Ensest Erkekliğin Bağrındaki Boşluğu İşaret Eder

Ahmet Murat Aytaç


Ailenin oluşumu ve yapısıyla ensestin artışı veya azalışı arasında nasıl bir korelasyon var sizce?

Ensest, dar anlamıyla, yakın akrabalar arası cinsel etkinlik biçiminde anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ensestin teşhisi akrabalığın tarifine bağlıdır. Akrabalık ilişkilerinin odağında duran kuruma ise aile adını veriyoruz. Bu durumda ensesti, ailelerin kuruluşunu belirleyen etmenleri göz önüne almadan anlayabilmek mümkün değil. Söz konusu etmenleri üç başlık altında ele almak gerekiyor: evlilik düzenlemeleri, cinsellik tertibatı ve cinsiyet politikaları. Bu etmenler karşılıklı olarak birbirini koşullandırır ve aile yapılanmasına bir bütün olarak etki ederler.

Aile, evlilik bağının tesisiyle ortaya çıkar. Ama evlilik bağı kurulmadan önce her toplumda yanıtlanması gereken bazı sorular vardır. Mesela sadece kadınlar ve erkekler mi evlenebilir? Eşcinsel evlilikler olabilecek mi? Cinsiyetler tarif edilirken, cinsel yönelimler de dikkate alınacak mı? Cinsiyet politikaları ne olacak? Sapkınlığı veya normalliği belirleyen ölçütler nelerdir? Cinsellik tertibatı bunu nasıl kararlaştırıyor? Ancak bu ve benzeri sorular yanıtlandıktan sonra evlilik türleri, çokeşlilik veya tekeşlilik gibi evlilik biçimlerinin kararlaştırılması mümkün olabilecektir.

Evlilik ve doğum üzerinden izlenen bağlar aracılığıyla insanlar belli soy zincirlerine bağlanırlar. Akrabalık bu aşamada devreye girer. Buraya kadar anlattıklarımıza bakılacak olursa, aile yapılan ensestin tanımı ve rakamsal büyüklüğü üzerinde etkide bulunmaktadır. Geniş veya çekirdek aile, basit veya karmaşık hane yapılan, bir bütün olarak akrabalık ilişkilerindeki “yakınlık” derecelerinin ne olduğunu belirler. Çekirdek ailenin belirleyici olduğu modern toplumlarda, akrabalık mesafesi arttığından ensest tanımının ve sayılarının matematiksel olarak düşmesi beklenir. Ama günümüzde bu matematiksel beklentinin aksine bir görünüm var. Çünkü cinsiyet politikaları ve cinsellik tertibatı modem toplumlarda cinsel hazları ve etkileşimleri çok daha detaylı düzenleyen bir perspektife sahip. Yani daha çok kural koyarsan, daha çok suç yaratırsın. Neyin sapıklık olduğuna, kimlerin cinsel bakımdan elverişli olduğuna dair anlayışların da modernleşmeyle beraber değiştiğini dikkate alınca bu artış anlaşılır bir sonuç.

Türkiye’deki aile düzenini nasıl tarif ediyorsunuz?

Türkiye’deki aile düzenine, basit hane yapılarına sahip çekirdek aile yapısı hakimdir. Aile büyüklükleriyle ilgili rakamlar ebeveynlerin yanında iki çocuğun bulunduğu ailelerin norm olduğunu işaret ediyor. Elbette farklı kuşakların kalabalık hanelerde bir arada yaşadığı geniş aileler de mevcut. Ama bunlar ortalamayı belirlemiyor. Tanzimat ile başlayan modernleşme hamlesinin tartışmasız olan tek kazanımını “çekirdek aile” oluşturuyor. Kırda veya kentte, yoksul veya zengin, dindar veya laik, imam nikahlı veya resmi nikahlı evlenen çiftler kural olarak “yeni haneler” kuruyorlar. Yani hepsi ayrı ev istiyor ve gücü yetenler de “baba evini” terk ediyor. Bu gelişme aile hayatının akrabalık ilişkilerine nazaran özerkleşmesi, çekirdek grubun kendi içinde daha fazla yoğunlaşması demek. Önceki kuşaklarla evler ve yaşamlar ayrılınca, yeni kurulan hanelerde çocukların değeri ister istemez artıyor. Çocuk, tarihimizin hiçbir evresinde bugün olduğu kadar değerli olmamıştı. Eskiden yaşlıların merkezde olduğu hanelerin yerini şimdilerde çocuk merkezli haneler aldı. Ailelerin çocukları için yapmayacağı harcama, göze almayacağı fedakarlık yok. Çocuğun değerindeki bu artış, günümüz toplumunda çocuk istismarının bir türü olarak ensestin bu kadar göze batmasında etkili oluyor. Çocuğa yönelik özel bir ilgi, onun psikolojisini gözeten ihtimamla beraber bu alandaki sorun algısının artmasına da yol açıyor.

Ensesti salt bir cinsel sapkınlık olarak mı değerlendirmek gerekiyor?

Sapkınlık anlayışımız eskisine göre ziyadesiyle değişmiş durumda. Önceden cinsel ilişkinin hangi tarafında olduğunuza bağlı olarak “sapkın” olup olmadığınız belirlenirdi. Örneğin bir erkek için bütün mesele şuydu: aktif mi, pasif mi? Yani o mu başkasının içine giriyor, başkaları mı onun içine giriyor sorusu belirleyiciydi. Bu açıdan aktif olduğu müddetçe ister hemcinsleriyle, ister hayvanlarla, ister ölülerle, isterse de çocuklarla beraber olsun, sorun yoktu. Nitekim halen ülkenin bazı yörelerinde hayvanlarla seksi normal gören, aktif eşcinselliği bir “sapma” olarak değerlendirmeyen bir anlayış mevcut. Oysa modem toplumda cinsel hazlar arzu nesnesinin ne olduğuna göre sınıflandırılıyor. İlişkinin ne tarafında olduğunuz değil, neyi arzuladığınız önemlidir. Cinsel kimlik bu tercihe göre belirlenecektir. Aktif de olsan pasif de olsan, çocukları arzuluyorsan bu bir sapmadır, “pedofilidir.” Modem toplumda “sapkınlık” ölçütü, doğumla sonuçlanabilir olan ilişkilerden ne ölçüde uzaklaştığınıza göre belirleniyor. Heteroseksüel bir ilişkide bile, genitaller dışında bir organa yöneltilmiş arzu, “sapma” olarak görülür. Tıpkı “ayak fetişizmi” örneğinde olduğu gibi.

Ensestin bir sapkınlık olup olmadığını ilk olarak bu açıdan değerlendirebiliriz. Biz ensesti çoğunlukla çocuklara yönelen cinsel arzu olarak değerlendirmek eğilimindeyiz. Bu açıdan bakınca iradeye ve karşılıklı rızaya dayanmayan, nispeten zorlama içeren cinsel ilişkilere duyulan tepkiyle, aile üyeleri veya dayı, hala vb. gibi yakın akrabalarla ilişki anlamındaki enseste duyulan tepki iç içe geçmiş gibi gözüküyor. Yetişkinler arasında rızaya dayalı olan “saf ensest” vakalarında, nesne seçimi, çocuk örneğinde olduğu gibi, başlı başına sorun yaratmaz. Yani bedensel veya biyolojik açıdan “cinsel” olduğu kabul gören amaçlara aykırı bir durum yok. Sadece toplumun belli kişilerce, yakın akrabalar tarafından yapılacak cinsel yatırımı yasaklaması durumu söz konusu. Bu yasağın ihlali toplumsal ahlak açısından bir sorun teşkil ediyor. Örneğin abla, yeğen, dayı veya amcayla olan ilişkilerde olduğu gibi. Açıkçası bu sapkınlık iddiasını, toplumun cinsellik kültürünün dip akıntılarını da dikkate alınca karara bağlamak kolay bir iş değil. Mesela Aşkı Memnu dizisinde, yengeye duyulan aşk teması bayağı popüler bir ilgiye mazhar olmuştu. Sonra bir de bildiğiniz üzere bir amca ile yeğen ilişkisi Türkiye’nin gündemine oturdu bir ara. Orada da bu konular tartışıldı. Dolayısıyla bunu salt bir cinsel sapkınlık sorunu olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Sizce enseste kaynaklık eden temel unsurlar neler? Aile yapısı mı, toplumsal yapı mı, aile fertlerinin psikolojisi, eğitim ve statü düzeyleri mi?

Ensest yasağı, toplumbilim yazınında evrensel bir yasak olarak ele alınır. Ensest meselesi, esasında bu evrensel yasağın ihlaliyle ilgili bir tartışma. Tüm yasaklar öncelikle yasakladığı davranış veya arzunun gerçekliğini varsayar. Zaten insanlar arasında ensest eğilimi veya arzusu olmasaydı, böyle bir yasağa da gerek olmayacaktı. Üstelik yasağın evrensel olması, bu arzunun evrensel olduğunu da gösteriyor. Far klı toplumsal yapılarda, farklı tarihlerde, farklı eğitim ve statü düzeylerinde yaşamış insanların arzularından söz ediyoruz. Bu da ensest arzusunun evrensel karakterini öncelikle açıklamamız gerektiğini gösteriyor.

Bu evrensel arzu açıklanırken cinsel cazibenin genel karakterinden yola çıkmak en uygun olanı. Zıt karakterler birbirini çeker dense de, aslında herkes bir benzerini sever. Bir bakıma hoşlandığımız kişi bizim ideal egomuzdur. Yüzü bizim yüzümüze benzeyen, karakter özellikleri bizimkini andıran veya bizde olsaydı daha mutlu olacağımız özelliklere sahip kişilerle daha çok özdeşim kurmamız doğal kabul edilir. Böyle insanlar arasında karşılıklı anlayış, ilgi ve yakınlık çoğu zaman kendiliğinden gelişir. Bu doğal hoşlanma eğilimi “genetik cinsel cazibe” olarak adlandırılır. Elbette aynı aile üyeleri arasında ve yakın akrabalar arasında bu cazibenin çok daha güçlü olması beklenir. Çünkü genetik benzerlik, deneyimlerin ortaklığı, değerlerin paylaşılması en çok ailededir. Burada ensest yasağım, genetik cinsel cazibenin kontrolü için geliştirilmiş bir önlem olarak ele alan üç farklı teoriden söz edeceğim.

İlk teori biyoloji disiplininden ve evrim kuramının varsayımlarına dayandırılıyor. Yakın akraba evliliklerinin sakat doğumlarla sonuçlanmasından ötürü üremenin kalitesinin düşmesi söz konusu olabilir. Bu yüzden, insanlığın ortak aklı, insan türünü doğal ayıklanmadan kurtarmak için enseste karşı bazı önlemler almıştır. Yani insanlarda içgüdüsel olarak ensestten tiksinme eğilimi vardır. İkinci teori psikanalizden hareketle geliştiriliyor. Ensest yasağının kaynağım Freud, babalar ve oğullar arasında ailenin kadınları, bilhassa anne için gelişen cinsel rekabette bulur. Bu çatışma ortamının yarattığı duygusal karmaşayı Freud, Oedipus Kompleksi olarak adlandırır. Ensest yasağı, bu karmaşanın baba lehine çözülmesiyle gündeme gelir. Son olarak, antropoloji disiplininden kaynaklanan bir başka teoriye değinebiliriz. “Westermarck etkisi” de denilen bu açıklamaya göre, özellikle çocukluk dönemlerinde bir arada yaşayan insanlarda cinsel konularda birbirlerine karşı duyarsızlık gelişir. Bu yüzden insanlar bir arada büyüdükleri kişilerin cinsel bir arzu nesnesi olabileceğini düşünemezler.

Bu Teorilerin hiçbirisi sorunu tam olarak açıklayamıyor. Biri olayı üreme üzerinden, diğeri cinsel rekabet ve çatışma üzerinden, sonuncusu da toplumsal bağların etkisi üzerinden ortaya koyuyor. Bir bakıma meselenin doğal, psikolojik ve toplumsal etmenlerine ayrı vurgular yapıyorlar. Görebildiğim kadarıyla, genel bir kabul görmekten uzak olsa da, bu alanda en çok öne çıkan teori Westermarck etkisi. İnsanlar arasında küçük yaşlarda ortak yaşam olmaması durumunda ensest eğiliminin güçlendiğini ileri sürüyor bu teori. Ensestin bu biçimine “Westermarck tuzağı” adı da veriliyor. Tabii dediğim gibi, tüm bu teorilerin güçlü yanlarım dikkate alan bir senteze dayanmak, daha emin bir yol gibi duruyor.

Türkiye toplumunda ensest konusunda çeşitli ön kabullerle karşılaşıyoruz. Örneğin ensestin daha ziyade doğu bölgesinde yaşandığına dair önyargı nereye dayanıyor sizce?

Her önyargı gibi, bu da yargı konusu olan kişiden çok, yargı sahibinin zihniyet yapışım ele veriyor. O yüzden ben bu önyargı sahiplerinin zihniyetini anlamayı önemli buluyorum. “Doğulu” olarak adlandırılan insanlar, uzun zamandır bazı siyasi ve kültürel talepleri olan Kürt vatandaşlar. Söz konusu önyargı, ileri, sürülen talepleri, bir insan haklan meselesi olarak görmek yerine, asayiş ve başıbozukluk meselesi olarak değerlendiren kesimlerde son derece yaygın. Bu yüzden çatışmacı bir tutum takınılıyor ve “itibarsızlaştırma” taktikleri kullanılabiliyor, örneğin aynı kesimler, Doğu’da kimsenin elektrik ve su faturalan ödemediğini, ülke kaynaklarının oralılar tarafından tembelce istismar edildiğini de ileri sürüyor. İddia sahipleri, öncelikle Kürtlerin vatandaşlık erdemlerinden ne ölçüde yoksun olduklarını gösteriyor. Sonrasında, geri bıraktırıldığı veya sömürüldüğü söylenen Doğu’nun, en çok kaynak kullanan ve bedelini de Batı’ya ödeten bir sömürücüler topluluğu olduğu kendiliğinden “kanıtlanmış” oluyor.

“Ensestin daha ziyade Doğu’da yaşandığı” iddiası da benzer bir itibarsızlaştırma argümanı olarak değerlendirilebilir, önce seçici bir okumayla, Kürtler arasındaki ensest vakaları abartılı bir şekilde öne çıkarılıyor. Sonra bu abartılmış imajla önyargı ispatlanmış kabul ediliyor. Böylelikle, evrensel bir yasağı tanımayan düşkün bir toplum imajı öne çıkartılıyor. Elbette ima edilen şey, ahlaki ilkelerden yoksun bu toplumun siyasi talepler ileri sürmeden önce, halletmesi gereken bazı temel meseleleri olduğu. Aynı temelsiz ithamlarla Aleviler, Sabetayistler veya farklı muhalif gruplar da suçlanmıştır yeri geldiğinde. Yani bu suçlamalar Türkiye’de rutin bir iktidar pratiği, egemen grupların sık başvurduğu bir propaganda tekniğidir. Kısacası bu önyargılar bir çoğunluk tutumu veya azınlıkların tabi tutulmasını meşrulaştıran türden “egemenlik fantezileridir.” Bu iddialarda, bilimsel açıdan ilginç olan tek yan da budur.

Ensestin yaşanma biçiminde, ifşa edilmesinde ya da üstünün örtülmesinde vs. bölgelere göre farklılıklar görülüyor mu? Sözgelimi kentlerde sivil toplum kuruluşlarına, yargıya güven artıyor mu?

Elimizde güvenilir istatistikler yok. Dolayısıyla mevcut bilgilerden yola çıkarak kıyaslama yapmak doğru sonuçlar vermeyecektir. Ancak yapılan kısıtlı araştırmalarda bile sorunun bölgeselleştirilemeyecek kadar yaygın olduğu görülüyor. Öte yandan gelir ve eğitim düzeyi arttıkça, ensest vakalarının üzerinin örtülmesi daha kolay oluyor. Bilgiye erişim, hukuki destek alma gibi konularda kent hayatı daha çok imkan sunduğu için, bu alanlarda ensestin görünmez kılınması daha rahat oluyor. Oysa kırsal kesimlerde, ensest vakalarının ifşaatı büyük bir toplumsal çözülme endişesi yaratan bir “skandal” biçiminde patlak veriyor. Böyle bir skandal etkisi, kırsal alanları ensestin mekanı olarak zihin haritalarımızda sabitliyor. Kanımca kent ve kır farkı tartışıldığında kentli insanların meseleyi örtbas etmede daha “hünerli” oldukları gerçeği mutlaka dikkate alınmalıdır.

Meselenin hukuki boyutunda da iç açıcı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Ensestle ilgili vakalar, genel olarak cinsel şiddet ve saldın suçlan kapsamında ele almıyor. Bir de tabii, “genel ahlaka aykırı” ve “toplumda infial uyandıracak davranış” gibi ölçütler üzerinden değerlendirme yapılıyor. Aslında mahiyeti itibarıyla farklı olan bu meselenin kendine özel düzenlemelerle ele alınması ve net tanımlarla belirlenmesi gerekirdi. Bu belirsizlik, ensestin yargılanmasında belirgin bir sorun yaratıyor kanaatindeyim. Şöyle açıklayayım: Ceza hukukunda kıyas yasağı vardır. Hakimler yorum yoluyla suç veya ceza yaratamaz denir. Bu esas olarak doğrudur. Lakin somut durumun hangi hukuk kuralı kapsamında değerlendirileceği yasalarda belirlenemez. O yüzden vakayı yasayla ilişkilendirirken yorum yapılması kaçınılmazdır. Ensest vakalarıyla ilgili açık hukuki düzenlemelerin olmamasının en önemli sakıncası burada karşımıza çıkar. Hakim için, bu anlamda, geniş bir yorum imkanı açılır. Ben yargıçların da toplumdaki “muhafazakar konsensüs” dışında durduğunu sanmıyorum. Bu konuda çok da iyi mahkeme kararlarına rastlayamıyor olmamızı bununla açıklıyorum.

Açıkçası sivil toplum faaliyetlerini daha çok önemsiyorum. Sivil toplum, aileyle devlet arasında kalan gönüllü faaliyetler alanı olarak tanımlanabilir. Bu alanda faaliyet yürüten genel hak örgütleri, özellikle cinsiyet ayrımcılığına ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı mücadele eden örgütlerin bu konuda çok duyarlı oldukları bir gerçek. Mekanı aile olan ve devletin de merceğinde görünmeyen bir sorunun terk edildiği orta alanda yer alıyor yani. Ne var ki, sorunla ilgili çözüm çabalan açısından bakıldığında, sivil toplum faaliyeti de, esas çözüm merciinin devlet olduğu düşüncesine odaklanmış durumda. Geliştirilen öneriler, cezaların ağırlaştırılması, okullaşmanın artırılması veya eğitim faaliyetinin ötesine pek geçemiyor.

Bunlar gereksizdir demiyorum, aksine çok gereklidir. Ancak yetersizdir ve STK’ların gerçekten daha “sivil” çözümlere ağırlık vermesi gerekir diye düşünüyorum. Sivil derken, bu işten zarar gören veya görme olasılığı olan kişileri, kendi yaşam alanlarında güçlendirme stratejisini kastediyorum. STK’ların doğrudan toplumsal hayatın kılcal damarları içerisinde, o insanlarla beraber var olmaları gerekir. Oysa esas STK aktivizmi, daha çok “mağdurlar” adına devlet yetkilileriyle konuşmak biçiminde yürüyor. Mesele, mağdurun yanında durmak, onu konuşturacak bir siyaset inşa etmekle ilgili. Bu da eğitim ve lobicilik faaliyetlerinin ötesine geçmeyi gerektiriyor. Daha geniş sosyal ve ekonomik dayanışma ağları inşa etmek ve önceliği bunlara tanımak gerektiği inancındayım. Ancak toplumsal hayatın derinlerine indiğinizde bu kadar derin bir meselenin sırrına vakıf olabilirsiniz. Bunun yolu devletten değil, gerçekten “sivil” olmaktan geçiyor. İşte STK’lara güven bunun ardından gelebilir.

Ensestin belli bir aile yapısına atfedilmesi mümkün mü sizce?

Hayır, böyle olduğunu düşünmüyorum. Şu veya bu aile yapısının değil, aile ve akrabalık sistemlerinin tümünün ensest yasağının belli durumlarda ihlal edilmesinden mustarip olduğu bir gerçek.

Ensestte ekonomik, sınıfsal yapı, kişisel, ailevi veya toplumsal travmaların etkisi var mıdır?

Ensestin kişisel, ailevi veya toplumsal travmaların eseri olduğunu düşünmek, ensest meselesini anlamaya değil, anlamamaya hizmet ediyor. Zaten “zedelenmiş” veya “hastalıklı” kişiliklerin bir faaliyeti olarak ele alındığında, ensesti asıl hastalığı maskeleyen bir belirti, yanıltmaca olarak ele almaya başlarsınız, önceki yanıtlarımda da belirttiğim gibi ensest evrensel bir arzu. Bu arzunun şiddet, zorlama, hatta tecavüzle iç içe geçtiği durumlar yaygın olarak gözleniyor günümüz toplumlarında. Ancak ensest ne sadece modem toplumun sorunu, ne de ensest meselesi psikolojik sapkınlık türlerine indirgenebilir.

Meselenin sınıfsal karakterini de bu vesileyle yanıtlamak isterim. Toplumların ahlaki düzenlemeleri, getirdikleri yasaklar tüm sınıflar için eşit biçimde uygulanmaz. Yönetilenler için yasak olan şeyler, yöneticiler için serbest olabilir. Hatta zorunlu hale bile getirilebilir. Abarttığımı düşünebilirsiniz, ama inanın bu böyle. Mesela kraliyet aileleri ensest yasağından muaf tutulabilmiştir. Birçok hanedan yönetim ayrıcalıklarım, yönettiği topluluklardan daha farklı, üstün bir ırktan gelme iddiasıyla meşrulaştırıyordu. Bu iddianın mantıksal sonucu, ensest veya dilerseniz “iç evlilik” olmuştur. Çünkü kanın saflığının korunması için doğacak veliahtların akraba evliliği yoluyla yapılması gerekli görülüyor. Eski Mısır’da ensest yasağının firavunlar için geçerli olmadığını kesin olarak biliyoruz. Kleopatra, Sezar’la evlenmeden önce iki erkek kardeşiyle sırasıyla evlenmişti. Sonra İspanyol Habsburg Hanedanı veya Tudor Hanedanı için de ensest ilişkilerin sıradan bir uğraş olduğu biliniyor.

Ensestin daha ziyade baba veya erkek kardeş-abi tarafından yapılması bize erkekliğe ve aileye dair ne anlatıyor?

Enseste zorlayan tarafın daha çok erkek tarafı olduğu doğrudur. Bu durumu modem toplumun ve aile yapısının ataerkil niteliğinden bağımsız düşünemeyiz. Modem dünyada özgürlük adına elde edilen bazı kazanımların sınırını burada görüyoruz. Modem ailenin odağında her zaman erkek bulunur. Çünkü erkek egemen toplum yapısı başka türlüsüne olanak tanımaz. O yüzden, aile kaynaklarının dağılımında ve kararların alınmasında erkekler belirleyicidir. Gücü elinde bulunduran erkeğin, ensest vakalarında karşımıza temel bir figür olarak çıkmasına şaşırmamak gerekir. Dışarıya karşı olduğu gibi, içeriye karşı da namusun taşıyıcısı ve bedel ödeyen kişisi kadın oluyor hep. Bunu ensest skandalları patlak verince, aile namusu adına intihara zorlanmış kadınların öykülerinden biliyoruz. Bu durum tümüyle “namus” kodlan üzerine kurulmuş bir erkeklik ideolojisinin kendi içinde nasıl çelişkili olduğunu da gösteriyor. Ensest, erkeklerin yine erkeklerce belirlenen namus kodlarım boşa çıkarması olarak değerlendirilebilir. Erkekliğin bağımdaki boşluğu işaret eder.

Kız çocukları kadar erkek çocuklarının da cinsel saldırıya maruz kaldığı bir gerçek. Fakat erkek çocuklara ilişkin gerçekler pek ortaya çıkmıyor veya tartışılmıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?       '

Erkekler arası ensest ilişkiler meselesi, Türkiye’de ensest yasağının tartışılmasında en az ele alınan boyutu oluşturuyor. Aslında bunun evrensel bir arzu olarak ensest meselesinin tartışılmasında yol gösterici olan teoriler açısından da pek farklı olmadığını söyleyebiliriz. Örneğin üreme veya Oedipus Kompleksi (yani anne üzerine baba ve oğul arasında çıktığı düşünülen cinsel çatışma) üzerinden açıklanan ensest düzenlemeleri, erkekler arası ensesti anlayamaz. Şimdi bu gibi teoriler, ensesti anlayamadığı ölçüde de onu yok sayar. Westermarck etkisi (yani küçük yaşlarda bir arada olan yakın akrabalar arasında enseste dönük bir isteksizlik olduğu görüşü) açısından belli bir uyarlanabilme olanağı bulunuyor. Lakin teorinin bugünkü durumu, diğer iki teoriden farklı değil. Yani yok sayılıyor.

Elbette bu ihmal basit bir dikkatsizlikten ibaret değil. Ensesti düzenleyen tüm kuralların aslında heteroseksüel ilişkileri esas alan, heteronormatif (yani karşıt cinsler arası cinsel arzuyu kural kabul eden) içeriğinden ötürü durumun böyle olduğunu saptamak gerekiyor. Türkiye’de bu durumun açıkça tartışılanı amasında, erkeklik kodlarının sert, ama eşit ölçüde de kırılgan bir yapıda olması rol oynamaktadır. Erkek çocukların maruz kaldığı tecavüzlerde, bir “talihsizlik” yaşamış erkeği, ömrü boyunca taşımak zorunda kalacağı bir yükten kurtarma endişesi mevcuttur. Ama burada ırzına geçilmiş, iradesi çiğnenmiş biri olmak genel olarak insan onuruna bir saldın biçiminde anlaşılmaz. Erkeği, kendisine atfedilen tüm kudret özellikleri ve iktidardan soyunduracak bir tür kriz algısı daha belirgindir. aslında “erkeğin namusu”, aile şerefi açısından “kadının namusuna” nispetle daha ehemmiyetli olduğundan ötürü de bu durum böyle gerçekleşiyor olmalı.

Türkiye’deki ensest vakalarıyla ilgili oranların hem toplum hem de iktidar tarafından inkar edilmesi, bu konuda açıklanan istatistiklere sert tepki gösterilmesi, devletin bu konuda ciddi bir çalışma yapmaması veya yapılan çalışmaları desteklememesi ne anlama geliyor? Toplumun ve siyasetin neredeyse bir mutabakatla ensesti gizlediğini düşünüyor musunuz?

Aile, Türkiye’de siyasal topluluğun zembereğidir. Bireylerin toplumsallık duygusunun ve ortak davranış geliştirme anlayışının dayanağım oluşturur. Ailenin ideolojik bir metafor olarak değeri son derece yüksek, hatta kutsallık mertebesindedir. Aile birliğinde ortaya çıkan böylesi bir boşluğun ifşa edilmesine devletin seyirci kalması bundan ötürü düşünülmez. Devlet aklının bu tartışmayı, devletin milletiyle olan bütünlüğüne yönelik bir komplo biçiminde sunması da bu bakımdan kaçınılmaz. Bu bakış açısı, toplumdaki aile ve cinsiyet rejimiyle bir araya gelince, savunmacı ve yasakçı bir bakışla konunun tartışılmasının önüne geçiliyor. Adeta devlet-millet, işbirliğiyle bir tür “organize yalan” veya “kendini aldatma” süreci uygulamaya konuyor.

Sizce ensest sorunuyla baş etmenin yolu nedir? Var mı böyle bir yol?

Ensest, son derece kapsamlı ve girift bir sorun alanı çıkarıyor önümüze. Burada asıl mesele toplumsal bağın doğası ve ortak hayatın kuruluş ilkeleriyle ilgili. Dolayısıyla böyle bir sorunlar yumağına deva olabilecek “tek” bir yol olduğunu sanmıyorum. Eğer varsa da, ben bilmiyorum. Öte yandan, bugün ortaya konduğu biçimiyle ensestin ortaya çıkardığı sorulara verilen yanıtlar etkili bir çözümün anahtarı olamaz gibi geliyor bana. Soruların doğru sorulmadığı yerde, yanıtların doğru olmasının bir değeri yoktur. Bu bağlamda ensest meselesini anlamaya çalışırken gözetmemiz gereken hususlar konusunda birkaç mütevazı önerim olabilir sanıyorum.

İlk olarak, ensest sorununu doğru formüle etmek gerekir. Eğer ensest yakın akrabalar arası cinsel ilişkiye dairse, bu konuda cinsel şiddet veya istismarı içeren ensest tipini, içermeyen diğer tipten, “saf ensest” dediğim sorundan ayırt etmek gerekir. Aile içinde veya yakın akrabalar arasındaki bağımlılık ilişkileri ve hiyerarşik yapılanma, ensest ilişkiyi çoğu zaman aile içi tecavüz, saldırganlık veya cinsel istismar biçiminde düşünmemize yol açıyor. Ama unutmayalım ki, bu gibi cinsel şiddet veya istismar sadece aile içinde görülmüyor. Örneğin kreşlerde, okullarda veya yurtlarda da buna benzer durumlar görebiliyoruz. Elbette aile içinde gerçekleşen bir istismarı, bunlardan ayırt etmemiz gerekir. Benim söylemek istediğim, ensest ilişkide ayırıcı olan yanı, yani “yakın akrabaya duyulan cinsel isteği” bu şiddet biçimlerine indirgemenin yanlış olduğudur.

İkinci olarak, enseste dair bilimsel veya politik tartışmalarda, sorun hep karşıt cinsler arası etkileşimde ortaya çıkan bir mesele gibi ele almıyor. Bu heteronormatif tartışma çerçevesi, hemcinsler arası ensest ilişkinin görünmez olmasıyla sonuçlanıyor. Halbuki ensest deneyimlerinin önemli bir kısmı bu çerçeve dışında Burada ensestin toplumda hakim olan cinsiyet politikaları ve cinsellik tertibatıyla olan bağı ortaya çıkıyor. Ensestin vurgulanması veya ihmal edilmesi, bireylerin cinsiyet konumlarım hem belirliyor hem de onlardan etkileniyor.

Son olarak, ensestin cinsellikle olan ilgisinin ötesinde bir anlamı olduğunu görmemiz gerek. Ailelerin oluşumu ve yapısı ensest yasağıyla doğrudan ilgili olduğundan, toplumun genel ideolojik ve politik meseleleriyle bu sorun iç içe girmiştir. Ensestin azınlıklara yönelik bir suçlama olarak kullanılmasında da görüldüğü üzere, ulusal veya etnik kimlik algısı kadar, insanların onur duygusu da ensest karşısındaki tutum tarafından belirlenir. Ensest yasağım, toplum kurucu bir ilke olarak kabul ettiğimizde, yasağın ihlali olarak ensest ilişki doğrudan toplumsal bağın kendisine yönelik bir itiraz biçimini alır. Ensest, her toplumsal düzenleniş içinde var olan boşluğu veya krizi işaret eder. Bence ensestte tartışmamız gereken asıl meseleyle burada yüzleşiyoruz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült