Hayal Ülkesi (Örnek Aile, Örnek Bakış Açısı)

Mehtap Kayaoğlu


Bu terapim ne çok uzun... Ne çok güzel... Ne çok acıklı... Ne çok ilginç... Ne de çok komik...
Sadece çok özel... Çok örnek bir terapi... Tam da bu nedenle, tüm terapilerimin arkasına yerleştirdim, Fümet'in öyküsünü... Çok hoş bir yardım süreciydi... Çok keyifli... Çok örnek bir çalışma... Çok örnek bir aile... Çok örnek alınması gereken bir bakış açısı...
* * *
Güzel bir yaz günüydü. Hatta fazla güzel bir gün. Bundan sonra olacakları haber verir gibi...
İş yerimde oturmuş, bir şeyler yazıp çiziyordum. Telefonum çaldı. Açtım. Sekreterim, hatta bir beyefendinin olduğunu, yetkili bir uzmanla telefonda görüşmek istediğini söyledi.
"Tamam... Bağla telefonu..." diyerek telefonun aktarılmasını istedim.
"Merhaba, kiminle görüşüyorum acaba?"
"Ben Psikolog Mehtap Kayaoğlu... Size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Aaa, Mehtap Hanım, benim bir kızım var. Onunla ilgili bir konuda görüşmek istiyordum."
"Tabii... Sorun nedir?"
"Daha önce bazı sorular sorabilir miyim?"
Belli ki beni ve merkezimizi tanımayan birisiydi. Eline geçirdiği bir broşürden ya da bir arkadaşının tavsiyelerinden yola çıkarak arıyordu. Yardım almaya gelip gelmeyeceğini anlamaya çalışıyor, gibi hissetmiştim.
"Lütfen... Buyrun? Cevap verebileceğim şeylerse elimden geleni yaparım..."
"Elime broşürünüz geçti. Sizi bu yolla buldum. Kızımla ilgili bazı meseleleri danışmak istiyordum. Ama çocuklarla ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?"
"Kaç yaşında kızınız?" "Sekiz yaşında"
"Çocuğunuzla, birlikte buraya geldiğinizde, getireceğiniz sorunun niteliğine göre, sizinle, eşinizle ve çocuğunuzla görü'
şüyoruz. Bu görüşmeler duruma göre ayrı ayrı olabileceği gibi, aile terapisi şeklinde, hepinizin birlikte seansa gireceği şekillerde de olabiliyor."
"Peki çocukları nasıl tanıyorsunuz? Yani onlara hemen ulaşabiliyor musunuz?"
"Elbette... Bizim işimiz bu... Bir takım metotlar kullanarak. .. Testler uygulayarak..."
"Nasıl testler?"
"Duruma göre; zeka, kişilik, bilinçaltı, ilgiyetenek... Ben en fazla, zaman kaybını önlediği ve çocukların bilinçaltı süreçlerini çok pratik bir biçimde ortaya çıkardığı için projektif testleri seviyorum. Yani bir çocukla birkaç hafta terapi yapıp acaba sorun nerde diye beklemektense, psikolojik test yapıp sorunu tespit edip doğrudan tedaviye yönelik çalışıyorum. Bunun gibi şeyler..."
"Güzel... Şey lütfen yanlış anlamayın. Çok düzenli ve sistemli bir kızım var. Ona uygun bir yenbulmak istiyorum o kadar. Başka bir niyetim yok. Böyle üst üste sorular sormamın sebebi bu."
"Rica ederim. Merak ettiklerinizi sorun..."
"Neyse... Ses tonunuz da güven verdi doğrusu. Benim kızımla sorunum şu. Aslında buna tam sorun da denilemez. Kızım, eve köpek almak istiyor. Annesiyle ben de köpek almasını istemiyoruz. Ama kızımıza bunu söylersek, bizden uzaklaşıp nefret eder, diye endişeleniyoruz. Bize yardımcı olur musunuz? Ona birlikte söyleyelim köpek için erken olduğunu. Çünkü biliyorum ki köpeğin sorumluluğunu alamayacak. Onun tüm işleri annesinin üzerine kalacak. Üstelik annesinin köpeklere karşı alerjisi var. Şimdi biz kalkıp da 'Kızım annenin alerjisi var, köpek alamayız' dersek annesinden nefret eder, diye korkuyoruz. Bu konuda yardım eder misiniz?"
Eve köpek almak istemiyoruz... Kızımıza söylersek bizden nefret edebilir... Lütfen birlikte söyleyelim... Kızımızın bizden nefret etmesine neden olmadan siz söyleyin...
Bunca yıllık meslek hayatımda ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyordum...
Bu insanlar kimdi?
Neydi?
Nasıl bir eğitim almışlardı?
Bu bakış açısını nasıl kazanmışlardı?
Burası Türkiye değil mi yoksa... Ben hayal ülkesinde miyim?
Hayal ülkesinde gibiydim...
Duyduklarım, benim bile hayal edebileceklerimden fazlaydı...
* * *
"Lütfen şaşkınlığımı bağışlayın. Yardım alma nedeniniz bana çok hoş geldi. Kızınız adına mutlu oldum, böyle bir aileye sahip olduğu için..."
"Çok teşekkür ederim. O halde size uğrayalım bir gün."
"Nasıl isterseniz Size elimden geldiğince yardımcı olurum."
Telefonu tekrar sekreterime aktarmıştım.
Duyduklarıma inanamıyordum.
Çocukları zor durumda olduğu halde yardım almaya! gelmeyen...
Hangi konularda uzman yardımına başvurması gerektiğini bilmeyen...
Yardım almaktan utanan...
Yardım almayı reddeden...
'Bizim zamanımızda uzman mı varmış? Annelerimiz bizi uzmanla mı yetiştirdi?' diyerek bu hizmet alanını görmezden gelen...
Çocuktur geçer... Çocuktur unutur diye düşünen...
'Çocuk milletinin ağzına iki patlattın mı, sorun diye bir şey kalmaz.' diyen...
'Hiçbir şeyi yok, her şeyi hınzırlığından yapıyor.' diyerek sorunları reddedilen...
Her konuda harcayacak para bulup da iş uzman yardımı almaya gelince, ceplerinden çıkacak iki kuruşun hesabını yapan...
Çocuğunun pantolonuna, giysisine servet ödeyen, çocuğuna ev, araba almakla iyi bir gelecek hazırladığını zanneden; ama iş ruhsal geleceğe ve çocuğunun hayatına yatırım yapma noktasına gelince, her şeyin hesabını yapan...
Neler neler... öyle annebabalarla karşılaşmıştım ki...
* * *
Birkaç gün sonra aynı beyefendi aradı. Gün içinde gelmek istediklerini söyledi. Öğleden sonra uygun olduğum bir saatte anlaştık.
* İşin doğrusu bu aileyi mutlulukla bekliyordum.
Randevu saatinde tam zamanında geldiler. Aslında erken gelmişler, ama aşağıda mağazaları gezerek, zaman doldurmuşlar.
Odamda otururken, sekreterim telefon etti ve danışanlarımın geldiklerini söyledi. Odama getirmesini istedim.
İçeri önce baba girdi. Genç görünümlü bir anne ve güzel bir kız çocuğu.
"Merhaba... Hoş geldiniz ¦."
Onlar bana bakıyorlardı, ben onlara... Sanırım herkes birbirine, beklediğinden farklı birisiyle karşılaşmanın verdiği şaşkınlıkla bakıyordu.
Baba, genç görünümlü, zayıf, uzun boylu, top sakallı, kolunda iri gösterişli dövmesi olan, enerjik görünümlü bir beydi.
Anne, spor kıyafetleri içinde, takıları ve görüntüsüyle genç kız gibiydi.
Fümet, son derece ağır başlı görünümlü, cici bir kız çocuğu.
"Bu kadar genç olacağınızı tahmin etmemiştik Mehtap Hanım..."
"Ben de sizin için aynı şeyleri düşünüyordum..." dedim.
"Bizim böyle göründüğümüze bakmayın. Aslında yaşlarımız ilerledi, ama genç görünüyoruz."
Oturduk. Bir süre birlikte sohbet ettik. Anlaşmamız gereği kızlarına söylemek istedikleri konuda kendilerine yardım edecektim.
"Şeyyy... Biz duyduk ki siz ailelere rehberlik ediyormuşsunuz. Örneğin biz kızımızı daha yakından tanımak istesek, bize yardım edebilir misiniz?"
Anneyle babanın, geçen günkü telefon konuşmasından sonra, sadece köpekle ilgili yardım almakla sınırlı kalmayacaklarını düşünmüştüm. Öyle görünüyordu ki, kızları için daha fazlasını yapmaya karar vermişlerdi.
"Tabii ki yardım ederim. Gençlerle tanışıyorum, onların ailelerince fark edilmeyen yönlerini buluyorum. Sonra aileleri' ni, çocuklarının bu taraflarıyla tanıştırıyorum. Çok eğlenceli oluyor. Aileler şaşırıyor. Biz de genç arkadaşlarımla birlikte eğleniyoruz."
Fümet, çok şirin görünümlü bir kızdı. Ailesinin söylediğine göre yaşamında her şey son derece düzenliydi. Derslerinde başarılı, sistemli, disiplinli bir çocuktu. Odasını düzenli olarak toplayan, yemek saatlerinde yemek yiyen, abur cubur şeyler atıştırmayı sevmeyen, ortalığı dağıtmayan, insanlarla ilişkilerinde nazik ve kibar davranan bir kız.
"Biz kızımızdan son derece memnunuz. Çok programlı bir çocuk. Aslına bakarsanız bize göre fazla düzenli bir hayatı var."
"Nasıl... Bunu açar mısınız?"
"Örneğin biz annebaba olarak rahat insanlarız. Öyle aman şu şöyle olsun, aman bu böyle olsun... Yapmayız öy. le şeyler. Fümet doğduğundan beri böyle tutumlarımız olmadı. Onu hep rahat bıraktık. Biz zamanında zorlandık da ne oldu, diye düşündük. Ama Fümet bize benzemedi. Biz ne kadar dağınık, relaks davranıyorsak, Fümet o kadar sistemli bir çocuk oldu."
Babanın söylediklerine anne katkıda bulunuyordu:
"Evet Mehtap Hanım, diyelim ki okuldan geldi. Birlikte bir yerlere gideceğiz. Hadi hazırlan dediğimizde kesinlikle reddediyor. Önce derslerini bitirmesi gerektiğini söylüyor. Derslerini gelince yapabileceğini söylüyoruz... Yok... Dersler daha önemli. Oysa zaten çalışkan bir çocuk. Yazılılara bile çalışmasına gerek yok. Öyle oluyor ki onun yüzünden bir yere gidemiyoruz. Anne olarak kızımın döküntüsünü hiç toplamadım desem yalan olmaz."
"Kaldı ki benim döküntülerimi topluyor. 'Of babacığım, niye böyle dağınıksın sen?' diyerek, ortalığa attığım, her şeyi yerine yerleştiriyor." diye ekliyordu babası.
Bir yandan da Fümet'i izliyordum. Anlatılanları sakin
bir şekilde dinliyordu.
"Fümet... Çok güzel bir ismin varmış." "Teşekkür ederim... Ben de seviyorum ismimi." "Annenle babanın söylediklerini duydun... Anlaşılan sen
sorunsuz bir çocuksun. Onlara kaülvyor musun? Sence her şey
yolundamı?"
"Evet... Her şey yolunda. Bazen yolunda gitmediğinde oturup konuşuyoruz, o zaman daha da iyi oluyor."
O kadar kibar, o kadar tatlı, o kadar iyi yetiştirilmiş bir görüntüsü vardı ki, sanki İngiliz okullarının, Leydi yetiştiren bölümlerinden fırlayarak ülkemize gelmişti. Asil bir yanı vardı... Anlatılamayan... Hissedilebilen...
"Mehtap Hanım, isterseniz siz Fümet'le yalnız kalın. Kızımızın biz yokken söyleyeceği şeyler olabilir. Zamanla ilgili hiç acelemiz yok. İstediğiniz kadar gidip geliriz. Hiçbir şey için acele etmemize gerek yok."
Mesaj alındı...
Babanın sözlerindeki mesaj yerine ulaşmıştı. Evdeki köpek krizini aşmak için gelmişlerdi. Fakat bunun için bile acele etmemem için uyarılmıştım.
Hiç önemli değil... Gerekirse birkaç kez geliriz... Yeter ki kızımız için her şey yolunda gitsin...
"Nasıl isterseniz. Bu durumda sizi bekleme salonuna, çay içmeye gönderiyoruz Değil mi Fümet?"
"Evet... Gazete falan da okuyabilirler bizi beklerken..."
Görünen o ki annesiyle babasının boş zaman harcamalarını istemiyordu.
Anne babasının dışarı çıkmasıyla birlikte, o kibar ve nazik gülüşüyle:
"Ben sizi çok sevdim biliyor musunuz? Gelirken hiç böyle olacağınızı tahmin etmemiştim. Yaşlı bir doktora gidiyoruz sanmıştım. Ne kadar iyi. Genç yaşta böyle güzel bir iş yapıyorsunuz..."
"Çok teşekkür ederim... Bu sözlerden sonra, sana hak vermeye başladım. îyi ki bu işi yapıyorum. Aksi halde senin gibi tatlı bir genç bayandan böyle şirin sözler duyamazdım sanrnm..."
Bir süre sohbet ettik. Genel anlamda son derece dengeli görünüyordu. Olumsuz görünen, herhangi ciddi bir patolojik soruna işaret eden bulgu yoktu.
Birçok anne baba, tüm mükemmel görüntüsüne rağmen bu kadar dengeli çocuk yetiştiremezlerken, bu annebaba ne yaparak, Fümet'i ortaya çıkarmışlardı, merak ediyordum doğrusu. Nasıl bir çocukta yolunda gitmeyen ne varsa, yolunda gitmeyen her şeyin mimarı ailesiyse, Fümet'te yolunda giden her şeyin de mimarı ailesiydi. Aileye hakları teslim edilmeliydi.
Fümet'le görüşmemiz bittikten sonra ailesi benimle bir süre yalnız görüşmek istediklerini söylediler. Kızlarıyla birlikte teklifi kabul ettik. Bu kez dışarıda gazete okuma sırası Fümet'e gelmişti.
"Ne düşünüyorsunuz kızımız hakkında?"
"Çok iyi yetiştirilmiş bir çocuk. Birkaç yıldır bu işi yapıyorum. Artı, içinde bulunduğum sosyal çevrede gördüğüm çocukları da eklersek, bu kadar tatlısıyla ilk kez karşılaşıyorum. Harika bir kızınız var. Onu nasıl yetiştirdiniz?"
"Aslına bakarsanız biz de tam bilmiyoruz. Evlendiğimizde tam olarak anne baba olmaya hazır değildik. Bizi gördünüz. Biz özgür insanlarız. Kızımız hayatımıza girince de fazla farklılık yapmadık. Aman şunu yap, aman bunu yap gibi sıkıştırmalar yapmadık. Her şeyine karışmadık. Nasıl istiyorsa öyle davrandı. Derken büyüdü. Biz ikimiz onun kadar sistemli değiliz. Ani kararlar verip evden fırlıyoruz. O çıkmıyor. Dersi varsa önce dersini bitiriyor, sonra çıkıyor. Bol bol kitap okuyor. Akşamları televizyon izlediğimde 'Babacığım, bu programı izlemek yerine, şu kitabı okusan. Senin için daha faydalı olur.' diyor. Bizi hep olumlu ve güzel şeylere yönlendiriyor."
Burada anne devreye girdi:
"Örneğin hiç sinirli değil. Çok mantıklı bir çocuk. Arkadaşlarımızın çocuklarına bakıyoruz sorunlarla dolu. Bizim kızımızda hiçbir şey yok. Her şey yolunda. Resmen dua ediyoruz, böyle bir kızımız olduğu için. Ama olur ya bizim görmediğimiz bir şeyler varsa diye getirdik size. Özellikle bilinçaltında sorun var mı, merak ediyoruz. Basit şeyler için kızımızın dengesini bozmak istemiyoruz."
Babanın sözlerindeki "bizi gördünüz" ifadesi, onların görüntülerine odaklamıştı beni. Özgür bir görüntüleri vardı. İkisi de genel popülasyonun biraz dışında duruyorlardı. Kollarındaki iri dövmeler, üzerlerindeki metal süslerle...
Burada muhteşem bir dengeyi yakaladıkları her hallerinden belliydi.
Ülkemizde iki uç noktada hatalar yapıldı yıllardır. Önceden aileler her şeyi aşırı bastırdılar. Çocukların kendilerini ifade edebilmeleri, kendilerini gerçekleştirebilmeleri için hiçbir şey yapılmadı. .
Sonraki jenerasyonda tam da bunun tersi devreye girdi. Çocuklarımıza özgürlük kazandırıyoruz adı altında, iyice sınırsız çocuklar olmaları sağlandı. Durdan susdan anlamayan çocuklar...
Bu insanlarsa çocuklarının sununa bununa karışmadıklarını söylüyorlardı...
Bence genel anlamda iyi ve besleyici bir anne baba olmayı başarmışlardı. Öyle görünüyordu ki, çocuklarına genel yönlendirme işini iyi yapmışlardı.
En önemli tavırlarıysa, eleştiri ve tenkit ifadelerine yer vermemiş olmalarıydı...
Tüm bunları nerden mi anladım?
Tabii ki çocuklarıyla hangi durumlarda nasıl konuştuklarını sordum. Çeşitli alternatif davranışlar sundum onlara. Böyle bir durumda kızlarına ne söylemiş olabileceklerini sordum. Aldığım cevaplar, tam da olmasını istediğimiz düzeydeydi.
Destekleyen...
Yönlendiren...
Karşılıksız seven...
Eleştirmeyen...
Tenkit etmeyen...
Tehdit etmeyen...
Ani çıkışlarla azarlamayan.
Her türlü sorunu çocuğuyla konuşabilen...
Konuşmalarda nasihatlere yer vermeyen.
Bastırmayan...
Bir çocuğun yetiştirilme sürecinde bunlardan daha önemli ne olabilir?
Bir hafta sonra tekrar geldiler.
Fümet'e yaptığım psikolojik testin sonuçlarını merak ediyorlardı. Fümet, dışarıda bizi bekliyordu. Önce test sonuçlarını verecektim, ardında Fümet'le görüşecektik.
İlginçtir ki Fümet'in bilinçaltmdan engellenme duygusu çıkmıştı. Baba ile çatışma, bilinçaltı yalnızlık. Kendisini evde yalnız hissediyordu, kardeş istiyordu. Belki de yalnızlığını çözümleyecek bir kardeş.
Psikolojik bir test olduğu için sonuçların aktarılması uzun sürer genellikle. Sonuçları büyük bir dikkatle dinliyorlardı. Kızlarıyla ilgili bilmedikleri şeyleri duymak çok hoşlarına gitmişti. Bazı konularda şaşkınlıklarını gizleyemediler:
"Benimle nasıl çatışma yaşar. Benimle arası, annesininkinden daha iyi. Her şeyini benimle paylaşır."
"Bu projektif bir teknik. Hata payı olabilir. Ama başlangıç' ta aileleri şaşırtan süreçler, terapi sırasında kendisini doğrulu.' yor. Ben de elime geçen bulguları aileleriyle paylaşıyorum. Bilinçaltındaki izleri takip ediyorum. Niçin sizinle çatışmalar ya' sadığını terapiyle bulabilirim."
"Evet yaa, çok iyi olur. Bulun da bana da söyleyin, hatalar yapmayayım kızıma karşı. Bir de şu kardeş meselesi. Hiç istemiyor. Biz aslında bir bebek daha düşündük, ama o istemediği için vazgeçtik."
"Aile içindeki sistemin tam olarak oluşturulabilmesi için yedek oyunculara ihtiyaç vardır. Bir çocuk, ne kadar kardeş istemezse istemesin, ne kadar kardeşinden şikayet ederse etsin, SO' nuç hiç değişmez. Aile içindeki ilişkiler koalisyon halindedir. Anne ve baba koalisyon kurarken, kardeşler de kendi araların' da koalisyon kurarlar. Kendilerini yalnız hissediyorlarsa ya koalisyon kuracak birini bulamamışlardır ya da koalisyon kuracak
kardeş ailede olduğu halde frekansı tutturamamışlardır. O ne' denle, diliyle istemediğini söylese de aslında yalnızlık hissediyor ve bu yalnızlığın kardeşle giderilebileceğini düşünüyor."
"Arkadaş çevresi de geniş. Eve yatılı falan da geliyorlar, ama demek ki yetmiyor." dedi annesi.
"Kendinizi düşünün. Hayatınız boyunca, yaşamınızdan gelip geçen arkadaşlarınızı düşünün... Hangisi yanınızda... Kaç tanesi sizin yanınızdaki varlığını koruyabilmiş... Oysa kardeşiniz ölünceye kadar yanınızdadır. Bir süre ara verir belki ama sizi hiç terk etmez. Üstelik burada gerçek bir kardeşlikten söz etmeliyiz Ortalıktaki birbirini kandıran, aldatan, dolandıran kardeş ilişkileri kriterimiz olmamalı..."
"Evet, çok haklısınız... O halde biz sizi yalnız bırakalım. Müsait ortam olursa, bu köpek meselesini de çözerseniz çok mutlu oluruz..."
Test sonuçlarıyla ilgili bir süre daha konuştuk. Bilinçaltmdan çıkan veriler ve bunların günlük hayatta karşılarına çıkma biçimleriyle ilgili bilgilendirme yapmaya çalışmıştım. Babası anneye oranla daha aktif dinliyordu. Sürekli aklına gelen her şeyi soruyordu. 'Bazen şöyle yapıyor, bununla ilgisi olabilir mi', 'Hay Allah, ben de bu davranışına bir anlam veremiyordum, demek ki bu nedenle' gibi hayretini gizleyemiyordu. Bana yardımcı olacağını düşündüğü ayrıntıları paylaşıyordu.
Bana ilginç gelen tarafsa, ailenin kendileriyle ilgili detay bilgileri paylaşmalarıydı. Genellikle tüm terapilerde böyle olur. Önce herkes kendisiyle ilgili hep olumlu şeyleri anlatır. Sonra 'Biz bu kadar dikkatliyiz, bu çocuk niye böyle oldu anlayamadık.' derler. Sanki tüm sorunları, gökten yağmış gibi. Sanki kendilerinde hiçbir hata yokmuş gibi...
Daha ikinci görüşmemizde böylesine paylaşımcı ve içten açıklamalar bana da iyi gelmişti.
Seansta ben ne kadar iyi olursam, ne kadar iyi hissedersem, karşımdaki kişiye de o kadar fazla yardımcı olabilirim... Önce ben rahat olmalıyım... Önce ben kendimi iyi hissetmeliyim...
Konuşmalardan sonra tam kapıdan çıkacaklardı ki, baba aniden dönerek:
"Mehtap Hanım, bir şey soracağım... Çok merak ettim de..."
"Sorun..." dedim gülümseyerek.
"Bu broşürleri nerede bastırdınız? Çok profesyonel bir çalışma. Merak ettim de. Kimin fikriydi bu dizayn?"
"Basım işlerini bir arkadaşımın eşi yaptı. Reklam ajansı var. Ama tasarım bana ait. Ben tasarladım. Hiç kimseyi danışamadım. Düşündüm, buldum. Onlara da, bunun aynısını yapın ve basın, dedim. Bastılar."
"Tahmin etmiştim. Geçen hafta buradan ayrılırken eşime de söyledim. Birkaç broşür vardı elimde. Yan yana sıraladım. En profesyonel görünen yeri aradım. Sizi görünce de eşimle karar verdik. Bu tasarım kesin olarak Mehtap Hanıma aittir, diye. Test sonuçlarınız da sizin bir profesyonel olduğunuzu gösterdi. Sonuçlarınız da o kadar isabetliydi ki. Zihnimde yerine oturmayan birçok puzzle vardı kızımla ilgili. Bunca yıldan sonra her şey yerine oturdu. Sizi bulduğumuz için çok şanslıyız."
"Çok teşekkür ederim. Böyle düşünmeniz beni mutlu etti doğrusu..."
Dışarı çıktılar.
"Yaptığınız o çalışmanın sonuçlarını bana da söyler misiniz? Merak ettim. Yolunda gitmeyen şeyler nelermiş."
Karşımda son derece zeki, akıllı bir kız duruyordu. Onunla, diğer herkesle yaptığım gibi kartları açık oynamam gerekiyordu. Karşılıklı güven ilişkimizin kurulabilmesi için, ondan bir şeyler gizlediğim duygusuna kapılmaması gerekiyordu.
"Aslına bakarsan önemli bir sorun çıkmadı. Sadece ufak tefek, seninle konuşmamda sakınca olmayacak şeyler var."
"Öyle mi? İyi sevindim. Ne var mesela ilginç olan..."
"Bana en fazla ilginç geleni, babana karşı bir miktar kızgınlık hissediyörmüşsün gibi bir bilgi geçti elime. Babanla iyi anlaştığını biliyorum. Ama elime geçen bilgi böyle. Bu konuda bir şey söylemek ister misin? Yaptığım çalışmada yanılmış da olabilirim. Bilirsin, yanılma payı her zaman vardır."
"Hayır Mehtap Abla, yanılmamışsın..."
'Hayır Mehtap Abla yanılmamışsın...' itiraz etmeden kabul etti... 'Ooo, demek öyle' der gibi yüzüne bakıyordum. Açıklamasına devam etti:
"Babamı tabii ki seviyorum. Ama bazen kızıyorum da. Bu normal bir şey değil mi? İnsan hem sever, hem de kızabilir..."
"Tabii ki son derece normal. Peki hangi durumlarda kızıyorsun ona?"
"En çok öfkelendiği zamanlarda kızıyorum. Çok hırçınlaşıyor bazen. Annemle çok tartışıyorlar. Anneme çok bağırıyor. O zaman kızıyorum." ; "Bunu babanla konuşuyor musun?" ' "Hayır, öfkelendiği zaman yanma yaklaşılmaz bile. Annem de hiç alttan almıyor, o da ona bağırıyor. Sonra aradan zaman geçiypr, hiçbir şey yokmuş gibi konuşuyorlar. Madem tekrar konuşacaklar, niye birbirlerini kırıyorlar, anlamıyorum."
"Anlıyorum... Bazen büyükleri anlamak zordur."
"Evet... Çocuk gibiler. Kocaman adam olmuş. Nerdeyse kırk yaşma geliyor, hâlâ küçük çocuk gibi davranıyor."
"Böyle durumlarda ne yapıyorsun?"
"Odama gidiyorum, ders yapıyorum. Kitap okuyorum. Üzülüyorum. Ama onlar üzüldüğümü bile anlamıyorlar."
Kendisini onlardan uzaklaştırıyordu. Soyutluyordu ortamdan. Konuşmuyordu. Bir anda babasının biraz önceki konuşmamızda "Bizimle yeterince diyalog geliştirmiyor bazen. Sanki uzakta olduğunu düşünüyorum." sözleri aklıma gelmişti.
"Üzüldüğünü söylesen işe yarar mı?"
"Yaramaz. Dinlemezler ki. Babam bir şey söylediğinde 'Tamam kızım.' der. Sonra aynı şeyleri tekrar yapar. Bir şey değişmez yani."
"Bunu söyledin mi? Yani konuştuğun halde hiçbir şeyin değişmemesinden duyduğun rahatsızlığı?"
"Yoo, söylemedim. Böyle bir şey babaya söylenir mi?"
"Söylenir bence. Önemli olan nasıl bir üslupla, söylediğin. Bağırıp çağırarak söylenen, en güzel sözler bile olsa karşımızdakini incitir. Ama sakin ve çözümlemeyi hedefleyen şeyler söylediğimizde işe yarar. Yani en azından denemekte fayda olabilirmiş gibi geldi bana." 
"Evet... Doğru... Buna katılıyorum..."
"Biraz şaşırdım doğrusu... Dışardan bakılınca her şeyi rahatlıkla konuşabilen bir babakız gibi görünüyorsunuz Yani ben öyle görüyordum sizi Nedense işte... Şaşırdım..."
"Babam bağrışmayı konuşma zannediyor. Bence konuşma sakin yapılır. Burada olduğu gibi... Bak ne güzel konuşuyoruz seninle. Kalbim hiç hızlı hızlı atmıyor, acaba Mehtap Abla bana kızacak mı diye. Ama babamla konuşurken endişeleniyorum."
"Bence sen zeki ve kendisini ifade edebilen bir bayansın. Babanla bu meseleyi konuşabilirsin gibi geliyor bana. Sorunun ne olduğunu bilmezse, değiştirmek için ne yapabilir ki... Belki duyunca şaşırır bile... Belki farkında bile değildir öyle yaptığının..."
Bir süre daha babasıyla ilgili şeyler konuştuk. Derken süre doldu. Köpek meselesini getirmediği için, ben de açmamıştım.
Süre dolduğunda önümüzdeki hafta için sözleşerek ayrıldık.
Sonraki randevumuza geldiğinde, geçen hafta babasıyla bazı meseleleri konuştuğunu ve babasının kendisini son derece iyi bir dinleyici gibi dinlediğini anlattı sevinçle.
"Buraya gelmek işe yaradı. Daha önce konuşsaydım derdim, ama daha önce konuşmanın fazla faydası olmazdı. Sizinle konuşunca babamda da değişiklikler olmuş. Beni çok sakin dinledi. Anlamaya çalıştı. Sonra ne pahasına olursa olsun, her şeyimi ona anlatabileceğimi söyledi. 'Ben senin babanım, benden hiçbir şey gizlemene gerek yok.' dedi. Çok hoşuma gitti. Annemle de sohbetler yaptım. Her şey çok daha güzel geçti yani."
"Senin adına mutlu oldum. Bugün anlatmak istediğin bir şey var mı?"
"Evet... Bir süredir kafamı kurcalayan bir şey var. Sana sorabilir miyim?"
"Tabii ki sorabilirsin."
"İyi... Ben uzun zamandan beri kendime bir köpek almak istiyorum."
"Öyle mi..? Bu çok güzel... Nasıl bir şey istiyorsun? Ne cins bir köpek?"
"Tam bilmiyorum. Babamla uzun süreden beri arıyoruz. Hatta bir arkadaşının köpek çiftliği varmış. Birlikte gidip köpeklere baktık. Ama tam karar veremedim. Ben aslında şöyle hızlı koşan, iri bir köpek istiyorum. Babam, süs köpeği gibi bir şey almamı istiyor."
"Annen nasıl bir şey istiyor?"
"Annem hiç karışmıyor. Aslında istemiyor. Birkaç kez, eve kesinlikle köpek istemem, dedi. Ama ben çok istiyorum."
"Hiç hayvanın oldu mu şimdiye kadar?" "Balık falan almıştık. Bir ara muhabbet kuşu..." "Hayvanlarla arkadaşlık etmeyi seviyorsun demek..." "Evet çok seviyorum. Kardeşim de yok. Evde çok yalnızım. Köpek alırsak yalnızlığım geçer. Hem de onunla eğlenirim, değil mi?"
"Evet... Eğlenirsin... Seni oyalar... Annen niçin istemiyor?"
"Alerjisi var köpeğe. Evi pisletir, her yere çişini yapar, diyor. Hep hayvan alıyorsunuz, sonra tüm temizliği benim başıma kalıyor, diye kızıyor. Babam çok anlayışlı. O da benim gibi kocaman bir köpek istiyor."
"Anlıyorum... Alerji zor bir şey. İnsanı ne zaman hapşırtıp kaşındıracağı belli olmuyor. Gerçi annen bir miktar haklı. Başka ailelerde eve alınan hayvanlar hep annelerin üzerine yük olur ya, annen de aynı şey kendi başına da gelecek, diye. endişeleniyordur."
"Evet öyle herhalde..."
"Eee, köpek istediğine göre, onlarla ilgili her şeyi biliyorsundur değil mi?"
"Biraz bir şeyler biliyorum, ama..."
"Köpek kimin olacak? Yani kim sahiplenecek tam olarak?"
"Ben..."
"Tüm bakımını üstlenebilecek misin peki?"
"Evet..."
"Bu çok iyi... Demek köpeği her gün çıkarıp beşaltı kilometre koşturabileceğin bir yer var. Kolaylıkla gideceksin, köpeği koşturacaksın, dönüp eve geleceksin..."
"Ne koşturması? Öyle bir yer yok ki..."
"Nerde koşturacaksın köpeği? Köpekler günlük belirli bir kilometre koşmadıklarında sağlıklarını kaybederler ya... Yani bunu biliyorsun, değil mi?"
"Yok, aslında bilmiyordum... Koşmasa? Ya da babam koşturur..."
"Bakımını, temizliğini, yemeğini sen okuldayken kim halledecek. Okulun tüm gün. Köpek sana bağlanırsa, senden başkasından yemek yemez Sen gelinceye kadar aç kalmaz inşallah..."
"Annem yedirebilir..."
"Annen...?"
"Ayyy, onun da alerjisi var."
, "Köpek senin olacaksa, bence bütün ihtiyaçlarıyla sen kendin ilgilen istersen. Nasıl bir bebeğin tüm ihtiyaçlarıyla annesi ilgileniyorsa... İhtiyaçları, sevdiği kişi tarafından giderilen bebek mutlu olur, huzurlu olur, sakin olur. Köpekler de duygusal hayvanlar. İnsanların kızmalarını, azarlamalarını, bağırmalü' rını, sevmelerini, öpmelerini hissediyorlar. Senin dışında birisi, ona senin kadar sevgiyle bakmayabilir. Yani sen o köpeği, yalnızlıktan kurtulmak, arkadaş ihtiyacını gidermek için sevgiyle beslersin. Ama annen yemeğini verirken, baban parkta koştu' rurken, önceleri sırf kızları için bunu yaparlar. Sonra senin yüklediğin anlamı yüklemezlerse köpeğe, yani senin sevdiğin gibi sevmezlerse köpeği, o hayvan bunu hemen anlar. Demek istiyorum ki annenle babanın da o köpeği, en az senin sevdiğin kadar sevmeleri gerekir. Severler herhalde değil mi?"
Bir süre düşündü:
"Bunu tam bilmiyorum. Belki sevmezler benim gibi. Kimse benim kadar sevemez ki..."
"Aslında bunları şimdiden konuşmak erken. Bazı anlar yaşanmadan, haklarında karar vermemek gerekir."
Annesinin ve babasının en önemli endişeleri tam da buydu. Köpeği alacak, sonra her işi bizim başımıza kalacak. .. Haklıydılar da...
Konuşmayı fazla uzatmamaya kararlıydım. Fümet zeki bir kızdı. Sorumluluklarını alması gerektiğine dair minik bir hatırlatma yapmıştım. Bu kadarı onun için yeterliydi.
Ya köpeği alacaksa tüm sorumluluklarıyla alacaktı... Ya da vazgeçecekti... Seçme hakkı onundu.
O günkü konuşma genelde bu çerçevede dönmüştü.
Süremiz dolduğunda beni yanaklarımdan öperek yanımdan ayrıldı. Ben de her zaman yaptığım gibi, sırtından aşağıya doğru sarkan, ipek gibi upuzun saçlarını okşadım.
 Bir sonraki hafta geldiğinde her zamanki gibi zarif ve kibardı. O tatlı gülümseme, tüm gözbebeklerini sarıyordu.
Bana önemli bir karar aldığını söyleyerek konuşmaya başladı:
"Mehtap Abla, önemli bir karar aldım." "Ne kararı aldın? Merak ettim..." "Köpek almaktan vazgeçtim." "Köpek almaktan mı vazgeçtin? Niye?"
"Çünkü geçen hafta konuştuklarımızı düşündüm. Gerçekten bir köpeğim olmasını çok istiyorum. Ama onun mutlu olmasını da istiyorum. Eğer onunla yeterince ilgilenemezsem, mutlu olmaz. O zaman çok üzülürüm."
"Annenlerle konuştun mu? Sana yardım konusunda bir şeyler yapabilirlerdi..."
"Konuştum... Annem aslında istemiyor. Ama beni kırmamak için evde bir köpeğe katlanacak. Babam tarafsız. Ama her gün nasıl koşturacak köpeği."
"Anlıyorum..."
"Bu durumda kendi başıma sorumluluğunu alabileceğim bir köpeğe sahip olmak için biraz daha büyümem gerekiyor."
"Peki bu karar sana nasıl geldi?"
"Çok zor gelmedi. Çünkü ben köpeklerin de mutlu olacağını, ağlayacağını, üzüleceğini düşünmemiştim hiç. Kendimi köpeğimin yerine koydum. Her sabah sahibim okula giderken beni odasına bağlıyor. O gelinceye kadar odada kilitli kalıyorum. Akşam o gelince çıkıyorum. Üzülürdüm resmen. Önceden olsa köpek almaktan vazgeçtiğim için üzülürdüm. Ama bunları düşününce üzülmüyorum. Nasıl olsa büyüyünce alacağım."
"Evet... Son derece sağlıklı bir karar gibi görünüyor."
"Haa, bir de kararımı annemlere de söyledim. Kendi aramızda bir başka karar aldık. Babamın bütün hayali bahçeli bir ev almak. Ben büyümeden önce o evi alırsa, büyümemi beklemeden köpeği alacakmış. Çünkü köpek bahçede olacağı için akşama kadar koşabilirmiş. Eve girmeyeceği için anneme alerji yapmazmış."
"Heyy, bu çok iyi..."
"Dahası da var. Arkadaşının köpek çiftliğine sık sık göH türecek beni. Arkadaşını aradı. İstediği zaman kızın gelsin. Köpeklerle dilediği kadar oynasın, demiş. İstediğim kadar onları sevebileceğim."
"Ooo, bu da çok güzel..."
"Vee, en güzeli geliyor. Annem de ne dedi biliyor musun?"
"Ne dedi?"
"Köpek için üzgünüm... Ama evde bakacağın bir hemstır beni hiç rahatsız etmez, dedi..."
"Bir hemstir haa... Demek bir hemstırın olacak?" "Evet... Çok mutluyum..."
Böylece, dünyada milyonlarca olduğunu bildiğim bir meleğe daha yardımcı olmuştum.
Günün başka bir müjdesi, anneyle babadan gelmişti... Yeni bir bebek için hayatlarında yer açmaya başladıklarını söylemişlerdi...
 

 

 

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült