Depresyonun Nedenleri

Prof. Dr. Yusuf Alper


Daha önce belirtildiği gibi depresyon mani ile birlikte duygudurum bozukluklarını oluşturan en temel iki hastalıktan biridir. Birçok hastalık nedeni olmasına karşın temelde duygudurum bozukluklarının, bir bakıma da depresyonun nedenleri 2 başlık altında toplanabilir. 

Biyolojik nedenler:

Çok çeşitli nedenleri bu çerçeve içinde sıralayabiliriz. En önemli neden kuşkusuz biyokimyasal nedenlerdir. Biyojenik aminler denilen noradrenalin ve serotoninin azalması veya artmasına göre depresyon ya da mani durumu ortaya çıkmaktadır. Tedavide verilen ilaçlarla bu maddeler düşükse yükseltilmeye, yüksekse düşürülmeye çalışılarak sağlıklılık düzeyine getirilmeye çalışılmaktadır. Bazen de hastalıkların tekrarlanmaması için sürekli bu amin düzeylerini dengede tutmaya yönelik koruyucu ilaçlar verilebilmektedir. Böylece bu aminler düşüp yükselmediği için mani ya da depresyon ortaya çıkmamakla, kışı biyokimyaal dengesi saklanarak hastalıklardan korunmuş olmakladır Bu noktada şunu anımsatmakta yarar var ki bütün denge anılan ıkı aminle sağlanmamakta başka birçok amin vb. maddelerin de etkisi olmaktadır. Dolayısıyla farklı biyokimyasal dengesizliklerde de depresyon ya da mani ortaya çıkabilmektedir (2).

Bir başka biyolojik neden çeşitli hormon bozukluklarıdır. Özellikle depresyonlu hastalarda hipofizden aşırı ACTH salınmakta, bu adrenal (böbreküstü) bezlerinden çok fazla kortizol salınımına neden olmakta ve bu durum da kişilerde depresyon ortaya çıkarmaktadır. Bu noktada neden böyle bir durumun olduğu çok açık değildir. Kişiler strese girdikleri için mi hipofiz aşırı ACTH salmakta ve depresyon olmaktadır yoksa kişilerde depresyon olduğu için mi (bir nedenle) hipofiz bezi aşırı ACTH salarak kortizol düzeyini yükseltmektedir. Ama ciddi depresyonlu kişilerde normal kişilere göre daha fazla kortizol salimini ve DST anormalliği olduğu kabul edilmektedir. Gerçi son yıllarda bu durumun depresyona özgü olmadığı çok eskiden kabul edildiği gibi ciddi stresin olduğu her tür ruhsal bozuklukta da (şizofreni vb.) DST anormalliğinin çok görüldüğü kabul görmektedir (1).

Kalıtsal yatkınlık duygudurum bozukluklarında çok belirgin olarak gözlenmektedir. Doğrudan geçişin olası kanıtları bulunmaktadır. Ancak bu, doğrudan geçiş olarak değerlendirilmemekte ve kişilerde genetik özelliklere eklenen çeşitli stres verici yaşam olayları, başka biyolojik ya da psikodinamik etkenlerle birlikte hastalığın ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bu hastalıklar bir ailede ya da sülalede daha fazla görülme eğilimi göstermektedirler. Majör depresyonu olan kişilerin yakınlarında depresyon görülme riski normal kontrol grubuna göre 23 kat fazlayken bipolar bozuklukta (mani ve depresyonun dönüşümlü olduğu hastalık) ise 818 kat fazladır (4).

Ayrıca beyinde yapısal ya da işlevsel bazı değişikliklerin olduğu savlanmaktaysa da bulgular çok tartışmalıdır ve hastalığın nedeni mi sonucu mu olduğu açık değildir.

Bu görüşler sık sık değişirler ve sürekli gelişmeye açıktırlar. Bilimsel araştırma teknikleri arttıkça beyin biyokimyasına ilişkin çalışmalar da artmakta ve depresyon veya diğer psikiyatrik bozuklukların nedenleri daha anlaşılır duruma gelmektedir.

Özellikle depresyonun biyolojik nedenleriyle ilgili olarak üzerinde durulan konu noradrenalin veya serotonin eksikliği ile ilgili olduğudur. Biyokimyasal açıdan bu maddelerin eksikliği ile açıklandığına göre depresyonun tedavisi de bu eksik maddelerin artırılmasıyla olabilir diye düşünülmüştür. Ancak mantıksal olarak çok doğru olan bu açıklama yetmemekte bazı depresyonlar her türlü ilaca karşın iyileşememektedirler. Sorun sadece nörotransmitterlerin azlığı değil birbirleriyle olan dengeleriyle de ilgili gibi görünmektedir. Ayrıca sorun birden fazla nörotransmitterle ilgili olabilir. Öte yandan depresyona yolaçan çok çeşitli nedenler vardır. Bunlardan bazıları; kafa travmaları, ameliyatlar, çeşitli enfeksiyon hastalıkları, örneğin ağır geçirilen grip, menenjit, kafa içi herhangi bir oluşum veya çeşitli hastalıklar, gebelik, lohusalık, menapoz dönemi hormon değişiklikleri, tiroid bezi hastalıkları, tiroid hormon bozuklukları, çeşitli kanserler vb. Bir kişide depresyon nedenleri araştırılırken bütün bunlar gözönüne alınmalıdır (2,3). 

Psikolojikpsikodinamik nedenler:

Depresyonu sadece biyolojik nedenle açıklamak olanaksızdır. Saf biyolojik nedenlerle ortaya çıkan depresyonlar olmasına karşın birçok nedenli (psikososyal) depresyonlar da olabilmektedir. Çeşitli yaşam olayları; yakın ölümü vb, ekonomik olarak iflas, kişinin sosyal statüsünü sarsan ve onurunu zedeleyen olaylar depresyona neden olabilmektedir.

Depresyonun psikodinamik açıdan nedenine bakıldığında sonraki bölümde çok daha ayrıntılı olarak anlatılacak olan klasik psikanalitik görüşe göre depresyonlu hastanın kişiliğinde özetle şu temel özellikler vardır (5): 

1. Oral dönemde saplanma ve buna bağlı olarak bağımlılık duygularının güçlü oluşu, sevgi açlığı ve terkedilmeye karşı aşırı duyarlılık,

2. Sevgi nesnelerine (yakın olduğu insanlara) karşı bilinçli sevginin yanısıra bilinçdışı kin ve düşmanlık duygularının bulunuşu,

3. Kolay cezalandıran, affetmeyen, güçlü, baskıcı bir süperego,

4. Öfke, kin, nefret gibi saldırganlık dürtüleri ile ilgili duyguların dışa vurulmasında büyük güçlük ve bu duyguların bireyin kendine yöneltilmesine eğilim,

5. Sevgi, onaylanma, beğenilme ve terkedilmeme için bireyin aşırı özverici olarak kendisini fazla yüklemesi; titiz ve mükemmeliyetçi olması.

Böyle bir kişilik yapısı olan insan gerçekte ya da hayali olarak bir sevgi nesnesini, (çocuk, eş, anne, baba, sevgili vb.) yitirdiğinde ikili duygular içinde olduğu o kişiye karşı bilinç dışı nefret ve düşmanlık duyguları egoyu sıkıştırır. Baskıcı süperegosu yüzünden saldırgan duygularını dışavuramayan birey bu duygularını kendine yöneltir. Yani burada saldırgan dürtüler (id’den kaynaklanan), süperego ve ego arasında bir çatışma yaşanmakta, sonuçta kişinin benlik saygısı düşmekte, değersiz bir yaratık olarak kendisini algılamakta, suçlamakta, bir hiç olduğunu düşünmekte, giderek yaşamaya layık olmayan biri olarak belirlemektedir. Ortaya çıkan bu durum ciddi bir depresyondur. 

Öte yandan günümüzde giderek önem kazanan, Freud’dan bazı bakımlardan ayrılan ama özünde onun takipçisi olan, dürtülerden çok ego’ya önem veren ego psikolojisi kuramına göre ise depresyonun oluşum işlemi biraz farklıdır. Bu konunun en önemli kuramcısı Bibring’e göre ego’nun benlik saygısının bir nedenle azalması depresyona neden olur. Ego’nun benlik saygısı şu durumlarda olur: 

1. Değerli, tanınan, sevilen olmak; aşağı ve değersiz olmamak,

2. Güçlü, üstün, güvenli, büyük olmak; güçsüz ve güvensiz olmamak,

3. İyi ve seven olmak; saldırgan, yıkıcı, kırıcı olmamak. 

Ego’nun bu isteklerinin yerine getirilmediği, oluşmadığı durumlarda kişinin benlik saygısı azalmakta, bir çaresizlik yaşamakta ve kişi depresyona girmektedir. Burada çatışma ego ile id ve süperego arasında değil egonun kendi içindedir. Kendi içindeki çatışma dolayısıyla kendisine saygısını yitirmiş, güçsüz, çaresiz kalmış olan ego, savunma işlemlerini kullanamayarak süperegoya teslim olur ve böylece depresyona girmiş olur (5).

Son yıllarda depresyonun temelde duygulanımla ilgili olmayıp düşünsel bir bozukluk olduğunu ileri süren görüşler de önemsenmektedir. Bu varsayıma göre kişi kendisi, dünya ve gelecekle ilgili olumsuz, kötümser düşünceler taşımakta ve her türlü yaşam olayını kafasındaki o şemaya göre olumsuz olarak yorumlamakta, o olumsuzluğu bütün yaşama genelleyerek tümden kötümser bir bakış oluşturmaktadır. Her şeyi bu bakış açısıyla sürekli olarak yorumlayan kişide giderek depresyon ortaya çıkmaktadır. Yani birincil olan duygulanım değil düşüncelerdir ve duygulanım ikincildir ve arkadan gelir. Dolayısıyla bu kişilerin tedavisinde de öncelikle kötümser, çarpıtılmış, yanlış düşüncelerinin düzeltilmesi gerekir.

Bu amaçla öncelikle düşüncelerin değiştirilmesine yönelik çaba önerirler (2,3).

Oluş biçimi nasıl olursa olsun; benlik saygıları kolay azalan, katı süperegoları olan, kişiler arası ilişkilerde bağımlı ve isteyici, çok isteyici oldukları için de çoğu zaman istediklerini elde edemeyen ve bu nedenle de kolay zedelenen kişiler depresyona yatkın kişilerdir. Ancak her depresyona giren kişi böyledir denemez. Kişilik yapısı nasıl olursa olsun her insan belirli koşullarda depresyona girebilir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült