İşitmek ve Dinlemek

Doğan Cüceloğlu


Türlü nedenlerle iletişimde meydana gelen kopukluklar, insan
ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. İletişimde kopukluklara yol açan
nedenlerin bazısı, farkında olarak, bazısı da farkında olmadan yapılan
davranışların sonucudur.
Sık sık gözlemlemişimdir: Benim için önemli bir konuyu anlatırken
karşımdaki, yüzünde boş bir ifadeyle bana bakar; beni işitir ama dinlemez.
Bu boş ifadeyi görünce, içimden, karşımdakini sarsmak, onun ilgisini
çekmek gelir. Ne var ki, aynı şeyi ben yapmıyorum! diyebilir miyim acaba?
Bir süre önce işlerimin üst üste ters gittiği bir zamanda kafam
borçlarımı nasıl ödeyeceğimle meşgulken, kedisini kaybetmiş olan komşumla
karşılaştım. Onu bir daha bulamayacağını sanıyordu. Ayrılırken benden bir
şey istemişti, ama neydi o, bir türlü anımsayamadım. Ertesi gün yanına
gittiğimde sevinçliydi. Kediyi bizim çocuklar bulmuşlar ve eve
getirmişler... Çocuklara benim söylediğimi, kedisini arattığımı
sanıyordu... Bense benden böyle bir şey istediğini unutup gitmiştim.
Besbelli ben ve komşum o gün karşılaştığımızda, sorunları iyice
yoğunlaşmış olan kendi iç alemimizden bazı sesler yansıtmış, ne var ki,
kendi dünyalarımızın içinden çıkıp birbirimizle iletişim kuramamıştık.
Konuşma konusunda beceri geliştirınek için bazı okullar ve programlar
kurslar verirler; ancak bunun bir parçası olan dinleme konusunda daha
becerili olabilme alanında hiçbir yerde kurs verilmez. Başarılı bir
iletişim açısından gerekli olan --anlayabilmek için dinleme--, kişinin
rastlantılara bağlı olarak kendi kendisini eğitmesine bırakılır. Bazı
kişiler doğuştan iyi dinleyici doğabilir; ne var ki, bu kişilerin sayısı
azdır. İyi bir dinleyici olabilmek için, çoğu insanın bilinçli bir çaba
harcaması ve yeni beceriler geliştirmesi gerekir.
Kitabın bu bölümünde, karşıdaki kişinin söylediğini sadece işitmek
değil, gerçekten duyabilmek için neler yapılabileceği üzerinde duracağız.
İşe, --dinleme-- konusunu yakından inceleyerek başlayalım.


NASIL DİNLİYORUZ?
Dinlemenin değişik türleri vardır. Bunlardan en yaygın olanı görünüşte
dinlemedir. Bazen karşınızdaki kişi dış görünüşüyle dinliyormuş gibidir;
fakat iç dünyası bambaşka yerlerdedir ya da kafasında sizin
söylediklerinizden daha önemli bir konu vardır.
Bazı kişiler de kendi söyledikleri ve söyleyeceklerinin dışında başka
bir şeyle ilgilenmezler. Bu kimseleri karşılarındakiyle konuşuyor
sanırsınız. Oysa bunlar aslında konuşmuyor, konuşuyor gibidirler. Söz
konusu olan bir diyalog değil, o kişinin kendi kendine konuşması, bir tür
söylev vermesidir. Buna halk --nutuk atma-- der.
Kimileri de konuşanın söylediklerinden sadece kendi ilgilendikleri
bölümü duyar, diğer söylenenleri dinlemez. Bu tür dinleyiciler seçerek
dinleyen kategorisine konabilir. Bunlar, dikkatlerini çekecek bir sözcük
ya da ifade ortaya çıkıncaya kadar, --görünürde dinleyici-- olarak
kalırlar, daha sonra ilgilendikleri bölümü dinlemeye başlarlar. İlgilerini
çeken para, bir meslek, belirli bir kimse ya da cinsiyet gibi farklı
konular olabilir. Eğer onların ilgilendiği bir konuda konuşmuyorsanız, bir
duvarın karşısına geçip konuşmanızdan pek farklı olmaz.
Duygusal yönden saplanmış dinleyiciler vardır. Sürekli olarak belirli
bir duygusal tonu taşımak isterler; ne söylerseniz söyleyin ondan bir
hüzün çıkarmak isteyenler olabileceği gibi, her söylenenden bir espri,
gülünecek bir şey çıkarmaya çalışanlar da vardır. Böyle belirli bir
duyguya saplanmış dinleyiciler, kendi ilgilendikleri duygunun dışında
işittiklerini, hemen o anda unuturlar, bir daha da hatırlamazlar.
Bir başka dinleyici türü savunucu dinleyicidir. Ne duyarsa duysun her
söyleneni kendine yönelmiş bir saldırı sayar ve hemen karşı savunmaya
geçer. Siz tüm iyi niyetinizle, bir gün önce gittiğiniz yerde yediğiniz
nefis pastadan söz ederken, karşınızdakinin size tuhaf tuhaf baktığını
görürsünüz. Bir süre sonra arkadaşınızın, --kendi yaptığı pastayı
beğenmediğinizi dolambaçlı yollardan değil de, doğrudan doğruya yüzüne
söylemediğiniz için-- kırıldığını öğrenebilirsiniz.
Bir başka tür dinleyici de, tuzak kurucu olarak tanımlanabilir. Bu tür
dinleyiciler hiç seslerini çıkarmadan dinlerler, çünkü bunlar dinledikleri
bilgilerden yararlanarak karşısındakini zor duruma sokacak fırsatlar
yakalamaya çalışırlar. Siz bir konuda başınızdan geçeni anlatırken, bir
anda karşınızdakinin, --Geçen gün bana tatlıyı sevmediğini söylemiştin,
şimdi de arkadaşlarınla grup halinde baklavacıya gittiğini söylüyorsun!--
gibi sözleriyle karşılaşabilirsiniz. Oysa konu askere giden bir öğretmenin
uğurlanışı sırasında yapılan bir sohbetle ilgilidir; sizin tatlı yeme
alışkanlığınızla değil.
Bazı dinleyiciler de, yüzeysel dinleyen olarak adlandırılabilir. Bu tür
dinleme özelliğine sahip kişiler, konuşanın kullandığı kelimelerin
yüzeyinde kalır ve asıl altta yatan anlama ulaşamazlar. Örneğin, bir
üniversite öğrencisi, yeni geldiği büyük kentte uzaktan akrabaları olan
kimseleri ziyarete gider. Ayrılırken ev sahipleri, --Sık sık bekleriz;--
der. Öte yandan, sık sık gitmeye başladığında, öğrenci bir tuhaflık sezer.
Ne zaman gitse ev sahibi kimseler başlarının ağrıdığından; rahatsız
olduklarından ya da bir yere gitmek için söz verdiklerinden dem vururlar.
Daha önce kendisine, --sık sık bekleriz,-- dedikleri halde, sonraki
gelişinde hiç de memnun olmuşa benzemezler.
Toplumun geleneksel kesimlerinde, açık seçik doğrudan iletişim kurmak
genellikle --ayıp-- sayıldığından, kelimelerin altında yatan anlamların
anlaşılması beklenir; söylenenleri yüzeysel düzeyde anlayan kişi, --saf--
biri olarak algılanır.


Nasıl bir dinleyiciyim?
Kimse mükemmel değildir. Fakat insanın hatalarını bilmesi onun en güçlü
yanlarından birini oluşturur. Aşağıdaki alıştırmayı yaparsanız ne kadar
gerçekten dinliyorsunuz, ne kadar dinlermiş gibi yapıyorsunuz konusunda
kendi davranışınız hakkında daha doğru bir fikir elde edebilirsiniz.
1. Beş gün süreyle dinleme davranışına dikkat edin. Davranışınızı
değiştirmeye kalkmayın, sadece kendizi gözleyin: Dinlediğiniz zaman kaç
kez gerçekten dinliyorsunuz ya da daha önce söz konusu ettiğimiz dinlememe
davranışlarından hangisini gösteriyorsunuz? Bunların farkına varmaya
çalışın. --Gerçekten dinliyor muyum?--; diye kendi kendinize sorun. Bu
soruyu, değişik durumlarda ve değişik kimselerle birlikteyken, kendinize
sorun. Bu şekilde, ne zaman ve kiminle konuşurken gerçekten dinlediğinizi,
anlayabilirsiniz.
2. Özet halinde bir günlük tutarak gözlemlerinizi kaydedebilirsiniz.
Aşağıda bir örnek verilmiştir:
Gün ve zaman : 12 Ocak, akşam üzeri.
Kişi(ler) : Kardeşim.
Konuşma konusu : Liseyi bitirince hangi fakülteye girecek.
Nasıl dinledim : Daha önce birkaç kez aynı konuyu dinledim. Önce
gerçekten dinlemek istedim. Baktım ki aynı eski hikaye, aklıma kendi
derslerim geldi, yarınki yapacağım işleri düşünmeye başladım.
Gün ve zaman : 13 Ocak, sabah ilk derse girmeden önce.
Kişi(ler) : Sınıf arkadaşım.
Konuşma konusu : Önümüzdeki hafta gireceğimiz biyoloji ara sınavı.
Nasıl dinledim : Aynı hocanın dersini daha önce almış bir sınıf arkadaşı
varmış, sınavda ne gibi sorular sorabileceğini konuşmuşlar. Sınavda ne
gibi sorular gelebileceğini ilgiyle dinledim. Arkadaşımın bana bunu
söylemesinden anladığım bir şey de, onun beni kendine yakın bulduğu. O
konuşurken hiç sıkılmadım.
3. Beş günlük gözlem devresinden sonra aşağıdaki sorulara cevap vermeye
çalışın:
-Dinlediğiniz zamanın ne kadarını tam dinlemeyle geçiriyorsunuz?
-Hangi durumlarda dinlememe sık sık kendini gösteriyor?
-Dinleme davranışından memnun musunuz?
Yukarıdaki alıştırmayı yaptıktan sonra, ne kadar az dinlediğinizi
gözleyerek, hayrete düşebilirsiniz. İnsanın zamanının çoğunu dinlermiş
gibi görünüp de dinlemeden geçirmesi, ilk bakışta üzücü gelir. Demek ki,
dinler gibi görünen kişilerin çoğu, bizi dinlememektedir... Ne kadar üzücü
olursa olsun, gerçek bu; kulağa ulaşan her söz dinlenmiyor.


NİÇİN DİNLEMİYORUZ?
Her şeyden önce, günün büyük bir zamanı dinlemekle geçer; sınıfta, evde,
toplantıda, işyerinde, yolda, televizyonda, radyoda o kadar konuşma var
ki, bütün bunlara dikkat verilecek olsa, sinir sistemi yorulur. Sinir
sistemi kendini korumak için dikkati her zaman yoğun bir odak noktasında
tutmaz, ancak --ilginç-- bulduğu, başka bir deyişle, o anda içinde
bulunduğu fizyolojik ve psikolojik gereksinmeler çerçevesinde anlamlı olan
noktalara dikkati toplar. Karnımız açsa, yiyecek konusu, sınavlarla
ilgiliysek, sınav konusu dikkatimizi çeker. Belirli bir kimseye karşı özel
bir ilgimiz varsa, onun adı geçtiği zaman --kulak kesiliriz!--
Bir başka neden de, dakikada 600 kelimelik bir konuşma hızını rahatlıkla
anlayabilecek bir sinir sistemine sahip olduğumuz halde, normal konuşma
hızının dakikada ancak 100 ile 140 kelime arasında olmasıdır. --Bunun
dinlemeyle ilgisi ne?-- diye sorabilirsiniz. Bu demektir ki, her dakika en
azından 460 kelimelik bir zaman süresinde zihin boş kalıyor. Konuşma 15
dakika sürerse, kaç kelimelik zaman boş kalır, varın siz hesaplayın.
Bu zamanı, insan kafası kendinde varolan malzemeyle doldurur; bir başka
deyişle, kendisi için önemli sorunlara döner ve onlarla ilgilenir. İşte,
kendini iyi dinleyici olarak eğiten kimseler, bu boş zamanı konuşanın neyi
ve niçin demek istediğini düşünerek kullanırlar, kendi sorunlarına
dönmezler. Kuşkusuz bunu yapabilmek o kadar kolay değildir, bir eğitimden
geçmeyi gerektirir.


DİNLEME VE ANLAMA
Dinleme davranışının mükemmel olmadığını gördük. Ayrıca kulağa gelen her
sözü tam dikkatle, kendimizi vererek dinlememizin olanaksız olduğunu da
açıklamış bulunuyoruz. Şimdi siz bu noktada şöyle bir soru sorabilirsiniz:
--Eğer bir kimsenin söylediğini anlamayı gerçekten istersem, dikkatimi tam
anlamıyla onun-- söylediklerine toplarsam, konuşanın ne demek istediğini
bütünüyle anlayamaz mıyım?--
Dinlemek insanı mutlaka anlamaya götürmüyor. Söyleneni söyleyenin
tarzında, onun anlamında anlayabilmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Anlamak isteyip, bütün dikkatinizi vererek dinlediğiniz halde, yakın bir
arkadaşınızın ya da nişanlınızın söylediğini anlamamış olduğunuzu, bir
süre sonra farkedebilirsiniz. Dinlediğini anlayabilmek için, iki kişi
arasında geçen konuşma sürecinin en önemli yönlerinden biri de
geri-iletim'dir. Aşağıdaki alıştırmayı yaparak, geri-iletim konusunda
biraz aydınlanalım.


TEK VE ÇİFT YÖNLÜ İLETİŞİM
Bu uygulamayı yapmak için bir arkadaşınıza gereksinmeniz olacak.
1. Arkadaşınızın görmediği ve aşina olmadığı basit üç ya da dört şekil
çizin.
2. Arkadaşınız arkasını dönsün ve sizin elinizdeki şekilleri göremeyecek
biçimde otursun.
3. Arkadaşınıza bir kalem ve üç kağıt verin.
4. Aşağıdaki açıklamayı arkadaşınıza okuyun: --Şimdi sana üç ayrı şekil
anlatacağım ve sen benim anlattıklarıma dayanarak bu şekillerin her birini
önündeki bir kağıt üzerine çizeceksin. Bana hiç soru sormamalısın.
Söylediklerimden ne anladıysan onu olduğu gibi çizmeye çaışacaksın.--
5. Elinizdeki her bir şekli tekrar etmeden, hızlı fakat doğru biçimde
yüksek sesle teker teker tarif edin.
6. Sizin elinizdeki şekillerle, arkadaşınızın çizdiği şekilleri
karşılaştırın; nerelerde, ne gibi hatalar yapılmış görün ve bunların bir
listesini yapın. Örneğin, şekil kağıdın neresinden başlıyor, büyüklük, yön
ve biçim bakımından sizinkine ne ölçüde benziyor?
7. Arkadaşınızı yine eski yerine arkası dönük olarak oturtun, bu kez
çizdiğiniz şekilleri arkadaşınıza tarif ederken, arkadaşınız size soru
sorabilme olanağına sahip olacak. Arkadaşınıza aşağıdaki açıklamayı
okuyun: --Şimdi sana yine üç ayrı şekil anlatacağım. Benim anlatmama
dayanarak bu şekillerin her birini önündeki bir kağıdın üzerine
çizeceksin. Yalnız bu kez soru sormak serbest. Anlayamadığın, belirsiz
kalan noktalarda, istediğiniz kadar soru sorabilirsin.--
8. Elinizdeki her bir şekli daha önce yaptığınız gibi tarif edin, fakat
soru sorulduğu zaman soruyu tam cevaplayın.
9. Arkadaşınız çizimi bitirdiği zaman, 6. adımdaki işlemi tekrar edin.
10. Adım 6 ve 9'da elde ettiğiniz sonuçları karşılaştırın.
11. Arkadaşınız kendini soru sorma olanağı yokken mi, yoksa soru sormak
özgürlüğüne sahipken mi daha gergin ve rahatsız hissetti?
12. Siz kendinizi hangi durumda rahat hissettiniz?
13. Bu alıştırmadan ne gibi şeyler öğrendiğinizi, sizin ve arkadaşınızın
fikirlerini karşılaştırarak tartışın.


NEDEN YANLIŞ ANLAŞILIRIM?
Tek ve çift yönlü iletişim alıştırmasıyla, dinlediğini anlayabilme
arasında ne gibi bir ilişki var? Bu ilişkiyi daha iyi kavrayabilmek için,
son günlerde başımdan geçen şöyle bir olayı örnek vermek istiyorum: Yoğun
bir çalışma içinde bulunan yeğenime, kendisiyle bir iş konusunda konuşmak
istediğimi söyledim. İkimize de Cumartesi günü uygun göründü. Yeğenim
Cumartesi saat 9'da bana uğrayacağını söyledi. Daha önce onunla konuşurken
sabahları saat 6'da kalktığından söz etmişti. Ben onun bana sabah 9'da
geleceğini düşünmüştüm; çünkü sabah 6'da kalkan biri için, 9'da bir araya
gelmeyi planlamak uygun bir zaman olarak görünmüştü. Bu benim
varsayımımdı. Cumartesi sabahı bana gelmeyen yeğenime saat 10'da merak
içinde telefon ettiğimde, onun akşam 9'da gelmeyi planladığını öğrendim.
Ortada bir yanlış anlama söz konusuydu. Nasıl oldu da, yeğenimin bana
sabah 9'da geleceğini sanmıştım? Bu yanlış anlamanın altında bazı
varsayımlar yatmaktaydı. Bunlar:
-Yeğenim, Cumartesi günleri de erken kalkar.
-Yoğun bir çalışma temposu içinde olduğundan, günün kalan bölümünde
kendi işleriyle ilgilenecek; Cumartesi gecesi hafta sonu olduğu için, o
saatleri kendi özel eğlencesine ayıracaktır.


YANLIŞ ANLAMA NASIL ÖNLENİR?
Yanlış anlama ve anlaşılmayı önlemek için, herhangi bir sonuca varırken
ne gibi varsayımlara dayanıldığının farkında olmak gerekir. Ancak bu
varsayımların konuşma anında farkına varılması hemen hemen olanaksızdır.
Buna karşılık, karşıdakinin söylediklerinin doğru anlaşılıp anlaşılmadığı
denetlenebilir.
Yine yukarıdaki örneğe dönelim: --Yeğenim bana Cumartesi sabahı
gelecek-- sonucuna ulaşırken, bu sonucun dayandığı varsayımlarımın o anda
farkında değildim, ancak daha sonra neden --o şekilde anladım?-- diye
düşündüğümde farkına varabildim. Bunları o anda farketmediğim için de
yeğenime, --Benim şu varsayımlarım var, bunlar doğru mu?-- diye
soramazdım. Ancak nasıl bir sonuca ulaşacağımın farkında olsaydım, --Bana
Cumartesi sabahı saat 9'da geliyorsun, değil mi?-- diye sorabilirdim.
Böylece benim zihnimde oluşan anlamla, onun zihninde tasarladığı anlamı
karşılaştırabilirdik. Tabii aynı şeyi yeğenim de yapabilirdi. Başka bir
deyişle, ikimizden biri, anladığının doğru olup olmadığını karşısındakine
sorarak, iletişimi tek yönlü olmaktan çıkarıp çift yönlü yapabilseydi, bu
yanlış anlamayı düzeltme olanağı bulabilecektik.
Bir kimseyle konuşurken, onun demek istediğiyle bizim anladığımızın aynı
olup olmadığını denetlemeye geri-iletim adı verilir. Aslında geri-iletim,
Yedinci Bölümde iletişim modelini tartışırken görüldüğü gibi, geniş
kapsamlı bir kavramdır. Yüz ifadeleri, bedenin duruşu ve sesin tonu gibi,
karşıdakine verilen tepkilerin tümünü kapsar. Yüz yüze yapılan
görüşmelerde, geri-iletim her zaman vardır; aksi halde konuşan, gerçekten
anlaşılıp anlaşılmadığından, hiçbir zaman emin olamaz. Anladığını
geri-iletim yoluyla belirten kişi, iyi bir dinleyicidir.
Daha önce yapılan tek ve çift yönlü iletişim alıştırmasında, hangi
alıştırmada daha çok hata yapıldığını gördük. Basit bir çizim işleminde
tek yönlü ve çift yönlü iletişim bu kadar farklı sonuçlar ortaya
çıkarırsa, karmaşık duygu ve düşünceleri kapsayan, bir iletişim söz konusu
olduğunda, ne denli hata yapılabileceğini siz düşünün. Buna karşılık çift
yönlü iletişimi kullanarak, bir başka ifadeyle, geri-iletime sık sık
başvurarak, yapacağınız hataları en düşük düzeye indirmeniz mümkündür.
İletişimde meydana gelen farklı anlayışlar eninde sonunda mutlaka kendini
gösterir. Örneğin, yeğenimle aramdaki farklı anlayış, sonunda ortaya
çıktı, ne var ki, bana gerek zaman, gerekse enerji yönünden daha pahalıya
mal oldu. Önemli olan, eğer varsa bu farkları anında ortaya çıkartabilme
alışkanlığını, başka bir deyişle, geri-iletimi sık sık kullanma
davranışını geliştirmektir.
Askerlik yapanlar bilirler, erler komutanın emrini tekrar etmek
zorundadırlar. Hele ilk acemilik devresinde, emir tekrarına çok önem
verilir, böylece sağlıklı bir alışkanlığın yerleşmesine çalışılır. Emir
tekrarı sayesinde, geri-iletim mekanizması işletilir ve yanlış anlamalar
varsa anında düzeltilir.
Burada askerlikle ilgili bir anıyı anlatmadan geçemeyeceğim. Anlatacağım
olay bir teğmenin başından geçmiştir.
Kırklareli'nde görevliyken, bir arkadaşı Edirne'den teğmeni ziyarete
gelmiş. Teğmen postayı (görevli er) çağırarak, --iki Fruko-- getirmesini
söylemiş.
Asker, --Başüstüne komutanım,-- diyerek oradan ayrılmış.
Beş dakikada gelmesi beklenen posta, aradan 10 dakika geçmiş gelmemiş,
75 dakika geçmiş gelmemiş. Teğmen merak etmeye başlamış. Ne olduğunu
öğrenmek için kantine telefon etmiş ve postanın kantine gelmediğini
söylemişler. Anısının geri kalanını teğmenin ağzından dinleyelim:
--Hem şaşırmış hem de biraz kızmıştım. Beni ziyarete gelen sınıf
arkadaşımdı ve iyi bir askerdi. Benim postanın en basit bir görevi bile
yerine getiremeyişi beni mahçup duruma düşürmüştü. Aklıma türlü
olasılıklar geliyordu: Asker ya firar etti, ya da yolda başına bir kaza
geldi. Biraz daha bekledikten sonra başka bir eri, postayı aramakla
görevlendirdim. Merakım gittikçe artmıştı, çünkü posta son derece
güvenilecek, temiz ve dürüst bir köy delikanlısıydı. Bir süre sonra
yorgun, bitkin, ter içinde posta geldi. Kucağında ağır bir yük taşıyordu.
Güçlükle soluk alıp veriyordu; esas durumda tekmil verip, durumu anlattı:
--Komutanım, ikisini birden getiremedim. Garajdan vermiyorlardı, garaj
çavuşuna çıktım, güçlükle nihayet razı oldular. Onun için geciktim--
Kendisine sordum: Sen ne istedin, garajdan?
--İki kriko komutanım. Küçükleri yokmuş, onun için cemse (GMC) krikosu
verdiler!--
Geri-iletim kullanarak dinlemenin, anlamaya o denli büyük katkısı vardır
ki, bu tür davranışa, iletişim uzmanları bir terim bulmuşlardır: aktif
dinleme. Aktif dinlemenin en belirgin özelliği, bilinçli bir biçimde ve
sürekli olarak geri-iletim kullanılmasıdır.
Aktif dinlemede, dinleyen, konuşanın söylediklerini açarak geri verir ve
böylece konuşan, dinleyenin ne anladığını öğrenir. Ve bireyler iç
dünyalarına kapanıp kendi anlamları içine gömülerek bir monolog geliştirme
yerine, karşılarındaki kişiyle bir diyalog kurarak, anlamlı bir ilişkiye
girme olanağı bulmuş olurlar.
Aktif dinlemeyi kullanarak, iyi bir dinleyici olabilmenizi sağlayacak,
bundan böyle de iyi bir dinleyici olmanın olumlu yönlerinden yararlanmaya
başlayacaksınız. Bu yararlardan en büyüğü, kişinin yüzeysel ilişkiler
yerine, daha derin ve doyurucu ilişkiler kurabilme olasılığının artmış
olmasıdır. Böyle bir dinleme yeteneğiyle, hem kendinize, hem de
başkalarına birçok yönden yararlı olabilirsiniz.


YARDIMCI OLMAK İÇİN DİNLEMEK
Bir kişi diğerine değer verdiği, hoşlandığı ya da sevdiği zaman, onun
sorunlarını çözmede yardımcı olmak ister. Onun için çoğu kişinin bir
--dert ortağı--, --yakın dostu-- vardır. Annemiz, babamız, kardeşlerimiz,
akrabalarımız da bize yardımcı olmaya çaışırlar. Kısacası insanlar
birbirlerine yardım etmede pek o kadar pinti değildirler.
Acaba yardım etmek isteyen bu denli çok kişi olmasına rağmen, söz konusu
kimselerin sorunu çözmeye katkıları ne ölçüde olur? Ya da bu katkı sorunu
gerçekten çözmeye yeterli mi? Kişisel olarak şimdiye kadar yaptığım
gözlemlerde bir kimsenin ne kadar iyi niyetli olursa olsun, söz konusu
kişinin sorununu onun adına gerçekten çözebildiğine tanık olmadım. Bir
kimseye yararlı olabilmenin tek yolu vardır; o da karşınızdakini dikkatle
dinlemek ve onunla kalben ve kafaca beraber olmaktır. Bir başka deyişle,
karşınızdakini duyarak dinlemektir.
Dinlemenin bir kimsenin sorununu çözmede nasıl yararlı olacağını
anlayabilmek için, önce bir kimsenin sorununu onun kendisinden başka hiç
kimsenin çözemeyeceğinin kabul edilmesi gerekir. Biz o kişiye, ancak kendi
sorununu kendisinin çözebilmesi için yardımcı olabiliriz. Çünkü, bir
kişinin sorununu onun yerine çözdüğümüzü varsaysak bile, bu kısa vadeli
bir çözüm olur ve o kişi uzun dönemde benzer sorunlarla yine karşılaşır. O
kişiye, köklü çözümleri kendinin bulması yönünde yardım edilirse, gerçek
bir katkı yapılmış olur.
Ne var ki, önerilmesi kolay, uygulanması zor bir davranıştır bu. Çünkü
önem verdiğimiz, sevdiğimiz bir kimsenin güç bir durumda olduğunu
bildiğimiz zaman, içimizden ilk geçen, hemen koşup ona yardım etmektir;
onun sorularına bir cevap bulmaya kalkarız, --şöyle yap, buraya git,
şununla konuş,-- gibi, tümüyle iyi niyetimizin etkisi altında bir sürü
yollar öneririz.
Bu öneriler gerçekten doğru da olsa, deneyler göstermiştir ki; bu çözüm
yollarını kişinin kendisi bulup çıkarmadıkça, önerilerin uzun zaman içinde
pek yararı dokunmamakta, hatta tersine, kişiyi kendi sorunlarını çözemez,
aciz bir birey durumuna sokarak zararlı bile olmaktadır. Onun için
yapacağınız önerilerin gerçekten en doğrusu olduğuna inansanız bile,
sonuçta çözüm yolunu kişinin kendisine bırakmak gerekiyor.
--Peki, nasıl yardım edelim öyleyse?-- diye bir soru belirebilir
kafanızda. Burada, değer verdiğiniz, yakın hissettiğiniz bir kimse bir
sorunun çözümü içinde kıvranırken, --kendisi bulsun çözümü,-- diye ondan
uzak durmanızı salık vermiyorum. Arkadaşınızın sorununu çözümünü
kendisinin bulmasına, onun için iyi bir dinleyici olarak yardım
edebileceğinizi göstermek amacındayım.
--Nasıl bir dinleme davranışıyla yardımcı olunabilir?-- konusunun
ayrıntılarına geçmeden önce, ilk aşamada, şu andaki yardım
davranışlarınızın farkına varmanıza yardımcı olacak bir alıştırmayla
başlayalım işe.
Acaba Ne Söylerdiniz?
1. Aşağıda bazı sorunlar verilmiş ve bir dostunuzun bu sorunlara çözüm
aramak için size başvurduğu varsayılmıştır. Sorunuyla size gelen bu
kimseye nasıl tepkide bulunurdunuz? Her bir sorun için önerdiğiniz
cevapları mümkün olduğu kadar ayrıntılı yazmaya çalışın.
2. Sorunlar:
Annem ve babamla ilişkimi nasıl düzenleyeceğimi bilemiyorum. Beni hiç
anlamıyorlar. Benim hoşlandığım hiçbir şeyi onaylamıyorlar. Onların
değerine, yaşam biçimine uymuyor bunlar. Benim duygularım ve
düşüncelerimin benim için doğru olacağını kabul edemiyorlar. Beni
sevmediklerini söylemek istemiyorum. Beni seviyorlar, fakat benim onlardan
farklı bir insan olduğumu göremiyorlar.
Son zamanlarda cesaretim iyice kırıldı. Hiçbir kız arkadaşım olmayacak
galiba benim... Yani içtenlikle sevdiğim bir kız demek istiyorum.
Konuştuğum birçok kız var, ama hiçbiriyle duygusal bir ilişkim yok.
Gelirler bana dertlerini açarlar, beni arkadaş olarak görüp yakın
davranırlar, ama hepsi bu kadar. Beni bir erkek olarak görüp bir duygusal
ilişki içine girmiyorlar. Sadece bir arkadaş olmanın ötesinde ilişkiler
istiyorum.
Ne yapacağımı bilmez bir haldeyim. Okula gitmek istemiyor canım, fakat
çevrede yapacak pek iş yok, ayrıca henüz askere gitmek de istemiyorum.
Belki bir yıl falan okula gitmesem iyi olur, ama ondan sonra ne yapacağımı
bilemiyorum.
Son günlerde evliliğimden memnun değilim. Kavga ettiğimiz falan yok.
Fakat ölü bir ilişki içindeyiz, bir canlılık yok. Sanki can sıkıcı bir
hapishaneye beraberce kapandık ve her gün hapishanenin pencerelerinden
biri daha duvarla kapanıyor.
Müdür bey galiba bana kızgın! Eskiden şakalar yapardı, şimdi son derece
ciddi. Son üç haftadır yaptığım iş hakkında bana hiçbir şey söylemedi.
3. Verdiğiniz cevapları saklayın. İki yakın arkadaşınızdan, yukarıdaki
sorunlara verdikleri cevapları yazmalarını isteyin ve onları da sizin
cevaplarınızla birlikte saklayın.
4. Bu aşamada, her biriniz her sorun için verdiğiniz cevabı okuyup
hangisinin daha yararlı olacağını aranızda tartışabilirsiniz. Bu
tartışmayı yaparken, biriniz sorun sahibi olsun ve diğerlerinin verdikleri
cevapların, sorunun çözümünde kendisine ne denli yararlı olduğunu
söylesin.
5. Hangi cevabın daha yararlı olacağına karar verdikten sonra
cevaplarınızı bir kenara koyup saklayın, çünkü biraz sonra onlara yeniden
başvuracağız.
6. Bu bölümün geri kalan kısmını okuyun. Sonra cevaplarınızı bu yeni
bilgilerin ışığında sınıflandırmaya çalışın. Bunlar yargılama; çözümleme;
rahatlatma; soru sorma ya da diğer sınıflardan hangisine girmektedir? Yine
her zaman yaptığınız gibi konuya değişik boyutlar kazandırma için aranızda
tartışabilirsiniz.


SORUNLARA VERDİĞİNİZ YAYGIN CEVAP TÜRLERİ
Sorunları çözmek için verdiğiniz cevaplar, sizin nasıl bir dinleme
davranışı gösterdiğinizi ve soruna ne tür bir yaklaşım gösterdiğinizi
belirtir. Bu cevapların çoğu da büyük bir olasılıkla aşağıdaki dört
kategoriden birine girer. Tek başlarına ele alındıklarında, bu dinleme
davranışlarınızın hiçbiri, kendi içinde --iyi-- ya da --kötü-- değildir;
ancak bunlar genellikle uygun olmayan durumlarda kullanılır. Daha doğrusu,
bir kişi belirli bir cevap tarzını ya da yaklaşım biçimini bütün
durumlarda kullanma eğilimi gösterir. Her dinleme davranışının gerektiği
belirli, uygun bir zaman ve yer vardır. Önemli olan da, bu zamanı ve
durumu kavrayıp bu bilinç içinde cevap verebilmektir.
Aşağıdaki cevap kategorilerini okurken, bu yaklaşım biçimlerinden en çok
hangisini kullandığınızı, soruna bu tür bir yaklaşımla karşınızdaki kişide
nasıl bir etki uyandırdığınızı bulmaya çalışın.


Yargılama
Yargılayıcı yaklaşım, konuşanın davranışını ya da düşüncesini belirli
bir yönde değerlendirir. Yargı olumlu olabilir: --iyi bir fikir;-- --şimdi
doğru iz üzerindesin-- gibi; veya olumsuz olabilir: --böyle bir tutumla
sen hiçbir sonuca ulaşamazsın-- gibi. Değerlendirme ister olumlu, isterse
olumsuz olsun, şöyle bir kanı oluşur: --Yargılayan kişi, yargılanandan
belirli yönlerden daha üstün olduğu için, konuşanın davranışını olumlu ya
da olumsuz yönde değerlendirebilmektedir.--
Yargılayıcı davranışın dinleyeni nasıl savunucu bir tutum içine
soktuğuna savunma konusunu tartışırken değinmiştik. Yargılayıcı birinin
karşısında olduğuna anlayan konuşmacı, birkaç dakika içinde savunucu
duruma geçer ve kendini kapar. Gerçek sorununu gizleyerek, olumlu bir
değerlendirme alabilmek için dinleyicinin onaylayabileceği biçimde
konuşmaya başlar. Bu tür konuşma, kişinin gerçek sorununa bir çözüm
bulmasını önler.


Çözümleme (Analiz etme)
Karşısında konuşan kimseyi çözümleyen kimse, konuşanı konuşandan daha
iyi bir biçimde kendisinin anladığını ima eder. --Bence seni rahatsız eden
şey...-- ya da --Söylediğin bu ama, gerçekte düşündüğün...-- gibi
cümlelerle başlayan çözümlemelerde, dinleyici sanki konuşanın kafasını
okur ve ona bir tür psikoloji dersi vermeye kalkar.
Karşınızdaki kişiyi çözümlediğinizde iki sorun ortaya çıkarmış
olursunuz: Her şeyden önce, yapılan çözümlemenin doğru olduğuna ilişkin
elinizde geçerli kanıt yoktur; yaptığınız yorum, karşınızdakinin kafasını
daha da karıştırır. İkinci olarak, yapılan çözümleme doğru bile olsa, bunu
söz konusu kişiye söylemenin bir yararı olmaz. Çünkü sizin yorumunuzu
dinleyen kişi, büyük bir olasılıkla savunucu bir duruma geçer. Bu tutum,
--ben senden daha iyi bilirim-- anlamı ima edeceğinden, karşınızdaki
farkında olmadan savunucu bir tutum içine girer. Böyle bir tutum içine
girince de, birçok başka etken, kişinin kendi sorununa yaklaşımını
bulandırır. Dolayısıyla, o kişinin kendi sorununa kendisinin eğilmesini
önlemiş ve onu kendi sorunlarını görebilme olanağından daha da
uzaklaştırmış olursunuz.


Soru Sorma
İstanbul'da yönetmiş olduğum iletişim gruplarından birinde, iki hanım
üye arasında geçen konuşma soru sormaya iyi bir örnek oluşturur:
M : --Senin hakkında ne düşündüğümü ve ne hissettiğimi zannediyorsun?--
Z : (Soruyu kendi kendine yineler.) --Benim hakkımda ne düşünüyorsun? Ne
hissediyorsun? Fakat, benim hakkımdaki hislerini sen bana zaten
söyledin!--
M : --Olsun, sen yine de söyle.--
Z : --Peki. Bir gün bana, bana yakın hissettiğini, benimle konuşmak
istediğini beni beğendiğini söyledin. Söylediğin buydu. Ben de senin
söylediklerine inandım--
M : --Peki, sen ne düşünüyorsun? Senin hakkındaki hislerim ve
düşüncelerim nedir acaba?--
Z : --Aynı şeyleri.--
M : --Benim söylediklerimi unut.--
Z : --Aynı şeyleri.--
M : --Peki, ben bunları sana niçin söyledim, zannediyorsun?--
Z : (Soruyu yineler.)... --Niçin... bana söyledin... Beni beğendiğini
niçin söyledin?..-- (Şaşırmış ve sıkıntılı bir görünüşü vardır.)
M : --Evet.--
Z : --Hımm... Bilmiyorum... Belki de yakın hissettin...-- (Sessizlik)
M : --Niçin yakın hissettiğimi biliyor musun?--
Z : --Hayır, bilmiyorum...-- (Sessizlik.)
M : --Peki, benim hakkımdaki hislerin ne?--
Z : --Daha önce söylediğim gibi, kendimi sana yakın hissediyorum..--
(Sessizlik.)
M : --Sana söylediklerimin tam tersini söylemiş olsaydım, benim hakkımda
ne hissederdin?--
(Konuşma uzadıkça Z'nin sıkıntısı artar ve bu tür konuşmaya son vermek
ister.)
Soru sormak karşıdakinin ne düşündüğünü anlamak için sık sık kullanılan
bir yoldur. Fakat soru sormanın, çoğu kez, karşıdakinin düşüncelerini
yönlendirmek için kullanıldığı da bir gerçektir. Hepimiz bu tür bir
yaşantıdan geçmişizdir, ya öğretmenimiz, ya annemiz veya babamız ya da bir
başka otorite bizi belirli bir yöne götürmek, sonra da kıskıvrak yakalamak
için sorular sormuştur. Bu durumda soru sormak bir stratejidir ve soru
soranın kafasında bizi götürmek istediği, bir tuzak olarak kullanacağı bir
yer vardır. Böyle bir tutumun savunuculuğa yol açacağı daha önce
belirtilmişti.


Rahatlatma
Bazı durumlarda kişinin biraz cesaretlendirilmeye, biraz desteklenmeye
ve rahatlatılmaya gereksinmesi vardır ve böyle zamanlarda o kişiye destek
olmak, onu rahatlatmak yararlı olabilir. Ancak bu, rahatlatıcı davranışın
her zaman ve her yerde yararlı olacağı anlamına gelmemelidir. Bazı
durumlarda rahatlatıcı davranış göstermek karşıdakine yararlı olmayabilir.
Belirli bir konuda bunalmış bir kimseye, --boş ver, yorma kafanı böyle
şeylere,-- demek ya da, neşesi yerine gelsin diye işi şakaya boğmak, sizin
onun sorunlarını ciddiye almadığınız ya da içinde bulunduğu durum
karşısındaki duygu ve düşünceleri doğal bulmadığınız izlenimini verebilir.

Yukarıda kısaca açıklanan soruna yaklaşım biçimlerinin her biri bazı
durumlarda yararlı olabilir, ama çoğunlukla yardım isteyen kişinin
kafasını karıştırdığı da bir gerçektir. Bir örnek vererek söylemek
istediklerimizi somutlaştıralım:
Yalçın : --Bende bir bozukluk olmalı. Hangi kızla konuşsam, benimle
ancak bir kez bir yere gidiyor, ikinci sefer çıkmıyor. Dün de aynı şey
oldu. Hülya ile beraber pastanede çay içtik. Önümüzdeki hafta birlikte
sinemaya gitmeyi teklif ettim, reddetti!..--
Sacit : --Üzme tatlı canını, iki, üç güne kalmaz unutursun.--
(Rahatlatıcı.)
Yalçın : --Yok o kadar kolay unutamam. Bu kız arkadaş sorunu beni
gerçekten düşündürüyor. Neyim eksik, nedir kusurum, niçin beni yanlarında
görmekten sıkılıyorlar?--
Sacit : --Kardeşim, bence bu konuyu kafana takmışsın. Belki de konuya
böylesine takılmış olman ayağını, elini birbirine dolaştırıyor ve ne
yapacağını bilemez hale getiriyor.-- (Yargılama, çözümleme.)
Yalçın : --Fakat bir türlü bu konuyu aklımdan çıkaramıyorum. Senden
hoşlanan hiçbir kız olmasa sen nasıl hissederdin?--
Sacit : --Peki, sence sorun nedir? Onlara karşı kaba mı davranıyorsun?
Kızların senden hoşlanmamasının bir nedeni olmalı.-- (Soru sorma.)
Yalçın : --Vallahi bilmiyorum, birader. Aklıma gelen her yolu denedim.
Hiçbiri işime yaramadı.--
Sacit : --Kardeşim, ben senin sorununu biliyorum. Sen rahat
davranmıyorsun, sürekli diken üzerindesin. Kendin olman gerekir! İşte o
zaman kızlar senden hoşlanırlar. Bunu yapmak da hiç zor değil, bırak
kendini, sadece kendin ol, doğal davran, göreceksin her şey yoluna
girecek.-- (Yargılama, çözümleme, rahatlatma.)
Yukarıda verilen örnekte Sacit, iyi niyetli bir arkadaştır, fakat
Yalçın'a bir yararı dokunmamakta, belki de onun sorununu daha zor bir
duruma sokmaktadır. Belki de Sacit'in söylediği şeyler sorunun can alıcı
noktasına değinmektedir. Fakat Yalçın çözümü kendisi bulmamış, kendisi
görememiştir ve bundan dolayı da bu çözüm ona yararlı olmayacaktır. Kişi
kendi sorununu kendisi keşfetmezse, o sorunun çözümüyle etkili bir biçimde
uğraşamaz.
Daha önce verdiğimiz --Acaba Ne Söylerdiniz?-- başlıklı alıştırmayı
yapmışsanız, şimdi bu alıştırmanın 6. maddesindeki soruyu
cevaplayabilirsiniz.
Soruna yaklaşım biçimlerinin hangi türünü daha çok kullandığınızı
anlamak istiyorsanız, aşağıdaki alıştırmayı da yapın.
Sorunlara Nasıl Yaklaşıyorsunuz
1. Aşağıdaki örnekleri okuyun ve uygun dinleme davranışını gösterecek
cevapları yazın.
Ne yapabilirim? Bizim ihtiyar beni evden kovdu. Onun dediğini yapmazsam,
artık sırtından geçinemeyeceğimi söyledi. Dünyadan haberi yok adamın,
bugünün gençliği nerede ve hayattan ne istiyor, hiçbir fikri yok. Şimdi
gidecek bir yerim yok ve Pazartesi'ye kadar bankadan para çekemem.
Yargılama ...
Çözümleme ...
Rahatlatma ...
Soru sorma ...
Sözlüm benimle ilişkisini keseceğini söylüyor. Öğrenim için üç yıl yurt
dışına çıkacağımı ve kendisini ancak yılda bir kez görebileceğimi
söylediğim zaman, çok bozuldu ve benimle ilişkisini keseceğini söyledi.
Sürekli evde oturup benim mektubumu beklemek istemediğini, onun da gezmeye
ve hayatını yaşamaya hakkı olduğunu belirtti. Ben geri döndüğümde hala
evlenmemişse, yeniden düşünebileceğimizi söylüyor. Kendisini sevdiğimi,
öğrenimimi bitirir bitirmez, kensiyle evleneceğimi söylediğim halde, benim
söylediklerime aldırış etmiyor. Bana öyle geliyor ki, benimle ilişkisini
tümüyle koparmak için bunu bir bahane olarak kullanıyor.
Yargılama ...
Çözümleme ...
Rahatlatma ...
Soru sorma ...
Oda arkadaşımla aramda bir sorun var. Onun erkek arkadaşı sık sık
akşamları geliyor ve oturup çay içiyorlar, sürekli konuşuyorlar, fakat
oğlan bir türlü gitmek bilmiyor. Ev küçük olduğu için aynı anda odada
çalışmak zorundayım ve onlar konuşurken çalışamıyorum. Bilmiyorum, belki
de ben de yanlış düşünüyorum. Onunla aynı evde oturmak hem benim, hem de
onun çıkarı gereği. Bu nedenle kolayca, --Buradan çıkacağım;--
diyemiyorum. O da, ben de tek başımıza yaşayacak ekonomik kaynaklara sahip
değiliz. Fakat bu duruma da daha fazla dayanamayacağım.
Yargılama ...
Çözümleme ...
Rahatlatma ...
Soru sorma ...
2. Bir başka arkadaşınızdan aynı sorunları sizin yaptığınız gibi
cevaplandırmasını isteyin. Cevaplarınızı karşılaştırın.
3. Her örnek için sizin yapmaya yatkın olduğunuz bir dinleme davranışı
seçin ve bunu karşınızdakine bir rol oynar gibi anlatın. Sonra
karşınızdakinin ne hissettiğini öğrenmeye çalışın.
4. Sizce bu tür dinleme davranışları yararlı oluyor mu? Karşınızdaki
kişi sorununuza bu tür davranışlarla yaklaşsa, size bir yararı olabilir
mi?


BİR BAŞKA TÜR DİNLEME
Daha yararlı olabilecek bir başka tür dinleme davranışı vardır. Bu tür
dinlemeye aktif dinleme adını vermiştik, çünkü bu tür dinlemede, dinleyen
geri-iletim sürecini devamlı olarak kullanır. Aktif dinleme, tutumu
içindeki dinleyici bu davranışıyla konuşana, anlattığıyla kendisinin
ilgilendiğini, onun sorununu gerçekten duyduğu izlenimini verir. Bu
tekniğin, çoğu kez, konuşana diğer dinleme davranışlarından daha yararlı
olduğu, onun kendi sorunlarını daha iyi anlamasına yol açtığı
gözlemlenmiştir. Bu tür aktif dinleyen insanlarla siz de
karşılaşmışsınızdır. Eğer karşılaşmışsanız, şanslı sayılırsınız. Çünkü,
pek az bir kişi bu tür dinleme davranışı gösterir.
Daha önce Yalçın ile Sacit arasında geçen konuşmayı şimdi aktif dinleme
davranışı içinde verelim:
Yalçın : --Bende bir bozukluk olmalı. Hangi kızla konuşsam, benimle
ancak bir kez bir yere gidiyor, ikinci sefer çıkmıyor. Dün de aynı şey
oldu. Hülya ile beraber pastanede çay içtik. Önümüzdeki hafta birlikte
sinemaya gitmeyi teklif ettim, reddetti!..--
Sacit : --Arkadaşlık kurmak için buluştuğun kızlarla, daha sürekli
ilişki kuramadığın için kafan bozuluyor!--
Yalçın : --Evet ve neyim eksik onu da bir türlü çıkaramıyorum! Ahmak
olmadığımı biliyorum. Onları iyi yerlere götürüyorum, kendimi bilmez
hareketler yapmamaya, onları rahatsız etmemeye dikkat ediyorum. Fakat,
benimle ikinci kez buluşmak isteyen bir kıza henüz rastlamadım.--
Sacit : --Demek ki, gerçekten bir centilmen olmaya ve her şeyin
doğrusunu yapmaya çalışıyorsun; fakat bütün bunlar bir işe yaramıyor.--
Yalçın : --Evet. Bir kız arkadaşım olmasını o kadar istiyorum ki, belki
bundan dolayı aşırı dikkatli ve kibar olmaya özen gösteriyorum. Doğal
davranamıyorum. Bu davranışım bir işe yaramadı mı, gelecek sefere daha
dikkatli olayım diyorum, o zaman daha da sıkıcı oluyorum, herhalde. Böyle
bir kısır döngü içindeyim. Galiba kızlar bunu sıkıcı buluyorlar.--
Sacit : --Demek sıkıntılı, tedirgin halinin seni başarısızlığa
götürdüğünü düşünüyorsun? İyi bir erkek arkadaş olamayacağından korktuğun,
kızların seni sıkıcı bulacağından çekindiğin için kibar olmaya
çalışıyorsun ve bu halin de kızlara itici geliyor.--
Yalçın : --Evet. Belki de benim yapmam gereken kibarlık oyunu falan
oynamadan sadece kendim olmam.. Şu veya bu şekilde kendimi göstermeye
çabalamamalı... Filmlerdeki gibi centilmen olma hevesini bırakmalıyım.
Gelecek kez doğal olmaya çalışacağım..--
Aktif dinleme sadece büyükleri dinlerken değil, çocuklarla konuşurken de
kullanabileceğimiz bir davranıştır. Bir anneyle oğlu arasında geçen ve
banda alınmış gerçek bir konuşmayı sizlere aktarmak istiyorum.
Anne : --Artık geç oldu, ışığı söndür ve uyu.--
Çocuk : --Uyumayacağım--
Anne : --Uyuman gerek, geç oldu. Yarın kendini yorgun hissedersin.--
Çocuk : --Uyumayacağım--
Anne : (Haşin bir sesle,) --Şu ışığı hemen söndüreceksin.--
Çocuk : (İnatçı bir sesle,) --Uyamayacağım, işte.--
Anne : (İçinden, --Şu çocuğu boğasım geliyor. O kadar yorgunum ki, bu
gece dayanamayacağım buna... Mutfağa gideyim, bir sigara yakayım, sonra
tekrar odasına gideyim, onunla konuşmaya çalışayım ve geçen gün öğrendiğim
aktif dinlemeyi uygulamayı deneyeyim. Biliyorum, o gayreti kendimde
bulamayacağım, ama bir kez denemem gerek. Kendimi ölü gibi yorgun
hissediyorum...-- Daha sonra yine Timur'un odasına girer.) --Haydi, vakit
geç oldu, ama bulaşığı yıkamadan önce yatağında biraz oturup ayaklarımı
dinlendireceğim-- (Kitabı Timur'un elinden alır ve ışığı söndürür, kapıyı
kapar, yatağın üstüne, oğlunun yanına oturur ve arkasını duvara dayar.)
Çocuk : --O kitabı ver bana, Işığı söndürme. Çık buradan. Seni burada
istemiyorum. Uyumayacağım. Seni sevmiyorum..--
Anne : --Bayağı öfkeli görünüyorsun!..--
Çocuk : --Evet, okuldan nefret ediyorum, bir daha hiç okula
gitmeyeceğim, hiç gitmeyeceğim!..--
Anne : (İçinden, --Oysa oğlum okulu sever!--) Demek artık okuldan
bıktın..--
Çocuk : --Allahın belası bir yer. İyi bir öğrenci değilim. Hiçbir şey
bilmiyorum. İkinci sınıfta olmam gerekir. (Şimdi üçüncü sınıftadır.)
Matematikten hiçbir şey anlamıyorum (Matematiği çok iyidir.) Öğretmen
sanki bizi lise ögrencisi sanıyor.--
Anne : --Matematik senin için çok zor...--
Çocuk : --Hayır! Kolay. Fakat yapasım gelmiyor.--
Anne : --Öyle mi?--
Çocuk : --Top oynamayı seviyorum. Okula gideceğime hep top oynasam!?--
Anne : --Top oyununu gerçekten çok seviyorsun, demek?--
Çocuk : --Üniversiteye gitmek zorunda mıyım?-- (En büyük ağabeyi liseyi
bitirmek ve üniversiteye gitmek durumundadır ve aile içinde bundan çok söz
edilmektedir.)
Anne : --Hayır.--
Çocuk : --Daha ne kadar okula gitmem gerekiyor?--
Anne : --Liseyi bitirinceye kadar!--
Çocuk : --Yani üniversiteye gitmek zonında değilim, öyle mi?--
Anne : --Evet, değilsin.--
Çocuk : --İyi, hep top oynayacağım öyleyse.--
Anne : --Top oynamaktan çok zevk alıyorsun, herhalde...--
Çocuk : --Tabü.-- (Tümüyle sakinleşmiş durumda, rahat bir şekilde
konuşur.)
Anne : --İyi geceler.--
Çocuk : --Biraz daha benim yanımda oturur musun?--
Anne : --Hıh hı.--
Çocuk : (Daha önce ayağıyla ittiği yorganı çeker, annesinin dizlerini
örter ve okşar.) --Rahat mısın?--
Anne : --Evet, teşekkür ederim.--
Çocuk : --Bir şey değil.-- (Bir sessizlik süresi geçer, daha sonra Timur
burnundan horultular çıkararak, hırıltılı soluklar almaya başlar,
abartılmış bir şekilde burnunu ve boğazını temizleme sesleri çıkarır.
Timur'un burnu kapalı olduğu zaman soluk almakta zorluk çeker, ama annesi
onun hiç bu şekilde horultulu ve hırıltılı soluğunu duymamıştır.)
Anne : --Burnun seni rahatsız mı ediyor?--
Çocuk : --Evet, burnum tıkalı. Acaba burnuma damla damlatmam gerekir
mi?--
Anne : --Faydası olur mu dersin?--
Çocuk : --Hayır.-- (Horultulu hırıltılı soluklar devam etmektedir.)
Anne : --Burnundan gerçekten rahatsızsın...--
Çocuk : --Evet.-- (Hırıltılı, rahatsızlık betirten sesler.) --Keşke
uyurken burnumuzdan soluk olma zorunluğu olmasaydı.--
Anne : (Bu söze çok şaşmış bir durumda; bu fikrin nereden geldiğini
sormak arzusu duyar.) --Uyurken burnundan soluk almak zorunda olduğunu mu
sanıyorsun?--
Çocuk : --Burnumdan soluk almak zorunda olduğumu biliyorum!--
Anne : --Pek de emin görünüyorsun!--
Çocuk : --Çünkü biliyorum. Uzun zaman önce Kemal söyledi bana. (Hayran
olduğu, kendisinden iki yaş büyük arkadaşıdır, Kemal.) --Burnundan solumak
zorundasın, uyurken ağzından nefes alamazsın--, dedi.--
Anne : --Yani ağzından soluk almasan daha iyi olur mu demek
istiyorsun?--
Çocuk : --Ağızdan soluk almak mümkün değil!-- (Horultu, hırıltı.) --Anne
bu doğru mu? Yani uyurken mutlaka burnundan soluk alıp vermek gerekir,
değil mi?-- (Uzun açıklamalar, birçok soru, hayran olduğu arkadaşı
hakkında, --Bana yalan söylemez o değil mi?-- türünden sorular.)
Anne : (Arkadaşının kendisine yardımcı olmaya çalıştığını, fakat
çocukların bazen yanlış bilgiler edindiğini söyler. Anne uyurken birçok
kimsenin ağzından soluk aldığı üzerinde ısrarla durur.)
Çocuk : (Çok rahatlamış görünmektedir.) --Peki, iyi geceler.--
Anne : --İyi geceler.-- (Timur kolaylıkta ağzından soluk
alabilmektedir.)
Çocuk : (Birdenbire yine burnundan hırıltı çıkarır.)
Anne : --Ağzından soluk almaya hala çekiniyor musun?--
Çocuk : --Hıh hı. Anne, ağzımdan soluk alırken uyursam... burnum da
dolu... ve eğer geceyarısı uyurken... ağzım kapanırsa ne olur?--
Anne : (Oğlunun yıllardır uykuya dalmaktan korktuğunun şimdi farkına
varır; Timur gece yarısı nefessiz kalarak boğulmaktan korkmaktadır ve
annenin içi sızlar. --Benim zavallı çocuğum,-- der içinden.) --Nefessiz
kalarak belki boğulurum diye mi korkuyorsun?--
Çocuk : --Hıh hı. Soluk almak zorundayım-- (--Ölebilirim-- demeye
cesaret edemez.)
Anne : (Daha ayrıntılı olarak açıklar.) --Bunun olması imkansız. Ağzın
kendiliğinden açılır... aynı kalbin kendiliğinden atması ve gözlerin
kendiliğinden kırpılması gibi.--
Çocuk : --Emin misin?--
Anne : --Evet, çok eminim!--
Çocuk : --Peki, iyi geceler.--
Anne : --İyi geceler, tatlım-- (öper, çocuk iki dakika içinde derin bir
uykuya dalmıştır.) (Gordon, 1970.)


AKTİF DİNLEMENİN ÜSTÜNLÜĞÜ NEREDE?
Diğer dinleme davranışlarına oranla aktif dinlemenin daha yararlı
oluşunun nedenleri üç noktada toplanabilir. Her şeyden önce, bir yakını
olarak, doğru yolu göstermek zorunluğu duymaksızın, onu gerçekten anlamak
amacıyla, karşınızdaki kişiyi bütün dikkatinizle dinlemeniz, ona büyük bir
huzur ve güven sağlar. Bu huzur ve güven ortamı içinde, kafasındakini
olduğu gibi ortaya koymaktan çekinmez. Konuşan kendini rahatsız eden her
şeyi rahatlıkla ortaya koyabilecek duruma gelince, kendi sorunlarına daha
bir iç rahatlığıyla bakabilir ve o ana dek farkına varmadığı değişik
yönler görebilir. Aktif dinlemeyi sürdüren dinleyici ise, konuşanın
sorunlarına hemen bir çözüm bulmakla yükümlü olmadığı için, konuşanı daha
rahatlıkla anlamaya çalışır; kendini hemen bir cevap bulmakla, bir çözüm
getirmekle sorumlu hissetmez.
Aktif dinlemenin ikinci üstün yanı, örtük anlamları ortaya çıkarmak için
iyi bir olanak sağlamasıdır. İnsanlar sorunlarını, düşüncelerini ve
duygularını çoğunlukla simgesel bir biçimde ortaya koyarlar. Bir başka
deyişle, açıkça ortaya koymazlar. Aktif dinleme, bu simgelere dalmadan,
ayrıntılar içinde kaybolmadan asıl anlama yani mesajın özüne inmeye olanak
sağlar. Yukarıda okuduğunuz çocuk ile annesinin konuşmasını hatırlayın.
Çocuk temeldeki korkusunu ne kadar sonra ortaya çıkarabildi. Annesi çocuğa
en yakın kimse olduğu halde, daha önceleri aktif dinlemeyi kullanmadığı
için oğlunun temel sorununu anlayamamıştı.
Aktif dinlemenin üçüncü üstün yanı, bir kimseyi daha iyi tanımanıza
olanak vermesidir. Aktif dinleme; söz konusu kişinin daha içtenlikle
açılarak, kendini sizinle paylaşmasına yol açabilir. Böylece daha sağlam
temeller üzerinde kurulmuş ilişkiler doğar.


ŞİMDİ NE SÖYLERDİNİZ?
Bu bölümde yaptığınız Acaba Ne Söylerdiniz? alıştırmasına dönelim ve
bunu bir kez daha değişik bir açıdan uygulayalım.
Karşınıza bir arkadaşınızı alarak alıştırmadaki sorunlar onunmuş
varsayın ve aktif dinlemeyi uygulayın.
Başka bir arkadaşınız size katılabilirse daha iyi olur, üç kişi olarak
çalışın; çünkü grup içinde bu tür bir alıştırmayı yapmak size daha fazla
bilgi verir.
Yineleyelim: Dinlerken yargılamayacak, belirli bir yöne götürecek türden
soru sormayacak ya da cesaret vermeye çalışmayacaksınız. Konuşanın
söylediklerini anlamaya çalışan iyi bir dinleyici olmaya çalışacaksınız.


HER ZAMAN AKTİF DİNLEME Mİ?
Hayır! Her zaman aktif dinlemeyi kullanamayız. Birisi ne zaman yemeğin
hazır olacağını sorduğunda, --Yemeğin ne zaman hazır olacağını mı bilmek
istiyorsun?-- gibi bir soru yöneltmek herhalde gereksiz olur ve mutlaka
garip karşılanır.
Bir arkadaşınız veya önem verdiğiniz bir kişi, sizinle konuşmaya
niyetlendiğinde, ya da yüz ifadesi, oturuşu ve duruşuyla onun sıkıntılı
olduğunu hissettiğinizde, aktif dinlemeyi kullanmanız uygun olur. Belki de
en doğru yol şudur: Kendinizi bir kimseye yardım etmeye ve o kimsenin
sorunlarını çözmeye yönelmiş hissettiğinizde, aktif dinleme zamanı gelmiş
demektir.
Son olarak da şunu belirtelim: Bir kimsenin sorunuyla gerçekten
ilgilenmiyorsanız, sırf yardım eder görünmek için aktif dinlemeyi
kullanmayın. Çünkü sizin sesinizin tonundan, ifadenizin tüm yapısından,
ilgilenmediğiniz ortaya çıkar ve karşınızdakine bir yararınız olmadığı
gibi, onu derinden kırabilirsiniz de.


SÖZÜN KISASI
Her ağzımızı açtığımızda, bizim için o an önemli olan bir yönümüzü,
duygu ve düşüncemizi dile getirmekteyiz. İyi bir dinleyici,
söylediklerimiz içinden hangisinin önemli olduğunu anlayabilen ve bizimle
ilişkisini bu anlayışı temel alarak kurabilen kişidir. Fakat, dinleyici
durumunda olan kişi, genellikle, kendi iç dünyasıyla o denli doludur ki,
sorunlarımızı, özlemlerimizi, kaygı ya da beklentilerimizi, bizim iç
dünyamızın oluşturduğu çerçeve içinde algılayamaz. Dinlermiş gibi görünür,
ama gerçekte dinlemez; söylediklerimizin hepsini değil, ancak bazılarını
(ve çoğu kez işine geleni) duyar; bir başka söyleyişle dinlerken, bizim
duygu, düşünce ve arzularımızı değil, kendi iç dünyasını merkez alır.
Duyduklarını anlama yerine yargılar, çözümlemeye kalkar, karşısındakini
belirli bir konuya yöneltmek için sorular sorar ya da temel sorunu
kavramadan rahatlatmaya çalışır.
İyi bir dinleyici olabilmek için, kişinin geri-iletim sürecini sık sık
ve yerinde kullanmasını öğrenmesi gerekir; böylece iletişim tek yönlü
olmaktan çıkar, çift yönlü olur. Aktif dinleme adını verdiğimiz bu çift
yönlü iletişim, alınan mesajları biraz daha belirginleştirerek konuşana
geri verir. Öyle ki, konuşan kimse gerçekten --duyulduğunu-- hisseder;
benliğinin --geçerlik kazandığını-- sezer; bunun sonucu olarakta iç
dünyasını daha serbestçe ifade etme eğilimini gösterir. İç dünyasını
serbestçe ifade edebilen kimse sorunlarını, güçlü ve zayıf yönlerini daha
kolaylıkla görmeye ve doğal olarak, bu sorunlara daha gerçekçi çözümler
getirmeye başlar. Bu nedenle; değer verdiğimiz, kendimize yakın bulduğumuz
kimselerin sorunlarına yardımcı olmak için aktif dinlemeyi kullanmak, öğüt
vermek, yol göstermek, yargılama ya da rahatlatmak türü bir yaklaşımdan
daha yararlı olur.
Görünüşte Dinleme ya da İşittiğini Duymama
Başkalarını iyi dinleyebilme alışkanlıklarınızı geliştirdikçe, kendinizi
iyi dinletebilme gücünüzün de geliştiğini göreceksiniz. Aşağıdaki
alıştırmayı yaparak bu yönde daha ayrıntılı uygulama ve düşünme olanağı
bulabilirsiniz.
1. Üç ya da dört arkadaşınızla bir araya gelin.
2. Arkadaşlarınızın her biri iki dakika süreyle kendisi için önemli olan
bir konudaki fikrini söylesin. Bu konular çeşitli olabilir. (Türkiye'nin
NATO'dan çıkması ya da kalması; çalışan kadınların tırnaklarını uzatması;
trafik sorununun nasıl çözüleceği gibi.) Konuşan belirli bir konuda
fikirlerini söylerken, gruptaki diğer kimseler, kendileriyle ilgili bir
sorunu düşüneceklerdir. Örneğin, o gün ne yemek pişirileceğini, yapmadığı
ödevini nasıl bitireceğini, doğum günü için kardeşine ne hediye alacağını
vb. Konuşan fikirlerini açıklarken, dinleyenler kafalarındaki sorunla
ilgili ne yapacaklarına karar vermeye çalışırlar. Ancak böyle yaparken de,
gruptaki konuşmacılara karşı kaba davranmamalı, sanki dinliyormuş gibi ara
sıra kafa sallamalı ve konuşanın gözünün içine bakmalıdırlar. Bunlar
olurken dinleyicilerin kafaları kendi sorunlarıyla meşgul olmalı,
konuşanın söylediklerine pek aldırış etmemelidirler. Kısacası,
dinleyiciler dış görünüşleri açısından karşılarındakiyle, iç dünyalarında
da kendi sorunlarıyla ilgilenmelidirler.
3. Gruptaki herkes konuşma olanağı bulduktan sonra, iki aşamada
izlenimlerinizi gruptakilerle paylaşın: 1) --görünüşte-- dinleyenler
olarak karşısınızdaki konuşurken neler hissettiniz. 2) Daha sonra siz
konuşurken, karşıdaki gerçekten dinleme yerine, kendi sorununu düşündüğü
zaman neler hissettiniz.
4. Şimdi farklı bir şey yapacaksınız: Her biriniz kafanızı meşgul eden
bir kişisel sorununuzu ortaya atın ve bu sorunu nasıl çözmeyi
düşündüğünüzü beş dakika kadar anlatın. Bu sorunla ilgili duygu ve
düşüncelerinizde başarabildiğinizce dürüst ve açık olmaya çalışın. Siz
konuşurken birisi bir fikir ya da duygu ortaya koyduğunda, bunu mutlaka
kendi sorunuzla ilişkili hale sokun ve kendi sorununuzdan ayrılmayın.
Başkalarının söyledikleri sizi kendi sorunuzdan uzaklaştırmasın. Şunu
aklınızdan çıkarmayın: Sizin göreviniz diğerlerine kendi sorunuzu
anlatmak. Diğer tüm konuşmaları bu görevi yerine getirmek için bir araç
olarak kullanın.
5. Bir önceki maddede belirtilen konuşma alıştırmasını yaptıktan sonra,
birkaç dakika için neler duyduğunuzu paylaşın. Ayrıca başkaları konuşurken
onları dinlemediğiniz zaman neler hissettiniz? Bunlar üzerinde tartışın.


Aktif Dinleme
1. Arkadaşlarınızdan birini bu alıştııma için ikna edin. Kimsenin sizi
rahatsız edemeyeceği bir yere oturun. Biriniz --A--, öbürünüz --B-- olun.
2. --A-- kendisi ya da öbür kişi hakkında kişisel bir ifadede bulunur.
(Kişisel ifadeden kasıt, söz konusu kimsenin kişiliği, görünüşü, nasıl
hissettiği ya da kişisel bir sorunu gibi, o kişiye ait özgü bir ifadedir.
Örneğin, --Sen arkadaşlarına yardım etmekten hoşlanan bir kişisin,--
kişisel bir ifadedir; diğer yandan, --Bugün hava sıcak ve nemli;-- kişisel
bir ifade değildir.) Bu kişisel ifadenin dinleyenin ilgisini çekecek bir
özelliği olmasına özen gösterin. İfade önemli bir konuyu içeriyorsa,
birden çok cümleden oluşabilir.
3. --A-- cümlesini bitirince, --B'' ifadesinin anlamını kendi
kelimeleriyle tekrar etmeye çalışır. Bunu yaparken, --Anladığım kadarıyla
sen ... diyorsun;-- gibi, ya da buna denk bir ifade kalıbı kullanılabilir.
Bu aşamada --B-- sadece --A--nın söylediğini ifade etmeye çalışmalı,
kendisi buna herhangi bir yorum ya da yargı katmamalıdır. --B--nin görevi
--A--nın söylediğini sadece anlamaktır, çözümlemek ya da değerlendirmek
değildir. --B-- papağan gibi --A--nın söylediğini aynı kelimelerle değil,
fakat kendi kelimeleriyle ama aynı anlamı ifade edecek biçimde yapmalıdır.
Örneğin:
--A--: --Sen giyimine çok titizlik gösteren bir insansın;-- demişse,
--B--: --Anladığım kadarıyla, sen benim nasıl giyindiğime çok dikkat
ettiğimi söylüyorsun;-- şeklinde --A--nın ifadesinin anlamını kendi
kelimeleriyle geri verir.
4. --A-- şimdi --B--nin söylediği kendi ifadesinin anlamını tam verip
vermediğini belirtir. Eğer bir yanlış anlama olmuşsa, yanlış anlamanın
nerede olduğunu --A-- belirtmeli ve --B-- de bu yanlış anlamayı ortadan
kaldıracak biçimde ifadeyi bir kez daha tekrarlamalıdır. Her ikiniz de tam
tatmin oluncaya kadar bu düzeltme işlemine devam edin.
5. Şimdi --B--nin sırasıdır. 'B-- kişisel bir ifadede bulunur ve bu kez
--A-- kendi kelimeleriyle bu anlamı tekrar eder ve her iki taraf da tam
tatmin oluncaya kadar 3. ve 4. basamaklarda belirtilen işlemler
sürdürülür.
6. Yukarıda anlatılan süreci her biriniz üç ya da dört ifade üzerinde
denerseniz, geri-iletim konusunda duyarlığınızı gerçekten arttırmış
olursunuz.
7. Şimdi aşağıdaki soruları cevaplandırmaya çalışınız:
-Bir dinleyici olarak karşınızdakinin ilk ifadesini anlamanız ne kadar
doğruydu?
-Burada yapmış olduğunuz dinleme davranışıyla, her gün alışkanlık sonucu
yaptığınız dinleme davranışı arasında bir fark var mı? Hangisi daha fazla
zaman ve enerji alıyor? Hangisi sonunda daha yararlı oluyor?
-Karşınızdaki sizi gerçekten anlamak için dinlerken, neler hissettiniz?
Bu duygu diğer zamanlarda konuşurken sizi dinleyenlerin karşısında
hissettiklerinizden farklı mıydı?


 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Psikoloji

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült