Ergenlikte Kimlik Gelişimi Ve Psikososyal Gelişim

Ramazan Arı


Daha önceki konularda da belirtildiği gibi ergenlik dönemi çok önemli değişmelerin ve gelişmelerin yaşandığı fırtınalı bir dönemdir. Ergenin, yetişkinlik ve yaşlılıkta sahip olacağı biyolojik, zihinsel ve psikososyal özellikler bu dönemde kazanılmaya başlanır. Ben kimim, kim olacağım, bende ne olup ne bitiyor gibi pek çok soruya ergenlik döneminde cevap aranır.

Bu sorulara doğru cevapları bulmak ergen için çok kolay olmaz. Bu dönemdeki ergeni anlamak ve tanımak pek çok kuramcının, araştırmacının ilgi konusu olmuştur.

Aşağıda Freud'un ve Erikson'un ergenlik dönemine ilişkin görüşleri ele alınmıştır.

1.0.    Psikoanalitik Kurama Göre Ergende Kimlik Gelişimi

Freud'un beş evrelik gelişim dönemlerinden sonuncusu olan "Genital" dönem ergenliğe rastlar. Freud'a göre bu dönemde çocuğun fizyolojik olgunluğa erişmesi ve bazı hormonların salgılarının artması ile cinsel dürtüler ve bu dürtülere bağlı diğer güdüler (karşı cinse yakınlaşma, bağımsızlık güdüsü vb.) de artma gözlenir. Cinsel dürtüler bilinçli veya bilinçsiz olarak davranışlar üzerinde etkilidir. Dürtülerdeki bu yoğunlaşma önceki gelişim dönemlerindeki çatışmaların yeniden ortaya çıkmasına neden olur. Genital dönem bu çatışmalara yeni çözüm yollan aranmasına neden olur. Çözümler bulunabildiği ölçüde ergen yetişkin bir insan kimliği kazanmış olur (Geçtan, 1981).

Freud'a göre bu dönemde ergen, çocukluktan kalma pek çok değerle, kavramla yüzleşmek ve bunları değiştirmek zorunda kalır. Anne baba bağımlılığından koparak karşı cinsten akranlarıyla olgun ilişkiler kurmayı öğrenir. Diğer yandan toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, yetişkinlikte mesleğinin ne olacağı ile ilgili planlar yapar. Freud'a göre, ergenin anne baba bağımlılığından kopması kolay bir durum değildir. Özellikle fallik dönemdeki çatışmalar biçim değiştirmiş olarak ergenlikte yeniden yaşanır. Ergen-ebeveyn çalışmalarının temelinde bu bilinçdışı çatışmalar vardır.

Ergenlik çağına ulaşan çocuk anababanın güçlü imgelerini yıkma çabasında ilk adım olarak onların yerine geçebilecek başka kişiler arar. Ergen bir süre sonra aradığını bu yoldan bulamayacağını fark ederek, yetişkinlikte ne olacağına, kim olacağına karar vermek için yeniden kendine yönelir. Bu süreç içinde anne baba eski yetkinliğini, önemini kaybeder. Bu süreçte ergen ideolojik gruplara, çetelere, dini gruplara kolayca katılabilir (Geçtan, 1981).

2.2.    Psikososyal Gelişim

Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası

Erikson'un psikososyal gelişim kuramının beşinci evresi ergenlik dönemini ele almaktadır. Erikson'a göre, ergenlik döneminin en önemli sorunu ergenin kimlik kazanması ya da bunu başaramazsa rol karmaşası yaşamasıdır. Erikson ergenlik dönemindeki bu durumu, "kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası kimlik duygusuna karşı kimlik bocalaması" olarak özetlemiştir.

Erikson'a göre, ergen Fizyolojik olgunluğa ulaşmış, cinsel devrimle çocukluktan çıkmış ve önündeki yetişkin rollerinin belirsizliği ile karşı karşıyadır. Yani ergen ne çocuktur ne de bir yetişkin. O halde ergen kimdir? Cevaplamaya çalıştığı çetin soru "ben kimim" sorusudur. Bu sorunun cevaplanmasında ergenin daha önceki psikososyal gelişim basamaklarını (Temel güvene karşı temel güvensizlik, özerkliğe karşı utanç ve kuşku ve diğer evreler) sentezleyerek bir kimlik bütünlüğüne ulaşması gerekir.

Ergen, nasıl ki bebekliğinin ilk yılında yakın çevresiyle güvenilir ilişkiler kurarak bir umut, güven duygusu kazandıysa, bu kez gençlik çağında içinde bulunduğu toplumla güvenilir sosyal ilişkiler kurarak kimlik duygusu edinmeye çabalar. Bunun için insanların yararına olduğuna inandığı ülküler için çaba harcar. Böylece güvenilir olduğunu kanıtlamaya çalışır, insanlara ve inandığı önderlere bağlı olduğunu kanıtlamaya çalışır. Görüldüğü gibi ergen bebeklikteki temel güven duygusunun farklı bir formunu gençlikte yeniden yaşayarak bir kimlik bütünlüğüne ulaşmaya çabalar.

Hatırlanacağı gibi, Erikson kuramında ikinci gelişim evresini "özerkliğe karşı utanç ve kuşku" olarak özetlemektedir. Bu evrede çocuk bazı kasları üzerinde kontrol sağlamakta, dışkılama ve işemesini denetleyebilmektedir. Yani bazı kas hareketlerini denetleyebildiğini fark etmesiyle, ne yapacağına, nasıl yapacağına kendisi karar vermek istemektedir. Bu çocuğun ilk özerklik girişimidir ve neyin ne zaman yapılacağına karar vermesidir. Söz konusu durum, insanın yaşamında ilk özerklik mücadelesidir. Bu özerklik ya da boyun eğdirme süreci ebeveyn çocuk ilişkisinin niteliğine bağlı olarak ya özerklik duygusunun gelişimine ya da utanma ve temel güvenin sarsılmasına (kuşku) neden olmaktadır.

Ergenlik döneminde ergen bebeklikte ebeveyne karşı verdiği özerklik mücadelelerini topluma ve toplumun kurumlarına karşı yeniden dener. Ergen özgürce verdiği kararları özgürce uygulamak ister. Seçimleri ve kararları toplumun kuralları ile çatışmadığı sürece ergen verdiği kararların ve üzerine düşen görevlerin sorumluluğunu isteyerek üstlenir. Bu dönemde ergenin temel kimlik ifadesi "özgürce isteyebildiğim neyse, ben oyum" şeklinde özetlenebilir. Bu düşünceden hareketle, ergenin kendi özgür seçimiyle, inandığı gruplar içinde yer alması grubun amaçları için her şeyini ortaya koyması (yaşamını, geleceğini) anlaşılabilir bir durumdur. Ergenin "özgürce seçebildiğim şeyim" duygusu "güvenilen, sadık biriyim" duygusuyla bütünleşerek, ergenin kimlik öğelerinden bir diğerini oluşturur.

Dereboy, oyun çocukluğu dönemi (Erikson'un kuramının üçüncü evresi) ile ergenlikteki kimlik arama süreci arasındaki ilişkiyi aşağıdaki gibi açıklamaktadır.

İnanılan insanlar, ilişkiler bulma ve onlara bağlanma, oyun döneminden çıkarılmış olan girişim duygusunu ve değer verilen amaçlar peşinden koşma yetisini de pekiştirir. Çünkü bir ilişkiye ya da ülküye sadık kalmak demek, insanın doğruluğuna inandığı amaçların, sonuna dek inandığı değerlerin ve suçluluk duymadan yerine getirdiği yükümlülüklerin olması demektir. Bu gencin kendisine ait bir yol çizmesi ve nasıl biri olmak istediğini belirlemesi demektir. Üçüncü evreden çıkan kimlik öğesi şuydu; gelecekte kim olmayı düşleyebiliyorsam ben oyum". Öyleyse gencin kendince doğru ve değerli olan bir yolda yürüyor olması.... ergenin kimlik duygusuna olumlu biçimde katılmasına ortam hazırlar (Dereboy, 1993).

Erikson'un dördüncü evresinin (çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu) ergenliğe yansıması, belirlenen bir görevi, amacı başarma, yani yeterlik duygusu ya da işe yaramazlık şeklinde olur. Gençlik döneminde ergen toplumun, güvenilir arkadaşlarının veya inandığı ülkünün sadık bir üyesi olarak üstüne düşeni başarmak isteyecektir. Görevlerini başarıyla yerine getirmek gence. bir kimlik öğesi olarak yeterlik ve kendini değerli bulma duygusu verir. Yani oyun çocuğu dönemindeki "ne öğrenebiliyorsam oyum" duygusu daha ileri bir düzey olan "öğrenebildiğimi yapabilen biriyim" şeklinde kimlik duygusuna dönüşür.

Ergenin yukarıdaki süreçleri başarıyla tamamlaması ergende tutarlı bir kimlik bütünlüğü oluşturur. Aksi durum, kimlik bocalaması olarak kavramlaştırılabilecek ciddi bir soruna neden olur. Bu sorun tam anlamıyla bir kargaşadır. Ergenin davranışları bazen o kadar uçtadır ki dışardan gözleyenler durumu bir delilik hali olarak değerlendirebilirler.

Moratoryum, borcun ödenmesinin ertelenmesi demektir. Kitapta, gelecekle ilgili alınmış bir kararın ertelenmesi anlamında kullanılmaktadır.

Ergenin birer kişilik öğesi olarak, sadakat ve güven, özerklik, geleceğini planlama ve başarabilme duygularını bütünleştirememesi ergende kimlikle ilgili belirsizliğe neden olur. Bu bir yenilgidir ve ergen "ben kimim?" sorusunu cevaplandıramamıştır. Bu belirsizlik ve karmaşa ergenin yaşamındaki bazı kararları yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Bu belirsizliklerin sonucu olarak, ergen eğitimine ara verebilir. Geleceğe ilişkin bazı kararlarını erteleyebilir. Bu olay Amerikan ve Avrupa kültüründe daha sık görülen bir durumdur ve "moratoryum" olarak kavramlaştırılmaktadır. Bu dönemde ergen; eğitimini, işini bırakıp dünyayı tanımak, kendini anlamak için uzun seyahatlere çıkabilir.

Bacanlı (2000)'nın Marcia'dan aktardığına göre; kimlik kazanma çabalan içindeki ergenin durumu bağlılık (kararın kesinliği) ve bunalım geçirme (kararsızlık geçirme) açısından iki boyutta değerlendirilmektedir. Başarılı kimlik statüsüne sahip olan kişiler bunalım geçirmiş ve bir karara varıp bu kararda bağlanmış kişilerdir. Bu ergenler kimlik aramayla ilgili sorunlarını çözmüş kişilerdir. Bu ergenler çocukken fazla korunmamış ve aileleri kısmen reddedicidir. Dolayısıyla çocuklar zorluklarla nasıl başedeceklerini öğrenmişlerdir, ipotekli kimlik statüsüne sahip kişiler bunalım yaşamışlardır, ama bir karara varmış gibi görünmektedirler. Tabii ki bu karar ebeveynlerin kararlarıdır. Bu aileler çocuklarının kulaklarına daima neyin doğru, neyin yanlış olduğunu fısıldarlar. Dolayısıyla bu çocuklar bağımsı karar, verme fırsatı bulamazlar ve daha sonra da bağımsız karar verme cesareti gösteremezler.

Moratoryum kimlik statüsü, bunalımı yaşayan, ama çözüm bulamayan kişilerdir. Özellikle Avrupa ve Amerika kültüründeki kişilerin eğitimlerini, işlerini, gelecekle ilgili programlarını askıya alarak başka ülkeleri insanları tanımak amacıyla seyahat etmesi moratoryum kimlik statüsüne örnek verilebilir. Dağınık kimlik statüsündeki kişiler henüz bir kimlik bunalımı yaşamamıştır. Dolayısıyla bir karara da bağlanmamışlardır. Marcia'ya göre bu kişiler, en az etkilemenin ve yönlendirmenin bulunduğu ailelerden gelmektedirler.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült