Hayat Niçin Adil Değil?

Susana Mcmahon

Hayatın adil olmadığı gerçeği hastaların kabul etmekte en çok zorlandıkları ve acı duydukları kavramlardan birisidir. Bunun nedeni belki de batının çizgisel modelinde hayatın adil olduğunun, yeterince çok ve uzun çalışılırsa hedeflere erişileceğinin ima edilmesidir. Belki de biz Amerika Birleşik Devletlerinin kurulmasının altında yatan ideallerin, eşitlik ve adalet ilkelerinin dünyanın işleyişi olduğunu varsaydık. Nedeni ne olursa olsun, dünyanın adil olmasını istiyoruz. Bu konuda sağlam güvence istiyoruz. Güvenliğimiz ve iyiliğimiz için teminat istiyoruz. Bu güvencelerin var olmaması bizi bunları istemekten alıkoymuyor. Savunma mekanizmamız, hayallerimiz ve tüm inkarlarımız hayatın adil olmadığını kabul edememekten kaynaklanıyor.

Hayat adil değil çünkü “adalet” bir değer yargısı. Bu da demektir ki adalet sübjektiftir ne, ne zaman ve niçin değerlendirmesi yapana göre değişir. Bana göre bugün adil olan, yarın veya değişik şartlarda veya başkaları için adil olmayabilir. Örneğin, terfi için çok çalışıyorsam ve sonuçta siz terfi olduysanız, bu benim için adil değildir ama sizin bakış açınızdan gayet adildir. Şimdi bu terfınin adil olmadığı konusunda benimle aynı fikirde olsanız dahi, gelecek ay çok iyi sonuçlar elde ettiğinize inanarak kendi terfinizin adil olduğu sonucuna varabilirsiniz.

Hayatın adil olmadığı kavramının önemi bu adaletsizliğin açıklamasında değil, kabullenilmesinde yatmaktadır. “Neden adil değil?” sorusu insanı çıldırtabilir. Hayatın adil olması için her zaman çeşitli nedenler sayabilirsiniz ve yine başınıza adil olmayan bir şey geldiği zaman saatlerinizi savunma, reddetme, mücadele ve depresyonla geçirebilirsiniz. Adil olmayan en önemli konuya, yaşam-ölüm konusuna, mantıklı bir açıklama yoktur. Sevdiğiniz birisi ölürken neden sorusuna cevap yoktur. Nasılı kanser, kalp, diğer hastalıklar, kaza bilebiliriz ama niçini asla bilemeyiz. Neden sorusu üzerinde durmak sağlıksız davranışlarla sonuçlanır. Bu kabullenme ve yas tutma sürecinden çok farklıdır. Bir kayıptan dolayı acı çekmek sonuçta biter, doğal bir süreçtir. Neden sorusuna cevap aramak asla bitmeyebilir, üretken değildir. Bir noktada, insan neden sorusunu bırakmalı, gerçeği kabul etmeli ve hayatını sürdürmelidir.

Dünyayı adıl kılma çabası yıkıcıdır ve yenilgiyle sonuçlanır. Pek çok iyi insan etrafta koşuşup, adaletsizliği düzeltme çabasında. Bunların bir kısmına bağımdaş (ortak bağımlılık geliştiren) deriz, bir kısmı yaşayan kurbanlardır ve çok azı gerçekten azizdir. Bağımdaşlar ve yaşayan kurbanlar kızgınlık, öfke, kıskançlık ve güvensizlik doludurlar. Bu kavramı kabul etmemek öfke, mutsuzluk, gereksiz acı doğurur ve gelişmeyi engeller. Gerçekten adıl olmayan işte budur!

Buradaki paradoks, hayatın adil olmadığı gerçeğini kabul etmenin daha objektif, sevgi ve anlayış dolu ve gerçekçi davranış biçimleri yaratacağıdır. Genellikle hayatın adil olmadığını kabul edenlerin, etmeyenlerden daha “adil” oldukları gözlenmektedir. 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült