç milyon işsiz olduğunu gösteren kesin sayılar ya bilinmemekte ya da bilinse bile açıklanmamaktadır. Gözlemlerimiz ve bu konuda çeşitli basın kaynaklarından verilen haberlerin değerlendirilmesi, ülkemizde her üç dört kişiden birinin işsiz olduğu izlenimini vermektedir. Bu orana kırsal yörelerdeki, tarım bölgelerindeki mevsimlik işsizlik katılmamıştır.

Bilim adamlarının, değişik işçi ve işveren çevrelerinin yaptığı araştırmalar, ülkemizde 1986 yılında işsiz sayısının dört milyonu aştığını göstermektedir. İşsizlerin en çok Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde toplandıkları da dikkat çekicidir. Araştırmalar işsizlerin % 13'ünün Ankara'da, % 7'sinin İstanbul'da, % 5'inin İzmir'de, % 5'inin de Adana'da bulunduğunu ortaya koymuştur, öte yandan toplam işsizler ordusunun büyük bölümünün (% 56) 1224 yaş dilimindeki genç işsizlerden oluştuğu, bu sayıya her yıl iki, üç yüz bin genç işsizin katıldığı saptanmıştır.

Bu işsiz sayısının yarısı bile bir ülke için ürkütücüdür. Daha önce de söylediğim gibi, işsizlik önemli boyutlara erigen ekonomik sorunlar yaratmakta, aynı zamanda bireyin toplum içinde rol almasını da engellemektir, özellikle gençlik çağında toplumdaki durumu, yeri ve rolü belirli olmayan gencin toplumla birleşip bütünleşmesi olanaksızdır. İçinde yaşadığı toplumla birleşip bütünleşemeyen genç, bireye ve topluma zarar verecek davranışlarda bulunabilir.

Ülkemizde işsizliğin bireysel ve toplumsal açıdan büyük zararlar vermemesi, ataerkil ve geleneksel aile yapısının birbirini destekleyen, birbirine yardımcı olan iletişim biçimiyle açıklanmaktadır. Ancak kentleşme ve sanayileşme nedeniyle bu yapının giderek etkinliğini kaybettiği düşünülürse, milyonlarla sayılan işsiz ordusunun taşıdığı tehlike ortaya çıkar.

EMEKLİLİK BİR BEKLENTİ Mİ, YOKSA BİTİŞ Mİ?

Çalışan insanların bazıları emekli sözcüğünü bir amaç, bir beklenti; bazıları da bir bitiş olarak yorumlar. Bilindiği gibi, bu sözcük belirli bir süre çalıştıktan sonra işyeriyle ilgisi kesilen, geçimini sağlayacak miktarda aylık bağlanan kimseler için kullanılır. Gerçekte emekli olmak, bir süre belirli bir görevde, bir işte bulunduktan sonra, yasaların getirdiği haklardan ve sınırlamalardan yararlanılarak, yapılan görevin ve işin başkasına aktarılmasıdır. Emekli olan insan görevini ve işini başkasına aktarır ve yaşamını sürdürür.

Kısaca, emeklilik meslekten ayrılmadır. Bir insanın yaşamında meslek önemli yer tutar. Meslek sadece geçimi sağlama, para kazanma yolu değil, insanın kendisini gerçekleştirmesi, yaratması, varlaması için toplum içinde aldığı yer ve roldür. Başka bir deyişle, meslek insanın belirli bir sistem ve zaman birimi içindeki konumunu ve işlevini gösterir. Belirli bir eğitim ve öğretim döneminden sonra başlayan meslek yaşamı insan hayatının en büyük bölümünü kapsar.

SAYGINLIK SADECE MESLEĞE BAĞLI OLURSA...

İnsanların birbirlerini meslekleri ve bulundukları basamaklara göre değerlendirmesi, toplumsal ilişki ve iletişimin kurulup sürdürülmesi için gerekli, hatta zorunludur. Bu gereklilik ve zorunluluk bir süre sonra insanı sadece mesleğinin gerektirdiği rolü oynama durumuna getirir. Bu durumda olan insan, mesleğinde bir süre başarı sağlayabilir. Ancak toplum içinde mesleğinin verdiği rolü oynayan ve toplumsal saygınlığını sadece mesleğine bağlayan in f<an günlük zorlanmalara karşı daha duyarlı olduğu gibi, emeklilik döneminde de daha çok ruhsal, toplumsal sorunlarla karşılaşır.

Özetle, çalışan insan için meslek, toplumsal durumun getirdiği rol, yer ve saygınlıktır. İnsan sadece mesleğiyle birleşip bütünleşirse, meslek insanın toplumsal boyutu olur. Bu boyuttan kopmak anlamına gelen emeklilik de kimi insan için toplumsal rolün, yerin ve saygınlığın yitirilmesi anlamını taşır.

BEDENSEL VE RUHSAL ÇÖKÜNTÜNÜN ASIL NEDENİ

Kişinin toplumsal rolünü, yerim yitirmesi, yaşlanmasıyla ortaya çıkan bedensel ve ruhsal belirtiler, yakınmalar nedeniyle olabileceği gibi, yaş sınırı nedeniyle de olabilir. Her iki durumda da insan yaşamının toplumsal boyutunu yitirdiğini düşünürse, emeklilikle birlikte gelen sorunlar başlamış demektir. Toplumsal ilişkilerini sağlıklı sürdüremeyen, iletişim kuramayan insan zamanla toplumdan soyutlanmaya, topluma yabancılaşmaya başlar. Bu soyutlanma ve yabancılaşma kişinin toplumla bağlantısını olumsuz yönde etkilerken, ruhsal ve bedensel belirti ve yakınmalara da yol açar. Ailesiyle, yalan çevresiyle ilişkileri ve iletişimi bozulan emekli endişeli, kaygılı, sıkıntılı,, tedirgin duygulanım durumu gösterir. Bitkinlikten, halsizlikten, yorgunluktan yakınır. Böylece emeklilik çağma kadar bedensel ve ruhsal olarak yaşamını sağlıklı biçimde sürdüren kişide türlü belirti ve yakınmalar ortaya çıkar, hastalıklar görülür.

Toplumda rolü ve yeri olmadığına inanan, işe yaramadığını, saygınlığını yitirdiğini düşünen emeklide ruhsal çöküntü başlar. Bu çöküntü emekliyi yaşlanma ve yaşlılık korkusuna düşürür. Bu korku da erken yaşlanmayı getirir.

ÇARE YENİ UĞRAŞLAR VE TOPLUMLA İLETİŞİM

Demek ki, emeklilikte en önemli sorun, insanın toplumsal boyutunu, yönünü sürdürebilecek çevreyi, ortamı bula bilmesidir. Bu ortamı sağlamanın tek yolu, insanın kendine yan uğraşlar bulması, bunları yapmaktan hoşlanmayı öğrenmesidir. Bu tür uğraşıları olan insan, emeklilik çağında da bunları sürdürür. Böylece toplumla iletişimini sağlar.

Çoğu insanın gençlik ve erişkinlik çağında türlü ilgileri, istekleri vardır. Ancak günlük çalışma nedeniyle bunları gerçekleştirmeye fırsat bulamamıştır. Emeklilik döneminde bu ilgileri, istekleri doğrultusunda çalışıp çabalama şansına kavuşur. Böylece başkalarıyla ve toplumla iletişimi sürdürür.

özetle, insan emeklilik çağma, mesleği dışında uğraşlarla hazırlanmalıdır. Emeklilik çağında eski ilgi ve isteklerini gerçekleştirecek yolları, yöntemleri araştırmalıdır, öte yandan insanın içinde yaşadığı çevre, toplum, özellikle de çalıştığı işyeri, emekliyi değerlendirecek bir yardım ve yaklaşım biçimini benimsemelidir.

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült