İnsan Nasıl İnsan Olur?

Erdal Atabek


Kadıköy'de, muayenehanemdeyim. Telefon çaldı, «sizi, ziyaret etmek istiyorum.»

Geldi. Almanya'da çalışıyormuş. Yaz iznine gelmiş. Gözleri, meraklı, bakışları olgunlaşmış, genç bir insan.

«Yazılarınızı okuyorum. Sürekli okuyorum. BİLİM-SANAT'taki yazılarınızın birinde patatesin öyküsünü yazmıştınız. O yazıda Van Gogh'un 'Patates Yiyenler' tablosundan söz etmiştiniz. Van Gogh'u sevdiğinizi düşündüm. Size bir albümünü getirdim. 'Patates Yiyenler' tablosunun fotoğrafı da var. Buyrun. Daha yazın. Hem teşekkür etmek hem de bu küçük kitabı getirmek için uğradım size.»

Birden yeniden insan oldum.

Bir insan. Bir dergi. Bir yazı. Van Gogh. Bir başka insan. Bir derginin almışı. Bir yazının okunuşu. İnsanın insanı buluşu. Van Gogh albümünün ucunda buluşan iki insan.

Almanya'da çalışan bir okur daha geldi. O da Beethoven'in iki kasetini getirmiş. «İnsan Sıcağı'nda okudum Beethoven'i sevdiğinizi» diyor. İki kaset de Vedat Günyol: için getirmiş. İletebileceğimi söyledim, bana bıraktı.

Yeniden insan oldum.

Düşünüyorum.

Ne güzel, yeniden yeniden insan olmak.

İnsan olmanın sonu yok.

İnsan olmanın sonu olmaması ne güzel.

Yazarak insan olmak.

Okuyarak insan olmak.

Konuşarak insan olmak.

Dinleyerek insan olmak.

Çalışarak insan olmak.

İnsanla insan olmak.

Ne güzel.

«İnsan olmak ne güzel» diyorum. Kendi kendime yineliyorum bu sözleri. «İnsan olmak ne güzel». «İnsan olmak ne güzel».

* * *

Yargıtay Başkanı Ahmet Coşar adli yılın açılışında konuşmuş.

Konuşmayı okuyorum. Düşünüp konuştuğumuz nice gerçeğin böyle bir kürsüden söylenişi ne güzel, ne heyecan verici.

Adaletin çarpıtıldığı yerlere açık sözlü, yürekli, içtenlikli bir eleştiri.

Yeniden insan oluyorum.

Orhan Apaydın'ın yaşadığını düşünüyorum. Gövdesine ağır gelmiş gibi duran başını kaldırıyor, gözlüklerinin arkasından bakıyor. Ağır ve incelikli bakıyor. «Doğru» diyor.

Doğrular.

Ülkemde neden bunca geç, bunca güç söyleniyor?

Neden doğrulara hasret yaşamak?

Neden insan olmak için bunca zorlanmak?

Nedenini bilip de duyamamak. Nedenini bilip de görememek. İnsan olmaya hasret kalmak. Nice zor.

Nicedir yazarlar öğretmenlerimiz oldu.

Gazetemiz, dergilerimiz, kitaplarımız, okullarımız.

Okulların dışındaki okullarda okuyoruz.

Doğruları okulların dışında öğreniyoruz.

Okullarımızda «tek tip insan» yetiştirmek amaçlanıyor

Okullarımızda «bilinç» in yerine «inanç» öğretiliyor.

Okullarımızda «tartışma» yerine «baş eğme» öğretiliyor.

«Kuşku» yerine «itaat».

«Düşünme» yerine «söyleneni kabul etme».

Çocuklarımızı «okula karşı» eğitmemiz gerekiyor.

Okullarımız çağdaş görünümlü «ortaçağ kurumları» oluyor.

Felsefe dersleri kaldırılıyor. Felsefe, insanlığın düşünce mirasıdır. Artık bu miras reddediliyor. Düşünmek gereksiz. Düşünmek zararlı. Düşünmek; gizli bir suç. Düşünmek yanlış.

Felsefe yerine bilgisayar.

Bilgisayar, programlanmış düşünce. İnsan başlarını arkadan kaset sokulan bir araca çevirmek. Kaseti koymak. Paket düşünceleri uygulatmak.

Edebiyat yerine İngilizce.

Edebiyat, insanlığın kültür mirasıdır. Bu miras reddediliyor. Reddetmek gerekiyor.Çünkü ne yaparsanız yapın, Voltaire'i yok sayamıyorsunuz. Ne yaparsanız yapın, Rousseau'yu, Rablaise'i yok sayamıyorsunuz. Ne yapardanız yapın Nazım Hikmet'i, Aziz Nesin'i, Yaşar Kemal'i, Hasan Hüseyin'i, Orhan Kemal'i yok sayamıyorsunuz.

İngilizce işinize yarar.

İngilizce daha çok para kazanmanıza yarar.

İngilizce deyince yanılmayın. Size edebiyat İngilizcesi gereksiz. Size gerekli olan turistik İngilizce. Ticaret İngilizcesi.

Pratik olacaksınız pratik.

Pragmatikten pratik.

Praprapra.

Paraparapara.

Pra'dan para'ya.

Gerisi zararlı. Gerisi suç. Gerisi tehlikeli. Gerisi anarşi ve terör. Gerisi solculuk.

İnsanlık geride kalıyor.

İnsanlık ofsayda itilmiş.

İnsanlık çizgi dışına çıkarılıyor.

Yüreğim daralıyor ve ayağa kalkıyorum.

Ayağa kalkıyorum.

İlk insan da böyle ayağa kalkmış olmalıdır.

Ayağa kalkan ilk insanı düşünüyorum.

İki ayağının üstüne kalkan ilk insanı.

Primatların hepsi dört ayak üstünde yürürken, kendini dengeleyip dengeleyip iki ayağının üstünde durmayı başaran ilk insanı.

Bunu deniyorum. 

Dört ayak üstünde duruyorum. Sonra, iki ayağımın üstünde durmayı deniyorum. Yuvarlanıyorum. Yana yuvarlanıyorum. Gene dört ayak üstüne geçiyorum. Buna alışmışım. Böyle durmak güvenli. Ama, gene bilinmeyeni seçiyorum. Gene deniyorum. Bacaklarımı geriyorum. Bacaklarımı sağlamca yere dayıyorum. Doğruluyorum. Bu kez öbür yanıma devriliyorum. Olmuyor. Gene dört ayak üstündeyim. Bu duruş güvenli. Böyle durunca düşmüyorum. Bir süre öyle yürüyorum. Böyle iyi. Ama, olmuyor. Gene denemem gerekiyor. Bu kez, bacaklarımı çok yapıştırmıyorum yere. Bacaklarım geriye doğru hazır bekliyor. Doğruluyorum. Arka üstü devriliyorum. Hemen dört ayak üstüne dönüyorum. Korkmuşum. Panik içindeyim. Ya arkaüstü düşmüşken bir başkası üstüme çullansaydı? Hiçbir şey yapamazdım. Soluklanıyorum. Bir süre gene dört ayak yürüyorum. Güvenli. Artık denememeliyim. Böyle iyi. Hayır, gene olmuyor. Gene denemeliyim. Bu kez, bacaklarımı ne çok yapıştırmalı, ne de dayanıksız bırakmalıyım. Kendimi dengeliyorum. Bacaklarımın üstüne kalkıyorum. Arkaya düşmekten korkuyorum. Hayır. Bu kez düşmüyorum. İki bacağımın üstünde duruyorum. Öyle duruyorum. Yürümekten biraz korkuyorum. Dengemi koruyarak ilk adımı atıyorum. Sarsak, güvensiz, bir adım. Ama, ilk adım bu. Attım işte. İlk adımı attım.

İlk udimi attım. Ve başarıyorum.

Sarsak sarsak iki ayağımın üstünde yürümeye başladım.

Yanımdakiler, yöremdekiler bana garip garip bakıyorlar. Onların iki katı olmuşum. Onlara göre çok büyümüşüm. Yavaş yavaş çevremde toplandılar. Bana şaşkınlıkla bakıyorlar Ben gene öyle sarsak bir iki adım atıyorum. Hepsi korktu. Gerl çekildiler. Bana onlardan değilmişim gibi bakıyorlar. Küçük çığlıklar atıyorlar. Geri çekiliyor, sonra gene dönüp bana bakıyorlar. Yoksa saldıracaklar mı diye düşündüm. Yabancıya saldırırlar çünkü. Çevremde toplandılar. Bir an kararsız kaldım. Gene dört ayak üstüne geçip onlara karışmak mı daha iyiydi, yoksa böyle durmak mı? Artık geriye dönemezdim. İki ayağımın üstünde durdum ve onlara baktım. Ellerimi yumruk yaptım. Bekledim. Birden, beklemediğim bir şey oldu. Hepsi sevinç sesleri çıkararak bağırmaya başladılar. Durdukları yerde hopluyor, sıçrıyorlardı.

Kazandığımı o anda anladım.

Başarmış ve kazanmıştım.

Sonraki günlerde onlar dört ayak üstünde yürüdüler ama hep benim yanımda oldular, bana baktılar, benim gibi yapmak istediler.

Yaşlılar bana kızdılar, homurdandılar.

Ama, gençler bana sevgiyle baktılar, sonra benim gibi yapmayı denediler.

İçlerinden önce biri, sonra birkaçı iki ayağının üstünde durmayı başardı.

Sonra, yavaş yavaş, diğerleri de.

İnsan olmak kolay mı sanıyorsunuz?

Başkasına «ne insan» demek yetmiyor.

Herkesin tek tek, kendi insan oluşunu yaşaması gerekiyor.

İnsan olmak kolay değil ama çok güzel.

* * *

Başkaldırı insana özgüdür.

Hayvan başkaldırmaz. Hayvan çok korkarsa, aç kalırsa, cinsel kızışkanlıkla harekete geçer. Bunlar olmazsa, hayvan başkaldırmaz.

Başkaldıran insandır.

Teslim olmayan insandır.

Düşünen insandır. İrdeleyen insandır. Kuşku duyan insandır. Araştıran insandır. İnceleyen insandır. Karşı koyan insandır.

Bizim istediğimiz eğitim, «insan olma eğitimi» dir.

«İnsan olma eğitimi», insanı düşündüren eğitimdir, insana güç katan eğitimdir, insana kendini öğreten eğitimdir, insana doğayı, toplumları, hayatı, dünyayı öğreten eğitimdir.

Her eğitim «insan olma eğitimi» değildir.

Köpeklere susta durmayı öğretmek, maymunlara komiklik yapmayı öğretmek, aslanlara çemberden geçmeyi öğretmek eğitim değil «hayvan terbiyeciliği»dir.

İnsana, çocuklara, gençlere; bireyciliği, fırsatçılığı, köşe dönücülüğü, kendi paçasını kurtarmayı, bencilliği, yalancılığı, üçkağıtçılığı özendirmek, bunun yollarını göstermek, paranın egemenliğine baş eğmeyi öğretmek «eğitmek» değil «terbiye etmek»tir.

İnsanlık buna karşı çıkmaktır.

İnsanlık bunu kabul etmemektir.

İnsanlık, dört ayak üstünde durmayı öğretenlere karşı «iki ayağının üstüne dikilmek»tir.

İki ayağının üstüne dikilmek.

Kollarını alabildiğine açmak.

Ve hayır demek.

HAYIR demek.

VE İNSAN OLMAK.

 

Şimdi Söz Sizin..

Öfkeyi, acıyı, umudu yazmak. Yaşadıklarımız bunlar mı? Düşünüyorum. Evet. Yaşadıklarımız bunlar. Öfke, acı, umut. Yazdıklarımı yeniden okuyorum. Bunları yazmışım. Bunları yaşıyorum ve yazıyorum.

Bu yazıların bir yerinde, yaşadıklarımızın özünü kavradım.

«Kendi Yurdunda Sürgünsün.»

Yaşadığımız buydu. Bize yaşatılan buydu.

«Kendi yurdunda sürgünlük.»

Durumunu anlamak da erdemdir.

Erdemdir ve oradan başlamak gerekir.

Oradan başlamak gerekir.

Neden sürüldüğünü anlamak. Nasıl sürüldüğünü anlamak.

Anlamak gerekir. Anlamak gerekiyor.

Sonra da bu sürgünlüğe karşı çıkmak gerekiyor.

Yurdumuza, hayata, geleceğe sahip çıkmak gerekiyor.

Yurdumuzun sahibi bizleriz.

Hayatın ve geleceğin sahibi bizleriz.

Umudun sahibi bizleriz.

Buna inanıyorum. Bunu yazdım. Simdi, söz sizin.


 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült