Güç, Saygınlık Kazanma, Mal-Mülk Edinme Çabası

Karen Horney


Sevilmek için gösterilen çaba, bizim kültürümüzde, endişeden kurtulabilmek için sık sık başvurulan bir yoldur. Güçlü olma, saygınlık kazanma, mal-mülk edinme ya da zengin olma çabası da başka bir yol olarak görünmektedir.

Güçlü olma, saygınlık kazanma, mal-mülk edinme çabasını niçin tek bir sorunun görünüşleri olarak ele aldığımı açıklamam belki de iyi olacak. Konuya ayrıntılı bir şekilde bakıldığı zaman, bir kişilikte bu amaçlardan birinin ya da ötekinin belirgin bir eğilim olması hiç şüphesiz büyük bir fark çıkaracaktır ortaya. Güvenliğe ulaşmak için gösterilen nevrotik çabada hangi amacın birinci derecede rol oynadığı, dış şartlara olduğu kadar bireysel yaradılış ve ruhsal yapı farklarına da bağlıdır. Bu üç çabayı birlikte ele almış olmamın nedeni, hepsinde ortak olan bir özelliğin bu çabaları sevilmek için duyulan ihtiyaçtan ayırmış olmasıdır. Sevgi ya da şefkat görme çabası, başkaları ile sıkı bir ilişki kurarak güvenliğe ulaşmayı dile getirdiği halde, güçlü olma, saygınlık kazanma, mal-mülk edinme çabası başkalarından uzaklaşarak ve kendi durumunu güçlendirerek güvenliğe ulaşmak demektir.

Sevilmek isteği yalnız başına ele alındığı zaman nasıl nevrotik bir eğilim değilse, güçlü olmak, saygınlık kazanmak, zengin olmak isteği de aynı şekilde yalnız başına ele alındığı zaman hiç şüphesiz nevrotik bir eğilim değildir. Böyle bir nevrotik çabanın ayırt edici niteliklerini anlayabilmek için, onu aynı amaca yönelmiş normal bir çaba ile karşılaştırmak gerekecektir. Güçlü olma duygusu normal bir insanda ister beden gücü ya da bedenle ilgili bir yetenek olsun, isterse düşünce yetenekleri, olgunluk ve bilgelik söz konusu olsun, kendi üstün gücünü fark etmiş olmaktan ileri gelmiş olabilir. Ya da güçlü olmak için gösterilen çaba, özel bir nedenle ilgili olabilir: Aileyle, politik grupla, meslek grubu ile, anayurtla, dinsel ya da bilimsel bir düşünceyle ilgili olabilir. Buna karşılık, güçlü olmak için gösterilen nevrotik çaba, endişeden, kinden ve aşağılık duygularından ileri gelir. Kesin bir ayrım yapmak gerekirse, güçlü olmak için gösterilen normal çabanın kuvvetten, nevrotik çabanın ise zayıflıktan doğduğunu söyleyebiliriz.

Kültürel bir etken de işe karışmaktadır. Bireysel bir güç ve saygınlık kazanma, mal-mülk edinme ve zengin olma çabası her kültürde belli bir rol oynamaz. Sözgelişi, Pueblo Kızılderililerinde saygınlık kazanma çabasına kesin olarak set çekilmektedir; insanların sahip olduğu mal-mülk arasında da pek az bir fark vardır; böylece mal-mülk edinme çabasının da Pueblo'lar için pek az bir önemi vardır. Pueblo kültüründe güvenliğe ulaştıracak bir araç olarak şu ya da bu şekilde üstün olma gibi bir çabanın da anlamı yoktur. Bizim kültürümüz içerisinde yaşayan nevrotik kimselerin böyle bir yolu seçmiş olmaları, bizim sosyal yapımız içerisinde güç, saygınlık ve zenginliğin daha fazla bir güvenlik duygusu verebilmiş olmasından ileri gelmektedir.

Bu amaçlara ulaşma çabasını yaratan şartları araştırma konusu ettiğimiz zaman, böyle bir çabanın, genellikle, ancak temel endişenin sevgi yolu ile giderilmesinin imkansız olduğu durumlarda ortaya çıktığını göreceğiz. Sevgi ihtiyacının engellenmesi halinde böyle bir güççü olma çabasının «harislik» şeklinde nasıl ortaya çıktığını gösterecek bir örnek vermek istiyorum.

Bir kız, kendisinden dört yaş büyük olan erkek kardeşine şiddetle bağlanmıştı. Aralarında az çok cinsel bir renge bürünmüş olan bir sevgi vardı; ama kız sekiz yaşına gelince erkek kardeşi birdenbire ondan uzaklaştı; çünkü artık birbirileriyle oynayamayacak kadar büyümüş olduklarını söylüyordu. Bu olaydan biraz sonra kız çocuk okulda birdenbire şiddetli bir harisliğe kendini kaptırdı. Bu harislik hiç şüphesiz sevgi ihtiyacının hayal kırıklığına uğramasının sonucuydu ve bu çocuğun bağlanacak pek fazla kimsesi olmadığı için bu ona çok acı gelmişti. Babaları çocukları ile ilgisizdi; anneleri ise açıkça oğlunu tercih ediyordu. Şu var ki, bu küçük kız yalnızca hayal kırıklığına uğramakla kalmamıştı; gururu da korkunç bir darbe yemişti. Ağabeyinin tavrındaki değişikliğin onun ergenlik çağına yaklaşmış olmasından ileri geldiğini anlayamıyordu. Kendine olan güveni zaten pek zayıf olduğu için, bu yüzden kendini alçalmış ve küçülmüş bir durumda hissediyordu, ilk olarak, annesi onu istememişti; üstelik herkesin hayran olduğu güzel bir kadın olan annesinin yanında kendini silik bir kız olarak görüyordu. Bütün bunlardan başka, ağabeyi de yalnızca annesi tarafından tercih edilmekle kalmıyor, aynı zamanda ona dert ortağı da oluyordu. Ana babalarının evlilikleri mutsuz bir evlilikti ve anne bütün dertlerini oğluna anlatıyordu. Böylece kızcağız kendini büsbütün terk edilmiş bir durumda hissetmiştir, ihtiyaç duyduğu sevgiyi kazanabilmek için bir girişimde daha bulunmuştur: Ağabeyi ile arası açıldıktan hemen sonra yapmış olduğu bir gezide tanıştığı bir oğlana bağlanmış ve bu çocukla ilgili parlak hayaller kurmağa başlamıştır. O da ondan el çektiği zaman bu yeni hayal kırıklığı kızı ruhsal bir çöküntüye götürmüştür.

Bu çeşit durumlarda sık sık rastlandığı gibi, ana baba ve aile doktoru kızın bu durumunu okulda yaşına göre daha yüksek bir sınıfa gitmiş olmasıyla açıklamışlardır.

Onu okuldan almışlar ve eğlenebileceği, dinlenebileceği bir yazlığa göndermişlerdir; daha sonra da önce gittiği sınıftan bir aşağı sınıfa yazdırmışlardır. Tam bu sıralarda, dokuz yaşında olan bu çocukta çılgınca bir harislik ortaya çıkmıştır. Sınıfta her zaman birinci olmak istemeğe başlamıştır. Aynı zamanda daha önce iyi geçindiği kız arkadaşları ile de arası göze çarpacak derecede bozulmuştur.

Bu örnek, nevrotik bir harisliğin ortaya çıkmasında rol oynayan tipik etkenleri çok İyi bir şekilde göstermektedir: Başlangıçtan beri istenmediğini hissettiği için kendini güvensiz bir durum içerisinde bulmuştur; bu yüzden büyük bir çatışmalı durum ortaya çıkmış, ama aile içerisinde üstün durumda bulunan annenin herkesin kendisine körü körüne hayran olmasını istemesi yüzünden bu çatışmalı durum açığa vurulamamıştır; baskı altına alınmış olan nefret duygusu büyük bir endişe yaratmıştır; çocuğun kendisine değer vermesini sağlayacak bir fırsat hiçbir zaman ortaya çıkmamış, birçok vesilelerle küçük düşürülmüş ve ağabeyi ile olan ilişkilerinin bozulması yüzünden kendini fena halde incinmiş, küçük düşmüş hissetmiştir; güvenliğe ulaşmak için bir araç olarak başvurduğu sevilme çabaları böylece başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Güç, saygınlık, mal-mülk ve para kazanmak için gösterilen nevrotik çabalar yalnızca endişeye karşı bir korunma aracı olmakla kalmazlar, aynı zamanda baskı altına alınmış olan düşmanlık duygusunun boşalabileceği bir kanal olarak da rol oynarlar. Önce bu çabalardan her birinin endişeden kurtulmak için başvurulan özel bir araç olarak nasıl bir rol oynadığını, daha sonra da düşmanlık duygusundan kurtarabilecek bir yol olarak sağlamış olduğu imkanları göstermeğe çalışacağım.

Güçlü olmak için gösterilen çaba, ilk olarak, daha önce görmüş olduğumuz gibi, endişenin temel unsurlarından biri olan çaresizlik ve güçsüzlük duygusuna karşı bir korunma aracı olarak rol oynar. Nevrotik bir insan, kendisindeki en ufak bir güçsüzlük ve zayıflık belirtisine karşı o derece bir duyarlık gösterir ki, normal bir insanın tümüyle olağan kabul edeceği bazı durumlardan kendisine şu ya da bu şekilde yol gösterilmesi, öğüt verilmesi, yardım edilmesi, başka insanlara ya da birtakım şartlara herhangi bir şekilde bağımlı olma, başkalarının isteğine boyun eğme ve dediklerini kabul etme vb. kaçınmağa çalışır. Güçsüzlüğe karşı gösterilen bu protesto, birdenbire ve bütün şiddetiyle ortaya çıkmaz; derece derece artacak şekilde gelişir. Nevrotik bir insan inhibition'ları yüzünden kendini ne derece engellenmiş hissederse, kendini gösterme ve başkalarına kabul ettirme yeteneğinden de o derece yoksun olacaktır. Ne derece zayıf bir hale gelirse, en ufak bir zayıflık belirtisi olarak görülebilen her şeyden o derece kaçmak zorunda kalacaktır.

ikinci olarak, güçlü olmak için gösterilen nevrotik çaba, kendini önemsiz bir kimse olarak görme ya da başkaları tarafından önemsiz bir kimse olarak görülme tehlikesine karşı bir korunma mekanizması olarak rol oynar. Nevrotik bir insan, ne kadar güç olursa olsun herhangi bir durumun hemen içinden çıkması gerektiğine inanmasını sağlayan katı (rigid) ve akıldışı bir güçlülük ideali yaratır. Böyle bir ideal gurur ile bir araya gelince, nevrotik bir insanın, zayıflığını yalnızca bir tehlike olarak değil, aynı zamanda utanılacak bir durum olarak görmesi gibi bir sonuç çıkar ortaya. İnsanları «güçlüler» ve «zayıflar» olarak ikiye ayırır, birincilere hayran olur, İkincileri ise aşağı görür. Zayıflık olarak gördüğü şeylerde de aşırılığa düşer. Kendi isteklerini ve dediklerini kabul eden; birtakım inhibition'ları olan, ya da kendi heyecanlarını iyice denetleyemeyen, bu yüzden her zaman sakin bir yüzle görünmeyi beceremeyen kimseleri az ya da çok aşağı görür. Bu gibi nitelikleri kendisinde de aşağı görür. Bir endişesi ve inhibition'u olduğunu kabul etmek zorunda kalacak olursa kendini küçülmüş hisseder; nevrotik bir insan olduğu için kendini küçük görür ve bunu bir sır olarak saklamağa çalışır. Sorunlarını yalnız başına çözemediği için de kendini küçük görür.

Güçlü olmak için gösterilen böyle bir çabanın nasıl bir şekil alacağı, ilgili kimsenin en çok ne çeşit bir güçsüzlükten korktuğuna ve ne çeşit bir güçsüzlüğü aşağı gördüğüne bağlıdır. Böyle bir çabanın özellikle sık sık karşımıza çıkan birkaç şekli üzerinde durmak istiyorum.

İlk olarak, nevrotik bir insan kendi kendini denetlemek istediği gibi başkalarını da denetlemek ister. Kendi girişimine bağlı olmayan ve kendisinin onaylamadığı hiçbir şeyin yapılmasını ve gerçekleşmesini istemez. Bu denetleme isteği öteki kişiye bile bile tam bir serbestlik verme, ama onun yaptığı her şeyi bilmek isteme ve herhangi bir şey kendisinden gizlendiği zaman öfkelenme gibi daha yumuşak bir şekil alabilir. Denetleme eğilimleri o derece baskı altına alınmış olabilir ki, yalnızca kendisi değil, çevresindekiler bile onun bu kişiye serbestlik tanımada büyük bir cömertlik göstermiş olduğunu sanabilirler. Eğer bir insan denetleme isteğini tümüyle baskı altına alacak olursa, öteki kişi arkadaşları ile buluştuğu ya da eve beklenmedik bir şekilde geç geldiği zamanlar, şiddetli baş ağrılarından, mide bozukluklarından rahatsız olabilir ya da tam bir ruh' çöküntüsüne uğrayabilir. Bu rahatsızlıkların nedenini bilmediği için anların hava şartlarından, midesine dokunacak bir şey yemiş olmasından ya da temel sorunla ilgili olmayan bu gibi bir durumdan ileri geldiğini düşünebilir. Tecessüs olarak görülen şey, genellikle, durumu denetim altına almak için duyulan gizli bir istekten ileri gelmektedir.

Bu gibi kimseler, aynı zamanda, her zaman haklı çıkmak isterler ve önemsiz bir konuda da olsa haksız oldukları ya da yanıldıkları kendilerine kanıtlanacak olursa öfkeye kapılırlar. Her şeyi herkesten daha iyi bilmek zorunu duyarlar; bu tavır bazan insanı şaşırtacak kadar göze batar. Başka durumlarda ciddi ve güvenilir olan bazı insanlar, cevabını bilmedikleri bir soru ile karşılaştıkları zaman, bu özel konuyu bilmemeleri saygınlıklarından hiçbir şey eksiltmemiş de olsa, sanki biliyormuş gibi bir tavır takınabilirler ya da bir şeyler uydurabilirler. Bu tavır bazen olacak şeyleri önceden bilmek, her şeyi önceden kestirmek ve tahmin etmek ihtiyacı şeklinde ortaya çıkabilir. Böyle bir tavır, kendisi tarafından denetlenemeyen etkenleri işe karıştıran her türlü durumdan hoşlanmama ile birlikte gidebilir. Hiçbir riske girişilmemelidir. Kendi kendini denetlemeye ağırlık verilmiş olması, duygularını başıboş bırakmaktan nefret etmeğe yol açar. Nevrotik bir kadın bir erkeğe aşık olduğunu hisseder etmez ilgisi nefrete dönüşür. Bu tip hastalar kendilerini serbest çağrışıma bırakmaktan kaçınırlar, çünkü bu onlar için denetimi elden kaçırmak ve bilinmeyen bir alana sürüklenmek demektir.

Nevrotik bir insanın güçlü olma çabasında belirleyici bir rol oynayan başka bir tavır da kendi dediğini yaptırmak isteğidir. Başkaları onun dediklerini, dediği anda ve tam olarak yerine getirmeyecek olurlarsa, bu onun için sürekli ve şiddetli bir öfke kaynağı olabilir. Sabırsızlık, güçlü olma çabasının bu görünüşü ile yakından ilgilidir. Herhangi bir gecikme, herhangi bir zoraki bekleyiş yalnızca trafik ışıkları yüzünden bile olsa bir öfke kaynağı olmaktadır. Nevrotik bir insan çoğu zaman bu otoriter tavrını, hiç değilse bu tavrının şiddet derecesini fark etmez. Bu tavrını fark etmemek ve değiştirmemek kesinlikle kendi yararınadır, çünkü böyle bir tavrın önemli koruyucu fonksiyonları vardır. Başkaları da bu tavrı fark etmemelidir, çünkü fark edecek olurlarsa onların sevgisini yitirme tehlikesi ile karşılaşacaktır.

Bu fark etmeme durumu aşk ilişkilerinde önemli sonuçlar yaratır. Eğer bir sevgili ya da bir koca, tıpı tıpına nevrotik kişinin istediği şekilde yaşamıyorsa, sözgelişi, geç kalıyorsa, telefon etmiyorsa, yolculuğa çıkıyorsa, nevrotik bir kadın onun kendisini sevmediğini düşünecektir. Gerçekte, çoğu zaman iyice belirtilmemiş olan kendi isteklerinin yerine getirilmemesi yüzünden öfkelendiğini kabul edecek yerde, durumu, istenilmeyen bir kimse olduğu şeklinde yorumlayacaktır. Böyle bir yanılma, gerçekten de, bizim kültürümüz içerisinde sık sık karşımıza çıkmaktadır ve nevrozlarda kesin bir etken olarak işe karışan istenmemiş olma duygusunun gelişmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Bu tavır genellikle ana babalardan öğrenilmektedir. Başkalarına söz geçirmek isteyen bir anne, çocuğunun itaatsizliğinden ötürü öfkelendiği zaman, çocuğunun onu sevmediğine inanacak ve bunu açıkça söyleyecektir. Bu yüzden çoğu zaman tuhaf bir çelişme ortaya çıkacak ve bu çelişme herhangi bir sevgi ilişkisini geniş ölçüde engelleyebilecektir. Nevrotik genç kızlar «zayıf» bir erkeği sevemezler, çünkü her türlü zayıflıktan nefret ederler; ama «güçlü» bir erkekle de yapamazlar, çünkü eşlerinin her zaman kendilerine boyun eğmesini isterler. Dolayısıyla gizliden gizliye aradıkları erkek, bir kahramandır, son derece güçlü biridir; ama aynı zamanda her türlü isteklerini duraksamadan yerine getirecek kadar da zayıf olmalıdır.

Güçlü olma çabasında ortaya çıkan başka bir tavır hiçbir zaman boyun eğmemektir. Bir fikri kabul etmek, bir öğüdü dinlemek, doğru ve yerinde olduğu düşünülmüş olsa bile, bir zayıflık belirtisi olarak görülmekte ve bu öğüdü ya da fikri kabul etmeyi düşünmek bile isyan duygusuna yol açmaktadır. Böyle bir tavrı benimsemiş olan kimseler hep karşı tarafta yer almak gibi bir eğilim gösterirler ve boyun eğme korkusu ile karşıt fikri savunmak zorunu duyarlar. Bu tavrın en genel ifadesi şudur: Nevrotik bir insan dünyaya ayak uyduracak yerde, dünyanın kendisine ayak uydurması konusunda gizliden gizliye ısrar eder, Psikanalitik tedavide en büyük güçlüklerden biri buradan ileri gelir. Bir hastanın analiz edilmesinin temel nedeni, o hastanın sorunları ile ilgili bir bilgi ve anlayışa ulaşmak değil, bu anlayışı hastanın tavırlarını değiştirmek için kullanmaktır. Bu tipten bir nevrotik, bu değişikliğin kendi yararına olacağını kabul etmekle birlikte, böyle bir değişiklikten nefret eder; çünkü değişmek tam bir boyun eğme davranışını gerektirir. Bu konudaki yeteneksizlikleri aynı zamanda sevgi ilişkilerini de etkiler. Sevgi, hangi anlamda olursa olsun, her zaman bir şeylerden vazgeçmeyi, kendi duygularına olduğu kadar sevgiliye de boyun eğmeyi gerektirir. Erkek olsun. kadın olsun bir insan böyle bir boyun eğme yeteneğinden ne derece yoksunsa, sevgi ilişkileri de tatmin edici olmaktan o derece uzaktır. Bu etken aynı zamanda cinsel soğukluğun açıklanmasında da bir dereceye kadar rol oynayabilir, çünkü cinsel zevkin doruğuna ulaşmak (orgasm) için böyle bir kendini bırakma gereklidir.

Güçlü olma çabasının sevgi ilişkileri üzerindeki bu etkisi, nevrotik sevgi ihtiyacının birçok sonuçlarını daha iyi anlamamızı sağlamaktadır. Güçlü olma çabasının oynadığı rolü hesaba katmaksızın, sevilmek için gösterilen çaba ile ilgili birçok tavırları tam olarak anlayamayız.

Güçlü olmağa çalışmak, daha önce görmüş olduğumuz gibi, önemsizlik ve çaresizlik duygusuna karşı bir korunma aracı olarak da rol oynamaktadır. Güçlü olma çabasının bu sonuncu fonksiyonu, saygınlık kazanmak için gösterilen çaba ile birlikte gitmektedir.

Bu gruptan olan nevrotik kimseler başkaları üzerinde iyi bir etki bırakmak, hayranlık ve saygı uyandırmak için şiddetli bir ihtiyaç duyarlar. Güzelliği ile, zekası ile, ya da herhangi bir önemli başarı ile başkalarını etkilediğini hayal edecektir; bol bol ve göze çarpacak şekilde para harcayacaktır; son çıkan kitaplardan, en son piyeslerden konuşmak ve önemli kişilerle tanışmak zorunu duyacaktır. Kendisine hayran olmayan bir arkadaş, bir eş ya da bir memura katlanamayacaktır. Kendine verdiği değer tümüyle başkalarının hayranlığına bağlıdır ve başkalarında hayranlık uyandırmadığı zaman sıfıra inmektedir. Aşırı duyarlığı ve kendini hep küçük düşmüş hissetmesi yüzünden yaşamak onun için sürekli bir sınavdır. Çoğu zaman küçüklük duygusunun farkında değildir, çünkü böyle bir duyguyu fark etmek ona çok acı gelecektir; ama ister farkına varsın, isterse varmasın, bu duyguya, hissettiği acı ile orantılı olan bir öfke ile tepkide bulunmaktadır. Dolayısıyla, takınmış olduğu bu tavır, hiç durmadan yeni düşmanlık duygularına ve yeni endişelere yol açmaktadır.

Böyle bir kimseyi belirleyebilmek için «kendine hayran» ya da «kendine aşık» (narcissistic) deyimini kullanabiliriz. Şu var ki. onu dinamik yönden ele aldığımız zaman bu deyimi kullanmak yanlış olacaktır, çünkü bu tip bir kimse hiç durmadan kendi benliğini şişirmeğe çalıştığı halde, bu davranışı gerçekte kendisine olan sevgisinden değil, bir önemsizlik ve küçük görülme duygusundan kurtulmağa çalışmak, daha doğrusu incinmiş olan gururunun ve kendisine verdiği değerin büsbütün yıkılıp gitmesini önlemek isteğinden ileri gelmektedir.

Başkaları ile kendisi arasındaki mesafe ne kadar fazlaysa, saygınlık kazanmak için gösterdiği çaba da o derece kendine mal edilmiş olur (internalized). Bu durumda kendini yanılmaz ve kusursuz bir insan olarak görme ihtiyacını duyar. Her türlü yetersizlik ve kusur, ister olduğu gibi kabul edilsin, isterse belirsiz bir şekilde hissedilsin, bir küçük düşme olarak görülür.

Bizim kültürümüzde zenginlik insana hem güç, hem de saygınlık kazandırdığı için, güçsüzlük, önemsizlik ve kendini küçük görme duygusundan mal-mülk edinme ve zengin olma çabası ile de kurtulmak mümkündür. Kültürümüz içerisinde mal-mülk edinmek ve zengin olmak için gösterilen akıldışı çaba o derece yaygındır ki, ancak başka kültürlerle kendi kültürümüzü karşılaştırdığımız zaman bu çabanın ister bir şeyler elde etme içgüdüsü şeklinde olsun, isterse biyolojik itkilerin yüceltilmesi şeklinde ortaya çıksın genel bir insani içgüdü olmadığını anlayabiliriz. Bizim kültürümüzde bile bu çabayı belirleyen endişeler azaldığı ya da büsbütün ortadan kalktığı zaman, zengin olmak için gösterilen zorlu çabanın da ortadan kalktığını görüyoruz.

Bir korunma aracı olarak mal-mülk edinme ya da zengin olma çabasının temelinde bulunan özel korku, yoksullaşma, sefalete düşme ve başkalarına muhtaç olma korkusudur. Yoksullaşma korkusu, bir insanı hiç durmadan çalışmaya ve para getirebilecek hiçbir fırsatı kaçırmamaya zorlayan bir kırbaç olarak rol oynamaktadır. Bu çabanın bir savunma aracı olarak kullanılmış olduğu, kazanılan paranın daha zevkli bir hayat yaşamak için harcanmamasından anlaşılmaktadır. Bir şeyler elde etmek için gösterilen çaba, yalnızca para ve maddi şeyler kazanmağa değil, aynı zamanda başka insanları elde etmeğe de yönelebilir ve başkalarının sevgisini yitirmemek için başvurulan bir korunma aracı olabilir. Bu konuda örnek vermek istemiyorum, çünkü bu olay çok iyi bilinmektedir özellikle yasaların bu gibi istekler için yasal! bir temel sağladığı evlilik ilişkilerinde ortaya çıktığı şekliyle herkesçe bilinmektedir; ayrıca, burada karşımıza çıkan özellikler, güçlü olma çabasından söz ederken üzerinde durduğumuz ayırt edici niteliklerin aynı olması nedeniyle, bu konuda örnek verme gereğini de duymuyorum.

Söz konusu ettiğim bu üç çaba, daha önce belirtmiş olduğum gibi, insanı yalnızca endişeden korumakla kalmaz, aynı zamanda düşmanlık duygusunu giderecek bir araç olarak da rol oynar. Üstün durumda bulunan çabaya göre, bu düşmanlık duygusu, başkalarına söz geçirme (tahakküm etme) eğilimi, başkalarını küçük düşürme eğilimi ya da bazı şeylerden yoksun bırakma eğilimi şeklinde ortaya çıkabilir.

Başkalarına söz geçirme eğilimi şeklinde ortaya çıkan bir güçlü olma çabası, mutlaka başkalarına karşı açık bir düşmanca tavır takınmış olmayı gerektirmez. Sosyal ya da insani bir değer taşıyan şekiller altında gizlenebilir: Başkalarına öğüt vermek, başkalarının işini düzenlemek istemek, başkalarının yerine harekete geçmek ya da onlara önderlik etmek gibi şekiller alabilir. Ama eğer bu gibi tavırların altında gizli bir düşmanlık duygusu varsa, öteki kişiler çocuklar, eşler, memurlar, vb.nbunu hissedecekler ve bu durumda ya boyun eğme, ya da karşı koyma davranışı ile tepkide bulunacaklardır. Nevrotik kişinin kendisi genellikle düşmanlık duygusunun farkında değildir. İşler istediği gibi yürümediği zaman son derece öfkelenmiş olsa bile, yine de kendisinin iyi huylu bir insan olduğuna, yalnızca başka insanların kendisine karşı koyacak kadar düşüncesiz olmalarına canının sıkıldığına inanmaktadır. Bununla birlikte, işin doğrusu şudur: Nevrotik kişinin düşmanlık duygusu uygarlaşmış kalıplar içerisine sıkışmıştır ve dediğini yaptıramadığı anda patlak vermektedir. Başkalarının bir karşıtlık ya da bir karşı koyma olarak görmeyeceği, yalnızca bir fikir ayrılığının söz konusu olduğu ya da verilen öğütlerin tutulmadığı durumlarda bile öfkelenebilmektedir; bu gibi önemsiz şeyler yüzünden şiddetli bir öfkeye kapılabilmektedir. Başkalarına bu şekilde söz geçirmek, istemesini, düşmanlık duygusunun bir bölümünün yıkıcı olmayan bir yoldan boşalabileceği bir güvenlikkapağt olarak görebiliriz. Düşmanlık duygusunun daha az şiddetli bir belirtisi olduğu için, böyle bir tavır, büsbütün yıkıcı olan birtakım içtepilere set çekecek bir araç olarak da rol oynamaktadır.

Kendisine karşı konulmuş olmasından ileri gelen öfke baskı altına alınabilir ve daha önce görmüş olduğumuz gibi, baskı altına alınmış düşmanlık duygusu bu durumda yeni bir endişeye yol açabilir. Bu endişe bir ruh çöküntüsü ve yorgunluk şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tepkilere yol açan vesileler son derece önemsiz olduğu için gözden kaçmaktadır ve nevrotik kişi de kendi tepkilerinin farkına varmadığı için, bu gibi ruh çöküntülerinin ya da endişe hallerinin bir dış nedeni olmadığı sanılabilir. Ancak dikkatli bir gözlem ile bu harekete getirici olaylarla, bunlara karşı gösterilen tepkiler arasındaki ilişki yavaş yavaş ışığa çıkabilir.

Başkalarına söz geçirmek için duyulan zorlu içtepiden ileri gelen başka bir özellik, ilgili kimsenin başka insanlarla eşitliğe dayanan bir ilişki kuramamasıdır. Ya başkalarını kendisine boyun eğdirmek zorunu duymakta, ya da kendini yıkılmış, güçsüz, çaresiz, başkalarına bağımlı bir insan olarak görmektedir. O derece otoriterdir ki, başkalarına mutlak şekilde söz geçiremediği durumları bir bağımlılık olarak yorumlamaktadır. Öfkesini baskı altına alacak olursa, bu baskı ruh çöküntüsüne, cesaretini yitirmesine ve yorgunluk duymasına yol açabilir. Bununla birlikte, güçsüzlük duygusu olarak hissedilen şey. gerçekte başkalarına söz geçirmek ya da önderlik etmek amacına ulaşamamaktan ileri gelen düşmanlık duygusunu dile getirmek için başvurulan dolambaçlı bir yoldan başka bir şey olmayabilir. Bir örnek verecek olursak, bir kadın yabancı bir şehirde kocası ile gezmeğe çıkmıştır. Şehrin planını belli bir yere kadar önceden incelemiş ve o yere gelinceye kadar geziyi o yönetmiştir. Ama plan üzerinde daha önceden işaretlemediği yollara ve meydanlara sıra gelince, bunun sonucu olarak da kendini güvensiz bir durumda hissedince gezintinin yönetimini kocasına bırakmıştır. O zamana gelinceye kadar neşeli ve canlı olduğu halde, birdenbire üstüne bir yorgunluk çökmüş ve bir adım bile atacak hali kalmamıştır. Eşler, kardeşler, arkadaşlar arasında nevrotik kişinin bir kölebaşı gibi hareket ettiği, güçsüzlüğünü karşısındakine dediğini kabul ettirmek için bir kırbaç olarak kullandığı, bu şekilde onu kendisine sürekli bir ilgi ve dikkat göstermek ve yardım etmek zorunda bıraktığı ilişkileri hepimiz biliriz. Bu gibi durumlarda dikkati çeken şey, nevrotik kişinin, kendisi için gösterilen çabalardan hiçbir zaman yararlanamadığı, her zaman yeni istekler ve şikayetlerle tepkide bulunduğu, daha kötüsü, ihmal edildiği ya da kötüye kullanıldığı gibi suçlamalarda bulunduğudur.

Aynı davranışa psikanaliz sırasında da rastlanmaktadır. Bu çeşit hastalar kendilerine yardımcı olunması için umutsuz çağrılarda bulunabilirler, bununla birlikte yalnızca kendilerine söylenen sözleri dinlememekle kalmazlar, aynı zamanda yardım görmedikleri için öfkelendiklerini de açığa vururlar. Psikanalistin yardımı ile herhangi bir konuda belli bir anlayışa ulaşacak olsalar, hemen eski sinirli hallerine dönerler ve sanki hiçbir şey olmamış gibi, psikanalistin büyük emekleri pahasına ulaşılmış olan bu anlayışı yok etmeğe çalışırlar. Daha sonra hasta, psikanalisti yeni çabalar harcamak zorunda bırakır, ama bu çabalar da eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

Hasta, böyle bir durumdan iki çeşit tatmin duyabilir: Kendisini güçsüz ve çaresiz bir durumda göstermekle psikanalisti kendi hizmetinde bir köle gibi çalışmak zorunda bıraktığı için bir çeşit zafer duygusu duyabilir. Böyle bir strateji, aynı zamanda, psikanalistte bir çaresizlik duygusu uyandırmakta; böylece kendi sorunları yüzünden ona yapıcı bir şekilde söz geçiremediği için, yıkıcı bir şekilde söz geçirmek imkanım bulmaktadır. Böyle bir tatmin duygusunun kesinlikle bilinçdışı olduğunu söylemeğe gerek yok; tıpkı bu tatmin duygusuna ulaşabilmek için başvurulan tekniğin bilinçdışı bir şekilde uygulanmış olması gibi. Hastanın bilinçli olarak fark ettiği şey yalnızca şudur: Yardıma şiddetle ihtiyacı vardır, ama kendisine yardım edilememektedir. Bu yüzden hasta, bu şekilde hareket etmekle kendini tümüyle haklı görmekle kalmaz, aynı zamanda psikanaliste öfkelenmekte de haklı olduğunu sanır. Ayrıca, sinsi bir oyun oynamakta olduğunu da sezmektedir; bunun sonucu olarak da oyunu keşfedilecek ve bir misilleme ile karşılaşacak diye korkmaktadır. Bu nedenle, bir savunma mekanizması olarak kendi durumunu güçlendirmeyi zorunlu görmekte ve bunu da rolleri tersine çevirerek yapmaktadır: Gizliden gizliye yıkıcı bir saldırgan davranışta bulunan kendisi değildir; psikanalist onu ihmal etmekte, aldatmakta ve kötüye kullanmaktadır. Bununla birlikte, böyle bir tavır ancak hasta kendisine gerçekten kötü davranıldığını sandığı zaman kabul edilebilir ve benimsenebilir. Bu durumda bulunan bir kimsenin kendisine hiç de kötü davranılmadığını kabul etmesi, ona hiçbir yarar sağlamaz; bu kanıyı sürdürüp gitmesi ise, tersine, büyük bir yarar sağlar. Kendisine kötü davranılmış olduğu noktası üzerinde ısrarla durması, çoğu zaman, kötü davranışlarla karşılaşmak istediği izlenimini uyandırmaktadır. Gerçekte, hepimiz gibi o da bunu istemez, ama ona kötü davranılmış olduğu konusundaki inancı, kolay kolay vazgeçilemeyecek kadar önemli bir fonksiyon kazanmıştır.

Başkalarına söz geçirme konusunda o derece bir düşmanlık duygusu var olabilir ki, bu durum yeni bir endişeye yol açabilir. Bu ise emir verememek, kararlı bir şekilde davranamamak, belirli bir düşüncesini açıkça söyleyememek gibi inhibition'ların ortaya çıkmasına neden olabilir ve bunun sonucu olarak da nevrotik bir insan gerektiğinden çok daha fazla bir uysallık ve boyun eğme davranışı gösterebilir. Bu da nevrotik kişinin, bu inhibition’larını doğuştan gelen bir yumuşak başlılık sanmasına yol açabilir.

Saygınlık kazanma isteğinin daha güçlü olduğu kimselerde düşmanlık duygusu genellikle başkalarını küçük düşürme isteği şeklini alabilir. Herhangi bir şekilde küçük düşürüldükleri ya da aşağı görüldükleri için kendilerine vermiş oldukları değeri yitirmiş, bu yüzden kendilerini öç alma duygusuna kaptırmış olan kimselerde bu istek son derece önemlidir. Bu gibi kimselerin, çoğu zaman, daha çocukken birçok küçük düşürücü yaşantıları olmuştur. Bu yaşantılar gelişme çağlarındaki sosyal durumları ile ilgili olabilir: Bir azınlık grubundan olma; kendisi yoksul olduğu halde zengin akrabaları olma gibi. Ya da kendi bireysel durumlarından ileri gelebilir: Başka çocukların uğruna kendilerinin feda edilmiş olması, küçük görülme, ana baba tarafından önemsenmeme, bazan şımartılma, bazan küçük düşürülme ve azarlanma gibi. Bu gibi yaşantılar insana acı verdiği için çoğu zaman unutulur; ama küçük düşme durumu ile ilgili sorunlar ışığa çıkarılacak olursa tekrar bilinç yüzeyine çıkarlar. Bununla birlikte, yetişkin nevrotiklerde çocukluktaki bu gibi durumların hiçbir zaman doğrudan doğruya sonuçları değil, ancak dolaylı sonuçları gözlenebilmektedir. Bir «kısırdöngü» den geçerek güçlenmiş olan sonuçlardır bunlar: Bir küçük düşme duygusu: başkalarını küçük düşürme isteği; bir misilleme korkusu yüzünden küçük düşürülmeye karşı gösterilen aşırı duyarlık; başkalarını küçük düşürmek için duyulan ve gittikçe artan bir istek.

Başkalarını küçük düşürme eğilimleri adamakıllı baskı altına alınmıştır, çünkü nevrotik bir insan, genellikle, küçük düşürüldüğü zaman ne kadar acı çektiğini ve kendini nasıl bir öç alma duygusuna kaptırdığını kendi yaşantıları ile bilmektedir ve bu yüzden başkalarında bu gibi tepkiler uyandırmaktan içgüdüsel bir şekilde korkmaktadır. Ne var ki, bu gibi eğilimlerin bazıları ilgili kimse farkına varmaksızın ortaya çıkabilir: Bilmeyerek, farkında olmayarak başkalarını hesaba katmama, sözgelişi, onları bekletme, farkında olmaksızın onları zor durumda bırakma, bağımlı durumda olduklarını hissettirme gibi. Nevrotik bir insan başkalarını küçük düşürme isteğini ya da küçük düşürdüğünü hiçbir şekilde fark etmemiş olsa bile, onlarla olan ilişkilerinde, sürekli bir aşağı görülme ya da küçük düşürülme korkusu ile belirlenmiş yaygın bir endişe vardır. Daha ileride başarısızlık korkusundan söz ederken bu gibi korkular üzerinde tekrar duracağım. Küçük düşürülmeye karşı gösterilen aşırı duyarlıktan ileri gelen inhibition'lar, başkalarını küçük düşürebilecek her şeyden kaçma ihtiyacı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu tip bir nevrotik, başkalarını eleştirme, herhangi bir öneriyi geri çevirme, bir memurun işine son verme gücüne sahip olmayabilir, bunun sonucu olarak da aşırı derecede nazik ve terbiyeli bir kimse imiş gibi görünebilir.

Son olarak, başkalarını küçük düşürme eğilimi bir hayran olma eğiliminin arkasına da gizlenmiş olabilir. Küçük düşürme ve hayranlık gösterme eğilimleri birbirine karşıt olduğu için, hayranlık gösterme, küçük düşürme eğilimlerini gizlemek ya da yok etmek için en iyi yoldur. Aynı kimsede bu iki aşırı uca sık sık rastlanmış olmasının nedeni de budur. Her iki tavrın farklı bir dağılım gösterdiği çeşitli bileşimler vardır; böyle bir dağılımın nedenleri bireye bağlıdır. Hayatın farklı dönemlerinde ayrı ayrı ortaya çıkabilirler: İnsanlara karşı duyulan genel bir nefret döneminin, kahramanlara, büyük adamlara karşı duyulan bir hayranlık döneminin ardından gelmesi; erkeklere hayran olma, kadınlardan nefret etme ya da bunun tersi; bir iki kişiye körü körüne hayranlık duyma, geri kalan herkesten körü körüne nefret etme gibi. Ancak psikanaliz sırasında bu iki tavrın gerçekte birlikte var oldukları gözlenebilir. Bir hasta, psikanaliste hem körü körüne hayran olabilir, hem de ondan nefret edebilir; bazan bu duygulardan birini ya da ötekini baskı altına alabilir, ya da ikisi arasında bocalayabilir.

Bir şeyler elde etme çabasında düşmanlık duygusu genellikle başkalarını bir şeylerden yoksun etme eğilimi şeklini almaktadır. Başkalarını aldatmak, başkalarından bir şeyler çalmak, başkalarını sömürmek, engellemek isteği, tek başına ele alındığı zaman, nevrotik değildir. Kültürel bir davranış kalıbı olabilir, o günkü durumun gerektirdiği bir davranış olabilir, ya da belli bir amaca ulaştırabilecek bir çare olarak normal görülebilir. Nevrotik bir insanda ise bu eğilimler büyük ölçüde duygusal bir nitelik taşırlar. Bu gibi eğilimler sayesinde sağlamış olduğu gerçek menfaatler çok az ya da önemsiz olsa bile, başarıya ulaşacak olursa, kendini zafer kazanmış hissedecek ve gururlanacaktır; bir fırsattan yararlanabilmek için, elde ettiği şeyle kıyaslanamayacak kadar zaman ve çaba harcayabilecektir. Başarıdan duyduğu tatminin iki kaynağı vardır: Başkalarını kafese koyduğu duygusu ve başkalarına zarar verdiği duygusu.

Başkalarını bir şeylerden yoksun etme eğilimi çeşitli şekiller alabilir. Nevrotik bir insan, kendisini parasız tedavi etmek istemeyen ya da ödeyebileceğinden daha az bir para karşılığında tedavi etmeyen bir doktora fena halde içerleyecektir. Parasız fazla çalışma yapmak istemeyen memurlarına öfkelenecektir.Eş dostla ya da çocuklarla olan ilişkilerinde, başkalarını sömürme eğilimi, çoğu zaman, onların kendisine karşı birtakım yükümlülükleri olduğunu öne sürecek şekilde haklı gösterilmek istenmektedir. Ana babalar böyle bir temelden hareket ederek birtakım fedakarlıklar istemekle çocuklarının hayatını gerçekten mahvedebilirler; hatta bu eğilim bu gibi yıkıcı şekillerde ortaya çıkmamış olsa bile, çocuğunun yalnızca kendisini tatmin etmek için var olduğu inancı ile hareket eden bir anne, duygusal yönden çocuğunu ister istemez sömürmüş olacaktır. Bu çeşit bir nevrotik kimse aynı zamanda başkalarından birtakım şeyleri esirgemek eğilimini de gösterecektir; ödemek zorunda olduğu parayı ödemek istemeyecek, verebileceği bilgileri vermeyecek, karşısındaki kişiye umut verdiği halde cinsel yönden tatmin etmek istemeyecektir. Başkalarından bir şeyler alma eğilimlerinin varlığı tekrar tekrar görülen hırsızlık rüyaları ile açığa çıkmış olabilir; ya da çalmak için bilinçli bir İçtepi duyabilir, ama bunu durdurabilir; zaman zaman gerçek bir kleptoman olabilir.

Bu genel tipten olan kimseler, çoğu zaman başkalarını bir şeylerden yoksun bırakmak istediklerini fark etmeyebilirler. Bu şekilde hareket etme istekleri ile ilgili olan endişe, biri kendilerinden bir şeyler beklediği zaman hemen bir inhibition’la sonuçlanabilir: Kendilerinden beklenen bir doğum günü armağanını almayı unuturlar, ya da bir kadın kendilerine teslim olma isteğini gösterdiği zaman cinsel yönden güçsüz bir hale gelirler. Bununla birlikte, bu endişe her zaman gerçek bir Inhibition'a yol açmayabilir; başkalarını sömürmüş oldukları ya da bir şeylerden yoksun bıraktıkları şeklinde gizli bir korku olarak ortaya çıkabilir. Şu var ki, bu durumu bilinç alanında şiddetle reddetmekle birlikte, başkalarını gerçekten sömürmekte ve bir şeylerden yoksun bırakmaktadırlar. Hatta şöyle bir durum da olabilir: Nevrotik bir insan bu gibi eğilimlerin söz konusu olmadığı bazı faaliyetlerde böyle bir korkuya kapılabilir de, başka konularda başkalarını sömürmüş olduğunu ya da bir şeylerden yoksun bıraktığını fark etmeyebilir.

Başkalarını bir şeylerden yoksun bırakma eğilimleri, başkalarına her şeyi çok gören, başkalarından her şeyi esirgeyen bir hasetle birlikte gitmektedir. Çoğumuz, ulaşmak istediğimiz bazı elverişli durumları elde etmiş olan kimselere biraz olsun haset ederiz. Bununla birlikte, normal bir insan söz konusu olduğu zaman, ağırlık noktası o insanın bu elverişli durumları elde etmeyi istemiş olmasıdır. Nevrotik bir insan ise hiç de istemediği şeyler söz konusu olsa bile, yine de başkalarından bu gibi şeyleri esirgemekte, çok görmektedir. Bu tipten olan anneler çoğu zaman çocuklarının neşesini çok görürler ve onlara «bugün gülen, yarın ağlar» gibi sözler söylerler.

Nevrotik bir insan, başkalarına her şeyi çok gören bu tavrının «çiğliğini» haklı ve yerinde bir haset duygusuna dayandırarak gizlemeğe çalışacaktır. Başkalarının sahip olduğu şeyler ister bir bebek, ister bir genç kız, isterse bir eğlence, bir iş olsun, o derece parlak ve istenilen bir şey olarak görülür ki, insan haset etmekte tümüyle haklı olduğunu sanır. Böyle bir kendini haklı görme, ancak farkına varmaksızın gerçekleri bozmakla mümkün olabilir: insan kendi malı olan, kendisiyle ilgili olan şeylerin değerini küçültür ve başkalarının sahip olduğu şeylerin gerçekten istenmeğe değer şeyler olduğu gibi bir yanılgıya kapılır. Bu konuda kendini o derece aldatabilir ki, başka birinin kendisinden üstün olduğu tek bir elverişli durum yüzünden kendini gerçekten sefil, zavallı bir halde görebilir; ama bunun dışında kalan bütün öteki şeylerde hiç de onun yerinde olmak istemeyeceğini unutabilir. Gerçeği bu şekilde bozduğu için ödemek zorunda kaldığı bedel, elinde bulunan mutluluk imkanlarını değerlendirme ve bu imkanlardan zevk duyma yeteneksizliğidir. Bununla birlikte, bu yeteneksizlik onu, o derece korktuğu «başkalarının haseti»nden korumaktadır. Kendilerini bazı kimselerin hasetinden koruyabilmek için yeterince nedenleri olan, bunun için gerçek durumlarını başka türlü gösteren birçok normal kimseler gibi, elinde bulunan şeylerden bile bile yararlanmak istemiyor değildir; bu işte öyle ileri gitmektedir ki, gerçekten de kendini her türlü zevkten yoksun bırakmaktadır. Böylece kendi amaçlarım bozmaktadır: Her şeyi elde etmek istemekte, ama yıkıcı itkilerinin ve endişelerinin sonucu olarak sonunda elleri boş kalmaktadır.

Üzerinde tartıştığımız bütün düşmanca eğilimler gibi başkalarını sömürme ya da bir şeylerden yoksun bırakma eğiliminin de, yalnızca bozuk sosyal ilişkilerden ileri gelmekle kalmayıp, aynı zamanda bu ilişkileri daha da bozduğu apaçıktır. Özellikle bu eğilim, çoğu zaman olduğu gibi, az çok bilinçdışı bir şekilde ortaya çıkacak olursa, ilgili kişiyi başkalarının yanında ister istemez utangaç ve çekingen bir duruma sokacaktır: Kendilerinden hiçbir şey beklemediği insanların yanında tabii olabildiği, kendini rahat ve serbest hissedebildiği halde herhangi bir kimseden bir şeyler almak, bir şeyler koparmak imkanı ortaya çıkar çıkmaz utangaç bir hal alacaktır. Karşısındaki kimseden herhangi bir konuda akıl danışma ya da bilgi edinme gibi belirli bir şey isteyebilir; ya da gelecekte herhangi bir yarar sağlayabileceğini umut etme gibi belli belirsiz şeyler bekleyebilir. Aşk ilişkileri için olduğu kadar bütün öteki ilişkiler için de doğrudur bu. Bu tip bir nevrotik kadın, ilgilenmediği erkeklerle birlikte olduğu zamanlar tabii ve serbest bir şekilde davranabilir; ama kendini sevdirmek istediği bir erkeğin yanında tutuk ve sıkılgandır, çünkü onun için o erkeğin sevgisini kazanmak demek, ondan bir şeyler koparmak demektir.

Bu tip kimseler olağanüstü bir para kazanma yeteneğine sahip olabilirler; böylece içtepilerini yararlı kanallara sevk edebilirler. Çoğu zaman para kazanma konusunda birtakım inhibition'lar geliştirecekler, böylece, sözgelişi, ücretlerini istemeğe çekinecekler ya da emeklerinin gereken karşılığını almadan çalışacaklar, bu şekilde kendilerini olduklarından daha cömert göstereceklerdir. Bu durumda, emeklerinin karşılığında gereken parayı almadıkları için hoşnutsuzluk duyabilirler; ama çoğu zaman bu hoşnutsuzluklarının nedenini bilmezler. Böyle bir nevrotik insanın inhibition'ları bütün kişiliğini kaplayacak şekilde dallanıp budaklanacak olursa, bağımsız bir hayat sürmesi imkansız hale gelecek ve başkaları tarafından desteklenmesi, yardım görmesi gerekecektir. Bu durumda, asalak bir hayat yaşayacak ve böylece sömürücü eğilimlerini tatmin edecektir. Bu asalak tavır, mutlaka, «herkes bana bakmak, benim geçimimi sağlamak zorundadır» gibi kaba bir şekilde ortaya çıkmaz; başkalarının ona yardım etmesini, kendisinin yerine harekete geçmesini, iş konusunda fikir vermesini istemek, kısaca kendi hayatının sorumluluğunu başkalarının yüklenmesini beklemek gibi daha incelmiş şekiller alabilir. Bunun sonucu olarak genellikle hayata karşı takınılan tuhaf bir tavır ortaya çıkmaktadır:  Hayatının      kendisine ait olduğunu, bu hayatı başarılı bir şekilde yürütmenin ya da ziyan edip gitmenin kendisine bağlı olduğunu açık bir şekilde kavrayamamakta, sanki bütün olup bitenlerin kendisi ile hiçbir ilişkisi yokmuş gibi davranmaktadır; iyilik ve kötülüğün dışardan geldiğine, buna karşı elinden hiçbir şey gelmeyeceğine, bütün iyilikleri başkalarından beklemek, bütün kötülükler içinse yine onları suçlamak hakkına sahip olduğuna inanmaktadır. Bu şartlar altında genellikle iyi şeylerden çok, kötü şeylerle karşılaşacağı için, dünyaya karşı gittikçe artan acı bir duygunun uyanması kaçınılmaz olacaktır. Sevilmek için duyulan nevrotik ihtiyaçta da aynı asalak tavrı görmek mümkündür; özellikle sevgi ihtiyacı maddi çıkarlar sağlama isteği şeklinde ortaya çıktığı zaman...

Nevrotik bir insanın başkalarını sömürme ya da bir şeylerden yoksun bırakma eğiliminin sık sık rastlanan bir sonucu da, başkalarının kendisini aldatacağı ya da sömüreceği endişesidir. Her zaman, birinin kendisinden bir şeyler alacağı, parasını ya da fikirlerini çalacağı korkusu içerisinde yaşamaktadır ve karşısına çıkan her insanın kendisinden bir şeyler isteyebileceğinden korkmaktadır. Gerçekten aldatılacak olursa, sözgelişi, bir taksi şoförü yolu uzatırsa, ya da bir garson şişirilmiş bir hesap pusulası getirirse aşırı bir öfkeye kapılmaktadır. Başkalarını kötüye kullanmayı amaçlayan kendi eğilimlerini başka insanlara yansıtmasının ruhsal değeri apaçıktır, insanın kendisine ait bir sorunla karşılaşmaktansa başkalarına haklı olarak kızdığını hissetmesi daha iyidir. Ayrıca, histerik kimseler, başka birini suçlamayı çoğu zaman onun gözünü korkutacak ya da kendini suçlamasına yol açacak, böylece kötüye kullanılmasına imkan verecek bir araç olarak kullanırlar. Sinclair Lewis, Mrs. Dodsvvorth'un karakterinde bu çeşit bir stratejiyi çok parlak bir şekilde dile getirmiştir.

Bu çabaların önemini, nevrotik olaylardaki rolünü ve hangi kılıklar altında gizlenerek ortaya çıktıklarını görmek ve bu noktalar üzerinde önemle durmak şerefi Alfred Adler’indir. Bununla birlikte, Adler, bu çabaların insan tabiatının başta gelen eğilimleri olduğunu kabul etmekte ve herhangi bir açıklamaya ihtiyaç gösterdiklerini sanmamaktadır'. Bu eğilimlerin nevrotik kimselerde karşımıza çıkan şiddetli şekillerini ise aşağılık duygularına ve bedenle ilgili kusurlara ve yetersizliklere bağlamaktadır.

Freud da bu çabaların birçok karmaşık sonuçlarını görmüş, ama bunları bir bütün olarak ele almamıştır. Saygınlık kazanmak için gösterilen çabayı kendine hayran olma ya da kendine aşık olma eğilimlerinin belirtisi olarak görmüştür. Güçlü olmak, mal-mülk ve para sahibi olmak için gösterilen çabaları ve bu çabaların kapsamış olduğu düşmanlık duygularını ise önceleri «analsadistic safha»nın sonuçları olarak görmüştür. Bununla birlikte, daha sonra, bu çeşit düşmanlık duygularının cinsel bir temele dayanılarak açıklanamayacağını kabul etmiş ve ölüm içgüdüsünün belirtileri olduklarını öne sürmüştür; böylece biyolojik yönelişine bağlı kalmıştır. Adler de, Freud da bu gibi itkilerin oluşumunda endişenin oynadığı roiü göremedikleri gibi, bu itkilerin ortaya çıkma şekilleri içerisindeki kültürel unsurları da gözden kaçırmışlardın

(1) Güçlü olma isteğinin aynı şekilde tek yönlü bir değerlendirilmesine Nietzsche’de rastlanmaktadır: Der Wille zur Macbt.

Güçlü olma, saygınlık kazanma, mal-mülk edinme yolları kültürden kültüre değişir. Bütün bunlar miras yolu ile elde edilebilirler, ya da cesaret, beceriklilik, hastaları iyileştirme, tabiatüstü güçlerle ilişki kurma yeteneği, ruhsal dengesizlik, vb. gibi insanın içerisinde bulunduğu kültürel grubun değer verdiği bazı nitelikler sayesinde kazanılmış olabilirler. Belirli niteliklerin ve elverişli şartların yardımı ile gerçekleştirilmiş olağanüstü ve başarılı faaliyetler sayesinde de elde edilebilirler. Bizim kültürümüzde zenginliğin ve insanın toplum içerisindeki yerinin miras yolu ile geçmesi bu konuda şüphesiz belirü bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, güç, saygınlık ve zenginliğe bireysel çabalarla ulaşmak gerektiği zaman, başkaları ile yarışmalı bir mücadeleye girmek zorunlu olacaktır. Bu yarışma ekonomik bir merkezden bütün öteki alanlara doğru yayılmakta, sevgiye, sosyal ilişkilere ve oyun gibi faaliyetlere de el atmaktadır. Bu bakımdan bizim kültürümüz içerisinde yaşayan herkes için yarışma bir sorundur ve bu sorunun nevrotik çatışmaların çekirdeği olarak her zaman karşımıza çıkmasına şaşmamak gerekir.

Bizim kültürümüz içerisinde nevrotik bir yarışma ile normal bir yarışma arasında üç fark vardır, ilk olarak, nevrotik bir insan hiç de gerekli olmayan durumlarda bile hep kendini başkaları ile ölçüp durmaktadır. Başkalarını geçme çabası bütün yarışmalı durumlar için zorunlu olmakla birlikte, nevrotik bir insan, kendisine hiçbir şekilde rakip olma olasılığı bulunmayan ve kendisiyle ortak bir arriacı olmayan kimselerle bile boy ölçüşmeye kalkmaktadır. Kimin daha zeki, daha çekici, daha hoş olduğu sorusu hiçbir ayrım gözetilmeksizin herkes için söz konusudur. Hayata karşı takındığı tavır, at yarışlarına katılan bir binicinin tavrına benzetilebilir; onun için bir tek şeyin önemi vardır: Başkalarını geçip geçmediği. Böyle bir tavır, ister istemez, şu ya da bu gibi bir davaya gerçek bir ilgi duymayı engellemekte ya da zedelemektedir. Önemli olan, yapılan şeyin içeriği değil, bu şeyin ne derece bir başarıya yol açacağı, başkalarını ne derece etkileyeceği ya da ne kadar bir saygınlık sağlayacağıdır. Nevrotik bir insan kendini hep başkaları ile ölçtüğünün farkında olabilir, ya da farkında olmaksızın, otomatik olarak bu şekilde hareket edebilir. Ama böyle bir yarışmalı durumun kendi hayatında ne derece rol oynadığını tam olarak fark etmesi seyrek olarak mümkün olabilmektedir.

Nevrotik bir yarışma ile normal bir yarışma arasındaki ikinci fark, nevrotik bir insanın harisliğinin yalnızca başkalarından daha fazla bir şeyler ortaya koymak ya da daha fazla başarı kazanmak isteğini değil, tek ve biricik olma isteğini de kapsamış olmasıdır. Başkalarından daha üstün olup olmadığını düşünmüş olabilir, şu var ki amacı her zaman en üstün olmaktır. Amansız bir harislikle harekete geçmiş olduğunu tam olarak fark etmiş olabilir, ama daha çok harisliğini ya tam olarak baskı altına almıştır, ya da bir dereceye kadar örtbas etmiştir. Bu sonuncu durumda kendisi için önemli olan şeyin başarı kazanmak değil, yalnızca belli bir davaya hizmet etmek olduğuna inanabilir; amacının ön plana geçip herkesin dikkatini çekmek değil, yalnızca sahne arkasından ipleri oynatmak olduğuna inanabilir; ya da bir zamanlar, hayatının belli bir döneminde haris olduğunu kabul edebilir: Küçük bir oğlanken ikinci bir Napolyon, ikinci bir İsa olmak, dünyayı savaştan kurtarmak gibi hayaller kurduğunu; küçük bir kızken Wales Prensi ile evlenmeyi hayal ettiğini itiraf edebilir; ama o zamandan beri geçen süre içerisinde harisliğinin tümüyle silinip gittiğini öne sürebilir. Hatta her şeyden elini eteğini çekmiş olduğundan şikayet edebilir ve eski harisliğini bir parça olsun canlandırmanın iyi olacağını söyleyebilir. Harisliğini büsbütün baskı altına alacak olursa, hiçbir zaman harislik nedir bilmediğine kesinlikle inanabilir. Bu durumda ancak psikanalist, hastanın savunma mekanizmalarından birkaçını gevşetebilirse, bir zamanlar büyük bir adam olma hayalleri kurmuş olduğunu hatırlayacak, kendi sahasında birinci olduğunu, görülmemiş derecede akıllı ya da yakışıklı bir insan olduğunu aklından geçirdiğini, kendisi dururken bir kadının başka bir erkeğe aşık olmasına hayret ettiğini, hatta daha sonra bu gibi durumlara fena halde içerlediğini hatırlayacaktır. Bununla birlikte, birçok durumlarda, göstermiş olduğu tepkilerde harisliğinin ne derece rol oynadığını bilmediği için bu gibi düşüncelere pek önem vermemektedir.

Böyle bir harislik bazen belirli bir amaca yönelecektir: Akıllı ya da çekici bir insan olmak, şu ya da bu gibi bir başarı kazanmak, ahlaki yönden üstün olmak gibi. Bazen da harislik belli bir amaca yönelecek yerde, ilgili kişinin bütün faaliyetlerini kapsayacak şekilde yaygmlaşabilecektir: El atmış olduğu her alanda en iyi, en üstün olmak zorunu duymak gibi. Hem büyük bir yaratıcı, hem ünlü bir fizikçi, hem de eşsiz bir müzisyen olmak isteyebilir. Kadınsa eğer, yalnızca kendi mesleğinde birinci olmak istemekle kalmaz; aynı zamanda kusursuz bir ev kadını ve en iyi giyinen kadın da olmak isteyebilir. Bu tipten olan yeni yetişen gençler bir meslek seçmekte ve o mesleği sürdürmekte güçlük çekerler, çünkü bir mesleği seçmek ötekinden vazgeçmek, hiç değilse sevdiği işlerin ve ilgi duyduğu şeylerin bir bölümünden vazgeçmek demektir. Birçok insanlar için mimarlığı, operatörlüğü ve keman çalmayı birlikte yürütmek zor bir iştir. Bu tip yeni yetişen gençler gerçekleşmesi mümkün olmayan aşırı umutlarla işe başlayabilirler; Rembrandt gibi resim yapmak, Shakespeare'inkiler gibi piyesler yazmak, laboratuarda çalışmağa başlar başlamaz doğru bir kan sayımı yapmayı başarabilmek gibi... Aşırı derecede haris olmaları yüzünden kendilerinden pek çok şey bekledikleri için başarıya ulaşamazlar, böylece çarçabuk cesaretlerini yitirirler, hayal kırıklığına uğrarlar ve çok geçmeden giriştikleri işten vazgeçerek başka bir işe başlarlar. Birçok yetenekli insanlar hayatları boyunca enerjilerini bu şekilde harcar dururlar. Gerçekten de, çeşitli alanlarda bir şeyler başarabilmek için büyük imkanları vardır; ama her şeyle ilgilenmek ve hemen her konuda aynı derecede haris olmak yüzünden belli bir amacı gerçekleştirmek için gereken sebatı gösteremezler; sonunda hiçbir şey başaramazlar ve o güzelim yetenekleri ziyan olup gider.

İnsan kendi harisliğinin farkına varsın ya da varmasın, bu harisliğin engellenmesine karşı her zaman aşırı bir duyarlık gösterilmektedir. Kazanılan bir başarı bile bir hayal kırıklığı uyandırabilir, çünkü beslenmiş olan büyük umutlarla boy ölçüşecek düzeyde değildir. Sözgelişi, bilimsel bir yazı ya da kitap yayınlayarak kazanılan bir başarı bir hayal kırıklığına yol açabilir, çünkü gazetelerde büyük yankılar uyandıracak yerde yalnızca sınırlı bir ilgi uyandırabilmiştir. Bu tip bir insan güç bir sınavdan geçtikten sonra, aynı sınavdan başkalarının da geçtiğini söyleyerek başarısını küçümseyecektir. Bu şekilde hep hayal kırıklığına uğrama eğilimi, bu tip insanların başarının tadına niçin varamadıklarını açıklayan nedenlerden biridir. Öteki nedenler üzerinde daha sonra duracağım. Bu gibi insanlar hiç şüphesiz her türlü eleştiriye karşı da aşırı bir duyarlık gösterirler. Birçokları ilk kitaplarından ya da ilk resimlerinden sonra hiçbir şey koyamamışlardır ortaya, çünkü en yumuşak, en hafif eleştirilerden bile bütün cesaretlerini yitirmişlerdir. Birçok gizli nevroz halleri ilk olarak bir üst'ün (amirin) yaptığı bir eleştiri ya da bir başarısızlık yüzünden ortaya çıkmıştır bu eleştiri ve başarısızlık önemsiz olsa bile ya da hiç değilse bu derece bir ruhsal bozukluk yaratacak kadar önemli olmasa bile.

Normal bir yarışma ile nevrotik bir yarışma arasındaki üçüncü fark, nevrotik bir insanın harisliğinin «hiç kimse benim kadar güzel, benim kadar yetenekli, benim kadar başarılı olmayacak» cümlesi ile dile getirilebilecek düşmanca bir tavrı kapsamış olmasıdır. Her şiddetli yarışmada düşmanca bir tavır vardır, çünkü yarışmacılardan birinin zaferi ötekinin yenilgisi demektir. Gerçekten de, bireyselliğe dayanan bir kültürde o derece şiddetli bir yarışma vardır ki, tek başına ele alındığı zaman bunu nevrotik bir özellik olarak niteleyip niteleyemeyeceğimize karar vermek güçtür. Hemen her zaman kültürel bir davranış kalıbı işe karışmaktadır. Bununla birlikte, nevrotik bir insanda böyle bir tavrın yıkıcı olan görünüşü, yapıcı olan görünüşünden daha ağır basar: Başkalarının başarısızlığını görmek, kendi başarısından daha önemlidir. Daha yerinde bir deyimle, nevrotik bir harislik gösteren bir insan, başkalarını başarısızlığa uğratmak sanki kendi başarısından daha önemliymiş gibi davranmaktadır. Gerçekte, kendi başarısı onun için son derece önemlidir; ama daha sonra göreceğimiz gibi, başarı kazanmasını engelleyen şiddetli inhibition'ları olduğu için, yapabileceği tek şey başkalarından üstün olmak, hiç değilse kendini başkalarından üstün görmektir: Başkalarını ezmek, kendi düzeyine indirmek, daha doğrusu kendinden daha aşağı bir düzeye indirmektir.

Kültürümüzün yarışmalı mücadeleleri içerisinde, bir insanın kendi durumunu güçlendirmek, kendi ününü-şanını arttırmak, ya da kendisine rakip olabilecek birinin yükselmesine fırsat vermemek için, kendisiyle yarışma durumunda olan birine zarar vermeğe çalışması çoğu zaman uygun görülmektedir. Şu var ki, nevrotik bir insan, başkalarını küçültmek için körü körüne, hiçbir ayrım yapmaksızın ve içten gelen bir zorlama ile hareket etmektedir. Başkalarının kendisine gerçekten zarar vermeyeceğini bilmiş olsa bile, hatta onların başarısızlığının kendi menfaatlerine aykırı olduğunu çok açık ve seçik olarak bilmiş olsa bile yine bu şekilde davranmaktadır. Kesinlikle hissettiği şey şudur: Ancak tek bir kişi başarılı olabilir. Bu ise «hiç kimse değil, yalnız ben başarılı olacağım» demenin başka türlüsüdür. Başkalarına zarar verme içtepisinin arkasında şiddetli bir heyecan gizlenmiş olabilir. Bir örnek verecek olursak, piyes yazmakta olan bir adam bir arkadaşının da piyes yazdığını duyunca şiddetli bir öfkeye kapılmıştır.

Bu şekilde başkalarının gösterdiği çabaları engellemek ya da başarısızlığa uğratmak içtepisi birçok ilişkilerde ortaya çıkabilir. Aşırı derecede haris olan bir çocuk, ana babasının kendisini yetiştirmek için gösterdiği her türlü çabayı engellemek için zorlu bir istek duyabilir. Eğer ana babası onun tavır ve hareketlerinin iyi olması ve sosyal bir başarı kazanması için uğraşıyorlarsa, çocuk sosyal yönden skandal yaratacak bir davranış kalıbı geliştirecektir. Entelektüel gelişmesi için çaba gösteriyorlarsa, öğrenmeğe karşı o derece şiddetli Inhibition’lar geliştirecektir ki zayıf akıllı olduğu izlenimi uyanacaktır. Zayıf akıllı oldukları şüphesi ile bana getirilen iki genç hasta vardı; oysa daha sonra bu genç kızların çok yetenekli ve zeki oldukları ortaya çıktı. Psikanaliste karşı da aynı şekilde davranmaları, ana babalarını hayal kırıklığına uğratmak için duydukları isteği ışığa çıkartmıştı. Bu genç kızlardan biri, bir süre benim söylediklerimi sanki anlamıyormuş gibi davranmış, bu yüzden onun zekası konusunda verdiğim yargıda yanıldığımı sanmama yol açmıştı; bu durum bu genç kızın bana da tıpkı ana babasına ve öğretmenlerine davrandığı şekilde davrandığını, bana da aynı oyunu oynadığını anlayıncaya kadar sürdü. Her iki genç kız da son derece haristiler, ama tedavinin başladığı sıralarda bu harislik tümüyle yıkıcı içtepilerle karışmış durumdaydı.

Derslere ya da herhangi bir tedavi şekline karşı da aynı tavır takınılabilir. Dersler ve tedavi şekilleri söz konusu olduğu zaman ilgili kişinin menfaati onlardan yararlanmayı gerektirir. Bununla birlikte, bu tipten olan bir insan için, daha doğrusu böyle bir insanın hep başkaları ile yarışmaya kalkan yanı için, öğretmenin ve doktorun başarısını engellemek ve bozmak daha önemlidir. Bu amaca yalnızca başkalarının kendisi üzerinde hiçbir başarı kazanamadığını kanıtlayarak ulaşacak olursa, hasta ya da cahil kalmağa bile razıdır; böylece başkalarının hiçbir işe yaramadıklarını onlara kanıtlamış olacaktır. Bütün bu olup bitenlerin bilinçdışı alanda geçtiğini söylemeğe gerek yok. Böyle bir insanın bilinç alanında, öğretmenin ya da doktorun gerçekten yeteneksiz oldukları, ya da kendisi için gereken kimseler olmadıkları şeklinde kesin bir kanı ile karşılaşıyoruz.

Bu tip bir hasta, psikanalistin kendisini başarılı bir şekilde tedavi etmesinden fena halde ürkecektir. Psikanalistin gösterdiği çabaları başarısızlığa uğratmak için elinden geleni yapacak, bu şekilde davranmakla kendi amaçlarını bozduğu apaçık olsa bile aynı şekilde hareket edecektir. Psikanalisti yanlış yola sevk etmek ya da önemli bilgileri açıklamamakla kalmayacak, aynı zamanda hasta olarak kalmakta ya da elinden geldiği kadar kötüleşmekte devam edecektir. Durumda iyiye doğru bir gidiş olduğu zaman bunu psikanaliste söylemeyecek ya da istemeye istemeye, sızlana sızlana söyleyecek; psikanaliz sonucunda herhangi bir noktanın aydınlığa kavuşmasını ya da iyiye doğru gidişi başka etkenlere ısı değişikliklerine, aspirin almış olmasına, okuduğu bir yazıya, vb.bağlayacaktır. Psikanalistin hiçbir dediğini yapmayacak, böylece onun kesinlikle yanılmış olduğunu göstermeğe çalışacaktır. Ya da daha önce psikanalistin öne sürdüğü, kendisinin ise şiddetle reddettiği bir fikri kendi buluşu imiş gibi ortaya atacaktır. Bu sonuncu davranış günlük hayatımızın sıradan işlerinde sık sık karşımıza çıkabilir; bilinçdışı bir şekilde başkalarının fikirlerini kendine mal etme mekanizmasını harekete getiren güç olarak rol oynamaktadır ve bir fikri öncelikle kimin ortaya attığı konusundaki mücadelelerin çoğunun böyle bir psikolojik temeli vardır. Bu tip bir insan kendisinden başka hiç kimsenin yeni bir fikri olabileceği düşüncesine katlanamıyacaktır. Kendisinin olmayan her türlü fikri kesinlikle küçümseyecektir. Sözgelişi, o sıralarda kendisiyle yarışma durumunda bulunan birinin tavsiye ettiği bir kitabı okumak, bir filmi görmek istemeyecek ya da onlardan hoşlanmayacaktır.

Bütün bu tepkiler analiz sırasında gittikçe ışığa çıktığı zaman, yapılan iyi bir yorumlamadan sonra nevrotik bir insan öfke nöbetleri gösterebilecektir: Bir şeyler kırıp dökmek ya da psikanaliste hakaretler savurmak gibi. Ya da bazı sorunlar aydınlandıktan hemen sonra, çözülmemiş bir halde duran daha bir sürü sorunun var olduğuna dikkati çekecektir. Göze çarpacak kadar iyileşmiş ve aklı ile bu gerçeği kabul etmiş olsa bile, her türlü minnet duygusuna karşı savaş açacaktır. Nankörlük duygusunda şüphesiz başka etkenler de işe karışmaktadır. Birtakım yükümlülükler altında kalma korkusu gibi; ama nankörlüğün önemli bir unsuru, çoğu zaman, nevrotik kişinin herhangi bir kimseye şu ya da bu gibi bir şey için değer vermek yüzünden hissettiği küçüklük duygusudur.

Başkalarını yenilgiye uğratma içtepileri aynı zamanda epeyce endişe de yaratmaktadır; çünkü nevrotik bir insan, otomatik olarak, başkalarının da tıpkı kendisi gibi bir yenilgiye uğradıktan sonra kendilerini incinmiş hissedeceklerini ve öç alma duygularına kapılacaklarını düşünmektedir. Bu bakımdan başkalarını incitmekten ürkmektedir ve başka insanları başarısızlığa uğratma eğilimlerinin gerçekten haklı olduğunu sanarak ve bu nokta üzerinde ısrarla durarak bu eğilimlerin bilinçlenmesine fırsat vermemektedir.

Nevrotik bir insan başkalarını küçültmek için şiddetli bir eğilim duyduğu zaman, olumlu bir kanı edinmek, olumlu bir tavır takınmak ya da olumlu bir karar vermek konusunda birtakım güçlüklerle karşılaşmaktadır. Bir insan ya da bir konu üzerinde edinmiş olduğu olumlu bir kanı, herhangi bir kimsenin yaptığı en ufak bir eleştiriye bile dayanamayıp sarsılmakta ve çökmektedir; çünkü nevrotik bir insanın başkalarını küçültme ya da küçük görme içtepileri en önemsiz bir şeyle bile harekete geçebilmektedir.

Nevrotik bir insanın güçlü olmak, saygınlık kazanmak, mal-mülkpara edinmek için gösterdiği çabadan ileri gelen bütün bu yıkıcı içtepiler yarışmalı bir mücadeleye yol açmaktadır. Kültürümüz içerisindeki genel yarışmalı mücadelede normal İnsanların da bu gibi eğilimleri olabilir; şu farkla ki, nevrotik bir insanda bu içtepiler, yol açabilecekleri herhangi bir elverişsiz durumdan ve acıdan ayrı olarak başlı başına bir önem taşırlar. Başka insanları küçük düşürme, sömürme ve aldatma eğilimi, nevrotik bir insan için, bütün bunları başarabildiği zaman kendi üstünlüğünü gösteren bir zaferi, başaramadığı zaman ise bir yenilgiyi ifade eder. Başkalarından yararlanmak, onlardan bir şeyler almak imkanını bulamayan nevrotik bir insanın gösterdiği öfke, genellikle böyle bir yenilgi duygusundan ileri gelmektedir.

Herhangi bir toplumda bireylerarası bir yarışma havası egemen olduğu zaman erkeklerin ve kadınların hayat sahasının kesinlikle birbirinden ayrılmamış olduğu durumlarda bu yarışma eninde sonunda iki cins arasındaki ilişkileri bozacaktır. Şu var ki nevrotik bir yarışma, yıkıcı niteliğinden ötürü normal bir yarışmadan daha fazla yıkıntıya yol açmaktadır.

Kadınla erkek arasındaki sevgi ilişkilerinde nevrotik kişinin, eşini küçük düşürmek, kendisine boyun eğdirmek ve yenmek eğilimleri büyük bir rol oynamaktadır. Cinsel ilişkiler ya eşini küçük düşürmek ye kendisine boyun eğdirmek için, ya da onun tarafından yenilmek ve küçük düşürülmek için bir araç olarak kullanılmaktadır; cinsel ilişkilerin böyle bir amaçla kullanılması hiç şüphesiz onların temel niteliğine aykırıdır. Çoğu zaman Freud'un erkeklerin sevgi ilişkilerinde bir «bölünme» olarak nitelediği bir durum ortaya çıkmaktadır; Erkek ancak kendinden daha aşağı düzeyde olan kadınlara cinsel bir ilgi duyabilmekte, sevdiği ve hayran olduğu kadınlar söz konusu olduğu zaman ise ne cinsel istek duymakta, ne de cinsel güce sahip olabilmektedir. Böyle bir kimse için cinsel ilişki, küçük görme ya da küçük düşürme eğilimlerine çok sıkı bir şekilde bağlıdır; böylece sevdiği ya da sevebileceği bir kimsenin yanında hemen cinsel isteklerini baskı altına almaktadır. Bu tavır genellikle o erkeğin çocukken annesine karşı takınmış olduğu tavra bağlanabilir: Annesinin kendisini küçük gördüğünü hissetmiş, buna karşılık o da onu küçük görmek, küçük düşürmek istemiştir; ama korktuğu için bu içtepisini aşırı bir bağlılık duygusu üe gizlemiştir bu durum genellikle ilk çocukluk safhasına «saplanıp kalma» (fixation) olarak nitelenmektedir. Daha sonraki hayatında kadınları iki gruba ayırmak gibi bir çözüm yolu bulmuştur; sevdiği kadınlara karşı içerisinde kalmış olan düşmanlık duygusu, onları gerçekten engellemek şeklini almıştır.

Bu tip bir erkek mevki ya da kişilik bakımından kendisi ile eşit durumda ya da kendinden üstün bir kadınla ilişki kuracak olursa, onunla iftihar edecek yerde çoğu zaman gizli bir utanç duyacaktır. Böyle bir tepki gösterdiği için de son derece şaşıracaktır; çünkü bir kadınla cinsel ilişki kurmanın o kadının değerini küçültmeyeceğini bilinçli olarak bilmektedir. Bilmediği, fark etmediği şey ise şudur: Cinsel ilişki yolu ile bir kadını küçültme içtepileri o kadar kuvvetlidir ki. duygusal yönden o kadın onun için aşağılık bir yaratık halini almaktadır. Bu bakımdan ondan utanması akla mantığa uygun bir tepkidir. Bir kadın da, aynı şekilde, sevdiği bir erkekten akıldışı bir utanç duyabilir; bu duygusunu onunla birlikte gözükmek istememek, ya da onun iyi niteliklerini görmek istememek, böylece ona hak etmiş olduğundan daha az değer vermekle açığa vurabilir. Psikanaliz, böyle bir kadının da aynı şekilde eşini küçültme eğilimleri olduğunu. ama bu eğilimlerin bilinçdışı alanda kaldığını göstermektedir'. Genellikle kadınlara karşı da bu gibi eğilimleri olabilmektedir, ama bu eğilimler, birtakım özel nedenlerle, erkeklerle olan ilişkilerinde daha çok göze çarpmaktadır. Bu özel nedenler çeşit çeşit olabilirler: Kendisinden daha elverişli bir durumda bulunan bir erkek kardeşe duyulan kin; zayıf bir babaya duyulan nefret; çekici bir kadın olmadığını düşünmek, bu yüzden erkeklerin kendisine yüz vermeyeceklerini beklemek, vb. Aynı zamanda kadınlardan çok ürkmüş olduğu için de onları küçültme eğilimlerinin ortaya çıkmasına fırsat vermeyebilir.

Kadınlar da, tıpkı erkekler gibi, karşı cinsten olanları küçültmek ve kendilerine boyun eğdirmek eğilimlerinin tam olarak farkında olabilirler. Bir genç kız, yalnızca bir erkeği parmağının ucunda oynatabilmek gibi açık bir amaçla onunla bir sevgi ilişkisi kurabilir. Ya da erkekleri kendine doğru çekebilir, ama kendisine bağlandıklarını hisseder etmez silkip atabilir. Ne var ki bu küçük düşürme isteği genellikle bilinçli değildir; bu gibi durumlarda dolaylı şekillerde ortaya çıkabilir: Bir erkeğin önerisini tutulamayan bir kahkaha ile karşılamak gibi. Ya da cinsel soğukluk şeklini alabilir; bu şekilde o erkeğe kendisini tatmin edemiyeceğini göstermek isteyebilir; böylece özellikle o erkekte kadınlar tarafından küçük görülme gibi nevrotik bir korku olduğu zaman onu küçük düşürmeyi başarabilir. Bunun tam tersi olan ve çoğu zaman aynı insanda görülen bir durum da vardır: Cinsel ilişkiler yüzünden incindiğini, küçüldüğünü, aşağı görüldüğünü hissetmek. Kraliçe Victoria'nın zamanında bir kadının, cinsel ilişkileri küçültücü bir şey olarak görmesi kültürel bir davranış kalıbı idi; cinsel ilişkiler yasal bir temele dayandığı ve kibar bir hanıma yakışacak şekilde soğuk bir hal aldığı zaman bu duygu zayıflıyordu. Son otuz yıldan beri bu kültürel etki gittikçe zayıflamış olmakla birlikte, bugün hala oldukça kuvvetlidir ve erkeklerden çok kadınların, cinsel ilişkileri küçültücü bir şey olarak görmeleri bununla açıklanabilir. Bu da cinsel soğukluğa, ya da erkeklerle ilişki kurma isteği var olduğu halde onlardan büsbütün uzak durmağa yol açabilir. Böyle bir tavır takınmış olan bir kadın, masochistic birtakım hayaller ya da sapıklıklarla ikinci dereceden bir tatmine ulaşabilir, ama cinsel ilişkilerin kendisini küçülteceğini beklediği için erkeklere karşı şiddetli bir düşmanlık duyabilir.

(1) Donan Feigenbaum, Psyclıoanalytic Quarlerly'de «Morbid Slıame» adı ile yayınlanacak olan bir yazısında bu çeşit bir vaka üzerinde durmaktadır. Bununla birlikte, Feigenbaum'un yaptığı yorumlama benimkinden farklıdır; çünkü o, utanç duygusunu eninde sonunda kız çocukların erkek çocukların penis’ine duyduğu hasete bağlamaktadır. Psikanalitik çalışmalarda kadınların «castrative* eğilimleri olarak görülen ve penis’e duyulan hasete bağlanan eğilimlerin çoğu bence erkekleri küçültme, küçük düşürme isteğinin sonucudur.

Kendi erkekliğine hiçbir şekilde güvenemeyen bir erkek de, bir kadının kendisinden hoşlandığı apaçık olsa bile, onun yalnızca cinsel bir tatmin duyabilmek için kendisiyle ilişki kurmağa razı olduğundan kuşkulanabilir ve kendisinin kötüye kullanıldığını sandığı için kadına karşı öfke ve nefret duyabilir. Ya da kadının cinsel bir tatmin duymamasını, katlanılamayacak bir küçük görülme olarak yorumlayabilir; dolayısıyla kadının da cinsel bir zevk duyması konusunda aşırı bir kaygı gösterebilir. Kendisi bu aşırı kaygıyı «başkasının duygularını dikkate alma» ve «başkasına saygı gösterme» şeklinde yorumlamış olabilir. Ama gerçekte kaba ve saygısız bir erkek olması mümkündür; bu durumda, kadının cinsel tatmin duyması konusundaki kaygıları, yalnızca küçük görülmeye karşı başvurduğu bir savunma mekanizmasıdır.

Başkalarını küçültme ve başarısızlığa uğratma itkilerini gizleyecek iki ana yol vardır: Bu etkileri bir hayranlık maskesi altında gizlemek, ya da şüpheciliğe başvurarak akla uygun bir şekle sokmak. Şüphecilik, gerçekten var olan birtakım akla uygun anlaşmazlıkların ifadesi olabilir. Ancak, gerçek bir temele dayanan bu gibi şüpheler kesin olarak bir yana itildiği zaman bazı gizli itkiler aramak gerekecektir. Bu gibi itkiler bilinç yüzeyine o derece yaklaşmış olabilirler ki, yalnızca bu şüphelerin gerçekten söz konusu olup olmadığını sormak bile bir endişe nöbeti yaratabilir. Hastalarımdan biri, farkında olmaksızın, her mülakatta kaba bir tavır takınarak beni küçük düşürmeğe çalışmıştı. Daha sonra, bazı bakımlardan benim iyi bir doktor olup olmadığım konusunda gerçekten şüphe duyup duymadığını sorduğum zaman, bu soruya şiddetli bir endişe nöbeti ile tepki göstermişti.

Başkalarını küçültme ve başarısızlığa uğratma itkileri hayranlık maskesi altında gizlendiği zaman işler daha karmaşık bir hal alır. Gizliden gizliye kadınları incitmek ve onlara hakaret etmek isteğini duyan erkekler, bilinçli olarak onlara büyük bir değer verirler. Bilinçdışı olarak hep erkekleri küçültmeğe ve başarısızlığa uğratmağa çalışan kadınlar ise, erkekleri bir kahraman olarak görürler ve onlara taparlar. Nevrotik bir insanın bir başkasını kahraman olarak görüp ona tapmasında, normal bir kimsede olduğu gibi, o kişinin büyüklüğü ve değeri karşısında duyulan gerçek bir hayranlık söz konusu olabilir; ama nevrotik bir insanın ayırt edici niteliği, iki eğilimi birleştirmiş ve uzlaştırmış olmasıdır: (1) Değeri ne olursa olsun herhangi bir başarıya körü körüne hayran olmak çünkü kendisi de başarıya ulaşmak istemektedir; (2) başarı kazanmış bir insana karşı duyduğu yıkıcı isteklerini gizlemek.

Evlilik ilişkilerinde karşımıza çıkan bazı tipik çatışmaları bu temel noktalardan hareket ederek anlamak gerekir. Bizim kültürümüzde, çatışmalar çoğu zaman kadınlarla ilgili olacaktır, çünkü başarıya ulaştırabilecek dış uyarımlar ve başarıya ulaşma imkanları erkekler için daha çoktur. Kahraman olarak gördüğü bir erkeğe tapacak kadar hayran olan bir kadının, o erkek yalnızca gerçekten başarılı olduğu için ya da ileride başarı kazanacağını düşünerek evlendiğini varsayalım. Bizim kültürümüzde, bir kadın, bir dereceye kadar kocasının başarısına katılabildiği için, kocası başarılı olduğu sürece biraz olsun tatmin duyabilir. Şu var ki, kendisi çatışmalı bir durum içerisindedir: Kocasını başarılı olduğu için sevmekte, aynı zamanda yine bu yüzden ondan nefret etmektedir; kocasının başarısını yıkmak istemektedir; ama bir yandan da bu başarıya katılarak başarının tadına varmak istediği için bu yıkıcı isteklerine set çekmektedir. Böyle bir kadın, kocasının başarısını yıkmak isteğini, gereksiz yere bol bol para harcayarak kocasının mali güvenliğini tehlikeye sokmak, gücünü ve cesaretini yitirmesine yol açacak kavgalarla rahatını huzurunu kaçırmak, onu küçümsediğini belli edecek sinsi bir tavır takınarak kendine olan güvenini sarsmak gibi davranışlarla açığa vurabilir. Ya da bu yıkıcı isteklerini, kocasını durup dinlenmeksizin daha çok başarı kazanmağa zorlamak, buna karşılık kocasının rahatını ve mutluluğunu hiç düşünmemek şeklinde de açığa vurmuş olabilir. Bu nefret duygusu, herhangi bir başarısızlık belirtisi karşısında daha açık ve seçik bir hal almaktadır; kocası başarılı olduğu sürece her bakımdan kocasını seven bir kadın tavrı takınabildiği halde, şimdi ona yardım edecek ve cesaret verecek yerde, ona karşı cephe almaktadır; çünkü kocasının başarısına katıldığı sürece gizli kalabilen öç alma eğilimleri, başarısızlık belirtileri ile birlikte hemen ortaya çıkmaktadır. Bütün bu yıkıcı eğilimler sevgi ve hayranlık perdesi arkasına gizlenmiş olabilirler.

Sevginin nasıl olup da harislikten ileri gelen yıkıcı eğilimleri telafi edecek bir araç olarak kullanıldığını gösterebilmek için, sık sık karşımıza çıkan başka bir örnekten söz açmak istiyorum. Kendine güvenen, yetenekli ve başarılı bir kadının hikayesidir bu. Evlendikten sonra yalnızca işinden çıkmakla kalmamış, aynı zamanda (kocasına) bağımlı bir tavır takınmış ve her türlü harisliğinden vazgeçmiş gibi görünmüştür bütün bunlar «tam bir kadın olma» şeklinde tanımlanabilir. Kocası genellikle hayal kırıklığına uğramıştır, çünkü kendine iyi bir arkadaş bulduğunu sandığı halde, kendisi ile işbirliği yapmayan ve kendini kocasından aşağı düzeye indiren bir kadınla karşı karşıya kalmıştır. Bu derece değişen bir kadın, kendi imkanları ve yetenekleri konusunda birtakım nevrotik kuşkular duyuyor demektir. Başarılı bir erkekle ya da hiç değilse başarılı olacağını umduğu bir erkekle evlenmekle kendi haris emellerine ulaşmasının, hiç değilse güvenliğe ulaşmasının daha kolay, daha tehlikesiz olacağını sezmiştir. Buraya kadar bu durum herhangi bir bozukluğa yol açacak yerde, işe yaramıştır. Şu var ki. bu nevrotik kadın kendi haris emellerinden vazgeçtiği için gizliden gizliye isyan etmiş, kocasına karşı düşmanca duygular beslemeğe başlamış ve nevrotik bir insanın «ya hep, ya hiç» ilkesine göre bir hiçlik duygusuna kendini kaptırmıştır; sonunda gerçekten de bir hiç olmuştur.

Daha önce söylemiş olduğum gibi, bu çeşit bir tepkiye kadınlarda erkeklerden daha çok rastlanmış olmasının nedeni, kültürel durumla ilgilidir; çünkü kültürümüz başarıyı erkeklerin hayat sahası olarak görmektedir. Bu çeşit bir tepkinin kadınlığın ayırt edici niteliğinden ileri geien bir özellik olmadığını gösteren bir olgu vardır: Durum tersine çevrildiği zaman, yani kadın daha güçlü, daha zeki, daha başarılı olduğu zaman erkekler de aynı tepkiyi göstermektedirler. Sevgi alanı dışında her şeyde erkeğin üstünlüğüne inanan bir kültür içerisinde yaşadığımız için, erkeğin takındığı böyle bir tavrın hayranlık maskesi altında gizlenmesine daha az rastlarız; bu tavır genellikle oldukça açık bir şekilde, doğrudan doğruya kadının menfaatlerini ve işini engelleme davranışı olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu yarışma havası yalnızca erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri etkilemekle kalmaz, aynı zamanda eş seçme konusunda da güçlükler yaratır. Bu bakımdan nevrozlarda karşımıza çıkan sorunlar, yarışmalı bir kültür içerisinde çoğu zaman normal olarak görülen özelliklerin daha aşırı bir görünüşünden başka bir şey değildir. Normal olarak eş seçme çoğu zaman saygınlık kazanmak, mal-mülk ve para edinmek için gösterilen çabalarla. yani aşk alanının dışında kalan itkilerle belirlenmiştir. Nevrotik bir insanda ise her şey bu itkilerle belirlenmiştir; çünkü bir yandan başkalarına söz geçirmek, saygınlık kazanmak, başkalarından destek görmek için gösterdiği çabalar normal bir insanınkinden daha zorlu ve daha kuvvetlidir; öbür yandan karşı cinsten olan kimseleri de kapsayacak şekilde başkaları ile olan bütün ilişkileri uygun bir eş seçmeyi imkansız kılacak şekilde bozulmuştur.

Yıkıcı bir yarışma eşcinsel eğilimleri iki bakımdan güçlendirebilir; ilk olarak, kendisine eşit olan kimselerle cinsel bir yarışmaya girmekten kaçınmak için karşı cinsten olanlardan büsbütün el çekmeyi gerektiren bir içtepinin ortaya çıkmasına yol açar; ikinci olarak da, yaratmış olduğu endişe bir güvenlik ihtiyacını gerektirir; daha önce gösterilmiş olduğu gibi, güvenlik sağlayan bir sevgiye duyulan ihtiyaç çoğu zaman aynı cinsten olan birine saplanıp kalma gibi bir sonuç yaratır. Yıkıcı bir yarışma ile eşcinsel itkiler arasındaki bu ilişki, hasta ve psikanalist aynı cinsten olduğu zaman, psikanaliz sırasında çoğunlukla karşımıza çıkabilmektedir. Böyle bir hasta kendi başarılarını övdüğü, psikanalisti ise küçümsediği bir dönemden geçebilir. Başlangıçta bunu o derece «kılık değiştirmiş» bir biçimde yapar ki, bu şekilde hareket etmiş olduğunu hiç fark etmeyebilir. Daha sonra psikanaliste karşı takındığı tavrı fark eder, ama hala kendi duygularını kavrayamaz ve ne kadar şiddetli bir heyecanın böyle bir tavra yol açtığını bilemez. Daha sonra kendi düşmanca tavrının psikanalist üzerindeki etkisini yavaş yavaş hissetmeğe başladıkça, aynı zamanda gittikçe kendini daha rahatsız, daha tedirgin hissettikçe endişeli rüyalar, çarpıntılar, huzursuzluklar, vb.birdenbire rüyasında psikanalistin kendisini öptüğünü görür ve psikanalistle yakın bir ilişki kurmak için duyduğu istekleri, kurduğu hayalleri fark eder; böylece endişesini hafifletmek ihtiyacını açığa vurmuş olur. Hasta, içerisinde bulunduğu yarışmalı durumun yaratmış olduğu sorunlarla yüz yüze gelmeğe hazır olduğunu anlayıncaya kadar bu gibi tepkiler tekrar tekrar ortaya çıkabilir.

Böylece, kısaca söylemek gerekirse, hayranlık ve sevgi başkalarını başarısızlığa uğratma itkilerini şu. şekilde giderebilir: Yıkıcı içtepileri bilinçdışında tutmakla; kendisiyle rakibi arasında aşılmaz bir mesafe yaratarak yarışmayı büsbütün ortadan kaldırmakla; başkasının başarısına katılmak ve başkasının başarısından dolaylı bir zevk duyabilmekle; rakibinin hoşuna gidecek şekilde hareket etmek, böylece ondan gelebilecek bir öç alma tehlikesini ortadan kaldırmakla.

Nevrotik bir yarışmanın cinsel ilişkiler üzerindeki etkileri konusunda şimdiye kadar söylenmiş olan şeyler, tam olmamakla birlikte, böyle bir yarışmanın cinslerarası ilişkileri nasıl bozduğunu göstermeğe yetecektir. Bu nokta çok önemlidir, çünkü kültürümüz içerisinde cinsler arasında iyi ilişkiler kurma imkanını ortadan kaldıran bu yarışma, aynı zamanda bir endişe kaynağıdır, dolayısıyla iyi ilişkiler kurmayı daha çok istenilen bir şey haline getirmektedir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült