Hayat Oyununun Kuralları

Ali Karakuş


Küçük bir hatırlatma yaparak devam edelim: her insan çok özel bir varlıktır ve hepimiz bizden başka hiç kimsenin bir benzerini daha yaratamayacağı olağanüstü bir eser ortaya koyma potansiyeline sahibiz. Hayatımızla, çok özel bir şeyler yapabiliriz. Ancak aynı zamanda hepimiz, diğer herkesle aynı kuralların geçerli olduğu bir oyundayız. Hayat oyununu anlamak için önce onun her yerde, her durumda ve herkes için işleyen FİZİKSEL VE ZİHİNSEL kurallarının farkında olmak gerekir. Üstelik sevsek de sevmesek de, işimize gelse de gelmese de, bilsek de bilmesek de bu kurallar tüm sonuçlarımızı etkiliyor... İstersek kuralları bilir ve onlarla uyum içinde sonuca gideriz ya da sürekli olarak onlarla

la hiç kazanamayacağımız bir mücadeleye gireriz. Üstelik insan yapımı kurallardan farklı olarak hayat oyununun kurallarını atlatanlayız.

Fiziksel kuralları hepimiz okullarda ya da yaşarken öğreniyoruz; yerçekimi, merkezkaç, ısınan havanın genleşmesi vs. Zaten yaşadığımız hayatta hemen her şey bu kurallara göre düzenleniyor. Diğer taraftan tüm fiziksel gerçekliğimizi yaratan zihinsel kurallardan bihaberiz. İsterseniz bu dünyanın da kapılarını aralayarak ilerleyelim;

Bilinç ve bilinçaltının faaliyetlerini düzenleyen “ZİHİNSEL KURALLAR”:

Geveze Zihin (Düşünce Yaratma) Kuralı: Yukarıda da konuştuğumuz üzere zihnimiz aynen meraklı ve geveze bir çocuk gibi, sürekli düşünceler üreterek ve kararlar vererek hiç boş kalmamaya çabalar.

“Sorgulanmayan yaşam yaşamaya değmez... Düşünmek beynin hastalığıdır.”

(Konfüçyüs)

Zihnin işi, düşünce üretmek ve hayatı, dünyayı keşfederek olgunlaşma yolculuğuna devam etmektir. Bunun için de zihnimizde çoğunlukla hızla ve gürül gürül akan bir ırmak var gibidir. Bize faturalan hatırlatır, geçmişi, geleceği, yaşadıklarımızı sürekli evirip çevirir, diğer insanları yargılar, şüpheler, endişeler, suçluluk, korku ya da sevinç ve mutluluklar yaratır. Asla durmak bilmezmiş gibi görünür. Oysa bu akıntıya kapılmak, anlamak ve keşfetmek için kullandığımız aracın zihnimizin bizi ele geçirmesi ve kontrolü devralması demektir. Çünkü sürekli ve dört bir yana akan yüzlerce düşünce arasından seçimler yapmak; hızlı ve doğru kararlar almak ve yine doğru düşünceleri bilinçaltına ekmek kolay değildir. Daha görsel ifade etmek gerekirse, sadece bisiklete, pedal çevirmeye, hız yapmaya ve enerji harcamaya odaklanır iseniz doğada güzel bir gün geçirmek için bisikletle gezintiye çıktığınızı söyleyemeyiz. Bir arkadaşımın aktardığı hoş bir fıkrayı paylaşayım:

İki bisikletçi büyük bir enerji ve hırsla pedal çevirerek bir yolda ilerliyorlar. Derken biri öbürüne sesleniyor: “Neredeyiz?” Diğer bisikletçi hızla pedal çevirmeye devam ederek cevap veriyor: “Bilmiyorum. Başını kaldırıp bakma sırası sende.”

Ne dersiniz; sizce kendi hayatımız için başımızı kaldırıp bakacak olan kim ve doğru zaman ne zaman?

Gelelim bu kuralı gündelik hayatımızda nasıl kullanabileceğimize. İlk yöntem, “düşünceyi yavaşlatma" yöntemidir diyebiliriz. Yavaşladıkça kontrolü ele almak (ve tadını çıkarmak) mümkün olur. Dur ve yavaşla yönteminin en kolay uygulaması yazarak düşünmektir. Çünkü hepimizin bir yazı yazma hızı vardır ve bu hız, düşünce hızımızdan kat kat daha yavaştır. Dolayısıyla, yazarken düşüncelerimiz yavaşlamaya mecbur kalacak ve zihnimizden geçenleri yakalamak, hatta kontrol altına almak mümkün hale gelecektir. Normalde düşünürken fark edemediğimiz birçok düşünce yazarken satır aralarından göz kırpacaktır.

Kendimize ilişkin gerçeği keşfetmede en önemli yöntem ise “Düşüncede kesinti” yöntemidir. Yani hiçbir şey düşünmeden, hayatı sadece hissetme ve izleme. Bu aslında önceki bölümde tekrar tekrar dile getirdiğimiz; “Dur ve bak!" yöntemidir. Dur ve zihninden akan düşüncelere dışarıdan bak. Ya da dur ve dinle, dur ve izle, dur ve hisset, dur ve kokla, dur ve yakala... Ancak o zaman bilinçli seçimler yapmak kolaylaşır. Düşüncelerinizde istediğiniz an kesinti yapabiliyorsanız zihin denilen harikulade makinenin açma kapama düğmesi sizde demektir. Kendinizi olumsuz veya çözümsüz düşüncelere gömülmüşken yakaladığınızda veya kötü hissettiğinizde şalteri indiriverirsiniz olur biter. Ama bu söylendiği kadar kolay değildir. Üzerinde çalışmayı ve zihni terbiye etmeyi gerektirir.

Yerine Koyma Kuralı: Bilinç aynı anda sadece bir tek düşünceyi taşıyabilir.

Bilincimizde “her an” sadece bir tek düşünce vardır. Örneğin aynı “an”da hem “elma” hem de “deniz” kavramlarını (bilinçli/farkında olarak) düşünemeyiz. Kavramlar mutlaka birbirini izler. Birbirini izleyen farklı kavramları bütünsel olarak algılayabilir ve örneğin farklı birkaç konuda karar sürecini birbirine paralel yürütebiliriz. Ama kural yine de aynıdır. Her an sadece bir düşünce. Bu açıdan baktığımızda bilincimizin sınırlı bir kapasitesi vardır. Yani her an her şeyin farkında olamayız. Dikkatimiz sınırlıdır ve aynı anda sınırlı sayıda şey için akıl yürütebilir veya sınırlı sayıda yeni şeyi öğrenebiliriz. Düşünce ırmağının ne kadar hızlı, dört bir yana ve yoğun aktığını düşünecek olursak, bilincin hayatta karşılaştığımız her şey için sürekli akıl yürütmesi ve karar vermesi imkansız gibidir. Dolayısıyla bilinçaltının desteğine ihtiyacı vardır.

Öğrendiğimiz şeyler bizim için tekrar halini aldıkça ya da alışkanlığa dönüştükçe, bilinç her defasında aynı konu üzerinde tekrar tekrar akıl yürütme sürecini işletmez. Artık tanıdık, bildik sayılabilecek meseleler için önceden aldığı kararlan otomatik olarak uygulama görevini bilinçaltına devreder. Bu sayede binlerce duyusal mesaj arasından sadece en öncelikli ve acil olan birileri üzerinde akıl yürütebilmek üzere kendisine yer açmış olur.

Örneğin otomobil kullanmayı öğrenmeye başladığımız zamanlarda bilinç düzeyinde tüm zihinsel kapasitemiz otomobil kullanmakla ilgilidir. Oysa ilerleyen dönemlerde bu konudaki becerimiz geliştikçe otomobil kullanmayı ağırlıklı olarak bilinçaltı yürütürken bilinç düzeyinde sohbet etmek, etrafı seyretmek vb. farklı işlerle ilgilenmek ve kararlar vermek olası hale gelir.

Bu kuralın bir uygulaması da olumsuz düşünceleri zihnimizden uzaklaştırmak, istenmeyen duyguları dindirmek için geçerlidir. (Zihinsel durumumuz olumlu ya da olumsuz olabilir; ikisi birden olmaz.) Örneğin korkuları, sorunları, sıkıntı ve endişe yaratan konuları, geçmişte olanları zihinden atmanın kolay yolu, bunları düşünmemeye çalışmak (düşüncede kesinti) değildir. Hatta bir şeyi düşünmemeye çalışmak, çoğu kez o şeyi daha da fazla düşünmeyi ve o düşünceye saplanıp kalmayı getirir. Daha kolay yaklaşım tüm bu olumsuz şeyler yerine olumlu olayları, arzuları, hedefleri, geleceği düşünmektir. Çünkü olumlu bir şeyi düşündüğünüzde artık olumsuz olan için yer kalmamış olur. (Bir hatırlatma: Kurban tepkisi verip başınıza gelenler ve sonuçlan için başkalarını suçlamak ve bahanelere başvurmak zihinde olumlu düşüncelere yer bırakmayacaktır.) İşin bir de öbür yüzü var tabii; düşünce yaratma kuralını hatırlarsanız düşüncelerinizle arzuladıklarınızı büyütmek için bir şey yapmıyorsanız çoğu durumda bu, arzulamadıklarınız büyütmek için bir şeyler yaptığınız anlamına gelir.

Hem hatırlayın zihnin işi, düşünce üretmektir. Ürettiğiniz olumlu ve olumsuz düşünceler içerisinden olumlu olanları seçmek sizin elinizdedir. Aslında hayata ilişkin olumlu bir resmi değil korkuları, olumsuzlukları düşünmek bir anlamda ileri doğru yürürken geriye bakmak gibidir. Oysa sürekli sadece dikiz aynasına bakarak otomobil kullanamazsınız.

Odaklanma Kuralı: Bilinçaltı, bilinç düzeyinde üzerinde odaklanılan veya yoğun bir şekilde düşünülen tüm fikirleri verimli bir tarla gibi büyütür, besler ve güçlendirir. Bunu yaparken asla neden diye sorgulamaz; iyi niyetli, saf, çalışkan, sınırsız yetenekli, müthiş bir hizmetkardır. Sadece verileri alıp programlandığı şekilde işleyen, asla unutmayan sınırsız kapasiteye sahip bir bilgisayar gibidir. Sizin düşünceleriniz yüzünden acı çektiğinizi, üzüldüğünüzü ya da mutlu olduğunuzu bilmez, anlamaz, idrak edemez, önemsemez. Tüm duygulan sadece operasyonel gerçeklikler olarak ele alır. Yani o, sadece işini yapmaktadır. Program değişmediği sürece aynı etkiye aynı tepkiyi vermeye devam eder.

Her düşünce bir tohumdur. Aynı düşünceyi her tekrar edişimizde o düşünceyi sulamış oluruz. Düşünceye duygu da eşlik ettiğinde tohum gübrelenmiş demektir. Düşünceye ilişkin arzu ya da korku ne kadar şiddetli ise düşüncenin hayata geçmesi de o kadar çabuk olur.

Örneğin dikkatimizi yoğunlaştırmış ve odaklanmış bir şekilde, sevdiğimiz bir yere tatile gitmek gibi olumlu şeyler düşünürken, içimizde olumlu hisler, yeni olumlu düşünceler ve yapıcı enerji, hızla birbirini besleyerek büyürler. Aynı şey olumsuz düşünceler için de aynen geçerlidir. Bunu bir spirale benzetebiliriz. Bu açıdan, odaklanmak zihnin faaliyetini kontrol etmek için elimizdeki en büyük araçlardan bir tanesidir. Bu sayede dört bir yana saçılan düşünce ırmağının tek bir kanaldan ve yine güçlü, ama bu kez kontrolünüz altında akmasını sağlamak mümkün olur.

Bu kuralın pratik uygulamasına ilişkin en önemli öneri “kendinize doğru sorular sorma” olacaktır. Çünkü her soru bir yanıt gerektirir ve sorular düşünceleri odaklar. Örneğin kendinize sorduğunuz sorular “neden böyle kötü olaylar hep beni buluyor?” gibi zayıflatıcı iseler olumsuz spirallere girmekten pek kurtulamazsınız. Tam aksine “Nasıl daha iyi bir yolunu keşfedebilirim?” ya da “Şu an yapabileceğim en iyi şey ne olabilir?” diye de sorabilir ve olumlu bir spirale de girebilirsiniz.

Çekim Kuralı: Bilinç düzeyinde düşündüğümüz şeylerle uyumlu insanları ve koşullan hayatımıza çekeriz.

Bu kural ilk duyduğunuzda saçma ya da bilimsellikten uzak gelebilir. Böyle düşünenler için fizik kurallarından “titreşim”, “radyasyon” ve “rezonans” ile ilgili olanları okumalarını tavsiye edebilirim. Meselenin özü şu; insan da her varlık gibi moleküler bir yapıya ve bir titreşime sahiptir. Titreşimi yine her varlık gibi içerden dışarıya doğrudur. Düşünce ve duygularımız bizden dışarıya doğru titreşen bir enerji dalgası yayar ve bu dalga kendisiyle uyumlu başka düşüncelerle rezonansa girerek onları harekete geçirir. En bilinen ve basit örneği vermek gerekirse, aynı mekanda bulunan iki farklı piyano olduğunu düşünün. Bu piyanolardan birinin herhangi bir tuşuna bastığınızda, bu tuşa bağlı telin titreşimi ile aynı frekansta diğer piyanonun aynı notasına bağlı teli de titreşmeye başlar.

Gündelik hayattan bu kurala ilişkin bir örnek ise şöyle verilebilir: Örneğin bir projeniz, bir hedefiniz var ve aklınız sürekli olarak onunla meşgul. Umulmadık bir anda, beklenmedik bir yerde ve şekilde bilileri, bir şeyler hayatınıza girer ve projenizle ilgili size yeni kapılar açarlar. Projenize ne kadar odaklanmışsanız, duyduğunuz heyecan ve şevk ne kadar yüksekse bu çekim o kadar kolay işler. Başka bir örnek, siz tam da birilerini aklınızdan geçiriyorken, onun aklına da siz gelmişsinizdir; hatta telefon çalar, arayan odur.

Bu kuraldan hayatımızda yararlanmakla ilgili de şunları ekleyebiliriz: Sürekli olarak korkularınızı düşünürseniz korkularınızı büyütürsünüz ve fiziksel dünyanızda onları kendinize çekersiniz (“Korktuğunuz başınıza gelir"). Dolayısıyla neyin gerçekleşmesini istiyorsanız onu düşünün ve “inanç kuralı’nı hatırlayın (“Aklınıza gelen başınıza gelir”).

(Not: aslında bu kurala ilişkin benim rastladığım en çok işe yarayabilecek yorum şu; “ne düşündüğünüzden çok kim olduğunuzla ilgili kişileri dolayısıyla da neyi öğrenmeniz gerekiyorsa onu hayalınıza, kendinize çekersiniz.) Şimdilik bu kadarla bitirelim; son bölümde üzerinde yine konuşacağız nasılsa.

Bilinçaltı Faaliyet Kuralı: Bilinçaltı, bilinçten net bir emir almadıkça, her söz ve eylemimizi bilincin önceden verdiği şablona uygun şekilde, yani: alışkanlıklarımızla, (geçmiş deneyimlerimizle) kendimize ve dünyaya ilişkin algılarımız ve inançlarımızla, hedeflerimizle tutarlı olarak düzenler.

Geçmişte verdiğimiz tepkiler bilinç tarafından yeni, farklı ve net bir emir gelmedikçe aynen tekrarlanacak ve tekrarlandıkça bir alışkanlığa dönüşecektir. Örneğin aniden karşımıza çıkan bir köpek havlayarak bir kez bizi çok korkutmuşsa sonradan her köpek gördüğümüzde üzerinde hiç düşünmeden yine korkma olasılığımız yükselecektir. Bu durum tekrarlandıkça, kırılmaz bir alışkanlığa dönüşebilecektir. Tüm bedensel fonksiyonlara hükmeden bilinçaltı, ne zaman bir köpek görseniz korku hissini yaratan hormonları otomatik olarak salgılayacaktır. Belki bu durum köpeklerle ilişkinizi hepten değiştirecek yeni bir deneyim yaşayana ve aslında bu deneyime dayanarak bilinciniz tarafından yeni ve güçlü bir karar bilinçaltınıza iletilinceye kadar sürecektir. Oysa durum daha farklı da olabilir. Bu korkunun ve durumunuzun bilinçli bir şekilde farkına vardıktan sonra köpeklere verdiğimiz tepkileri değiştirmek için farklı ve daha akıllı çözümler yaratabiliriz.

Alışkanlıkların temelinde bir anlamda, bilinçaltımızın kullandığı diğer şablonun kendimizi ve dünyamızı algılama şeklimizin yattığını söylemek yanlış olmaz. Diğer bir deyişle, kendimize ve dünyaya ilişkin düşüncelerimiz, keskinleştikçe ve derinleştikçe alışkanlıklarımızı yaratırlar da diyebiliriz. Dolayısıyla alışkanlıkları yenilemek için önce algıları yenilemek en geçerli yollardan da birisidir.

Örneğin kendimizi soğukkanlı biri olarak tanımlıyorsak olaylara verdiğimiz tepkiler otomatik olarak soğukkanlı olma eğilimi taşıyacaktır. Her soğukkanlı tepkimiz kendimize ilişkin bu düşüncemizi besleyecek ve sonraki benzer durumlarda benzer tepkiler verme olasılığımızı güçlendirecektir. Bu döngü sürdükçe, soğukkanlı olduğumuza ilişkin düşüncemiz inanca doğru ilerleyecektir. Bu şekilde bilinçaltına kendimizle ilgili, nasıl birisi olduğumuz, kim olduğumuz, neleri başarabileceğimiz ya da başaramayacağımızla, kendimizi hangi durumlarda nasıl hissedeceğimizle ilgili binlerce bilgi kayıtlıdır. Benzer bilgiler diğer insanlar ve dünya ile ilgili olarak da bilinçaltının şablonuna kazılıdırlar.

Bilinçaltının kullandığı son şablon, hedefler, kişisel değişim ve gelişimin gelecekle bağlantısı sayılabilirler. İnsana enerji ve coşku veren hedefler, insanın tüm sistemini bir noktaya odaklayarak otomatik tepkiler yaratabilirler. İlerleyen bölümlerde bu konuyu da detaylı olarak konuşacağız.

Araştırmalara göre düşündüklerimizin, yaptıklarımızın, konuştuklarımızın yüzde 95 ten fazlası bilinçaltına yüklediğimiz programlamanın otomatik sonucudur. Yani bir anlamda “otomatik pilotta yaşıyoruz" . Çoğu kez bilinç seviyesinde düşünmeden, üzerinde fazla fikir yürütmeden bilinçaltımızı nasıl programlamışsak öyle yaşıyoruz.

Her konuda bir şekilde oluşmuş alışkanlıklarımız ve alışkanlıklarımızın da özünde, düşünce ve inançlarımızla şekillenen algılarımız var. Bir arkadaş, bir anne baba, bir sürücü, bir yönetici, bir çalışan, bir satıcı, bir satın almacı, bir tatilci, bir vatandaş vs. olarak edindiğimiz ve hayatımızı kolaylaştırsın diye sistemimize programladığımız yüzlerce fikir, deneyim, inanç, duygu ve alışkanlığımız var. Tüm bunları değişmez gerçekler olarak değil de sadece işimizi kolaylaştıran birer araç olarak değerlendirip gerektiğinde yenilemek ve bize başarıyı, mutluluğu, huzuru, dengeyi getirecek doğru alışkanlıkları sistemimize kaydetmek yine bizim elimizdedir. Çünkü hatırlarsanız seçim yapma iradesi yani kontrol yine bizdedir (bilinç). Anahtar ise yine ve en önce farkında olmaktır. Çünkü göremediğiniz düşmanla savaşamazsınız.

Şimdi gündelik hayatınızın akışı içerisinde kendinizi şöyle bir gözden geçirmenizi rica ediyorum. Olaylara, insanlara, koşullara verdiğiniz tepkiler bilinçli mi yoksa gerçekten de aslında otomatik mi? Hep kendinizi tekrar mı ediyorsunuz? Otomatik tepkileriniz arasında size zarar veren tepkiler olabilir mi?

SONUÇ

Başarı için, sonuç almak için, hayatın mucizesini görebilmek ve keyifle, huzur içinde yaşamak için yolun tavırlardan geçtiğinden bahsetmiştik. Şimdi de diyoruz ki tavırlarımız çoğu zaman bilinçaltımıza kodladığımız otomatik tepkilerdir. Öyleyse eski, işe yaramayan tavır ve yaklaşımların yerine, otomatik olumlu tavırları bilinçaltımıza yerleştirmemiz gerekiyor. Diğer bir deyişle;

“Başarı; amaçlı ve sistematik bir şekilde, hayatımız için önemli ve öncelikli konularda bilinçli seçimler yapmak ve bilinçaltının sınırsız gücünden doğru şekilde yararlanmakla mümkündür.”

Çünkü bilinç bir anlamda kapının önünde bekleyip sadece uygun gördüğünü içeri alan bir bekçi gibi çalışır ve yanlış kişileri (düşünceleri) de pekala içeri alabilir. Bilinçaltına doğru düşünceler ekerek tüm hayatımızı değiştirebiliriz. Bunu da ancak farkında olarak gerçekleştirebiliriz. O yüzden artık geçmişe öfkeyle, pişmanlıkla; geleceğe endişe ve korkuyla bakmak yerine şu an olup bitene çevremize farkındalıkla bakalım ve kendimizi yenilemeye, yaratmaya devam edelim.


“Bilinçli bir insan için, varolmak değişmek, değişmek olgunlaşmak, olgunlaşmak ise kendini sınırsızca yaratmaya devam etmektir."

(Henri Bergson)

“Anladıysan” sınırdasın.

Devam et çevir anahtarı.

Bir soruya verdiğin cevap;

Bir zaman bir acıya ilaç olur.
 

Son bir söz:

“Düşüncelerini değiştirebilen, hayatını değiştirebilir."

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült