İnsan Yırtıcı Bir Hayvan Mıdır?

Erich Fromm


İnsanın atalarının yırtıcı olduğunu ima eden herhangi bir kanıt var mıdır? insanın atalarından birisi olması olasılığı bulunan en eski hominid (modern insandan, onun atalarından ve soyu tükenmiş ilgili türlerden oluşan Hominidea familyasının bir üyesi), yaklaşık ön dört milyon yıl önce Hindistan'da yaşayan Ramapithecus'tm.1 Ramapithe-cus'taki dişlerin diziliş biçimi, öteki hominidlerinki gibiydi ve in-

Ramaphhecus'un bir hominid ve insanın dolaysız bir atası olup olmadığı hâlâ tartışmalıdır. (Tartışmanın ayrıntılı sergilenmesi için D. Pilbeam'abakınız, 1970.) Fosil-bilimsel verilerin hemen tümü, büyük ölçüde yorumlamaya dayanır ve bundan dolayı oldukça tartışmalıdır. Bir yazar izlenerek ulaşılan kanı, bir başka yazar izlenerek ulaşılan kamdan farklı olabilir. Bununla birlikte, güttüğümüz amaç açısından, insan evriminin birçok tartışmalı ayrıntısı temel önem taşımaz. En önemli gelişme evreleri söz konusu olunca da. bu alandaki ancelemecilerden çoğunun görüş birliği içindeymiş gibi göründükleri noktalan sunmaya çalıştım. Ama insan evriminin en büyük aşamaları konusunda bile, konuyu gereğinden çok sıkıcı yapmamak için bazı uzlaşmazlık noktalannı kapsam dışı bıraktım. Bu çözümleme için en başta şu çalışmalardan yararlandım: D. R. Pilbeam (1970), J. Napier (1970), J Young (1971), I. Schwidetzki (1971), S. Tax, yay. (1960), B. Rensch, yay. (1965), A. Roe ve G. C. Simpson (1958, 1967), A. Portman (1965), S. L. Washbum ve P. Jay. yay. (1968), B. G. Campbell (1966) ve bazıları metinde belirtilen birçok bilimsel makale.

sanınkine, bugünkü kuyruksuz-maymunlannkinden çok daha fazla benziyordu: bu hominid, esasında ota dayalı olan beslenme düzenine ek olarak et de yemiş olsa bile, onu yırtıcı bir hayvan saymak saçma olacaktır.

Ramapithecus'lan sonra bildiğimiz en eski hominid fosilleri, Raymond Dart tarafından 1924'te Güney Afrika'da bulunan ve hemen hemen iki milyon yıl öncesinden kaldığına inanılan Australopithecus ro-bustus ve daha ileri olan Australopithecus africanus fosilleridir. Australopithecus çok büyük tartışma konusu olmuştur. Bugün insan-fosilbilimcilerin büyük çoğunluğu, australopitekuslarııı hominid oldukları tezini benimsemektedirler; öte yandan, D. R. Pilbeam ve E. L. ¦ Simons (1965) gibi birkaç araştırmacı, A. africanus'un Homo'nun (insanın) ilk ortaya çıkışı olarak görülmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

Australopitekuslara ilişkin tartışmada, bunların insan, en azından insanın ataları olduklarını kanıtlamak için, bunların alet kullanmalarına büyük anlamlar verilmiştir. Ne var ki, insanı teşhis etmeye yeterli bir şey olarak alet yapmaya verilen önemin yanıltıcı olduğunu ve bugün yürürlükteki teknik anlayışının doğasında bulunan yanlılıktan kaynaklandığını Lewis Mumford inandırıcı biçimde belirtmiştir (L. mumford, 1965). 1924'ten bu yana yeni fosiller bulunmuştur; ama Australopithecus'un büyük ölçüde bir et yiyici mi, bir avcı mı, yoksa bir alet yapımcısı mı olduğu sorunu ne kadar tartışmalıysa, bu yeni fosillerin sınıflandırılması konusu da o kadar tartışmalıdır.2 Bununla birlikte, A. africanus'un, beslenme düzeninin esnekliğiyle dikkati çeken hem otçul hem de etçil bir hayvan olduğu konusunda çoğu araştırmacılar görüş birliği içindedirler. B. G. Campbell'm (1966) ulaştığı sonuca göre, Australopithecus küçük sürüngenleri, kuşları, kemiriciler gibi küçük memelileri, kökleri ve meyveleri yiyordu. Silah kullanma-

"S. L. Washburn ve F. C. Howell (1960), esas olarak ota dayalı olan beslenme düzenlerini etle destekleyen ilk ve küçük yapılı âustralopitekuslann büyük öldürme eylemlerine girişmelerinin pek olası olmadığım, «oysa belki de bunların yerini alan daha sonraki ve daha büyük âustralopitekuslann küçük ve/ya da henüz büyümemiş hayvanlarla baş edebildiklerimi yazmaktadırlar. «Böylesi yaratıklann, Afrika Buzul Çağı'nın ayıncı özelliği olan büyük otçul memelileri avlama gücüne sahip olduklannı gösteren hiçbir kanıt yoktur.» Washburn, daha önceki bir bilimsel makalesinde (1957) aynı bakış açısını dile getirmişti; Washburn bu makalede şöyle yazıyordu: «Australopitekusların avcı olmaktan çok kendilerinin av olması olasıdır.» Ne var ki, Washburn daha sonra, hominidlerin, australopitekuslar da dahil, «belki de 'avcı' olabileceklerini ima etmiştir (S. L. Washbum ve C. S. Lancaster, 1968).

dan ve tuzak kurmadan yakalayabildiği küçük hayvanları yiyordu. Buna karşılık avcılık, ancak çok sonra ortaya çıkan işbirliği ile yeterli bir tekniği gerektirir ve I.Ö. 500.000 dolayında Asya'da insanın doğusuyla birlikte meydana gelmiştir.

Australopithecus ister bir avcı olsun, ister olmasın, hiç kuşkusuz, hominidler, tıpkı maymunsu ataları gibi, aslanlar ve kurtlar gibi etobur yırtıcıların özelliği olan içgüdüsel ve morfolojik aygıtlarla donatılmış yırtıcı hayvanlar değillerdi.

Pek de açık olmayan bu kanıtlara karşın, yalnızca oyun yazan ard-rey değil, D. Freeman gibi ciddi bir bilgin bile, australopithecus'u, insan soyuna ilk günahı, yani ykıcılık günahını getiren fosilbilimsel «Adem» olarak teşhis etmeye çabalamıştır. Freeman, australopitekus-tan «yırtıcı, katilce ve yamyamca eğilimler»i olan bir «etobur uyarlanma» olarak söz eder. «Nitekim, geçtiğimiz on yıl içerisinde insanfosil-bilimi, insan doğasına ilişkin ruhçözümsel araştırmalarla ulaşılan insan saldırganlığı hakkındaki sonuçların dayanacağı kalıtımbilimsel bir temel bulmuştur.» Freeman görüşünü şöyle özetlemektedir: «Öyleyse geniş bir insanbilimsel açıdan bakıldığında, insan doğasıyla becerilerinin ve sonuç olarak da insan uygarlığının, varlıklarını, ilk kez etobur Australopithecinae tarafından Aşağı Buzul Çağı'nda Güney Afrika otlaklarında başarılan yırtıcı uyarlanma türüne borçlu oldukları savunulabilir» (D. Freeman, 1964).

Makalesinin sunuş kısmını izleyen tartışmada Freeman pek ikna olmuş görünmemektedir: «Böylece, yakın zamanlardaki insanfosilbilim-sel buluşların ışığı altında, insan doğasının {belki saldırganlık ve zalimliği de kapsayan) bazı yönlerinin, pekâlâ, Buzul Çağı dönemindeki hominid evriminde son derecede temel bir nitelik olan özel yırtıcı ve etobur uyarlanmalarla bağlantılı olabileceği yolundaki varsayım ileri sürülmektedir bugün. Benim düşünceme göre, bu, bilimsel olarak ve yansız biçimde araştırılmaya değer bir varsayımdır; çünkü şu anda hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz sorunlara ilişkindir» (D. Freeman, 1964; altını ben çizdim). Makalede sözü edilen, insanfosilbilimin insan saldırganlığı hakkında sonuçlar ortaya çıkarmış olması gerçeği, tartışma içinde, «araştırılmaya değer» bir varsayım haline gelmektedir.

«Yırtıcı», «etobur» ve «avlanma» terimleri konusunda Freeman'da -—ve başka birçok yazarın yapıtlarında da— bulunan anlam karışıklığı, böylesi araştırmaları gölgelemektedir. Hayvanbilimsel bakımdan, yırtıcı hayvanlar açık seçik tanımlanmıştır. Bunlar kedi, köpek, sırtlan ve ayı aileleridir; bunların ayırıcı özelliği, ayaklarının pençeli olması ve çok sivri köpek dişlerine sahip olmalarıdır. Yırtıcı hayvan, yiyeceğini, başka hayvanlara saldırıp onları öldürerek elde eder. Bu davranış kalıtımsal olarak programlanmıştır, bu konuda öğrenme öğesi çok önemsizdir ve dahası, daha önce değinildiği gibi, yırtıcı saldırganlık, nörolojik yönden, bir savunma tepkisi olarak saldırganlıktan farklı bir temele dayanır. Yırtıcı hayvana, özellikle saldırgan bir hayvan bile denemez; çünkü yırtıcı hayvan, türdeşleriyle olan ilişkilerinde, örneğin kurtların davranışında gördüğümüz gibi, toplumcul, hatta sevecendir. Yırtıcı hayvanlar (esas olarak otla beslenen ve av peşinde koşmak için hiç de uygun olmayan ayılar dışında) yalnız et yerler. Ne var ki, et yiyen hayvanların hepsi yırtıcı değildir. Bu nedenle, hem ol hem de et yiyen hayvanlar Etoburlar sınıfına bağlı değildir. «'Etçil' terimi, hominidgillerin davranışını anlatmak için kullanıldığı zaman, Etoburlar sınıfı içerisindeki türlere uygulandığı zaman taşıdığı anlamdan çok ayrı bir anlam taşır» (J. D. Carthy, F. J. Ebling, 1964; italikler bana ait). Freeman bu gerçeğin ayırdındadır. Ama öyleyse, hem otçul hem de etçil olarak adlandırmak yerine, yalnızca etçil olarak adlandırmak niye? Bunun sonucu olan karışıklık okuyucunun zihninde şöyle bir denklemin kurulmasından başka bir şeye yaramaz: et yiyici = etçil = yırtıcı; demek ki insanın hominid atası, öteki insanlar da dahil, başka hayvanlara saldırma içgüdüsüyle donatılmış bir yırtıcı hayvandı; demek ki insanın yıkıcılığı doğuştandır ve Freud haklıdır. Quod erat demonstrandum}.

A. africamts hakkında çıkarabileceğimiz tek sonuç, bu hayvanın, beslenme düzeninde et az çok önemli bir yer tutar ve eğer yeterince küçüklerse bir yiyecek kaynağı olarak hayvanları öldüren hem otçul hem de etçil bir yaratık olduğudur. Ete( dayalı bir beslenme düzeni, hominidi yırtıcı bir hayvana dönüştürmez. Dahası, Sir Julian Huxley ve başkalarınca dile getirildiği üzere, —ota ya da ete dayalı— beslenme düzeni ile saldırganlığın üretilmesi arasında hiçbir ilintinin bulunmadığı bugün geniş kabul gören bir gerçektir.

Austraiopilhecus'la yırtıcı bir hayvanın içgüdülerinin bulunduğu ve, bu varlığın insanın atası olması koşuluyla, insandaki «yırtıcı» genlerden bu içgüdülerin sorumlu tutulabileceği varsayımını haklı çıkaracak hiçbir gerekçe yoktur.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült