Evrimci Psikoloji: Helena Cronin

Julian Baggini & Jeremy Stangroom


Cinsel davranış ve cinsiyet farklılıklarına ilişkin evrimci biyolojik açıklamalar muhaliflerinde sert tepkiler uyandırmaktadır. Örneğin Thornhill ve Palmıer’ın kısa bir süre önce yayımlanan Why Man Rape [Erkekler Neden Tecavüz Eder] (kitapta yazarlar belli çevresel ve sosyal koşullar söz konusu olduğunda erkeklerin genetik olarak tecavüze eğilimli olduklarını iddia ediyorlardı) adlı kitapları protestolarla ve Thornhill’in konferans programının iptaline yönelik çağrılarla sonuçlanmıştı. Against Our Will: Men,

Women and Rape [İrademize Karşı: Erkekler, Kadınlar ve Tecavüz] adlı kitabın yazarı Susan Brownmiller ise, Washington Post gazetesinde Thornill’in sosyobiyolojiye kötü bir şöhret kazandırdığını dile getirdi.

Benzer bir tarzda, Hilary Rose, Kırmızı Biber adlı dergide ‘köktenci’ Darwinistlerin sosyal farklılığa ilişkin konularda biyolojik genellemelerden bahsetmekle feministler ve adalet ve özgürlüğü dikkate alan diğer insanlar için politik ve kültürel bir tehdit oluşturduğunu iddia etti. Hilary Rose’a göre sosyobiyoloji, hilekarlıktan cinsel farklılığa yönelik nefrete çeşitlilik arz eden bir tarihe sahipti.

Rose’un saldırısının hedefinde London School of Economics’teki Doğa ve Sosyal Bilimler Felsefesi Merkezi’nin yöneticiliğini sürdüren ve bir hayli övgüyle karşılanmış The Ant and Peacock [Karınca ve Tavuskuşu] adlı kitabın yazarı Helena Cronin vardı. Kırmızı Biber dergisinin eski sayılarından birinde Cronın cinsiyet farklılıkları üzerine yazdığı bir makaleye şu hikayeyle başlamıştı: ‘Geçenlerde kızlardan oluşan bir sokak çetesinin üyelerinden birini dinlemiştim. Bu kız, grubunun erkeksi kabul törenlerinden gurur duyuyordu. Acemi olanlar, dayak yemek ya da erkek bir çetenin üyesiyle cinsel ilişkiye girmek arasında seçim yapmak zorundaydılar. Aynı teklifin erkek üyelere yapıldığını düşünün. Cinsel ilişki bir ödül değil ama ceza olsun. Bu bana çok komik geldi. ’

Aynı makalesinde Cronin, erkekler ve kadınlar arasındaki cinsel davranış farklılıklarının biyolojide kök saldığını gösterdi. Yazısının sonunda bilimin bize sadece dünyanın neye benzediğini söylediğine dikkat çekmişti. Eğer dünyayı daha iyiye giden yolda değiştirmek istiyorsak yapabileceğimiz en iyi şey cahilliğin değil hakikatin bize rehberlik etmesine izin vermektir.

İster doğru ister yanlış bir şekilde ortaya koyulmuş olsun iddialarının tetiklediği tartışmayı göz önüne alarak Cronin’e, cinsiyet farklılıklarına dair biyolojik açıklamaları zorunlu kılan kilit önemdeki evrimsel olguların ne olduğunu sordum.

Cronin’e göre ‘bu, erkek ve dişilerin farklı üreme stratejilerine sahip olması olgusundan kaynaklanıyor ‘Bunu şu şekilde düşünün: bir adamın elli eşi olsun; bu adam düzinelerce çocuk sahibi olabilir ama buna karşın bir kadının elli kocası olsun; hiçbir işe yaramaz. Erkekler için sayı önemlidir, kadınlar için nitelik. Türümüzün evrimi sırasında çoğu erkek hiç yavru büyütmedi buna karşın kadınların çoğu bu işi üstlendi; ne var ki kadınlar neredeyse eşit sayıda çocuğa sahipken bazı erkekler başka kadınlarla evlendi. Böylelikle erkeklerin kazançları potansiyel kazançları, potansiyel kayıpları kadınlarınkinden kat be kat fazlaydı. Bu yüzden kuşaklar boyunca, evrimin başlangıcından bu yana, doğal seçilim, erkekleri çok eşli olma yönünde bir istekle ödüllendirip kadınları güç yoluyla elde etme eğilimi kazandırdı. Tine kuşaklar boyunca, evrimin başlangıcından bu yana, doğal seçilim kaynakları, korunmayı, iyi genleri akıllıca seçen kadınları ödüllendirdi. ’

O zaman şunu mu iddia ediyorsunuz: rekabete girmeye eğilimli erkekler için işler yolunda gidecek buna karşın ihtiyatlı olma eğilimi gösteren erkekler için ise işler kötü gidecek. Ve bunun tam tersi de kadınlar için geçerli olacak?

‘Tam olarak öyle. Hepimiz muzaffer erkeklerin ve aklıselim kadınların torunlarıyız.'

Darvinci yaklaşımın mantığı etkileyici, ama erkek ve kadınların farklı davranış örüntüleri sergiledikleri ve cinselliğe karşı farklı tavırlara sahip oldukları iddiasını destekleyecek hangi tür deneysel kanıtlar vardır?

‘Pekala diye söze giriyor Cronin, ‘çok çeşitli bağımsız kaynaklardan gelen kanıtlar mevcuttur. Elimizde farklı kültürler arasında yapılmış araştırmalar var, eş bulma örüntülerine ilişkin bu güne kadar yapılmış, 37 farklı kültürü kapsayan en büyük çalışma tüm Darvinci öngörüleri doğrulamıştır. Yani her yerde kadınlar erkeklerin ekonomik gücüne daha fazla önem göstermişlerdir erkeklere nazaran, erkekler her zaman kadınlardan daha fazla dış görünüşe önem vermişler, kadınlar kendilerinden daha yaşlı erkekleri eş olarak seçerken erkekler daha genç kadınları eş seçmek istemişlerdir. Ayrıca insanların soruları nasıl sordukları ve bunlara psikolojik olarak nasıl yanıt verdikleri üzerine psikolojik deneyler vardır. Örneğin partnerlerinin başka birine aşık olduğunu ya da başka birisiyle cinsel ilişkiye girdiğini düşünenleri istendiğinde tahmin edilebileceği gibi kadınlar karşılıklı bağlılığın zarar göreceği düşüncesiyle daha kıskanç olurken erkekler cinse! sadakatsizlikten ötürü daha kıskanç olmuşlardır. Bit da psikolojik stres ölçümlerinde kendini göstermiştir. Dahası cinsel fantezilerde, gazetelerin yalnız kalpler köşesinde, pornografinin ve fahişeliğin kullanımlarında, gay ve lezbiyen cinselliğinde farklılıklar vardır. Tüm bunlar çeşitli kanıt türleri arasından seçilmiş küçük bir örneklem sunar bize.

Partnerinin cinsel sadakatsizliği ihtimali söz konusu olunca erkeklerin kadınlara nazaran daha endişeli olması ilginç bir husus, zira erkeklerin sadakatsizliği saptamak için oldukça karmaşık teknikler geliştirmiş olabileceklerini düşündürüyor.

'Evet, esasında erkekler aldatılma ihtimaline karşı daha duyarlılar. Bu, çoğu zaman kadınların anlamadığı bir şey. Erkek psikolojisinin bu yönü, evrim boyunca kadınların yüzleşmek zorunda kalmadıkları bir problemi çözmek için tasarlanmıştı. Bir erkek için partnerinin sadakatsizliği kadının kıymetli üreme potansiyelini kaybetmesiyle sınırlı değildir; daha kötüsü bizimkisi gibi, erkeklerin çocukları üzerine çok düşkün olduğu türlerde yanlışlıkla başka bir erkeğin üreme başarısına da katkıda bulunabilir. Bu sorun, türümüzde bulunan gizli yumurtlamadan ki babalığın belirlenmesini bir hayli zorlaştırmıştır ötürü daha da şiddetli bir hale gelmiştir. Aynı sorunlarla karşılaşmış tüm türler içindeki erkekler benzer çözümlerde birleşmişlerdir. Örneğin birçok erkek kuş eşkoruma taktikleri kullanmıştır. Dişi kuş çiftleşme dönemindeyken sebatla ona yakın dururlar. Ayrıca bazı türler üzerinde yapılan deneyler, erkek ve dişinin bu dönemde ayrı kalması durumunda erkeğin sonraki dönemde yavru kuşlara yönelik ilgisinin azaldığını bulgulamışlardır. Yani ayrı kalma süresi uzadıkça erkeğin ilgisi azalmaktadır. '

‘Bizim türümüzde çözüm yollarından biri erkeğin cinsel kıskançlığıdır. Bu, çok çeşitli taktikleri içerir: gözünü ayırmama partnerinin katıldıkları bir partide başka erkeklerle sohbetine izin vermeyerek, şiddet uygulama cinsel kıskançlık erkeğin aile içi şiddet kullanmasında en sık karşılaşılan nedendir, dayak ve cinayet de buna dahildir. Bu taktikler tutmadığında devreye giren bir başka çözüm ise çocukların kime benzediğini incelemektir. ‘Nasıl da babasına benziyor değil mi? ’ lafını genellikle yeni doğan bebeğin annesinden ve onun ailesinden işitiriz. Baba adayları ise buna ihtiyatla yaklaşırlar. Dahası kadınlardan ziyade erkekler kendilerine benzeyen emekleme dönemindeki bebek resimlerini tercih ederler, oysa tercihlerinin nedeninin bu olduğunun bilincinde bile değillerdir. ’

Croniu’in benimsediği Darvinci açıklama, kadın ve erkeklerin farklı üreme stratejilerini takip ettikleri iddiasının ötesine uzanıyor. Bu farklılıklar giderek kadın ve erkeklerin tüm psikolojilerine nüfuz etmiştir.

Cronin bu konuya ilişkin sorumuza ‘evet, haklısınız' yanıtını veriyor. ‘Erkeklerin içinde bulunduğu durumu bir düşünün. Riskli ve büyük oynamaya müsait bir yaradılışta olduklarından çok daha rekabetçi, risk atan, fırsatçı, azimli, ne istediğini bilen, statü peşinde koşan, kendini göstermeye, caka satmaya eğilimli bir yapıdadırlar. İşte bu yüzden erkekler kahramanca ölmeye, Nobel ödülü kazanmaya, hızlı araba sürmeye ve cinayet işlemeye yatkındırlar. Erkekler bu yüzden kararlı bir şekilde komedyen, motosiklet sürücüsü, alkolik, sanatçı, çocuk tacizcisi, paralı asker, pop yıldızı, kumarbaz, heykeltıraş, bungee jumpingci, tren meraklısı, bilgisayar müptelası ve CEO türü meslek ve ilgilere sahipler. Yine bu nedenledir ki erkeklerin sözünü ettiğimiz bu aşırılığı ulus, kültür, etnisite, din, sınıf ve eğitim gibi büyük bölünmeleri aşan evrensel bir nitelik taşır. Bu olgunun dünya genelindeki modern toplumlarda ve bilinen tüm kayıtlı tarih boyunca ortaya çıkmasının nedeni budur. ’

Cronin’in yaklaşımına getirilen temel eleştiri, yaklaşımının kişiliğin oluşmasında ve davranışın şekillenmesinde sosyal faktörlerin etkisini yadsıdığı şeklindedir. Cronin, Red Pepper'daki bir makalesinde Amerikan kolej öğrencileri arasında yapılan bir araştırmaya atıfta bulunur. Bu araştırmaya göre yabancı biriyle flört edip etmeyecekleri sorulduğunda hem erkeklerin hem de kadınların yüzde ellisi olumlu yanıt vermiştir; buna karşın o kişiyle yatıp yatmayacakları sorulduğunda ise erkeklerin yüzde yetmiş beşi olumlu cevap verirken tek bir kadın bile olumlu yanıt vermemiştir. Tabii ki bu farklılık toplumsal anlamda cinsiyet inşasıyla kolaylıkla açıklanabileceği gibi doğal seçilim açısından da açıklanabilir; peki o zaman niye Darwinci açıklamaya iltifat edelim ki?

Birincisi bu cinsiyet farklılıkları, Darwinci teoriye ve sperm bol miktarda, küçük, hareketli, düşük birim maliyetlive yumurtalar seyrek, daha büyük, malzemece zengin arasındaki farklılıklara bakılarak öngörülebilir. Sperm taşıyıcılar yavruların bakımından ziyade eş seçimi için rekabette özelleşmişlerdir; yumurta taşıyıcılar içinse durum bunun tersidir. Bizim türümüzde bu cinsiyet farklılığı daha makul bir düzeydedir çünkü erkekler de yavrularına özen göstermek üzere evrimleşmişlerdir. Ama şu 50 koca50 kadın örneğini hatırlayın: erkekler çabucak paçayı sıyırabilir kadınlar ise dokuz aylık ağır bir yükle bağlıdır; besin değeri yüksek sütleri olmalıdır ve pür dikkat kesilmelidirler. Farklı sorumluluklar içeren görevler türümüzü tahmin edilebileceği gibi iki kısma ayırıyor. ’

İkincisi aynı örüntüler cinsel ilişki yoluyla üreyen tüm türlerde bulunabilir. Tavus kuşundan erkek böceklere ve deniz fillerine kadar tüm erkekler daha saldırgan, önüne çıkanla cinsel ilişkiye girebilen, gösterişçi ve risk alabilen türdedirler. ’

‘Üçüncüsü patoloji diye bir şey var. Doğanın arızalan, hormonların farklı bedenlerle sınırlı kalmayıp farklı beyinleri ve giderek farklı psikolojileri de biçimlendirdiğini açıkça göstermektedir. Eğer dişi bir embriyona rahimdeki erkek hormonları androjen nakledilirse çocuk bariz şekilde “erkek fatma” olacaktır. Ve tersi de erkekler için geçerlidir. ’

'Dördüncü olarak cinsiyet farklılıkları küçük çocuklarda bile genel olarak görülebiliyor. Birkaç günlük kız çocukları yüz ve göz temasına daha çok ilgi gösteriyor. Bir yaşına girdiğinde kızlar annelerine yakın dururken erkekler uzaklaşıyor. ’

'Nihayetinde cinslere özgü farklılıklar geçmişten buyana bütün kültürlerde son derece güçlü kalmıştır. ’

Açıktır ki tüm bu gerekçeler en azından cinsler arasındaki davranış farklılıklarını açıklama yönünde Darwinci bir katkıyı destekleyecek özellikte. Buna karşın alternatif sosyal açıklama biçimlerini göz ardı etmiyorlar, peki o zaman doğal seçilimden ziyade sosyal açıklamalar üzerinde durmanın nesi yanlış?

‘Sosyalleşmeyi’ya da ‘öğrenmeyi' evrimleşmiş eğilimlerin karşısına koymak tamamen yanlış bir anlamadan ibarettir ’ diye yanıtlıyor Cronin. ‘Sosyalleşmeye da başka herhangi bir öğrenme, biyolojiye alternatif olamaz; daha ziyade biyolojiye dayanır Bütün türler dahil olmak üzere hiçbir birey, öğrenmenin temelini oluşturan uyarlanmalar olmaksızın herhangi bir şey öğrenemez. İçsel kapasitemiz öğrenmeyi mümkün kılan şeydir. Sonuçta sosyalleşme, doğal seçilim yoluyla psikolojik olarak ona hazır hale getirilmediğimiz sürece başarılı olamaz. Ayrıca nasıl ki farklı türler onlara uygun gelen farklı biçimlerde hazır hale geliyorlar aynı şey erkek ve kadınlar için de geçerlidir. Sosyalleşme, biyolojik bir konudur. ’

Daha özelde cinsiyet farklılıklarına uygulandığında 'sosyalleşme' şunu iddia eder: kendi başlarına bırakıldığında erkek ve kadınlar benzer ortamlarda aynı tepkileri vereceklerdir. Böylece neden sistematik bir biçimde farklı davrandıklarının tek cevabı ise sistematik olarak farklı ortamların içine bırakılmış olmalarıdır. Tüm bunlar tamamen yanlış anlaşılmıştır. ’

‘Ebeveynlerin küçük çocuklarına iddia edildiği davrandıklarını gösteren çok az kanıt vardır. Ayrıca kuzey Amerika ve Avrupa ’da gerçekleştirilen çalışmaları çözümlediğimizde ebeveynlerin gerektiğinde genç oğlan çocuklarını sert oynayan ve risk alan davranışlardan alıkoydukları ortaya çıkar. ’

Ama asıl önemlisi kız ve erkekler hatta yeni doğmuş bebekler aynı ortama bırakıldıklarında farklı tepkiler verirler. Doğal seçilimin onları bedenlerinden beyinlerine varana dek farklı biçimlendiren özenti çalışmasını düşündüğümüzde bu hiç de şaşırtıcı değil.

Tekrar söylemek gerekirse bu cinsiyet faklılıkları diğer türlerde milyonlarca yıllık bir zamanda ortaya çıkıyor ve bırakın kızlara pembeyi erkeklere maviyi öğretmeyi çok azı güç bela yavrularını büyütebiliyor. ’

‘Son olarak çok çeşitli kültürlerdeki cinsiyet farklarının derinlerde kök salması, salt keyfi bir koşullamadan farklı bir şeyin oluşmakta olduğunu çarpıcı bir biçimde göstermektedir. Neden cinsiyet farklılıkları gelişi güzel yönlerde ortaya çıkmıyor? Neden dünya toplumlarının en azından yarısında ebeveynler, kızlarından çok erkek çocuklarının bekaretine önem vermiyor veya neden kadınlar kendilerinden daha aşağı statüdeki erkekleri seçmiyorlar? Son olarak neden cinsiyet farklılıklarının olmadığı toplumlar hiç var olmadı? ’

Mümkün yanıtlardan biri sosyalleşme sürecinin erkek ve kadınları şekillendirme biçiminin keyfi olmadığıdır. Bu yüzden davranışlarımızdaki cinsiyet farklılıklarının tüm kültürlerde güçlü temellerinin olması gayet normaldir. Örneğin Engels’ten ilhamını alan bir iddia vardır: Cinsel iş bölümü (erkeklerin işçi olduğu; kadınların ise bakıcı olduğu) mülkiyetin miras bırakılması için soy çizgisini açık kılmak amacıyla tarihsel olarak ortaya çıkmıştır. Bu ise ancak kadınların ev içi işlere koşulmasıyla elde edilecek bir şeydir. Bu iddianın nesi yanlış olabilir, merak ediyoruz?

‘Aslında bir sürü yanlışı barındırıyor. İlkin Engelsci özgül iddiayı ele alalım. Erkeklerin kadınlara karşı uyguladığı süre giden gizli ittifak, D ar w ine i açıdan akla uygun değil Erkekler kadınlara karşı birleşirler ama aynı zamanda sistematik olarak çatışan ilgilere sahiptirler ki eş seçiıni bunlardan en önemlisidir Üstelik Buzul çağında mülkiyetin mirası söz konusu değildi ama iki milyon yıllık bu süre boyunca cinsel iki biçimlilik evrimleşti. ’

Ayrıca cinsel farklılıklara ilişkin ‘sosyalleşme’ teorilerinde daha temel sorunlar da mevcuttur. Mesela doğal seçilim bizi diğerlerinin elinde kukla olmak için ortaya sürmemişti. Evrim süresince, bırakın başarılı erkek ve kadın olmayı, herhangi bir konuda çok farklı başka kişiler tarafından kolaylıkla yönlendirebilecek birisi asla bizim atamız olamazdı. Doğal seçilimin, erkekleri erkek yapmayı kadınları ise kadın yapmayı şu sözde ‘toplumsal cinsiyet kodları’na ya da ‘toplumsal cinsiyet rolleri ’ne tümüyle bırakmış olabileceğini düşünmek olanaklı değil. Sonuç olarak bu süreci yanlış anlamak üreme faaliyetinin unutulması anlamına gelebilir.'

'Bir de şu problem vardır: Bu teoriler, ‘sosyalleşme’rin üzerine dayandığı psikolojik mekanizmayı ayrıntılı bir şekilde açıklayamadığı için nedenselliğin seyrini ters yönde belirliyorlar. Tabii ki genç erkekler, medyadaki maço erkek imajına: kızlar ise terbiyeli ev kızı imajına tabi kılınmıştır. Ama niye bu maço ya da terbiyeli davranışın medya tarafından icat edildiğini varsayıyoruz? Tam tersine, bu davranışlar erkek ve kadın psikolojilerindeki evrim sonucu ortaya çıkmış farklılıkları yansıtıyorlar. Kızların göğüslerinin büyümesiyle sosyalleştikleri de söylenebilir, ne de olsa göğüsleriyle birlikte doğmuyorlar, arkadaş gruplarıyla aynı anda göğüsleri gelişiyor. Medyada göğüslü kız imajlarına maruz kalıyorlar ve tüm kızların göğüsleri olur şeklindeki bir klişeyle büyüyorlar... ’

'Yine aynı gerekçeden ötürü bu teorilerin öngörüsü yoktur. Tüm söyleyebilecekleri her şeyin sosyalleşme sonucu gerçekleştiği. Peki ama karşı örnek teşkil edecek bir şey var mı ’

Bu arada, bir ironi var karşımızda. Sosyalleşme teorilerini, genetik determinizme karşı bir siper olarak kullanmak isteyenler aslında pratiğe geçmesi durumunda tehlikeli bir biçimde ilerleyebilecek bir ‘çevresel determinizmi’ kucaklamış oldular. Çocuklar yetişkinlerin kadınlar ise ataerkilliğin diğer herkes medyadaki görüntülerin, reklamların ve dilsel bir ağın kuklası olurdu... Giderek potansiyel olarak herkes bir diğerinin saptırmalarının kuklası olurdu. '

Cıonin, cinsel farklılıklara ilişkin Darwinci açıklamanın ikna edici olduğuna inanıyor. Peki o zaman neden sol cenahtaki bir çok feminist ve teorisyen Darwinci teoriye soğuk bakıyor?

'Galiba ana gerekçesi şu: Eğer bir şey biyolojikse değiştirilemez ve böylelikle politik mücadele fayda getirmez. ’

Fakat Cronin, bu kaygıyı paylaşmıyor ve genetik determinizm suçlamasını kabul etmiyor.

‘Elbette ki insan doğası sabit. Fakat insan doğasının neden olduğu davranışlar zengin bir çeşitlilik gösteriyor. Evrimleşmiş bilinçlerimiz içinde bulunduğumuz farklı çevrelere uygun bir şekilde tepki vermemizi sağlamak üzere tasarlanmıştır. Davranışımızın çeşitliliğini, giriftliğini ve karmaşıklığını mümkün kılan, bize ait doğuştan gelen zihinsel sistemin çeşitliliği, giriftliği ve karmaşıklığıdır. Genetik yeteneğimiz sayesinde ama ona rağmen değil etkileyici davranışsal dağarcığımızı oluşturabiliyoruz. Başarılı bir politik bağlanma için çıkarılacak ders açık: eğer davranışı değiştirmek istiyorsanız çevreyi değiştirin o zaman. Bunun yanında neyin uygun bir çevre oluşturacağı ve buna nasıl tepki vereceğimiz evrimleşmiş bilinçlerimize bağlıdır. Bu yüzden türümüzün evrimleşmiş psikolojisine ilişkin eğilimlerimiz, tercihlerimiz, güdülerimiz ve arzularımız dahil olmak üzere bir kavrayış politik eylem için hayati önemdedir. Bu bize, arzulanan sonuçları elde etmek için çevrenin hangi unsurlarının değiştirilmesi gerektiğini gösterecektir. Öyleyse görevimiz insan doğasını anlamaktır onu değiştirmek değil. ’

Kendini feminist olarak tanımlayan bir teorisyenin erkek ve kadın arasındaki biyolojik farklılıklara ilişkin gerçekliği savunmak için bu kadar hevesli olması çok çarpıcı. Bu açıdan, Cronin’e onun feminizminin, kadınların cinsel özgürleşmesinin kadın cinselliğinin erkek cinselliğini daha fazla örnek alarak gerçekleşeceğini savunan halk arasında yaygın inanış karşısında nerede durduğunu sorduk.

‘Çeşitli yollarla kadınlar geri planda bırakılıyor ve potansiyellerini gerçekleştirmelerine izin verilmiyor. Bu kadınların cinselliği için de geçerli. Tüm tarih boyunca dünyanın her yerindeki erkekler, örtünmeden hareme yerleştirmeye, cinsel organlara zarar vermekten ev içi şiddete varana dek kadınları kontrol altına almak için bir hayli yol kat ettiler. Buna karşın, kadınların erkekler kadar uçkuruna gevşek olduğu yolundaki dillere pelesenk iddia yanlıştır. Bu iddia kısmen adil olmak için eşit olmak gerekir şek! indeki yanlış iddiadan kaynaklanmıştır. Fakat adil politikalar dünya gerçekte nasılsa o yolda dile getirilmelidir. Buna karşın eğer yanlış varsayımlar üzerine dayandırılacak olursa sonuçlar büyük ihtimalle daha az adil olur. ’

'Şu dillere pelesenk kadın cinselliği, cinsellikten zevk almak ile hafifmeşrep!iği birbirine karıştırmaktan ileri geliyor. Varsayılıyor ki erkekler, uçkuruna düşkün olmaya daha eğilimli olduklarından cinsellikten daha key if alıyorlar. Oysa, bu temelde, şunu söylemek de eş derecede mümkündür: ne kadar seçiciysen o kadar keyif alırsın cinsel ilişkiden ve böylelikle erkeklerin kadınlara göre cinsel ilişkiden daha az keyif aldıkları ortaya çıkar. ’

'Ama her neyse; neden kadınlar cinselliğin nasıl olması gerektiği hakkında erkeklerin değerlerini kabul etmek zorundalar ki? Ne diye feminist gibi gözükenler cinsellik konusunda erkek standartlarını benimsiyorlar? ’

Cronin’in durduğu yerden mesele şöyle görünmekte: Kadın cinselliğinin geleceği için imkan

dahilinde olan bir şey, doğal seçilimin erkek ve kadını şekillendirme biçimiyle bir hayli kısıtlanmıştır. Bu hususu ona soruyoruz.

Hayır ben buna ya da bir başka adaptasyon biçimine kısıtlama demezdim. Doğal seçilim bizi insan dilini konuşabilecek şekilde biçimlendirdi. Siz buna kısıtlama mı diyorsunuz? Doğal seçilim bizi aşık olacak biçimde düzenledi. Buna da mı kısıtlama diyeceksiniz? ’

Ama yinede doğal seçilimin görece erken bir yaşta dil öğrenmemizi bir hayli kolaylaştırması birilerine bir kısıtlama gibi gelebilir. Peki, kadın cinselliğine ilişkin bir kısıtlama yok mu? Çünkü feministlerin politik bir strateji olarak erkek ve kadın için eşit seviyede cinsel oburluğu savunmaları evrimsel gelişimlerinin doğası göz önüne alındığında naifliktir diyorsunuz.

'İfadeyi düzeltmeliyim, ‘eşit seviyede değil' erkek cinsel oburluk düzeyini savunmaları naifliktir. '

Bazı felsefeciler arasında evrimci bilim adamlarının çalışmalarını küçümseme eğilimi vardır. Fakat Helena Cronin’le yaptığımız konuşmadan sonra evrimci bilim adamlarının çalışmalarını ciddiye almak için a priori[1] ve ampirik5 6 gerekçeler bulunduğunu anlıyoruz. Felsefeciler buna dikkat etseler iyi olacak yoksa Edward O. Wilson’ı haklı çıkarma riskiyle karşılaşabilirler: varoluşun büyük sorunlarını ve insanlık durumunun anlamını en etkili biçimde inceleyen artık bilim olmuştur.

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült