Epistemoloji Ve Psikoloji

Jean Piaget


Klasik epistemolojiler tarihi boyunca, sadece görgücü (ampirisist) gelenekler, anlaşılması zor olmayan nedenlerle psikolojiye başvurmuşlardır. Yine de bu nedenler, ne öteki düşünce okullarının psikolojiye çok ender yönelimlerini, ne de görgücülüğün psikolojiye ayrıntılara girmeden değinmesini açıklamaya yeterli değildir.

Bu nedenler şunlardır Bilginin yapısını sadece "deney" yoluyla anlatmak istersek, bu tür bir önermeyi ancak deneyin yapısını çözümlemeye girişerek haklı gösterebiliriz ve o zaman, psikolojik süreçler dan algı, çağrışım ve alışkanlıklara değinme noktasına varırız. Ne var ki, görgücülük, duyumculuk ve öteki felsefeler, deneysel psikolojiden çok önce varoldukları için, çoğu kişi bu sağduyu görüşlerle ve spekülatif tanımlamalarla yetinmişlerdir; bu da, deneyin varolan yapılarla benzeşme süreci olduğunu görmelerini ve ipse intellectus'un sistematik incelemesine yönelimlerini engellemiştir.

Platonik, rasyonalist ya da apriorist epistomolojilere gelince, bunların her biri, bilinmeyen, üstün dan veya deneyden önce gelen bir takım temel bilgi yollan bulduklarına inanmışlardır. Ancak, spekülasyon eğilimi ve etkin kanıtlamanın küçümsenmesi olarak açıklanabilecek bir yanlışa düşen bu doktrinler, (İdeler'in anımsanması. Us'un evrensel gücü ya da a priori kalıpların önceden varolan zorunlu yapılan gibi) bu bilgi yollarına yakıştırdıktan özellikleri belirtmeye büyük özen gösterilirken, bu yolun gerçekte Özne’nin kullanımına açık olduğunu kanıtlamayı başaramamışlardır.

Bu durumda, ortaya ister istemez bir gerçeklik sorunu çıkmaktadır. Platonik anımsama ya da evrensel Us'un söz konusu olduğu durumlarda, bu sorun oldukça belirgindin "Bütün" normal insanlardaki bu tür "yetileri" karışlaştırmadan önce bunların incelenmesi gerektiği ve böyle bir inceleme sonucunda varsayıma ulaşmanın zorluklarının açığa çıkacağı ortadadır. A priori kalıpların söz konusu olduğu durumlarda ise, pragmatik inceleme çok daha hassas bir olaydır; çünkü, öznelerin daha önceki koşullarını göz önüne almadan bilinçlerini çözümlemek yeterli değildir; ve varsayım uyarınca, bu koşullan incelemek isteyen psikoloji, bunlardan kendi araştırmasının ön koşullan olarak yararlanacaktır. Ne var ki, tarih çeşitli boyutlarıyla (bilimler, sosyogenesis ve psikogenesis tarihi) ortadadır ve varsayım doğru ise, bu doğruluk, öznelerin iç gözlemleri ile değil, ansal (zihinsel) çalışmalarının sonucuyla kanıtlanmalıdır. Şu halde bu inceleme açıkça gösteriyor ki, ön koşullan gerekli koşullardan ayırmak zorunludur, çünkü her türlü bilgi ve özellikle her türlü deney, ön koşullarla bağlantılı ise, bu koşullar ussal ya da zorlayıcı bir gereklilik ortaya koymazlar ve eğer ortaya zorunlu olarak birkaç bilgi türü çıkarsa, bu zorunluluk başlangıçta değil, sonuçta belirir.

Kısacası, antiampirisist olanlar da dahil bütün epistemolojiler, pragmatizm sorununa yol açar ve böylcce, yöntem açısından kaçınılmaz olsa da, etkin kanıtlamadan yoksun psikolojik bir görüşe yönelirler. Şu halde, bu önermemiz durağan epistemolojiler açısından doğru ise, dinamik bilgi kuramları açısından daha da geçerlidir. Gerçekten de, eğer bilgi sürekli gelişim içindeyse ve daha sınırlı bilgi durumundan daha olgun ve etkin bilgi durumuna geçiyorsa, o zaman bütün sorun, bu gelişimi anlamak ve olanakların elverdiğince çözümlemek sorunudur. Bu gelişme süreci, gelişigüzel değil birbirini İzleyen aşamalardan oluşur ve algılama alanlarında bu gelişimin kesin bir başlangıç noktası olmadığı için, oluşum evreleri içinde incelenmesi gerekir. Bu evreler (bilinen ya da bilinmeyen) ön koşullardan doğan bir gelişim sırası izlediği için, sonsuz bir geri dönü (yani biyolojiye dönüş yapma) tehlikesi vardır. Ne var ki, sorun, bu süreçlerin temelindeki yasayı bulmak olduğuna ve (şu andaki) son aşamalar başta bilinen ereler kadar önem taşıdığına göre, tarihsel-eleştirel çözümleme ile psikolojik gelişim çözümlemesi arasında bağlantı kurulduğu takdirde, inceleme konusu gelişme evresi hiç değilse bölümsel çözümler sağlayabilir.

Evrimci epistemolojinin ilk amacı, belki psikolojiye ciddi olarak eğitmek, her epistemolojinin zorunlu olarak ortaya koyduğu pragmatizm sorunların irdelemek, ama aynı zamanda çoğu kişinin yeterli bulduğu spekülatif ya da zımni psikolojinin yerine, (bilimsel anlamda) kontrol edilen çözümlemeyi getirmektedir. Bir kez daha belirtelim ki, bu zorunluluk, her zaman söz konusu olmakla birlikte, son zamanlarda daha da kaçınılmaz olmuştur. Çağdaş bilimsel evrim içinde fikir ya da yapıların gösterdiği büyük değişim ile, bu fikir ya da yapıların psikogenesisi araştırıldığı zaman ortaya çıkan ve bunların ilerdeki değişme olasılıklarını içeren özellikler ve koşulların çakışması gerçekten şaşırtıcıdır. Başlangıçtan bu yana süreklilik hıza ilişkin olarak düşünüldüğü için, mutlak zaman kavramına ya da başlangıçtan bu yana topolojik sezgileri metrik algılamalardan önce geldiği için geometrinin evrimine ilişkin olarak bunun örneklerini göreceğiz.

Yöntemler

Epistemoloji, geçerli bilginin kuramıdır ve bu bilgi durağan bir olgu olmayıp bir süreç de olsa, bu süreç özü açısından daha az geçerlilikten daha çok geçerliliğe değişim içindedir. Demek oluyor ki, epistemoloji, yapısı gereği, iki niteliği birbiriyle bağlantılı olarak gelişen bir konudur; çünkü bu tür bir süreç hem gerçeklik, hem geçerlilik sorunlarını ortaya çıkarır. Konu sadece geçerlilik sorunu olsaydı, epistemoloji mantıkla bütünleşerek bu bilimin içinde erirdi: Buradaki sorun salt biçimsel olmayıp, bilginin gerçek dünya ile nasıl uzlaştığını ve buna bağlı olarak özne ile nesne arasındaki ilişkileri belirlemeye dayanır.

Epistemoloji sadece bir gerçeklik sorunu olsaydı, o zaman da, geçerlilik sorunlarına çözüm getiremeyecek bir algılama işlevleri psikolojisini niteliğine inerdi. Evrimci epistemolojinin birinci kuralı, yukarıdaki nedenlere bağlı olarak, bir işbirliği kuralıdır. Evrimci epistemolojinin sorunu, kavrayışın gelişimini incelemektir; bu yüzden her araştırma konusunda, bu tür gelişim üzerinde çalışan psikologların, bu gelişimdeki geçici denge eviçlerini ya da durumlarım biçimlendiren mantıkçıların ve araştırma alanıyla ilgili bilim dalındaki uzmanların işbirliği gereklidir. Bu işbirliğine, söz konusu araştırma alanı ile mantık arasında bir bağlantı kurmak için matematikçilerin ve psikoloji ile mantık arasındaki bağlantı sağlamak için de sibemetikçilerin katılması gerekir. İşte bu nedenle, ancak bu işbirliğinin yürütülmesiyle gerçekçilik için gerekli olan nitelikler eşit olarak değerlendirilebilinir.

Ne var ki, bu işbirliğinin anlamını kavramak için, çoğunlukla gözden kaçan bir şeyi unutmamak gerekir. Psikoloji, her ne kadar, geçerlilik kuralları koymaya yetkin değilse de, (çocukluktan yetişkinliğe ve çeşitli bilimsel düşünce düzeylerine kadar) her yaştan olan ve bu tür kuralları ortaya koyan özneleri inceler, örneğin, beş altı yaş arasındaki bir çocuk, henüz geçişliliği bilmez ve A<B ile B<C'yi gördüğü halde A ile C'yi bir arada görmemişse A<C sonucuna varmayı kabul etmez. Yine aynı biçimde, verilmiş bir A niceliğindeki sıvı derinliği az, geniş bir kaptan derin ve dar bir kaba boşaltıldığında A' kalıbına girdiği zaman, çocuk "aynı suyu" almasına karşın A'nın A* için yer aldığını kabul etmez. Çocuk, niteliksel özelliği kabul eder, ama niceliğin de korunduğunu kabul etmez. Yedi ya da sekiz yaşındaki çocuk ise, bunun tersine, hem geçişliliği hem de niceliğin korunması ilkesini aynı zamanda kaçınılmaz olarak görür, özne bu haliyle Oyanı psikologdan bağımsız olarak) kuralları tanır. Bu noktada ortaya birkaç sorun çıkan

1)      Kişi, kendine özgü bir tür kurallara nasıl varır? Bu sorun özü gereği, kuralların algısal önemini değerlendirme açısından (psikolojinin hiçbir durumda sahip olmadığı) yetkinlikten bağımsız bir psikolojik sorunudur, örneğin, bu kuralların çoğu yetişkinler tarafından aktarılıp aktarılamadığını (ki böyle değildir); bu kuralların bir tek deneye bağlı olup olmadığını (bu da yeterli olamaz); söz dizimi ve sözcüklerin anlamlarının yanı sıra, basit işaret ve simgelere dayanan kurgu ve dilden kaynaklanıp kaynaklanmadığını (bu da soruna çözüm getirmeye yeterli değildir); ya da bu kuralların içten içe gelişen ve uyarlamalarla, kendiliğinden ayarlanan işlemlerle oluşan bir yapısal işlemin ürünü olup olmadığını (gerçek de budur) belirlemek, psikologların işidir.

2)      Bundan sonra, ortaya bu kuralların geçerliliği sorunu çıkan Yapılan, birbirini izleyen bu evreler uyarınca, (değişkenlik, geçişlilik ya da koruyuculuk özellikleri olmayan, fakat her iki durumda da MacLane'in "kategoriler" anlayışına uygun düşen, ancak son derece ilkel ve önemsiz nitel özellikleri ve nitel doğrultulu işlevleri olan) "işlem öncesi" yapılar ya da ("Grup" ve "grupsal" özellikleri olan) işlemli yapılar biçiminde tanıtmamak, mantıkçıların işidir. Bu nedenle, bu kuralların değerini ve psikologun inceleme konusu olan algısal gelişimlerin gösterdiği epistemik ilerleme veya gerileme özelliklerini belirlemek mantıkçıya düşer.

3)      Son olarak, söz konusu bilim alanında elde edilen sonucun ilgi uyandırması ya da anlam taşımaması sorunu ortaya çıkar. Bu konuda unutamayacağımız bir anı, dört-altı yaş arasındaki çocukların bir kaptan ötekine boşaltılan sıvının miktarını koruduğunu algılayamayışlarını Princeton'da Enistein'a anlattığımız zaman, Einstein'in duyduğu sevinç ve niceliğin korunması kavramının geç oluşumunu çok ilginç karşılamasıdır. Ve eğer gerçekten, en ilkel ve en açık seçik fikirler, uzun ve çetin bir oluşumu gerektiriyorsa, mantıksal-matematiksel ilkelere oranla deneysel bilimlerin tanınmasındaki gecikmeyi anlamak kolaylaşır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült