Emek Sömürüsü

Halil İbrahim Ayar


Toplumda, “hiyerarşi” olarak tarif ettiğimiz sınıf ayrımları ve bu sınıflar arasında başta ekonomik alanda olmaz üzere bir takım çatışmalar vardır. (Marx ve Engels, 1977) Birimiz çıkıp da sınıf ayrımlarından, oluşturduğu eşitsizliklerden ve bireyde doğurduğu yıkıcı sonuçlardan bahsettiğinde ve bunun aksinin mümkün kılınması fikri ortaya konulduğunda, şöyle bir geri bildirim almamız çoğunlukla olasıdır: “Evet, doğru fakat bu tarih boyunca böyle süregelmiştir, insanda alt üst ilişkisi hep vardır ve hiçbir zaman aralarındaki denge sağlanamamıştır, tarih boyunca günümüz kapitalizminin çeşitli varyasyonlarını görürüz, değiştiremeyiz. ” Bireyin ‘doğası gereği’ toplumun da mecburen böyle şekillendiğini hissettiren bu geri bildirimi yabana atamayız çünkü altüst arasındaki eşitsizlikler gerçekten de günümüze özgü değildir. Orta Çağ Avrupası’nın feodalizmine baktığımızda gördüğümüz toprak sahipleri ve onlar için çalışan köylü çiftçiler, daha geçmişinde kökeni Antik Yunan’a dayanan kölelik sistemi, bu görüntüyü yüzümüze çarpıyor, hatta günümüz sistemiyle kıyasladığımızda, kapitalizmi yeğlememizi bile sağlıyor.

Peki her zaman böyle miydi? Bir takım insanların diğerlerinin emeğini sömürerek hayatlarını idame ettirme düzeni, değiştirdiği isimlere, aldığı biçimlere rağmen her zaman var mıydı insan ırkının toplumsal yapısında?

Buna bireysel ölçüde neden olan genetiğimiz, dürtülerimiz zaten hep bizim bir parçamız mıydı?

Aslına bakarsanız hayır. Tüm bu ‘medeniyet’ ilerlemesini geriye alacak olursak, insan ırkının şehirler kurup binalar dikmeye başlamadığı, parayı bulup ticaret yapmadığı, akşam 5’e kadar çalışmadığı, insanların avcılık ve toplayıcılıkla geçindiği ve evet günümüz dünyasına zorunluluk olarak yer etmiş şeylerin her birinden yoksun(!) olarak da yaşadıkları bir zamanın var olduğu gerçek. (Meck. 2010) Hepimizin ortak insan atalarından söz ediyorum, önceki bir primat türünden değil. Davranışlarını belirleyebilecek çevresel etkenler bir tarafa, bizim sahip olduğumuz genetiğe sahiplerdi.

İşte bu süreçte, insanlar bir hiyerarşinin parçası olmadan emekleri sömürülmeden, ezilmeden, eşitlikçi ilkelerle ortak bir mülkiyet üzerinde Dünya üzerinde bir arada yaşıyorlardı ki bu “primitive communism” (ilkel komünizm) olarak ifade edilmiştir (Tumer, 2006). Gitmemiz gereken noktanın komünizm olup olmaması konumuz değil — insanın davranışını inceleme üzerine eğitim alan bir öğrencinin, toplumun ne yapması gerektiği üzerine bir çıkarımda bulunması ne derece verimli olur zaten bilinmez varmak istediğim nokta bu yüzden amaç ya da yöntemlerden farklı. Anlaşılan o ki, sınıf ayrımları ve beraberinde doğan emek sömürüsü insanlık tarihinin başlarında karşılaşmadığımız bir şeydi.

Tarihin o ilk çağlarından kendimizi buralara taşıdığımız süre zarfında yarattığımız bu devasa medeniyet için emek gerekiyordu, kuşkusuz. Toplaycılıktan tarıma, ya da avcılıktan besiciliğe geçme sürecinde, bir de üzerine endüstrileşme ve teknoloji iliştiren insan ırkı, bunları bugün var edebilmek için rastlantısal birikimlerden fazlasına ihtiyaç duymalıydı. Bu yüzden medeniyeti bu zamana kadar ilerleterek getirmemizin akıl almaz bir emek birikimiyle mümkün olabileceğini kabul ediyoruz. Biz bu medeniyeti henüz ortada yokken, emekle yarattık ve geliştirdik, fakat az önce bahsettiğimiz üzere tarihimizin başında hiyerarşi ve beraberinde getirdiği emek sömürüsü de yoktu; geliştirdiğimiz bu medeniyet sürecinde onları da yine biz yarattık demektir bu. Yarattığımız medeniyetin bize getirileri olduğu gibi, götürüleli de oldu böylelikle, bölündük ve birimiz çok, birimiz az çalışır oldu, orantı ters yönlü gelişerek şaşırttı fakat birimiz az, birimiz çok istifade eder oldu insanlığın ortak mülkiyetinden.

İşte bu noktada, insan genetiğinden ve itkilerinden ayrı olarak davranışları şekillendirerek bizi baştaki durumumuzdan çok farklı şeyler yapar duruma getiren etkileşimleri, çevresel faktörleri, bu faktörlerin birikiminin etkilerini de göz ardı edemeyeceğimizi (Ridley, 2003) de belki bir kez daha yinelemek gerektiğini fark ediyoruz. Çünkü bu sınıf ayrımları ve emek sömürüsü uzun bir süreç boyunca var olmayıp, sonradan gelişim göstermeye başlayarak zaman içerisinde günümüzdeki halini (kapitalizm) almasıyla alenen buna bir örnek teşkil ediyor.


 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült