Evlilik

Suna Tanaltay


Yaşam yeni doğumlarla kendi kendisini devam ettirir. Oysa insanları evlenmeye yönelten tek gerçek, çoğalma ve üreme içgüdüsü değildir. İnsanoğlu, düşüncesi, duygusu ve yaşam felsefesiyle birlikte bir başkasıyla bütünleşmek ister.

Cinsel içgüdü, karşı cinsten kişileri birbirine itebilir. Ama insanı hayvandan ayıran özellikler vardır. Karşı cins çekiminin sürekli olabilmesi ve beraberliğin devamı yönünden evlilik olayı oldukça karışık bir denklemdir.

O zamana kadar birbirlerini hiç tanımayan iki kişi, yaşamın bir noktasında karşılaşırlar. Aileleri, eğitimleri, bilgi birikimleri bambaşkadır. Yaşama bakış açıları da bambaşka... Kişilik özellikleri, düşünce ve davranışları kendilerine özgü olan bu iki insanın varlıkta yoklukta, iyide kötüde, hastalıkta sağlıkta bir arada olması, birbirinden sıkılmadan bu beraberliği yürütebilmesi hiç de kolay değildir.

Uzayda sonsuz sayıda ışıklı doğrular düşünün... Birbirini bilmeyen, tanımayan... Zaman içinde birbirlerini farkedip hızla yönelirler, koşarlar birbirlerine... Ve çok geçmeden de büyük bir hızla kesişirler. Yaşamın en harikulade anıdır bu... Yazık ki durdur ulamaz. Bu ışıklı doğruların yıldız gibi kayıp gitmesi, aynı hızla birbirinden uzaklaşması engellenemez... Bir rüya, bazen de kocaman bir kırgınlıktır geride kalan... Pişmanlık, yakınmalar... Çare yok, ışıklı doğrular hızla uzaklaşmaktadırlar birbirlerinden..

...Yine de insanlar bu sondan hiç korkmadan ya da çok önemsemeden nikah dairelerine koşmaktadırlar. Evlendirme memurları aynı sözleri, aynı güzel dilekleri tekrarlayıp dururlar. İçtenlikle, yorgunlukla, hatta zaman zaman bıkkınlıkla... Farketmez. Önemli olan, evlenecek çiftlerin duygularıdır. Ve çoğu kez istekli, heyecanlıdır onlar... Yaşamlarının en önemli anını yaşamakta olduklarının sezgisindedirler. Bilincinde olmaya da fazla gerek duymazlar. Eğer çok bilinçli, çok kararlı bir tutumla evliliğe gidilseydi ve kişiler birbirlerini çok yönden inceleyebilselerdi evlendirme dairelerindeki bunca kalabalık, böyle çok sayıda «Evet»lere tanık olmazdı.

 

Niçin evleniyorlar?..

İnsanları evliliğe yönelten nedenleri birlikte gözden geçirmeye çalışalım :

Birbirinden hoşlanma ya da sevgi nedeniyle yapılan evlilikler vardır.

Bir yuva kurma gerekçesiyle yapılan mantık evlilikleri vardır.

Aile büyüklerinin kararıyla «Görücü usulü» evlilikler de yapılır.

Mal varlığı hesabına dayanan, «Ticari evlilik» diyebileceğimiz evliliklere de rastlamaktayız.

Doğacak olan bebeğin yasal ortamını sağlamak için yapılan evlilikler vardır.

Ailesinin aşırı baskısından sıkılan genç kızın baba evinden kaçmak için yaptığı evlilik vardır... Ve çoğu kez bir sorundan diğerine atlamak gibidir.

Ekonomik güvencesi olmayan kadının bir destek, dayanak bulmak için sarıldığı evlilik vardır.

Yalnız ya da dul erkeğin kendisine baktırmak için, ilgi görmek için aradığı evlilik vardır.

Şu ya da bu nedenle bir tarafın ısrarı, diğer tarafın büyük isteksizliğiyle gerçekleştirilen evlilikler vardır.

Bunların hangisi daha olumlu sonuç verir? Mutlu çocukların dünyaya gelebilmesi için ne tür bir evlilik daha sağlam bir temeli oluşturur?..

Evlenen çiftlerin kişiliklerine, iyi niyetlerine, zeka düzeylerine, kendi yetiştikleri ailelerin genel tutumlarına göre sonuçlar değişmektedir.

Evlenecek kişiler arasındaki görüş, bilgi, zevk, kültür ve eğitim farkları ne kadar az olursa, evliliğin o nispette olumlu sonuç vereceği düşünülebilir. Yine de her zaman geçerli olabilecek bir kural değildir bu. Duygusal bir temel oluşmadan, yalnız kalmamak için cankurtaran simidine sarılır gibi evlenmek... Devam edebilir; fakat süreklilik, ille de mutluluk anlamına gelmez.

Günümüzün insanının en büyük sorunu Yalnız11 k 'tır. Düşünce ve duygularını bir başkasıyla paylaşamamaktır. Kentler ne denli büyürse, yaşam ritmi ne kadar, hızlanırsa yalnızlık da aynı oranda büyümektedir. Birçok insan, evliliğe bu nedenle yönelmektedir. Oysa, paylaşılan konu ve özellikler çok az ise, bir arada bulunmak, yalnızlıktan kurtulmuş olmak anlamına gelmez. Ayrı ayrı yalnızlıklar birleşerek kocaman bir yalnızlığı oluşturur. Sonuç, hiç de iç açıcı değildir.

Çoğu kez şöyle sorarlar:

«Sevişerek evlenenler mutsuz olmazlar mı?.. Sevgi, çabucak geçiveren bir heves değil midir?..»

Böylesine sevgi, ancak bir ten çekimi ya da hoşlanmadı r.

Gerçek S e v g i ’yi gelip geçici hoşlanmalardan ayırdetmek gerekir. Seven yürek, hem saygılı, hem de ilgilidir. E. Fromm'un çok güzel vurguladığı bir özelliktir bu... «Bir kimse, çiçekleri çok sevdiğini söyleyebilir,» der, Froınm, «Fakat çiçeklere su vermiyorsa, böyle sevgi olmaz.» Nitekim ilgi görme isteği her insan için geçerlidir.

Hoşlanmadan ileriye gidemeyen duyguya sevgi denilemez. Saygı da yoksa eğer, en küçük bir tartışmada tüm bağlar kopuverir. Ve eşler arasında büyük uçurumlar oluşur.

Erich Fromm’a göre sevginin üçüncü özelliği «Sorumluluk»tur. Sorumsuz sevgi olmaz. Hepimizin de bildiği gibi, anlaşamayan birçok çift, karşı tarafın sorumsuzluğundan yakınır. Tek taraflı sorumlulukla bile yürüyemeyen gemi, her iki tarafın sorumsuzluğuyla karaya oturur.

Sevginin dördüncü özelliği, sevilen insanı tanıyabilmektir. İstekleriyle, zevkleriyle, hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeylerle, tüm kişilik özellikleriyle sevileni iyi tanımak... Birlikte yaşayacak iki kişi için konunun bu yönü büyük önem taşır. İnsan, iyice bilip tanıdığını nasıl severse, sevdiğini de tüm özellikleriyle bilmek ister.

İşte, sevginin böylesi, mutsuzluk değil, mutluluk kaynağı olabilir ancak... Bencillikten uzak, birbirine yönelik bir tavır oluşmaktadır. Böyle bir sevgiyle kurulan evlilik, bir «Alışveriş» değil, «Veriş-Alış»tır.

«Ya o sevgiyi bulamadıysak?.. Ömür boyu beklemek mi gerek?..» diye sık sık sorarlar. «Hem de kesişip uzaklaşıverecek olduktan sonra...»

Sevgi, bizim yüreğimizde, bizim içimizde... Ona gereken değeri vermeyi bilirsek o da bizi mutlu kılmayı bilecekte. Sımsıkı saklayıp gizlemeye hiç gerek yok. Gözlere, söze, tüm yaşama yansır. Sevgi... Ve ergeç onu görebilen bir yürek bulunur. Hızla kesişip, hızla ayrılmak, kopup gitmek de şart değil... Birbirine paralel, birbirine teğet iki doğru oluşabilir. Ya da devingen... Mutlu kılmak ve mutlu olabilmek için birbirini yaklaşan, saran... İşte «Zor»u kolaya çeviren en önemli çözüm budur. Önce onu düşünmekten, onu gözetmekten başlayarak düşünülmek, gözetilmek, ilgilenilmek... Gerçek bir «Veriş-Alış»tır bu... Sabır, ilgi ve sevgi ürünüdür.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült