Düşünmek Neden Kolaydır?

Steven Matthysse


1.       DÜŞÜNMENİN KOLAYLIĞI

Olağan düşünmenin kolaylığı psikolojinin açıklama getirilememiş, ilginç yönlerinden biridir. Konuşmadan önce hesap yaptığımıza ya da düşüncelerimizi düzgün bir şekle sokmaya çalıştığımıza ilişkin herhangi bir belirti yoktur. Normal düşünme herhangi özgün bir yoğunlaşmaya dayanmaz ve hemen hiç zaman almaz. Mantıklı ya da mantıksız ya da dilbilgisi kurallarına uyan ya da uymayan düşüncelerden oluşan karışık bir yapıyı ayrıntılı bir biçimde irdelemek gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Zihin etkili bir düşünceyi ya da kendisine sunulan olanaklardan uygun olanını seçme işine rahatça enerji yatırabilir. Çocukluğumuzda düşünme yönünden becerikli olmadığımız ve bu beceriye otomatik hale geldiği bir aşamada işlerlik kazandırdığımız yolunda da herhangi bir belirti yoktur. Çocukta da erişkindeki kadar bol düşünce oluşmakta ve yaşına uygun biçimsel kurallara, kendiliğinden gerçekleşen bir uygunluk göstermektedir. Bu alanda, bizim kendi alanımızda olduğu kadar kolay bir biçimde ilerleme kaydetmektedir.

Düşünce, sanki elinde (özüne ilişkin ve iyi işleyen) ham bir malzeme varmış gibi işler gözükmektedir. Kuşkusuz burada (odaklanmayı sürdürme, düşünceleri yeni bir biçimde bir araya getirme, inandırma, etkileme ya da eğlendirme yönünde) bir çaba da vardır. fakat düşünen kişi kendi adına etkin bir uğraşa girmeden önce iyi biçimlenmiş düşünce öğeleri ile donanmaktadır; bunlar çokça ve (doğuştan gelen bir eğilimle) mantıksal olarak uygun bir biçimde bileşime girmektedirler.

Şiddetli bir psikopatolojide düşüncenin bu önkoşulları yitirilir. Ya zihne gelen hiçbir şey kalmaz (Alzheimer hastalığında olduğu gibi) ya da mantığı ya da sağduyuyu hiçe sayan, sapkın biçimlerde bileşime girmiş düşünceler gelir (şizofrenide olduğu gibi). Düşünce bilinçli zihinsel çaba ile yeniden normal kanallarına döndürülebilmektedir; gerçekten de şizofrenik hastalar, erken evrelerde düşünüşleri üzerindeki denetimlerini yeniden kazanmaya çalışır, fakat genellikle başarısızlığa uğrarlar. Normalde otomatik bir süreç olan bir şeyin yerine bilinçli zihinsel çabayı koymaları, hemen hemen tüm psikolojik testlerde gösterdikleri yavaşlığı ve düşük performansı kısmen açıklamaktadır.

2.       MEKANİK YASALARA KARŞI FORMEL YASALAR

Bu yetersizliğin normal "süzgeçten geçirme" işlevinin yitirilmesinden kaynaklandığı düşüncesinde değilim. Normal insanların kötübiçimlenmiş düşünceleri süzgeçten geçirme gibi bir gereksinimleri yoktur. İyi (ç.n. düşünce) adaylar(ı) arasında seçim yaparlar. Şizofrenik kişiler açısından "uygunluk yönünden gizil yanıtlarını elekten geçirememe" söz konusu olabilir (Chapman ve ark. 1977, s.164), fakat gerçekten de onların zihinleri normal olan kişilerde ortaya çıkmayacak düşünce üretme olanaklarına açık gibi gözükmektedir. Kendisinden "bir balık suda yaşayabilir, çünkü...” tümcesini tamarnlaması istenen, şizofrenik bir kadınla yapılan konuşmadan bir alıntıyı ele alalım: " Çünkü yüzmeyi öğrenmiştir. Ya yüzemeseydi? Tabii ki bu olamazdı. Niçin belli bazı tanrıların denizler üzerine böylesi etkileri var? Onları böylesine uğraştıran (ö.k.l) yeryüzü nedir? Yuvalarına yakın olan balıklar yüzeye gelir ve sudan çıkar (. Neden? Bence bunun nedeni insanların yitirdikleri bedenleridir. Bir beden havaya uyumlu hale gelir. Düşünceleri düşünür ve balıkları sudan çıkarır.
(Cameron 1938, s. 25). Normal bir beyin, düşünce üretimi için aday olarak bu tip düşünceleri öne sürmez. Çoğu insan için anormal bir düşünceyi düşünmek, normal bir düşünceyi düşünmekten daha güçtür.

Kanımca normal düşünmenin kolaylığını açıklamak için bilinçdışı rastgele üretim ve sınama sürecinin yeterli olabileceğine inanmak güçtür. Aksine, düşünce yasalarını sinir hücrelerinin bilinmeyen bazı yollarla birbirleri üzerine olan etkileri, otomatik olarak gerçekleştiriyor olmalıdır (Mathysse 1987).

Böyle bir süreci ilk planda göz önünde canlandırmak zordur, çünkü düşünmeyi karakterize eden yasa türü, beyindeki süreçleri karakterize eden yasa türünden çok farklıdır. Düşünceyi birtakım yasalara bağlı kılan şey, onun dilbilimcilerin konıpetans [ç.n. competence: insandaki dili edinme, kullanma ve anlama yönünde doğuştan getirilen kapasite kuralları adını verdiği kurallarla sınırlanmış olmasıdır. Buniar iyi biçimlendirilmiş ifadelerce karşılanması gereken kurallardır, fakat bu ifadelerin üretim kuralları değildir (Chomsky 1965, s. 9). Düşüncemiz sözdizim, anlambilim, mantık ve emosyonel tutarlılık kurallarına uymak zorundadır. Düşünce bozukluğuna ait yirmi kategoriden uzak durmalıdır (Johnston ve Holzman 1979, s. 6970). Kompetans kurallarını henüz tam olarak formüle edemiyoruz, fakat bunu işittiğimiz anda duraksamaksızın düşünce bozukluğundan söz edebiliyoruz. Matematiksel belit(axiom)ler gibi düşünce yasaları da dışlama yönünden katı, kapsamlarına aldıkları şeyler yönünden ise büyük bir serbestliğe sahiptir. Bunlar değerlendirir ve eleştirir, fakat belirleme yapmazlar. Tüzeldirler.1

Öte yandan beyin süreçlerinin yasalılığı, işleyişlere ait bir yasalılıktır. Sinir hücreleri birbirleri üzerine elektriksel ve kimyasal olarak etkide bulunmaktadırlar. Bu, uzayda çarpışan cisimleri karakterize eden türde bir yasa ile aynılık göstermektedir: mekanik, kaçınılmaz, sonuçlarından bağımsız olarak yalnızca etkileşim anında gerçekleşen.

Fakat doğanın her yerinde formel yasaları yerine getirici mekanik yasalar bulunur. Işık uzayda hep olanaklı en kısa süre içinde, kaynağı ile hedefi arasındaki çizgiyi izler; fakat ışık ışını ölçülmek üzere durmaz ve acele etmez. Ekonomide her bir girişimci çevresine aldırış etmeksizin kendi kazancını gözetse de Adam Smith'in (en az kuramındaki) "görünmeyen el'i serbest piyasanın, kaynaklarını en iyi biçimde bölüştürmesine yol açar.

Bilinen bir başka örnek, kimyadaki değerlik (valance) olup psikolojideki gözde benzetmelerden biri oluşunu John Stuart Mille borçludur. "Zihinde birçok izlenim ve düşünce birlikte işlediği zaman, bazen kimyasal bileşime benzer bir süreç ortaya çıkar... Daha yalın birkaç düşüncenin birlikte harmanlanması ile biçimlenen Karmaşık Düşünce'nin, yalın düşüncelerden oluşmuş olmayıp onların sonucu olduğu ya da onlar tarafından üretildiği... söylenebilir" (Mili 1881, s. 592). Düşünce yasalarına benzer biçimde, değerlik yasaları da katı oldukları oranda olanak tanıyıcıdırlar. Sözgelimi dimetil eter ve etil alkol aynı atomik kompozisyonna (C2 H60) sahip olmakla birlikte farklı yapılardadırlar (CH3OCH3 ve CH3CH2OH). Büyük moleküllerin tipik bir biçimde birçok izomeri (ö.k.2) vardır.

3.       DİNAMİK SİSTEMLERDEKİ HIZLI VE YAVAŞ SÜREÇLER

Kar taneleri mekanik ve formel yasalar arasındaki uyumun güzel bir örneğidir. Buzun kristal yapısı birtakım bakışımlara sahiptir ve bunlar kar tanelerinin alabileceği biçimleri sınırlar, fakat sonsuz bir çeşitliliğe de olanak tanırlar. Aşın doyurulmuş suyun bir su sıcaklığında su kitlesinden buharlaştırılması, daha soğuk bir Ta hava sıcaklığında donmaya olanak vermekte ve kar kristalleri yapay olarak biçimlenmektedir (Nakaya 1954, şekil 286). Kristallerin geometrik biçimleri sistemik olarak ve Taya bağlıdır (Nakaya 1954, şekil 444).

Işık ışınları, pazar alanı, kimyasal bağlanma ve kar taneleri formel yasaların mekanik yasalarca yerine getirilmesine örnektir, fakat bizi herhangi bir genel ilkeden yoksun kılacak kadar da birbirlerinden farklı olgulardır. Mekanik ve formel yasalar arasındaki ilişkiye daha evrensel bir bakış, bu kavramların beyne nasıl uygulandığını anlamamıza yardımcı olabilir.

Onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda mekanik biliminin gelişmesiyle birlikte fiziksel bir sistemle ilgili durumlan bir faz uzayı (phase space) adı verilen ve her bir serbestlik derecesi için bir koordinatla birlikte, geometrik bir uzay şeklinde betimleyen bir eğilim ortaya çıktı. Çok sayıda boyut söz konusu olabiliyordu; güneş sisteminin hareketini betimlemede gezegen konumlan için 9*3 koordinatları, hızlar için de 9*3 koordinatı gerekiyordu. "Faz noktası” 54 boyutlu bir uzayda hareket halindedir. Böylesine geniş bir uzayı kurgulama işi çekilen güçlüğe değer, çünkü sistemin faz uzayındaki yerleşimini biliyorsanız onun gelecekteki tüm zamanlarda yörüngesini öngörebilirsiniz.

Bir sistemin uzun bir süre bozulmaksızın devam etmesine olanak tanındıktan sonra, genellikle yörüngesi faz uzayının küçük bir bölümüne yerleşir. Kimyasal bir tepkimenin bir dengeye ulaşmasında olduğu gibi tek bir noktaya (kararlı bir duruma) yönelebilir ve orada kalabilir. Gezegenlerin hareketlerinde olduğu gibi periyodik bir halkaya, ya da sınır çemberine yönelebilir. Ayrıca yabancı çekim öğesi (strange attractor) denilen, son derece kompleks bir yörüngeye de yönelebilir. Meteorolog E. N. Lorenz sadeleştirilmiş bir hava tahmini modelinde yabancı çekim öğelerini ilk kez saptamıştır, bu modelde faz uzayı koordinatları sıcaklık farklarını ve konvektif (ö.k.3l hava akımını göstermektedir (Lichtenberg ve Lieberman 1983, şekil 1.19). Uzun bir zaman sonra sistem bir noktaya yönelmekte, fakat hareketsizleşmemektedir. Tam tersine, hareketi faz uzayının sınırlı bir bölümünde kalsa da girdaplı ve kestirilemez bir özellik taşımaktadır. Hafif bir düzensizlik zaman geçtikçe sınırsız bir biçimde büyüyecektir. Bu tür bir hareket "kargaşalı (chaotic)" olarak adlandırılır. Eğer zamanın uzunluğu faz noktasının kendi sınır çemberini ya da yabancı çekim öğesini somutlaştırmasına yetecek kadar kısa ise sistemin herhangi bir eylemi gerçekleştirmesi için gereken zaman içinde yörüngeye ait ayrıntılar ortalama bir değere ulaşacaktır. Bu olguda fiili durumlar çekim öğelerinin kendileri ile numaralandırılabilir.

Dinamik sistemlerde çoğu kez çoğul çekim öğeleri birlikte yer almaktadır. Kıta Ayrımı'na yağmur yağıyorsa hem Atlas Okyanusuna, hem de Büyük Okyanusa doğru yol alır. Kıta Ayrımının tüm batı bölgesi Pasifik çekim öğesinin havzası, doğu bölgesi de Atlantik çekim öğesinin havzasıdır.

Dinamik bir sistemin serbestlik derecelerinin sayısı arttıkça birlikte varolan çekimsel durumların sayısı astronomik düzeylere ulaşabilir. Katı hal fiziği bize çarpıcı örnekler sunar. Önce sıradan bir ferromıknatısı (ö.k.4) ele alalım; bunda atomlar kristal bir ağ üzerinde düzenli bir biçimde dizilmişlerdir. Her bir atom komşu atomlar üzerinde, onların spin(ç.n. açısal momentum)lerini kendi yönüne çevirecek biçimde etkide bulunur. Kendi üzerindeki sıcaklık değerlerinde moleküler hareketin düzensizliğinin başladığı ve atom dizilişinin rastgele hale geldiği bir sıcaklık (Curie sıcaklığı)(ö.k.5) vardır. Curie sıcaklığının altında tüm atomlar aynı yönde dizilmişlerdir. Bu olguda çekimsel durumların sayısı küçüktür, tüm manyetik vektörlerin bulunabileceği her bir yönelim için tektir. Bundan başka, manganez oksit gibi antiferromagnetik (ö.k.6) maddeler vardır, bunlarda komşu atomlar birbirine karşıt taraflara yönelme eğilimindedirler. Bu maddeler Curie sıcaklığının altında ferromıknatıslar kadar tekbiçimli (uniform) yapıdadır, yalnızca tüm atomların aynı tarafa yönelmesi yerine yönelimlerin düzenli bir değişimi söz konusudur. Burada da uzaydaki her bir yönelim için yalnızca bir dinamik çekim öğesi vardır.

Kristal ağındaki komşu atomlar arasında çekici ve itici güçler birlikte var olduğu zaman ilginç şeyler olmaya başlar. Evropiyumstronsiyumsülfit alaşımı bildiğimiz sodyum kloridin kristal yapısına sahiptir, fakat alışılmışın dışında magnetik özellikleri vardır. Evropiyumda enyakın komşuluk etkileşimleri ferromagnetik niteliktedir, diğer yandan ondan sonraki en yakın komşuluk etkileşimi antiferromagnetiktir. Evropiyumla alaşım halindeki stronsiyumun kendisinin güçlü bir magnetik etkisi yoktur, fakat ağdaki yapıda rastgeleliğe neden olur. Eğer ağ içine bir stronsiyum atomu girmişse belli bir evropiyum atomuna en bitişik konumdaki evropiyum atomu ona en yakın komşu ya da ikinciyakın komşu olabilir. Şu halde evropiyum atomu çiftleri arasındaki bazı etkileşimler ferromagnetik iken diğer bazıları antiferromagnetik olur. Belirli sıcaklıklarda ve belirli evropiyum ve stronsiyum alaşım oranlarında spin glass adı verilen, dikkate değer bir durum ortaya çıkar (Maletta ve Felch 1979).

Spin glassı oluşturan güç, en iyi olarak bir Villain modeli (1977, s. 4794)'ne uyan iki boyutlu bir biçim içinde anlaşılabilir. Her bir köşesinde magnetik atomlar bulunan bir kare (bir plaket de denebilir) düşünün ve karenin her bir kenarındaki etkileşimlerin ferromagnetik ya da antiferromagnetik olduğunu varsayın. Ferromagnetik ve antiferomagnetik etkileşimler, hiçbir atom dizilişi tüm komşu çiftleri doyuramayacak bir şekilde düzenlenebilir; bu durumda plaketin "gerilim halide" olduğundan söz edilir. Gerilimli plaketler tümferromagnetik ya da tümantiferromagnetik olguların en küçük enerji değeri düzeyi kadar elverişli olmasa da iki adet en düşük enerji haline sahiptir. Enerjiyi en küçük düzeye indiren her iki halin ( +) ve () "bakışımsızlıkı bulunduğundan söz edilir. Bitişik plaketlerin karşıt 'bakışımsızlıka sahip olma eğilimi vardır.

Kristal ağındaki ferromagnetik ve antiferromagnetik etkileşimler hem gerilimli, hem de gerilimsiz plaketlerin var olacağı biçimde, rastgele düzenlenmişse değişimli bakışımsızlıkları olan gerilimli plaket ''adaları gerilimsiz "denizler'le çevrili olacaktır. Villain'in modeline göre "denizler", "adalar ı birbirinden yalıtmakta ve onların kendilerini bağımsız bir biçimde dizmesine olanak vermektedir. Ferromıknatıs ya da antiferromıknatısın tersine, tüm ağ üzerinde hiçbir uzun sıralı dizilim yoktur. Enerji açısından yaklaşık olarak eşit olan çok sayıda bileşim olasıdır.

4.       ÇEKİM ÖĞESİ BİLEŞİMLERİ: FORMEL DİL

Şimdi ana soruna dönmek için yeterli bir temele sahibiz: mekanik yasalar formel yasaları nasıl karşılayabiliyor? Birbiriyle etkileşebilen bir özdeş dinamik sistemler serisi düşünelim (özdeşlik koşul değildir). Başlangıçta sistem birleşimsiz (uncoupled) olsun:

A B C D

Her sistem kendisinin çekim hallerinden birindedir. ABCD bileşim(combination)i formel bir dildeki simgeler dizisi olarak yorumlanabilir, bunlara ait sözcük dağarcığı (vocabulary) bu dizinin üyelerinin çekim öğeleri listesidir. Şimdi sistemler arasında dönüşebilen bir etkileşim söz konusu olsun. Etkileşim periyodunda dizinin bireysel üyeleri geniş bir sistem halinde bütünleşir ve artık kendi çekim halleri kalmaz:

A<>B<>C<>D

Bileşmiş (combined) sistem kendi faz uzayında geçici bir hareket içine girecek ve kendi çekim öğelerinden birinin havuzuna düşecektir, (etkileşim çok zayıf olmadıkça) bu öğeler birleşimsiz (uncoupled) altsistemlerin çekim öğelerini yalın bir biçimde karşılamayacaktır., Şimdi etkileşim tersine dönsün. Altsistemler bir kez daha bağımsız hale gelecek ve her biri kendi çekim hallerinden birine yönelecektir, fakat bunun başlangıçtaki hal olması zorunlu değildir.

A' B' C' D'

Bileşmiş sistemin içine girdiği havuz, onun etkileşiminin sonlandığı andaki kesin haline bağlı olacaktır. A'B'C'D' çekim öğeleri dizisi formel dildeki ikinci bir simgeler dizisi, olarak okunabilir. Mekanik etkileşimler bir simgeler dizisini bir diğerine dönüştürmüştür.

Bu değişimli birleşme ve birleşimsizleşme süreci uzun bir süre devam ederse simge dizilerinin kendisi, bir faz uzayında bir hareket içine giren dinamik bir sistem olarak değerlendirilebilir, bu uzayı simge dizisi uzayı (symbolstring spacel olarak adlandırabiliriz. Etkileşim fazında birleşmiş sistem hızla kendi çekim öğelerini örneklediği için etkileşimin sonlandığı andaki kesin hali rastgele bir değişkendir. Bu nedenle şimdiye dek göz önüne aldığımız dinamik sistemlerin tersine, simge dizisi uzayındaki hareket belirlenimsel ( deterministic) değildir. Bu bir rastgele yürüyüştür. Dizi örneklerinin her bir üyesinin, birleşme fazları arasındaki zamanda kendi çekim öğesini yaklaşık bir kesinlikle örneklediğini varsayacak olursak, rastgele yürüyüş Markov özelliği taşıyor demektir: o, geçmişini anımsamayacaktır.

Bir Markov zincirinin Ai Halleri yineleyici ya da geçicidir; bu, Ai halinde başlayan zincirin sonuçta Ai'ye dönmesi olasılığının 1'e eşit (ç.n. kesin) ya da 1'den küçük (ç.n. olası) olmasına bağlıdır. Yineleyici hallerin yinelemesi her zaman için son derece sıktır; geçici haller hep sınırlı kereler yineler (Karlin ve Taylor 1975, Teorem 2.7.1). Bu nedenle simge dizisi uzayındaki rastgele yürüyüş (diğer dinamik sistemler gibi) zaman içinde bir alt bölgeye yönelecektir. Bir formel dil bir sözcük dağarcığı ve bu dağarcığın olanaklı kıldığı bir diziler kümesi ile tanımlanır (Hopcroft ve Ullman 1979), böylelikle simgedizisi uzayındaki dinamik sürecin formel bir dil ürettiği söylenebilir. Formel (kuralların dildeki olanaklı simgedizilerini seçtiği) bir yasa, mekanik bir yasafdinamik sistemler arasındaki etkileşimler)dan doğmuştur. Kuşkusuz formel dilin bağdaşık (coherent) ya da işe yarar olması koşul değildir; bu, kendisini üreten özgül etkileşimlere bağlı olacaktır.

Dinamik sistemlerin çekim öğelerini zaman içinde örneklediklerini gördük. Benzer biçimde, simgedizisi uzayındaki dinamik sistem, kendi yörüngesinin seyri sırasındaki dizi dağarcığı aracılığıyla işlemektedir. Bunların tümünü kapsaması uzun bir zaman alabilir. Fakat her biri tekrarlayan birleşme ve birleşimsizleşme süreçleriyle işleyen etkileşimli sistemlerin geniş bir birliktelik (ensemble) sergilediklerini ve simgedizisi uzayında buna karşılık gelen rastgele yürüyüşlerin de bir birlikteliğinin bulunduğunu varsayalım. Herhangi bir anda, bunların bireysel faz uzaylarındaki simgedizisi sistemleri, yineleyici haller bölgesinin her tarafına rastgele dağılacaktır. Bu nedenle söz konusu birliktelik, koşut işlemli (parallel processing) bir bilgisayar gibi aynı zamanda tüm bir formel dili temsil edecektir.

5.       SİNİR HÜCRESİ TOPLULUKLARINDAKİ ÇEKİM ÖĞELERİ

Burada dile getirilen argüman oldukça genel bir nitelik taşıdığı için bunun beyne nasıl uygulanabileceğini göstermek istiyorum. Arada bir bağlantı kurabilmek için "sinir hücresi topluluğu" gibi belirsiz ve rahatsızlık veren bazı ifadeleri kullanmak zorundayım. Deneyci(experimentalistller, doğal olarak bu tip kusurlu deyimleri pek tutmazlar. Ben burada bunları kullanmaya hazırım, çünkü sinir hücresi topluluklarındaki çekim öğelerinin günün birinde sinir sistemindeki kompütasyonun anlaşılmasına yardım edeceği, fakat sinir bilimlerindeki gelişmenin henüz bu düşüncelere kesin bir anlam kazandıracak bir noktaya ulaşmadığı kanısındayım. Burada bu olanağı yakalamış olmaktan memnunum, çünkü bu tomurcuklar laboratuvar koşullarının sertliğine dayanamayabilir; bunlar felsefenin ılıman ikliminde serpilecektir.

Sinir hücresi topluluklarındaki etkinliğin hangi yönünün temel kompütasyon birimi olarak değerlendirilmesi gerektiği açık değildir. Örneğin Aplysia(ö.k.7)'daki hücrelerden hareketle modellendirilen "parabolik patlatıcı" sinir hücresini ele alalım (Rinzel 1987, şekil 6). Burada ateşleme hızı (ö.k.8) en yüksek değerde olduğu zaman en küçük değeri alan dikenler arası zaman aralığı (ö.k.9) parabolik bir şekil ortaya koyar; sinir hücresi de adım buradan almaktadır. Bir devrenin kompütasyonal hali bireysel dikenlerle, ateşlenme hızlanyla, yavaş zar gerilimleri (slow membran potentials) ile, ateşlenmenin yükselmevedüşme biçimiyle ya da bir hücreyle diğeri arasındaki zamansal ilişkilerle kodlanan bu gibi sinir hücrelerini mi içermektedir?

Çekim öğelerine ilişkin olarak ele aldığımız önceki tartışma, bu soruya bir yanıt getirmektedir. Hücre topluluğunun kendi sınır halkasını ya da yabancı çekim öğesini örneklemesi için gereken zaman yeterince kısa ise, topluluğun herhangi bir aksiyonu gerçekleştirmesi için gereken süre içinde sistemin yörüngesine ilişkin elektrofizyolojik ayrıntılar bir ortalama değere ulaşacaktır. Topluluğun kompütasyonal hali, çekim öğesinin kendisine karşılık gelecektir.

Bazı nörofizyolojik sistemlerde çoğul çekim öğelerinin bulunduğu gösterilmiştir. Sinir hücresi zarının HodgkinHuxley modelinde belli koşullar altında istirahat (steady) ve titreşimsel (oscillatory) zar gerilimleri, olası kararlı durumlar olarak bir arada bulunmaktadır (Rinzel 1978). Bunney'in laboratuvarında serbestçe hareket eden hayvanların esmer çekirdeklerindeki dopaminerjik sinir hücrelerinin (ö.k.11) tek diken ve patlatıcı biçimler arasında kendiliğinden değişim gösterdiği (ç.n. sırasıyla önce biri, sonra diğeri) belirlenmiştir (Freeman ve ark. 1985). Bu sinir hücreleri, elektriksel olarak birbiriyle birleşmiş küçük hücre toplulukları biçiminde örgütlenmiş gözükmektedirler (Grace ve Burıney 1983).

Daha önce sözünü etmiş olduğum değişimli birleşme ve birleşimsizleşme süreci William James'ın yapmış olduğu, düşünüşümüzdeki yavaş ve hızlı evrelerin ardı ardına gelişi konusundaki özlü tanımı anımsatmaktadır: '(Değişim) Hız(ı) yavaşladığı zaman görece olarak rahat ve kararlı bir biçimde, düşüncemizdeki nesnenin farkında oluruz. Hızlandığı zaman ondan gelen ya da onunla başka bir şey arasında olan bir geçişin, ilişkinin, aktarımın farkına varırız. Bilincin olağanüstü akışına ilişkin genel bir görüşe sahip olduğumuz için birinci planda şaşırtıcı olan şey, onun parçalarının farklı hızlara sahip oluşudur. O, bir kuşun yaşamında olduğu gibi, değişimli uçuş ve tünemelerden kurulu gibidir. Dilin ritmi de bunu yansıtmaktadır; her düşünce bir tümce ile ifade edilmekte ve her tümce bir periyotla kapanmaktadır” (James 1984, s. 55). Düşünce "tünediği" zaman o an için bir nesneye ulaşmıştır, bu birleşimsiz evredeki sinir hücresi topluluklarının formel dilde bir simge dizisini ifade ettiği andır. Bu nedenle belki de etkileşen sinir hücresi topluluklarının birleşimli ve birleşimsiz anları (ç.n. sırasıyla) düşüncenin "uçmalarıma ve "tünemelerine karşılık gelmektedir.

Buradaki konumuz psikopatoloji olduğu için, bu bakış açısıyla şizofrenik düşüncenin dinamik sistemlere göre nasıl açıklanabileceği hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Daha önce kar tanelerinin biçiminin aşırıdoymuş buharın şekillendiği ve donmanın gerçekleştiği Ta sıcaklıklarına bağlı olduğundan söz etmiştim. Dinamik çekim öğeleri kendi çevrelerinin değişmesiyle birlikte dramatik değişimlere uğrayabilmektedirler. Örneğin bir parametredeki hafif bir değişim, faz uzayının iyi belirlenmiş bir bölgesine sınırlanmış bir sistemin tüm bağlantılarını yitirmesine ve başıboş bir biçimde geniş bir alanda yalpalamasına neden olabilmektedir (Peitgen ve Richter 1986, şekiller: 10 ve 13; Barnsley 1988, şekil 7.2). Benzer biçimde, beynin biyokimyasal ortamındaki bir değişimin birleşmiş sistemin dinamiklerini değiştirdiğini ve böylelikle birleşimsizlik yönündeki altsistemlerin uygun bir biçimde dizginlenemediğini düşünmek akla uygun gibidir. Formel dil, çok sayıda kabul edilebilir diziye sahip olacaktır. Düşünceler normaldeki sınırlılıklarından kurtulacaktır.

6.       SONUÇLAR

Bu düşüncelere dayalı somut bir modele ulaşmak için sinirsel devrelerdeki çekimsel durumlarla ilgili daha çok bilgi edinmek zorundayız. Bunun büyük şeyler getirebilecek bir deneysel araştırma alanı olduğu düşüncesindeyim. Son derece kurmaca "balon sinir hücrelerinden oluşan ve yaratıcılarının var olduğunu düşündüğü bütünleyici özelliklere sahip gibi görünen hücre şebekeleri epeyce irdelenmiştir. Gerçek sinir hücreleri ve gerçek hücre devreleri bildiğimiz kompütasyon öğelerinden çok farklıdır, bu nedenle kompütasyon ilkelerinin de farklı olması olasıdır. Aksi durumda kafanın içi silikonla dolu olurdu. Gerçek anlamda sinir hücrelerinin ve devrelerinin matematiği oldukça zordur, fakat kanımca bunlar bilgisayar mühendislerinin düşleyemeyeceği ölçüde kompütasyon olanakları sağlayacaklardır. Modellerimizi gerçek sinir hücrelerinin özelliklerine dayandırmakla, düşüncenin formel yasalarını karşılayabilecek etkileşimleri keşfedebilir ve sonuçta düşüncenin neden kolay olduğunu açıklayabiliriz.2

ÖZET

Sıradan düşünme, çok sayıda işlemi kapsadığı göz önüne alınırsa şaşılacak denli kolaydır. Normal insanlar iyi biçimlenmiş düşünceler bolluğu arasından bir seçim yaparlar. Şizofrenide düşüncenin bu önkoşulu yitirilmektedir; hastalar bozuk biçimli düşünceleri süzgeçten geçirme yolunda bir savaş vermek zorundadırlar. Mekanik yasaların (sinir hücrelerinin etkileşimleri) formel yasaları (sözdizimi, mantık, uygunluk) nasıl karşıladığını göz önünde canlandırmak zordur. Dinamik sistemler kuramı, bunun için bir yanıt bulunmasına yönelik bir yol öneriyor. Genel olarak, herhangi bir yalıtlanmış dinamik sistem, geçici süreçlerin sonlanmasını takiben ayrı çekimsel haller kümesi içinden bir çekim haline doğru çekilecektir. Yalıtlanmış sistemler arasında kısa etkileşimlere olanak tanınırsa bunların çekimsel halleri düzensizliğe uğrayacaktır. Bu dönüşümlerin formel bir dile benzer seçme kurallarını izlediği koyut (postulate) olarak kabul edilir. Gerçek sinir hücresi devrelerindeki dinamik sistem özelliklerinin incelenmesi, düşüncenin formel yasalarını karşılayabilen etkileşimleri açığa çıkarabilir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült